logo
08 AĞUSTOS 2026

Ölüm ve hayat

(Allah’ın selamı üzerine olsun) Prof. Dr. Haydar Baş’ın 1994 yılında Mesaj Tv ekranlarında ‘ölüm ve hayat’ üzerine yaptığı analizler, hem gönül, hem de maddi dünyamızda her daim umut ve ışık olacaktır. İşte o analizler...

14.11.2020 00:53:00
 
Ölüm ve hayat
Ölüm ve hayat
Biz her ne kadar dünya içerisinde kaldığımız sürede hayatta kazanmanın mücadelesini veriyor isek de bunun asıl sebebi, maksadı, sadece dünyada bunları bina etmek değil kazancımızı ahirete taşıyabilmek içindir
 
Müminin asıl vatanı ölümden sonra vuku bulacak olan anavatanıdır, yani ahiret alemidir.
 
Biz her ne kadar dünya içerisinde kaldığımız sürede hayatta kazanmanın mücadelesini veriyor isek de bunun asıl sebebi, maksadı, sadece dünyada bunları bina etmek değil kazancımızı ahirete taşıyabilmek içindir.
 
Bu nedenle bu sebeple çok ciddi bir gayeyi çok ciddi bir neticeyi fevkalade bir hakikati televizyonunuzun gündem etmesi hakikaten hele bu günlerde gündem etmesi çok fevkalade takdire şayan bir husus olmuştur. Evvela tebrik ederim.
 
Ölüm ve hayat nedir?
 
Ölüm nedir, sorusunun cevabı Cenabı Hak Kur'an-ı Kerim'de, 'ölümü de yarattım' buyuruyor 'hayatı da yarattım'.
 
Demek ki hayatın karşılığı ölüm. Nasıl bir hayat? Nereye ölüm diyoruz?
 
Hayat ruhun şu anatomi içerisinde yani vücudumuzda gözle görülen elle tutulan bu maddi kalıbımızın içerisinde ruh hakimiyetinin devam etmesidir hayat...
 
Ayette, "ellezi halakal mevte vel hayate" (3) Cenabı Hak enteresandır burada önce ölümü yarattık diyor daha sonra hayatı yarattık.
 
Yani bizim mantığımızda ölüm yokluk gibi bir hissiyat olarak geliyor ve insanların algılaması da böyle. Ama Cenabı Hak bu o kadar mutlak bir gerçek için öyle bir şey ki diyor, "önce ben onu yarattım sonra da sizin içinde olduğunuz hayatı yarattım" buyuruyor.
 
Ben, bunu belki bugüne kadar tefsir edilmeyen bir mantıkla ele almak ister ve derim ki  "ölüm belki de ilk yaradılış anı. Yani Hz. Adem'in cennette bulunma anı. Hayat da oradan çıkarılmasıdır, uzaklaşmasıdır."
 

 
Çünkü orada Allah'ın tecellileri hâkim ve bu hakimiyeti Hz. Âdem neslinden gelen bizler çok açık ve seçik yaşayacak idik.
 
Ancak bu aleme gelişimizden sonradır ki, olan tecellileri artık idrak sayesinde ancak görüp yaşayabileceğiz.
 
Kısaca ölüm "bedensiz bir hayatın vücut anatomisi olmadan, organizma olmadan hayatın devam etmesi halidir. Maddi alemden manevi aleme geçiş demektir."
 
Hatta bazı büyükler ölüme, "bedeni terk edip, bir başka kapıdan çok mükemmel, mutantan, mütezeyyin, yani donatılmış süslenmiş fevkalâde mükemmel bir ülkeye aleme gidiştir" diye tarif ederler. Hakikat ölüm vuslattır, Allah'a kavuşmaktır.
 
Nitekim Cenabı Galibi Zül-Celal vel Kemal Hazretleri Kur'an-ı Kerim'in de ölümden bahsederken bunu biz yakınlarımız göçtüğü zaman, rihlet ettiği zaman, Allah'a yürüdüğü zaman tasavvuf da bir tabir vardır, 'öldü denmez'. Ne denir? Hakka yürüdü. Hakka yürümektir ölüm. Bedeni terk edip, geldiği ülkeye gitmektir.
 
Nereden çıkartıyorsun bunu! Yani bu durup dururken çıkmış sözler değil. 'Kalu "İnna lillahi ve inna ileyhi raciun"(4). Şimdi bize, Cenabı Hak beyan ediyor diyor ki "Siz, Benden geldiniz. Ben, size nefha ettim, üfledim". Ruhların yaradılışından bahisle Cenabı Hak, insanoğluna nefhayı ilahisiyle hayat veriyor. İşte ruhumuz odur.
 
Bu aleme gönderiyor bizi. O nefhayı bu beden kalıbı içerisinde gizliyor.
 
Hakikatte o kalıbın içerisindeki ruh da, kendisini o kalıp içerisine koyan Rabbimin özellikleri var, O'nun hasletleri var, O'nun sıfatları var. Bilmem anlatabiliyor muyum?
 
İşte bu kalıbı terk etme hadisesidir. "Benden geldiniz bana döneceksiniz" yani benden, siz varsınız.
 
Ölüm Allah'a Vuslattır
 

 
Ben, sizi gönderdim. Tekrar kendime "ileyhi raciun" bana döneceksiniz. Kime bir dönüştür? Allah'a dönüştür.
 
Gelirken çok temiz geldik. Hiç kir, pas yoktu. Şimdi bizi Yaradan ister ki, nasıl onları bu aleme gönderdiysek bu şekilde dönsün. Temiz gönderdi. İnsanoğlu ona temiz dönsün bu şekilde istiyor.
 
Bazılarına göre şeb-i aruz düğün gecesi Mevlâna'ya sormuşlar:
 
Ya Hazret nedir ölüm?
 
"Benim düğün gecemdir"
 
Korkar mısın?
 
"Bir delikanlının evleneceği geceden, sevgilisine maşukuna, buna kavuşacağı andan korkar mı?"
 
 Hasretle bunu bekliyor, korkmaz.
 
Şimdi kuşu altın kafese de koysan, "ah vatan" der. Ruh da, vatan hasreti içerisinde geldiği ülke onun ülkesi, hep onu özlüyor.
 
Şimdi esasen bu dünya denilen sahnede bizi bırakmak isteyen güç, kuvvet, bu dünya ile ilgisi olan organlarımızdır.
 
Dikkat edin, bakın vücudumuzda su vardır. Bu dünyaya aittir, et-kemik vardır, buna aittir. 
 
Bunlar bizi bu tarafa çekiyor, dünyaya çekiyor. İstiyor ki gitmesin buradan…
 
Şimdi onun hasletlerini ruhumuza aktardığımızda ölüm istemiyoruz, hoş gelmiyor bize. Ama ruhu ibadet ile taatla, yücelttiğimiz zaman, hafiflettiğimiz zaman, istiyor ki bir an evvel ona vuslat edeyim. Biri bir tarafa çekiyor, tabiri caizse diğeri öteki tarafa çekiyor.
 
Efendim nasıl olacak bu iş?
 
Eğer ruhu, bedene hâkim kılarsak o zaman Hz. Mevlâna'nın buyurduğu gibi "o benim şeb-i aruzumdur, düğün gecemizdir" deriz.
 
Nitekim Yahudiler, Allah'a yakın olduklarını iddia ederler ama hiçbir amelde de bulunmazlar, yalan konuşurlar…
 
Cenab-ı Hak'ta Kur'an'da, onlara; "Eğer siz, sözünüzde sadıksanız ölümü temenni edin, doğru iseniz ölümü temenni edin bakalım" (1) (çağrısında bulunuyor) Temenni edemiyorlar.  Niye? Çünkü her şeyleriyle dünyaya bağlılar.
 
Ölüm, Zikrullah ilişkisi
  
"Fezküruni ez kürküm" Beni zikret, seni zikredeyim. (2) diyor Cenab-ı Hak. Şimdi bak! Şimdi onun sinyallerini aldığınız zaman bir güç sizi, O'na itiyor veya çekiyor diyelim. O zaman korkmazsın, yani gün gibi nasıl bir hakikati müşahede etmek var ise onu da o şekilde müşahede eder, yaşarsınız ve de korkmasınız… Allah bu halleri nasip eylesin
 
Ölüm bedensiz hayata geçiştir. Kısaca ruhun hürriyetidir.  Cenabı Hak , "sizin eceliniz geldiği zaman onu ben bir nefes dahi geri bırakmam" (5) diyor.
 
Tedavinin maksadı nedir?
 
Tedavinin maksadı hayatı rahat geçirmektir. Bizim aldığımız nefesler sayılıdır. Hastalıkta ölüm getirmez.
 
Büyük bir arif Mustafa Hayri (rahmetullahi aleyh) Hazretleri derdi ki; "evlat, hastalık ölüm getirmez . Ölümü getiren şey eceldir, alınan nefesin bitmesidir. Gün biter, nefesin biter, Allah'a ısmarladık der, geçersin öteye…"
 
Niçin rahat yaşamak istiyoruz? Rahat yaşamak hasta bir insanın ubudiyeti ile sağlam, sıhhatli bir insanın ibadet imkânı bir midir?
 
Şimdi düşün ki, abdestini tutturamıyor bir insan, muhafaza edemiyor. Bu insan elbette en azından gönülden rahat değildir.
 
İslam, ona teyemmümle bu işi yap, demiş olsa bile kalbi mutmain olmuyor insanın…
 
İbadetin devamı için sıhhatin de mükemmel olması lazım. İşte ibadetin mükemmelliği sıhhate bağlı değil mi?
 
İşte o kazancı elde edebilmek için de sıhhat şarttır. Yani ibadetle kazanç elde edeceğiz. Bu nedenle de hep devamlı tabibe gideriz ve cenabı Peygamber Efendimizin ümmetine tavsiyesidir, değil mi?
 
Ölüme hazırlık ibadetle olur
 

 
O bakımdandır, yoksa ömrü uzatmak kısaltmak bizim elimizde değil. Allah hayırlı, kendi rızası istikametinde ömür nasip eylesin ve kendi yolunda hayatımızı değerlendirmeyi son nefeste de kazançlı gitmeyi ihsan eylesin.
 
Bütün mesele budur. Yani kazançlı gitmek. Yapacağımız her şeyi mutlak suretle hesabını vereceğiz. Zerre kadar işlenilen şey hayırdır, mutlaka sevabı vardır, karşılığı vardır. Şerdir, kötüdür mutlaka cezası vardır.
 
Rabbimiz Kur'an'ın da bunu beyan ediyor, anlatabildik mi? İşte Müslüman her anını hayırla değerlendirmek ister ki, ben kazançlı gideyim, elim dolu gideyim.
 
Şimdi düşünebiliyor musunuz, iki günlük bir hayat için her birimiz seferber oluyoruz. Sanayiydi, ticaretti, okumaktı, değil mi?
 
Bütün bunları niye yapıyoruz? 50 yıllık, 60 yıllık bilemedin 90 yıllık bir hayat için. Bu şartlarda 90 sene yaşayan insanlar da parmakla gösterilecek kadar az. Şimdi bu kadar hayat için bu kadar zahmet değer mi?
 
Kısa bir hayat için bu kadar zahmet çeken insanın, ebedi hayat için ne yapması lazım? İşte ben diyorum ki, bizim anlatmak istediğimizde bu zaten.
 
Diyoruz ki: Hayatımızın her sahnesini ibadet yapalım ki, dünyada kaldığımız ve çalıştığımız müddetçe bu ahirette kazancımız olsun efendim.
 
Nasıl çalışıyorsunuz? Zenginsiniz, zekâtını verebiliyor musunuz? Fakiri, fukarayı doyurabiliyor musunuz? Sırtını giydirebilir misiniz? O yardıma muhtaç insanların, Allah razı olsun ne kadar bir hayır ehli bu insan, bunu söyletebiliyor musunuz?
 
Ama bütün bunları da, bunlar densin, diye değil Allah, bunu istiyor diye yapabilirsek; daha, sanat, yol, çeşme, okul, su, her neyse bütün bunları yani amme diyoruz onun menfaatine maddi imkanlarımızı da takdim edebiliyor muyuz?
 
İşte bilesin ki o servet, ahiret içinde büyük bir kazançtır. Artı şahsi mükellefiyetlerinin karşılığında ubudiyetinle elde edeceğin sevap yani kıldığın namaz, tuttuğun oruç, yaptığın hac, insanlar arasındaki münasebetlerin, insanlara yardım etmen, iki arası bozuk insanın arasını düzeltmen, milletine, vatanına hizmet etmen, Allah'ı zikretmen, Allah'ı sevmen, ondan korkman, onun ismi anıldığı zaman gönlünün ve tüylerinin bir an harekete geçmesi…
 
İşte bundan o kazançtır, o ibadet kazançtır. Böyle gittiğimiz zaman kazandık, hiç merak etmeyin. Her anda kazançlı.
 
Nasrettin Hoca'ya sormuşlar ki, kıyamet ne zaman kopacak?
 
Buyurmuş ki; ben ölünce kopacak. Ne kadar güzel. Biz öldükten sonra kıyamet kopmuş, kopmamış fark eden bir şey yok.
 
İnsanların ölümüne Küçük Kıyamet bütün tabiatın yok olmasına da Büyük Kıyamet denir, diyoruz.
 
Tabiatta hiçbir şey yok ki, evren de hiçbir şey yok ki, bunun sonu olmasın. Sadece Ezel ve Ebet olan Allah'ın zatıdır. Bunun dışında bütün mahlukat bir zaman içerisinde mukayyettir yani ömrümüz madde ve manada her şeyin ömrü mukayyettir, kayıtlıdır.
 
Bunların bir başlangıcı ve de sonu olacaktır. Nasıl canlıların bir hayatı varsa bu tabiatın, bu evreninde hayatı var düşünebiliyor musunuz?
 
Dünya da ölecek, son bulacak!
 
Bu tabiatta güneş sistemi gibi yüzbinlerce sistem var. Galaksilerde henüz daha bugün ilim bu tabiatın, bu evrenin sonsuzluğunu hesap edemiyor. Mesela bilmem kaç ışık yılı senesinden başladığını hesabını yapamıyor.
 
Sonsuz bir kâinat sohbetimizde veya bir yerde bu yazımızda Ezel ve Ebet olan Cenâb-ı Hak başlangıcı ve sonu olmadığı için onun tecellisi sonsuzdur.
 
Bu nedenle de "bu alemin başlangıcı ve sonu yoktur" diye de bir ifademiz vardır, hatırlarsanız.
 
Yani bu alemin başlangıcı ve sonu yok. Bu sonsuz tabiatın, bu sonsuz evrenin de aynen canlı varlıklar ve de mahluklar gibi sonu var. Yok olma, yani gitmeye, bunlar da hayatını tebdil etmeye mahkumdur, mahkumuz.
 
Maddenin en küçük parçası atomdur. Atom neden meydana gelmiştir? İçindeki proton ve elektrondan…
 
Elektronların devamlı çekirdek etrafında dönüşü maddeyi meydana getiriyor. Peki, nedir bu elektronda hareket enerji ki bu kadar güçlü hareket yapabilsin?
 
Milyonlarca yıldan beri bu elektronlar, madde dediğimiz kesafetin yoğunluğun içerisinde hareketini devam ettiriyor. Bu var, peki bu enerji bitmiyor mu? Değil mi? Bu enerjiyi nereden alıyor bu madde? Şimdi madde kanuna göre bu enerjinin er veya geç bir zaman sonra durması gerekiyor.
 
Daha doğrusu bitmesi gerekiyor. Bir misal verecek olursak; "Siz bir taşı fırlatıyorsunuz, herhangi bir güçle faraza 100 beygir gücü ile bir taşı fırlatıp, taş ne kadar gider. O beygir gücü bitene kadar gider, beygir gücünün taşa yaptığı baskı veya enerji bitene kadar o taşı gönderirsiniz.
 
Kolunuzla savurun, kolunuzdaki güç kadar taşı gönderirsiniz ne kadar gider? Attığınız hız kadar yani ona sarf ettiğimiz güç kadar gider.
 
20 kilogramlık bir güçle mi savurduğunuz, 100 kilo neyse bu bir hesap ne kadar gider. İşte o kilogram hız kadar gider, bitti mi, orada taş düşer.
 
Madde içerisindeki hareket de, elektronları da birisi savurmuş, öyle bir güçle savurmuş ki fırtına gibi fırıldak gibi dönüyor. Ne kadar gidecek? Bu güç ne kadar büyük ise o büyüklük nispetinde dönecek. Ama Mihaniki Fizik Kaidesine göre bu gücün bitmesi lazım değil mi? Bittiği zaman ne olacak? Hareket duracak. Hareket durduğunda ne oluyor? Madde diye varlık ortada kalmıyor.
 
Şimdi elektron, madde içerisinde atom içerisinde dönmediği zaman madde yok, demek. Burasını bilmem anlatabildim mi?
 
Şimdi göklerdeki o kara delik olayı bu işte; koskocaman dünyanın 10 misli 100 misli büyüklüğünde yıldızlar var. Dedik ya yüzbinlerce galaxy sistemi var, semada.
 
Bugün ilim bunu tespit etmiş teleskoplarla beraber dünyadan misillerce büyük olan bu yıldız içerisinde netron çöküşü dediğimiz gerçekleşiyor, yani elektronların hareket enerjisi bitiyor.
 
Bitince ne oluyor? Hareket duruyor, içerisinde netron çöküyor, öyle bir büzülme ile koskocaman yıldız içine doğru büzülüyor ki bir futbol topuna dönüyor yani küçücük bir top kadar.
 
Güneş kadar büyük olan dünyadan yüzlerce defa büyük olan bu yıldız elimize alıp bir futbol topu da diyebiliriz buna bu hale geliyor çöküyor yani…
 
Ama Allah'ın tecellisine bak ki, o halinde ilk çökmeden evvelki halindeki ağırlık neyse, hepsi o topun içerisinde sıkışıyor.
 
Çünkü ağırlığı taşıyan yoğunluklar o topa stok ediliyor iki, daha enteresan bir nokta onun kapladığı hacım ne kadar. O hacım kadar da çekim orası devamlı çekim gücüne malik tıpkı bir huni gibi.
 
Bende bir Amerikalı bilim adamının eserinde okudum, bunun şekillerini çizmiş mantığın kabul ediyor ama tıpkı bu huni; İsrafil'in suruna benziyor.
 
Şimdi enteresandır ve madde dengesini kaybettiği için o çöküşte meydana gelen enerji yoğunluk daha doğrusu mevcut olan, efendime söyleyeyim o çekim gücü dönüşüyor, bir girdaba dönüşüyor, devamlı dönüyor. Siz su içerisinde bir girdap düşünün. Yok, girdaba yakalanan cisim girdaba gider mi gitmez mi ,kurban olur, değil mi çekilir kaybolur gider.
 
İşte o yıldızın yörüngesine giren yıldızlar veya onun yörüngesinde olan yıldızlar, ona yaklaştığı zaman efendim o güç, o girdap, onu çekiyor, yutuyor. Koskocaman yıldızı kendisi gibi küçültüyor. Sadece o delik büyüyor ama farkında değiliz, kara delik büyüyor.

 
Eğer bir sistemde, herhangi bir galaxy sisteminde böyle birkaç yıldız yörüngesinde bulunup da çekmişse tamamen hacim büyüyor.
 
Efendim o girdapta büyüyor derken o sistemin allak bullak olması, yok olması söz konusudur. Nitekim biz hacdayken haber olarak da bu yayınlanmış. Semada teleskoplarla böyle bir kara delik tespit edildi, diye dinlediniz gördünüz, bunlar var.
 
Her halde Allah kulunu uyarıyor
 

 
Bu ne demektir? "Ey insan, sakın ha böbürlenme, kafana akıl koy" Allah diyor. Ne buyuruyor; "bu aleminde sonu var. Zaten onun sonuna gerek yok. Senin sonun her gün yüzlerce senin gibi hayat sahibi  insan hayatını kaybediyor, niçin hazırlanmıyorsun? Hazırlan, demek istiyor.
 
Bazıları, Müslümanı anlamak istemiyorlar. Mümin insan geniş ufuklu insandır. Hayata 50-60 veya 70 yıl gibi bir zaman içerisinde bakmaz, onun hayata bakış tarzı sonsuzdur.
 
Şimdi sonsuz hayatı gözleyen insan mülteci, gerici olabilir mi? Sonsuz hayatı önüne getirip o şekilde hayatını yaşayan bir insan çok akıllı, çok zeki, feraset ehli; yaptığı hesapları çok iyi bilen ve tutturan insandır.
 
O bakımdan hesap adamı olmak, bence sonsuz hesabı bilmeye bağlıdır. Bu hesabı bilmiyorsak bilelim ki çok yanlış yaparız. Yanlışlarımız çok olur, isabetimiz az olur, kısa mesafelerde hep kendi kendimizi kandırırız, aldatırız.
 
Zaten Cenabı Hak dünya hayatı için "legibun evlehum" buyuruyor. Oyun ve oyuncaktır. Dikkat edin hatta soruyorlar birbirine sureyi "amme yetesaelune anin nabail azim"(6) Ne zaman bu büyük gün gelecek ki, herkes ihtilaf ediyorlar. Ne zaman ama mutlak var, "ellezi hum fihi muhtelifun"(7) bu konuda zamanı hususunda ihtilafa düşüyorlar ve Cenab-ı Hak kıyamete yemin ediyor. "La uksimu bil  yevmil kıyameh"(8) Kıyamet gününe yemin olsun ki, bu mutlaka vardır. İnsan en değerli şeyler üzerine yemin eder.
 
Allah da, onun üzerine yemin ederim, çok değerli .Ne için değerli? Çünkü Allah, onunla gücünü ispat edecek. Bütün mahlukatı şimdi o vardır, yoktur diyen o gün görecek.
 
 
 Muazzam sonsuz Kâinat tabiat ayet-i kerimede Cenabı Hak, insanoğluna "EveIem yeraI insânü ennâ haIaknâhü min nutfetin feizâ hüve hasîmün mübîn"(9)
 
"Sizi bir damla su pıhtısından, meniden yaratan Rabbinizin bu gücünü görüp de hala mı Onu inkâr ediyorsunuz, yani onun dirilteceğinden şüphe ediyorsunuz."
 
Biz aklımıza bir bakalım, bir kokmuş su damlası değil mi? Şu damlanın harikalarına bak; düşünüyor, hayal kuruyor, görüyor işitiyor, vehmediyor, tutuyor, uyuyor, kalkıyor, koşuyor, icat ediyor, keşfediyor, yapıyor bir damla su…
 
Allah Allah! Ne muazzam kabiliyet bu insan! Bunu düşünmez mi? Peki, bu kabiliyet nereden geliyor?
 
Bu insana, insan sorar; bu kabiliyet nereden geliyor? Eğer tabiattan geliyor, dersek tabiatta bu kabiliyet yok ki, ne işitmesi var, ne görmesi var. Ne düşünmesi var, ne hissetmesi var.
 
Öyle ya bu kabiliyet onda olmuş olsa o zaman, kendinin de çok daha mükemmel olması lazım ki, belki bunlar bana aittir. Ben biraz daha azını vereyim sana. Ama insan bazen tabiatı da allak bullak ediyor, şekilden şekle sokuyor.
 
O halde bu güç, bu kuvvet tabiatın değil tabiatı da bu hale, bu vazifeyi veren Allah'dır. Niçin buraya geldik ki? Kısaca şunu anlatmak istiyoruz, bu hâdise mutlaka gerçekleşecek, er veya geç mümin insan bundan çekinmez ve de korkmaz
 
Kâmil Mümin ölümden korkmaz
 
O, hesap gününe kendini hazırlar. Korkusu nedir, eyvah, demesinin hikmeti nedir? Neden ben kalın kafalılık yapıyorum da iyi hazırlanmıyorum, demesidir, hükmünün korkusu budur.
 
Yoksa alem sonu gelecekmiş ölecekmiş! E tabi ölecek. Ölmeyecek mi? Niçin kavuşmak istemesin? Sonra ölüm bir vuslat, sahibine kavuşmak, ondan korkmaz.
 
Mümin bunlardan korkmaz çekilmez. Korkumuz ne? İyi hazırlanmamak, hazırlanalım işte. Her şeyimizi O'na hazırlanmak için ayarlamamız lazım. Buna göre hayatımızı tayin ve tanzim edersek bilelim ki kazançlıyız.
 
Günümüzde dikkat edersek bütün suçlar ve başta bazen biz diyoruz ki, Müslüman bir insan olarak yaşasak toplumda bu tip hallerin olması mümkün olmaz.
 
Neden olmaz? Müslümanlıktaki hikmet nedir? İşte Müslümanlık, insanı ahirete hazırlıyor. İnanç ondaki en büyük unsur inanç hakimiyetidir.
 
Allah, ona her şeyi soracak, bunu biliyor. Müslüman hiç kimsenin bir kılına dahi zarar vermez, mümin incitemez, hiçbir insan incitmez, bunun hesabını verecek bastığı toprak altındaki karıncanın bile hesabını vereceğine inanan Müslüman, nasıl olur da bir insanın hayatına son verebilir, malını çalabilir, ırzına namusuna tecavüz etme düşüncesinde bulunabilir?
 
O, kendi dünyasında, hayal dünyasında bile bunları düşünemez. Yani maddi hayatı tertemiz olduğu gibi manevi ufku da çok temizdir. Onun manevi ufkunda son derece mutantan, mütedeyyin bir hayat vardır. Hep onu kurmaya çalışır, alemine de bunun akşam etmek istiyorum bunlar her şeye örnektir.
 
Şimdi biz bu tip örnekleri göremediğimiz için diyoruz ki herhalde bu insanlar ölümden sonrasına pek inanası gelmiyor ki bu kadar korkunç hadiseler zuhur ediyor.
 
Öyle ya hiç ölümden sonrasına inanan insan, hırsızlık yapabilir mi, kötülük edebilir mi, yalan konuşabilir mi, başkasına zarar verebilir mi, başkasını rahatsız edebilir mi, insanların arasını açabilir mi, bir canı incitebilir mi? Değil öldürmek…
 
Ama bunların biz bugün son derece revaçta olduğunu görüyoruz.
 
Tıpkı cahiliye döneminde olduğu gibi iffettir, hayadır, namustur, fetanettir, ahlaktır, hukuktur hiçbir şey kalmadı . Yani bir karamsarlık tablosu çizmek için bunu söylemek istemiyorum.
 
Gazetelere bakın, haberleri dinleyin, bunlar her gün görürüz. Ha bunlar niçin var oluyor? Demek ki biz bir şeye çok güçlü inanmıyoruz da, onun için. O da nedir? Ölümden sonra dirilme olaydır.
 
Eğer buna bir inanabilsek günümüzün bence asıl problemi de bu buna inanabilsek, adam öldürmeyi hüner haline getirmiş insanlar her şeye son verir, tövbe kapısı her tarafı açar. Allah'ın rahmeti sonsuzdur.
 
Yalan konuşmaz, iftira etmez, dedikodu yapmaz. Senin, benim malıma gelip elini uzatmaz. İnsanların arasını bulur. Huzur ve saadet içinde yaşamaları için onlara imkanlar hazırlamaya çalışır. Bilir ki kazanç budur. Bunun ötesi yalan. Bunu demek, anlatmak istemişiz ve kanaatim da budur.
 
Biz, millet olarak çok büyük bir millet, inancımız fevkalâde yerindedir. Ancak bunun frekansı bazen gidiyor, bazen geliyor. Bunu her zaman yerinde tutmak gerekir. Zayıflatmayacağız. Bunu yapacağız inşallah. Bunu anlatmak istemişizdir.
 
Son nefese hazırlık
 
Son nefese hazırlık. İşte hayatı bu şekilde düşünüp, değerlendirmektir. Yoksa muayyen zamanlarda değil hayatın tamamını bir imtihan olarak kabul etme halidir. Kalbi Allah'a mekân yapma halidir, son nefes hali. Şimdi insanda çok ciddi bir güç var enerji var nefis var.
 
 Allah imtihan dünyasında olmamız münasebetiyle bu gücü bize mekkuz kıldı. İçimize gizledi, verdi. Bunu niye verdi? Zaten bize bunu vermemiş olsaydı melek olurduk ama melek var. O zaman insana ihtiyaç olmaz. Tamam onu verdi, öteki tarafı vermeseydi. O zaman hayvan olurduk. Ama hayvan da var. Biz, melekle hayvan arasında bir varlığız. İkisinin hasleti derunumuzda meknuzdur.
 
İrade verdi, hayvanda yok, akıl verdi onda yok. Ne melek de var, ne hayvanda. Şimdi bu gücü, bu kuvveti O'nun gösterdiği istikamette akıl ve irade ile değerlendiren insan, her anını Allah'la beraber yapar.
 
Günde sadece 5 defa Allah'ın huzuruna gitmek değil marifet her an Allah'ın huzurunda olmak. Asıl saadet, asıl sevda, asıl vuslat budur.
 
"Arifler her an namazdadır" diyor Mevlana. Hz. Abdulkadir Geylani (k.s) "öyle ol ki diyor, onsuz, olma. Her an onunla beraber ol, ben, seni hep ona çekmek istiyorum. Onun huzuruna getirmek istiyorum. Sense, beni dinlemiyor, bana isyan ediyorsun. Nedir bu halin? Ben, senin kavganı durdurmaya çalışıyorum. Sense kavgaya devam ediyorsun ve beni haksız görüyorsun. İtirazı bırak Beni dinle. Beni dinlersen O'nunla olursun"
 
Niye? Çünkü O, bize içimizdeki engelleri gösteriyor. Şunları şunları yaptığın zaman aşıp ona gidemezsin, yapmazsan gidersin, Onunla beraber olursun.
 
Allah kulunun kalbine tecelli ettiği zaman bir hazdır, bir lezzettir. Buna da feyiz, denir. O muhabbeti kul aldı mı, ah (!) "ballar balını buldum, kovanım yağma olsun" demeye başlar. Bir zevktir, bir sevdadır bu hal.
 
Şimdi bu halde olan adam ölümden korkacak! Haydi oradan be! Niye korksun ki? Bizim milletimizin temelinde bu inanç, bu sevda, bu haslet, bu hayat olduğu için ölümden korkmaz.  O bakımdan "ölüm sana vuslattır hakka kavuşmak için" değil mi?
 
Askerimiz, Mehmet'imizde, O'nun için ölümden korkmaz. Allah Allah de,r ateş hattına girdiği zaman süngüsünü takar, ölüme seve seve gider.
 
Bilir ki yaşadığı alemden çok daha mutlu, çok daha mükemmel bir alem var, bir şehadet alemi, bir mükemmel alem var.
 
Bizim özümüzde bu var. Şimdi insanın iç tabiatı dedik ya; hem melek-i sıfatlar var, hem hayvan-i sıfatları var. Düşün ki hayatında bu hayvani sıfatları, melek-i sıfatlarına esir etmiş, onda melek-i sıfatlar hüküm kurmuş, tam insan olmuş, İnsan-ı Kâmil olmuş. O insan ölecek, sureti de insan, sireti de insan.
 
Ama düşün ki görünüşte insan hakikatte kin var, nefret var. Bunlar kimin halidir? Hayvanın halidir; kin, deve kini derler, yılan gibi sokma derler.
 
Bu ahlak, ahlak-ı zemime hayvanların halleridir. Şimdi bu da hâkim olur da, bu hal üzere insan ölürse görünüşte yakışıklı, delikanlı has bir adam. Meğer gitti hayvan suretinde.
 
Bunu tebdil etmemiz lazım. Hayatta kazanç budur. İşte insan olarak geldik, insan olarak gidelim, insan olarak Allah'a yürüyelim. Maksat bu, o zaman nasıl ölüyorsak öyle dirileceğiz. İşte insan gibi ölelim, insan gibi dirilelim.
 
Hadis Şerif'te Canab-ı Peygamber Efendimiz günde 17 defa ölümünü düşünen şehitlerle haşrolur buyuruyor. Neden? Çünkü ölümü düşünen insan, ölümden sonrası Allah'la beraber olur. Allah'ı hatırlar. Allah'ı hatırlayan insan yanlışlık yapamaz. İşte harama uzanamaz, haram yemez, haram konuşamaz, dili, gözü, eli, ayağı bağlanır. Hep doğruyu görür, hep hayırlı görür, hayırlı işler yapar yanlış iş yapmaz. Birincisi Allah'ı zikretmek. Allah zikrederse, ikincisi namaz.
 
Peygamberimize üç şey sevimli kılınmıştır
 
Cenabı Peygamber Efendimizi üç şey sevdirilmiştir. Bunlardan bir tanesine de işte namazdır, gözümün nuru, diyor. Niye gözünün nuru? O göz nuru tertemizdir. Çünkü o namazda insana tecelli eden Cenabı Haktır.
 
Ne demektir tecelli? Kendini tanıtmasıdır "esselâtü Miracı müminin" Namaz kılın, namazda başını secdeye koyuyorsun ben yokum, diyorsun. Bu ne demektir?
 
"Sübhane rabbiyel azim Sübhane rabbiyel ala rükuda ve secdelerde yüce olan Allah'ı tesbih ederim." Diyorsun.
 
Ben de hiçbir şey yoktur, demek istiyorsun. Ben, yokum diyorsun. Ben yokum dediğin zaman var olan kimdir? Allah'tır.
 
O, Allah'ın varlığı sana tecelli ettiğinde, kalbinize tecelli ettiğinde, kalbimize Allah o namazı nasip etsin işte asıl namaz bu" ariflerin namazı bu" diyor, Mevlana…
 
Bir zikrullah, iki namaz, üç nefsi tezkiye eden Oruç. Nefsin de temizlenmesi lazım. Böyle her zaman ye, iç, ağzının, damağının tadını al, güzel ama işte hep ehli dünya olursun
 
Tulu emel sahibi, uzun düşünürsün sanki ölmeyecek misin? Öleceksin kardeşim, hesabını yapsana. İnsanda bir hırs var, bir tamah var. "İnsanoğlunun iki vadi altın olsa, üç vadi altın olmasını arzu eder. Onun gözüne ancak bir avuç toprak doyurur" Cenab-ı Peygamber Efendimiz böyle buyurdu.
 
Bunlar işte bunları bu hallere aşacağız ki her zaman Cenabı Hakla beraber olalım. Ondan sonra bunların ardından ne gelir Allah'ın muhabbeti gelir.
 
Yaptıkça yürüyoruz, sen yürüdükçe o sana koşuyor. Ne diyor? "Bana yürüyerek gelirsen Ben, koşarak gelirim, sonra gören gözün, işiten kulağın, tutan elin, konuşan dilin, yürüyen de ayağın olurum" diyor. Kim? Bunu buyuruyor, Allah buyuruyor. Ya hu bir insan, Cenabı Hakk'ın nazarıyla baksa nereyi görmez?
 
Şimdi efendim, o içimizdeki zemime tarafı. Ahlakımızla şeytan musallat oluyor. Şeytanın asıl sermayesi orasıdır, tarlasıdır.
 
Son nefeste oraya gelir, oturur. "Hasta etti seni. Alacağını ondan mı alacaksın? Gel bana, tamam ben güçlüyüm".  O son nefes. Aman Y arabbi! Tam bir cidalleşme anı, mücadele, o sana, sen ona…
 
Hocam nasıl kazanacağız?
 

 
 
İşte "son nefeste söylemezse bu diller, bütün cihan senin olsa ne fayda" diyoruz ya! İşte bu sözü, bu son nefeste ne diyecek; Ey Şeytan, ey nefis dur, bakalım. Hayır, siz yalan konuşuyorsunuz. Asıl sevilen Allah'tır. Baki olan O'dur. O'na döneceğiz. O'ndan geldik. Nasıl? "Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enna Muhammeden abduhu ve resulühu"
 
Onun için haleti nezir de diyoruz, tabir bu. İnsanların yanına gittiğimizde unutmayalım, hiçbir şey bilmiyorsak, bu kelime-i şehadeti, kelime-i tevhidi kulaklarına duyacağı nispette okuyalım.
 
Evet, okuyalım ki onlar da bunu güzelce söyleyerek teslimi ruh etsinler ve Rablarından geldiği gibi O'na güzelce gitsinler.
 
Eğer bunu yapmazsak, o zaman zararlı gideriz. Biz şimdi niye fazla Allah'ı zikredelim diyoruz, niye fazla ibadet? Bak Cenabı Hak, Kur'an'da 'beni çok zikredin' buyuruyor. Bunda bir incelik var, bir sır var.
 
Son Nefes; Hadi Allah'a ısmarladık da demez
 
Nedir bu? Biz, O'nu çok zikredersek kalbimize O yerleşir, azalarımıza yerleşir, elimize, ayağımıza, gözümüze, kulağımız da. 'Allah der' Ne zannediyorsun sen? Esasen "yusebbihu lillahi mafis semavati vema fil ard"( Yerde ve gökte ne varsa hepsi Allah'ı zikreder).
 
Allah der, her şeyimiz Allah diyor
 
Cenabı Hakk'ın istediği, murat ettiği irademizle, dilimizle O'nu zikretmemiz değil mi?
 
O'nu zikretmemizi, bunu istiyor bizden. Bunu yaparsak mesele tamamdır.
 
Ha! Şimdi bunu yapıp da, kalbimize zikri indirdiğimiz zaman, oraya yerleştiği zaman, zikir orada mekân tuttuğu zaman, o son andaki cebelleşmede, mücadelede, kavgada, hiç korkma, şeytanı mağlup edersin.
 
Niye? Eğer kalbinde o seni mağlup ederse dimağında şuurunda vardır o hayal. Orada Allah dersin, orada la ilahe illallah, dersin. Hayır, orada yok, dilinde var, dilinde dersin, elinde dersin, onun için her tarafı yerleştirmek lazım, de mi efendim…
 
O tek hasmımızı mağlup edeceğiz zaten. O tek hasım mağlup olursa cemiyet meydanında da kötülük kalmaz. Herkes onu mağlup etmeye mükelleftir. Şu veya bu suretle ortaya çıkıyor, bazen insan suretinde. Bil ki tasarruf eden hep odur. Bizim nefsimizle eğer onunla mücadeleye karar verirsek ne ortada şu kalır, ne bu kalır.
 
Esasen Cenabı Hak, inanan kuluna son nefeste bir acı da verecek, ıstırap da verecek. O'nun kefaretidir.
 
Rasulullah Efendimiz hadis-i şeriflerinde öyle buyuruyor ve "müminin kefaretidir. Ne, ölüm" sıkıntısı, o cefası değil mi? Onu tertemiz Cenabı Hak istiyor. O anda onu temizliyor, öyle huzuruna alıyor"
 
Bir de bunun üstü bir hal var ki, Allah onu hepimize nasip etsin, böyle sevinerek koşarak, eğlene eğlene gider.
 
Hadi Allah'a ısmarladıkta, demez. Lan öyle bir aleme gidiyorum ki buradan ne olur, dercesine…
 
Yahya Kemal Beyatlı'nın (Allah rahmet eylesin) hep o şiir hatırıma gelir de, tam okuyamam onu. Bunda çok hoşuma gider sanki o anı anlatıyor:
 
"Artık demir almak günü gelmişse zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
 
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol, sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
 
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli" diye devam ediyor.
 
Gene iyi bu kadar okuduk. Çok sevdiğim bir şeydir, böyledir. Şimdi senin dediğine gelince Hz. Yusuf  (a.s) kadınlar meclisine girdiği zaman her peygamber de bil ki mucize vardır Allah'ın peygamberlerin de bir mucize vardır.
 
Yusuf Aleyhisselam 'ın mucizesi güzelliği. O kadar güzeldi ki, Hz. Peygamberimiz buyuruyor ki; "Ben Miraç'ta kardeşim Yusuf'u gördüm" diyor, "kainatın yarı güzelliğini Allah ona İhsan eylemiş"
 
Hz. Ayşe annemiz de buyuruyor ki; "Kenan Diyarı'nın Yusuf'u görüp de parmaklarını kesen kadınlar eğer Allah'ın sevgilisi Muhammed Mustafa'yı görsellerde hayatlarına kıyarlardı."
 
Şimdi o kadar güzel. Bak Resulullah'ın güzelliği ne kadarmış! işte sure-i Yusuf'u okumasını bir mürşit müridine tavsiye ediyor. Sebep de; Hazret diyor, Kur'an-ı Kerim'de her şeyin olduğunu söylüyorsunuz ancak ben, müminin ruhu yağdan kılı çekersin gibi çıkar hadisinin mealini Kur'an'da bulamadım.
 
O da buyuruyor, "Oğlum sure-i Yusuf'u oku. Gidiyor, okuyor bulamadım, diyor. O zaman gene oku, diyor. Gidiyor, gene bulamadım, diyor. En sonunda buldum, neyi diyor?
 
Hz. Yusuf'un güzelliğini müşahede edipte varlığından geçen kadınlar, ellerini kestiği zaman farkına varmadılar. Demek ki insan, ruhunu teslim ederken Allah'ın cemalini müşahede ederse onlardan ruhun, bedenden çıkış ıstırabını duymazlar". Hah bildin diyor, tam öğrendin, okudun bu sefer.
 
Şimdi efendim! İnsan eğer Rabbine dünya hayatında vuslata karar verdi, hep ona yürümek istiyor, gidiyorsa artık bir perde kalmıştır. Ölüm dediğimiz anda o perde de can hulkuma geldiği zaman açılır, gideceği yer seyredilir.
 
Gideceği alemde onun Rab 'binin mekanı, Onun Rab'ının zatının, sıfatının, esma ilahisinin olduğu alem olduğu için şimdi düşün ki insan, en büyük gerçeği, en büyük hakikati bir anda perdenin açılışı ile seyrediyor.
 
Daha bir şey duyar mı ya? İşte kovanım yağma olsun, der zaman. Evet, doğrudur, çok doğrudur. Allah o hali hepimize nasip eylesin, böyle bir ölüm ihsan etsin.
 
Cenabı Hak, benim rahmetim sonsuzdur, diyor; "tubu ilellahi tevbeten nasuha". Günahınıza dönmeyecek şekilde tövbe edin ben, sizi affedeyim;  Cenabı hak "Vallahi gafururrahim" Yeminle ben affedicinin ta kendisiyim; Cenabı Hak kullarını affetmek için bahane arıyor.
 
Mesele O'nun kapısına dönmektir. Döndüğümüz zaman O, bizi affeder. Onu istiyor. Zaten bizim evladımıza olan muhabbetimizin en az yedi misli demiştir.
 
O'nun en isyan etmiş kuluna düşün ki o, kuluna rahmet etmesin, onu affeder. Bu mümkün mü hatta ayet-i kerimede "la taknetu min rahmetillah"(10) Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.
 
Şimdi efendim! Bu o rahmeti biz anlatamayız. O mümkün değil. Anlatmak hiç mümkün değil, sonsuz bir kapıdır.
 
Hiç şu andan tezi yok, oraya girelim, sığınalım. Rahmeti zaten ne diyor? Eğer inkâr eden O'nun rahmetinin sonsuzluğunu bilseydi utanır, inkâr etmezdi. Rahmeti sonsuz ama müminde sabredecek. Öyle ama bir de O'nun azameti, kudreti var, kuvveti var. Onu düşünseydi oda ubudiyetten geri kalmaz.
 
Kaynaklar:
 
1) Cuma/6
 
2) Bakara/152
 
3) Mülk/2
 
4) Bakara/156
 
5) Araf/34
 
6) Nebe/1
 
7) Nebe/2
 
8) Kıyamet/1
 
9) Yasin/77
 
10) Zümer/53
 
Prof. Dr. Haydar Baş 1994 yılı Ramazan ayı Mesaj TV konuşmasıdır.

Şiddetli karın ağrısına dikkat!


 
 
Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor.

08.08.2026 06:49:00
Murat Çorbacı
 
Şiddetli karın ağrısına dikkat!
Şiddetli karın ağrısına dikkat!

Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor. Tıp dilinde 'akut kolesistit' olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

Ne zaman harekete geçmeli

Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, "Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır" dedi. Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ.


Kadınlarda daha sık görülüyor

Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.

Yağlı yemekler azdırıyor

Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor.

Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif

Şanlıurfa'nın doğusundaki dağlık bölgede yürütülen yüzey araştırmalarında, Neolitik Çağ'a ait ve içerisinde anıtsal dikili taşların bulunduğu devasa bir yaşam alanı gün yüzüne çıkarıldı

07.08.2026 22:30:00
Eyüp Kabil
 
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile uluslararası arkeoloji heyetlerinin ortaklaşa yürüttüğü Taş Tepeler projesi kapsamında, insanlık tarihini yeniden yazacak nitelikte bir keşfe imza atıldı. Şanlıurfa kent merkezinin 45 kilometre doğusunda yer alan "Karahan Tepe" yakınlarındaki bakir bir vadide, jeoradar taramaları sonucunda yer altında gömülü devasa bir yerleşim tespit edildi. İlk karbon testleri, bu alanın günümüzden tam 12 bin yıl öncesine, yani avcı-toplayıcı toplulukların yerleşik hayata geçiş evresine tarihlendiğini gösteriyor.

Göbeklitepe'nin ikizinden daha büyük

Kazı başkanlığından yapılan ilk açıklamaya göre, yeni keşfedilen yerleşim alanı coğrafi yayılım olarak Göbeklitepe'den yaklaşık 3 kat daha büyük bir alana yayılıyor.

Bölgede yapılan ilk sondaj çalışmalarında, üzerilerinde insan, akbaba, tilki ve leopar kabartmaları bulunan, boyları 6 metreye ulaşan "T" biçimli 40'tan fazla dikili taş belirlendi. Arkeologlar, bu alanın sadece bir tapınak değil, aynı zamanda binlerce insanın aynı anda toplandığı devasa bir ritüel ve sosyal yaşam merkezi olduğunu tahmin ediyor.



Yerleşik hayatın ezberleri bozuluyor

Keşif, insanlığın tarım devriminden önce de büyük topluluklar halinde bir arada yaşadığını ve organize olduğunu kanıtlayan yeni veriler sunuyor.

Henüz tarımın ve evcilleştirilmiş hayvanların olmadığı bir dönemde, bu kadar büyük anıtsal yapıların hangi mühendislik bilgisiyle ve nasıl bir iş gücü organizasyonuyla yapıldığı sorusu, bilim dünyasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yabancı uzmanlar, bu sit alanının büyüklüğü karşısında insanlık tarihinin kronolojisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor.



Güvenlik çemberine alındı, kazılar genişletiliyor

Eşsiz buluntuların zarar görmemesi ve kaçak kazıların önlenmesi amacıyla bölge tamamen sit alanı ilan edilerek jandarma koruması altına alındı. Önümüzdeki aylarda dünyanın dört bir yanından yüzlerce arkeolog, antropolog ve jeologun katılımıyla uluslararası düzeyde büyük bir kazı seferberliği başlatılması planlanıyor. Yetkililer, alanın turizme kazandırılması için şimdiden lojistik ve çevre düzenleme çalışmalarına başlandığını bildirdi.

Aziz Yıldırım'ın kızına yönelik paylaşımlar yapan kişiye ev hapsi

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın kızına yönelik sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınan şüpheli hakkında "konutunu terk etmemek" şeklindeki adli kontrol tedbiri uygulandı

07.08.2026 17:02:00 / Güncelleme: 07.08.2026 17:07:18
Anadolu Ajansı
 
Aziz Yıldırım'ın kızına yönelik paylaşımlar yapan kişiye ev hapsi
Aziz Yıldırım'ın kızına yönelik paylaşımlar yapan kişiye ev hapsi

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, 5 Ağustos'ta avukatı aracılığıyla Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu şikayet dilekçesinde, X sosyal medya platformunda "2007 Hakan Safi" isimli, 20 üyeden oluşan bir sohbet grubu kurulduğunu, gruba üye hesap kullanıcılarının kendisi ve 18 yaşından küçük kızına yönelik sistematik bir şekilde "kişisel verileri hukuka aykırı olarak yayma", "tehdit" ve "hakaret" içerikli paylaşımlarda bulunduğunu iddia etti.

Şikayet üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, söz konusu sosyal medya hesaplarının tespiti için İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yapılan çalışma kapsamında şüpheli Cengiz Y. gözaltına alındı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan zanlı, Bakırköy Adliyesine sevk edildi.

Sevk yazısında "mağdurun ismi ve fotoğrafının kişisel veri kapsamında olduğu" değerlendirmesi

Burada savcılığa çıkarılan zanlı, "kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak" suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine gönderildi.

Savcılığın sevk yazısında, somut olayda mağdurun ismi ve fotoğrafının kişisel veri kapsamında olduğu, eylemin hukuka aykırı olarak ve mağdurun rızası dışında gerçekleştirildiği belirtildi.

Yazıda, şüphelinin, mağdura yönelik "kişisel verileri hukuka aykırı olarak yaymak" suçunu işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması, üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, öngörülen ceza miktarı ile olayın oluş şekli de dikkate alınarak tutuklanmasına karar verilmesi talep edildi.

Sulh ceza hakimliği, şüpheli Cengiz Y. hakkında "konutunu terk etmemek" şeklindeki adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar verdi.

Sokak ve muhalefet ayakta

TBMM Başkanlığı’na sunulan ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” ülkede tansiyonu yükseltti. Taslağın altına imza atan siyasi aktörlere yönelik sokaktaki öfke çığ gibi büyürken, muhalefet kanadından gelen sert açıklamalar ve sivil toplumun protestoları siyasetin gündemini tamamen değiştirdi

07.08.2026 15:20:00
Haber Merkezi
 
Sokak ve muhalefet ayakta
Sokak ve muhalefet ayakta
Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanan 12 maddelik yasa teklifi, toplumun geniş bir kesiminde büyük bir infiale yol açtı. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'lı milletvekillerinin ortak imzalarıyla TBMM'ye getirilen düzenlemeye karşı birçok şehirde eş zamanlı protesto gösterileri düzenleniyor.

Özellikle şehit yakınları, gazi dernekleri ve milliyetçi hassasiyeti yüksek sivil toplum kuruluşları meydanlara inerek yasanın geri çekilmesini talep ediyor. Sokaktaki vatandaşlar, örgüt suçlarına yönelik ceza ertelemesi ve adli kontrolle tahliye yollarının açılmasını "hukukun katledilmesi" olarak yorumluyor. İmza atan liderlerin ve milletvekillerinin fotoğraflarının taşındığı eylemlerde, "Gazi Meclis'te terör meşrulaştırılamaz" sloganları atılıyor.


Muhalefetten sert itiraz: "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorlar!"


Siyasi arenada yasa teklifine en sert ve tavizsiz tepki İYİ Parti'den geldi. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Meclis kürsüsünden yasa metnini imzalayan MHP lideri Devlet Bahçeli ve Cumhur İttifakı ortaklarına adeta ateş püskürdü. Dervişoğlu, yapılan hamleyi tarihi bir benzetmeyle eleştirerek şu ifadeleri kullandı:

"Yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar. Siz Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz ve ne yaptığınızın farkında bile değilsiniz. Çerçeve yasa olarak adlandırılan bu ihanet belgesini asla kabul etmeyeceğiz!"

İYİ Parti, yasa teklifinin TBMM Başkanlığı tarafından sahiplerine iade edilmesini talep ederken, Genel Kurul aşamasında her bir maddeye karşı çok sert ve kitlesel bir direnç göstereceklerinin sinyalini verdi.


Yeni Parti kanadı: "Özensiz ve kötü hazırlanmış bir metin"


Sürece dair usul ve yöntem eleştirilerini sürdüren Yeni Parti (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel de düzenlemeyi hedef aldı. Teklifin kapalı kapılar ardında, toplumsal mutabakat aranmadan ve adeta "boş kâğıda imza toplanarak" hazırlandığını belirten Özel, "Özensiz, kötü hazırlanmış bir teklif. Yaklaşımımızda bir değişiklik yok ancak sürecin yürütülüş biçimi baştan aşağı yanlıştır" diyerek iktidarın aceleci tutumuna tepki gösterdi.


İmzacıların savunması: "Terörsüz Türkiye için tarihi eşik"


Tepkilerin odağındaki AK Parti ve MHP kanadı ise eleştirileri "küresel odakların hezeyanları" olarak nitelendiriyor. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, düzenlemenin iki yıllık bir emeğin ürünü olduğunu ve bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatlarıyla şekillendiğini vurguladı. Çelik, "Bu hamle, bölgemize dönük emperyalist saldırganlığa verilmiş en büyük cevaptır" diyerek yasayı savundu.

HÜDA-PAR cephesinden ise "Türkiye'nin normalleşmesi adına bazı hususlara gözümüzü kapattık ve imzayı attık" itirafı gelirken, muhalefet kanadından ise metnin referanduma götürülerek nihai kararın millete bırakılması gerektiği çağrısını yapıyor.


11 Ağustos'a kadar yasalaştırılması hedefleniyor


Toplumsal öfke ve sokak protestoları eşliğinde Adalet Komisyonu'na gelen yasa teklifinin, iktidar bloku tarafından hızlandırılmış bir takvimle en geç 11 Ağustos Salı gününe kadar Meclis Genel Kurulu'ndan geçirilmesi planlanıyor. Ancak sokaktaki tansiyonun ve muhalefetin tırmandırdığı direncin, Meclis Genel Kurulu'ndaki görüşmeleri tarihin en gerilimli oturumlarından birine dönüştürmesine kesin gözüyle bakılıyor.


Tepkiler sokakta dalga dalga büyüyor


TBMM Başkanlığı'na sunulan ve kamuoyunda büyük bir kutuplaşmaya yol açan "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" sonrası sokağın ateşi düşmüyor. Başta büyük şehirler olmak üzere Türkiye genelinde protestoların merkezi haline gelen iller netleşirken, sivil toplum kuruluşları ve kadın hareketleri de 11 Ağustos Salı günü gerçekleşecek Genel Kurul oylamasına kadar sürdürecekleri yeni eylem planlarını yürürlüğe koydu.


Protestolar hangi illerde yoğunlaşıyor?


Yasa teklifine yönelik toplumsal öfke ve kitlesel yürüyüşler, özellikle milliyetçi hassasiyetlerin yüksek olduğu kentler ile metropollerde kritik noktalara ulaşmış durumda.

Protestoların idari merkezi konumunda olan başkentte, özellikle Güvenpark ve TBMM çevresinde şehit yakınları, gaziler ve sivil toplum örgütleri oturma eylemi ve açlık grevlerini sürdürüyor.

İstanbul Kadıköy, Beşiktaş ve Çağlayan Adliyesi önünde toplanan binlerce kişi, "hukukun üstünlüğü" vurgusuyla taslağın derhal geri çekilmesini talep ediyor.

İzmir Alsancak, Bornova ve Antalya Akdeniz Üniversitesi kampüsü çevresinde gençlik örgütleri ve sivil inisiyatiflerin düzenlediği yürüyüşlere polis müdahaleleri yaşanıyor.

Eskişehir, Kocaeli, Çanakkale, Adana, Mersin, Trabzon, Sakarya ve Bartın gibi illerde de yerel sivil toplum platformları öncülüğünde kitlesel basın açıklamaları gerçekleştiriliyor.


Sivil toplum ve kadın hareketlerinin "yeni eylem planı"


Bu arada yasa metninde yer alan "infaz erteleme mekanizmaları" ve "koşullu siyaset izinleri" gibi maddelere karşı çıkan sivil toplum, süreci kilitlemek amacıyla üç ana ayaktan oluşan çok yönlü bir eylem haritası hazırladı.

Örgütler, taslakla kurulması planlanan "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" gibi yapılarda kadınların ve toplumun geniş kesimlerinin eşit söz hakkına sahip olacağı bir güvence getirilmesini istiyor.

Sivil toplum kuruluşları, barış ve bütünleşme süreçlerinin kapalı kapılar ardında yürütülemeyeceğini savunarak Türkiye'nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1325 sayılı kararını gündeme taşıyor. Uluslararası hukuk zemininde meşruiyet arayan sivil toplum, kadınların karar alma ve izleme mekanizmalarına dahil edilmediği hiçbir yasal çerçeveyi tanımayacaklarını duyuruyor.

Eğitim-İş ve Hürriyetçi Eğitim Sen gibi büyük eğitim sendikaları, yasa teklifinin Meclis gündemine gelmesiyle birlikte eş zamanlı olarak seslerini yükseltmeye başladılar.

Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, kamuoyunda Çerçeve Yasa olarak bilinen düzenlemeye karşı net bir duruş sergilediklerini açıkladı. Sendika, örgüt liderlerine ya da üyelerine yönelik getirilebilecek olası af veya infaz erteleme girişimlerinin karşısında olduklarını vurgulayarak, "Eli kanlı terör örgütü PKK'ya ve terörist başına af getirecek her türlü girişimin karşısındayız; şehit öğretmenlerimizin aziz hatıralarının yanındayız" açıklaması yaptı.


"Çerçeve Yasa" sosyal medyayı da salladı


Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşmeleri süren 12 maddelik yasa teklifi, sosyal medya platformlarında cumhuriyet tarihinin en büyük dijital reaksiyonlarından birine sahne oluyor. Aralarında kamuoyunun yakından tanıdığı aydınlar, emekli bürokratlar ve hukukçuların yer aldığı 242 isim, yayımladıkları ortak bildiriyle sosyal medyada fitili ateşledi.

Kısa sürede yüz binlerce etkileşim alan bildiride, "Terörsüz Türkiye adı altında terör örgütü mensuplarına örtülü af getirilmesine, teröristbaşının muhatap alınmasına ve milli egemenliğin zedelenmesine Türk milleti olarak hayır diyoruz" ifadelerine yer verildi. Kampanya, "Çerçeve Yasaya Hayır" etiketleriyle kısa sürede milyonlarca kullanıcıya ulaştı.


Ekşi Sözlük ve forumlar ayakta


Sözlük platformları ve siyasi forumlarda da yasa teklifinin şifreleri masaya yatırıldı. "5 ağustos 2026 çerçeve yasanın meclise sunulması" başlığı altında binlerce yorum birikirken, kullanıcılar özellikle yasadaki "10 yıllık infaz erteleme" maddesine dikkat çekti.

Dijital analizlerde ve yorumlarda öne çıkan en büyük endişe ise "Lübnanlaşma" tehlikesi oldu. Kullanıcılar, kapalı kapılar ardında ve toplumsal mutabakat aranmadan hazırlanan bu metnin, Türkiye'yi etnik ve çoklu bir yönetim yapısına sürükleyerek kırılganlaştıracağını savunuyor. Meclis'teki partilerin "boş kağıtlara imza atarak" bu süreci yürütmesi ise dijital tabanda çok ciddi bir güvensizlik dalgası yarattı.


Milletvekillerine "istifa" çağrısı


Sosyal medyadaki öfkenin bir diğer hedefi ise taslağın altında ortak imzası bulunan milletvekilleri oldu. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'ın yanı sıra bazı CHP'li vekillerin de teklife destek verdiğinin ortaya çıkması, partilerin tabanlarında adeta deprem etkisi yarattı.

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu'nun Meclis kürsüsünden yaptığı "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz" konuşmasına ait videolar TikTok ve X platformlarında izlenme rekorları kırarken; seçmenler, kendi partilerinden imza veren milletvekillerinin hesaplarını etiketleyerek "İstifa edin" ve "O imzayı geri çekin" çağrıları yapıyor. Sosyal medyadaki bu büyük dijital ablukanın, 11 Ağustos Salı günü yapılması planlanan Genel Kurul oylamasına kadar artarak sürmesi bekleniyor.

KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı aşısının çalışmalarında ilk fazın tamamlanmak üzere olduğunu söyleyerek, "Birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisindeyiz" dedi

07.08.2026 14:20:00
İhlas Haber Ajansı
 
KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere
KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere
ERÜ bünyesinde çalışmalarına devam eden ve Turkovac'ı geliştiren Prof. Dr. Aykut Özdarendeli başkanlığındaki Aşı Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü'nde çalışmalar aralıksız devam ediyor. KKKA aşısı için çalışmalarını sürdüren ekip, aşıda ilk faz çalışmalarını tamamlamak üzere. Çalışmalar hakkında bilgiler veren ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, çalışmaların sürdüğü laboratuvarın daha kapsamlı bir hale geleceğini söyleyerek, "Çok büyük bir laboratuvara kavuşuyoruz.

Bu alanda stratejik araştırmalar yapabileceğimiz kapsamlı bir laboratuvar imkanının olması bizim için önemli. Cumhurbaşkanımızın destekleriyle bu laboratuvar imkanına sahip olabilmemiz sadece Kayseri için değil, ülkemiz ve tüm insanlık için de stratejik bir öneme sahip. Laboratuvarımızın da yıl sonu itibarıyla hazırlıklarımız bitmek üzere. İnşaatımız tamamlandı. Laboratuvarın teknik cihazlar anlamında son bağlantıları devam etmekte" dedi.

"Birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisindeyiz"

Çalışmalarına devam edilen KKKA aşısı hakkında bilgiler veren Altun, "Aykut Özdarendeli hocamız çalışmalarını sürdürüyor. Özellikle çalışmalarına Kırım Kongo Kanamalı Virüslü ateşli hastalığı dediğimiz kene ısırmasının sebep olduğu rahatsızlıkla ilgili aşı çalışmalarına devam ediyor. Birinci fazla ilgili ciddi mesafe almış durumdayız. Burada biz elimizden geldiği kadar bu aşı süreçlerini yönetirken de ulusal ve uluslararası boyutta bunun kabul edilmesi bizim için esastır.

Biz hocamıza o süreçlerini de kolaylaştırmak için destek oluyoruz. Yaz aylarına başladığımızda hep gündemimize gelen bir rahatsızlık süreci olarak durmakta ama biz bu konularda Sağlık Bakanlığımızla ve Sağlık Müdürlüğümüzle koordineli bir şekilde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Benim tahminim birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisinde olduğumuzu söylemek istiyorum" diye konuştu.

AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu

AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu

07.08.2026 12:40:00
Haber Merkezi
 
 AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu
 AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu
İstanbul 29. Asliye Hukuk Mahkemesi, AHBAP Derneği'nin yönetimi için kayyum atanmasına karar verdi. Daha önce alınan tedbir kararları kapsamında derneğin mal varlıklarının yönetimi için kayyum heyeti tayin edilmiş, ayrıca iştirak şirketleri olan Ahbap Lojistik ve Ahbap İktisadi İşletmesi'ne Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyum olarak atanmıştı. Mahkemenin son kararıyla birlikte bu kez bizzat derneğin sevk ve idaresi kayyuma devredildi. Böylece ile derneğin hukuki varlığının sona erdirilmesi (fesih) süreci resmen başlatılmış oldu.

Kararda, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği'nin 27 Temmuz 2026 tarihli kararıyla kayyım olarak belirlenen 3 kişinin AHBAP Derneği'ne yönetim kayyımı olarak atanmasına hükmedildi. Kayyım heyetinin dernek iş ve işlemlerini yürütmesi, mal varlığını koruması ve resmi süreçleri takip etmesi kararlaştırıldı.

Mahkeme, faaliyetlerin durdurulması kararının uygulanması kapsamında dernek binası ve eklentilerinin mühürlenmesine, fiziki faaliyetlerin engellenmesine ve kayyım heyetinin yönetime fiilen teslim edilmesine karar verdi. Bu kapsamda İstanbul İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü, İstanbul Valiliği ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'ne müzekkere yazılacak.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yürütülen soruşturmanın odak noktasını; özellikle 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında AHBAP Derneği adına toplanan milyarlarca liralık yardım ve bağışların usulsüz kullanımı, haksız kazanç ve kara para aklama şüpheleri oluşturuyor. İlk olarak dernek kurucusu Haluk Levent'in kardeşi Berkant Acil'in mali hareketlerini inceleyen başsavcılık, Şile Belediyesi'nde düzenlenen festival rüşvet soruşturması belgeleriyle çapraz inceleme yaptı. İncelemelerde Haluk Levent, Berkant Acil ve Yeliz Kaya arasında hem mali transferler hem de organik çalışma birlikteliği tespit edildi.

İstanbul Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı, MASAK ve Mülkiye Müfettişliği raporlarının birleştirilmesiyle derinleştirilen soruşturmada mali bulgulara ulaşıldı. Sadece 2023 yılında milyarlarca lira bağış toplayan derneğin banka hesaplarında yapılan incelemelerde, hesap bakiyelerinin neredeyse tamamen boşaltıldığı saptandı. Banka detaylarına göre dernek hesaplarında yalnızca 266 bin TL, 786 bin TL, 8 bin 598 Dolar ve 19 bin Euro civarında bir meblağ kaldığı görüldü. Hatta pazar günleri de dahil olmak üzere dernek hesaplarından yüksek miktarlı finansal işlemler yapıldığı ve bu hesaplarda tek işlem yetkilisinin Haluk Levent olduğu banka kayıtlarıyla doğrulandı.

Davaname metninde yer alan Mali Müfettişlik ve MASAK verilerine göre, dernek bütçesinden Haluk Levent'in asistanı Yeliz Kaya'nın kişisel hesaplarına tespit edilebilen ilk etapta 122 milyon TL doğrudan para çıkışı yapıldı. Ayrıca Dernek Haluk Levent'in derneği usulsüz şekilde borçlandırarak kambiyo senetleri düzenlediği, bu senetler karşılığında alınan yüksek değerli taşınmazların ve dernek iştiraki Ahbap Lojistik'e ait gayrimenkullerin Yeliz Kaya adına tescil ettirildiği belirlendi. Yeliz Kaya'nın sadece 2025 ve 2026 yıllarında dernekle bağlantılı 100 adet taşınmaz işlemi yaptığı, bunların 58 adedini şüpheli Esin Önder Çağlayan'a devrettiği tespit edildi. Soruşturma dosyasında ayrıca Haluk Levent tarafından kullanılan hesaplardan yüksek hacimli yasal bahis oyunlarının oynandığı bilgisi yer aldı.

Teknik ve fiziki takip altında tutulan Haluk Levent'in, 12 Temmuz 2026 günü telefonlarını kapatıp sinyal kesici kullanarak kaçma izlenimi veren eylemlerde bulunduğu ve İzmir yolunda seyir halindeyken güvenlik güçlerince yakalandığı öğrenildi. Soruşturma kapsamında 12, 14, 17 ve 27 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşen 4 ayrı operasyon sonucunda tutuklamalar ve adli kontroller peş peşe geldi.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
 

07.08.2026 11:06:00
AA
 
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.

Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalayacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, günübirlik çalışma ziyareti için bu sabah Suudi Arabistan'a hareket etmişti.

Pakistan, ABD-İran savaşını sona erdirmek için arabuluculuk çalışmalarında bulunurken, Türkiye Gazze'de ateşkesin sağlanması yönünde diplomatik alanda aktif rol oynadı.

Pakistan ve Suudi Arabistan, 2025'te ortak bir savunma anlaşması imzalayacaklarını duyurmuştu.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 17 Eylül'de "Ortak Stratejik Savunma Anlaşması" imzalamıştı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlü savunma anlaşması imzalayacak

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi

 

07.08.2026 10:23:00
Anadolu Ajansı
 
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlü savunma anlaşması imzalayacak
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlü savunma anlaşması imzalayacak

Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün Cidde'de ortak savunma anlaşması imzalayacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, günübirlik çalışma ziyareti için bu sabah Suudi Arabistan'a hareket etmişti.

Pakistan, ABD-İran savaşını sona erdirmek için arabuluculuk çalışmalarında bulunurken, Türkiye Gazze'de ateşkesin sağlanması yönünde diplomatik alanda aktif rol oynadı.

Pakistan ve Suudi Arabistan, 2025'te ortak bir savunma anlaşması imzalayacaklarını duyurmuştu.

Ezine'de 14 kaçak göçmen yakalandı

Çanakkale'nin Ezine ilçesi açıklarında Sahil Güvenlik ekiplerince lastik bot içinde 14 kaçak göçmen yakalandı

07.08.2026 10:23:00
İhlas Haber Ajansı
 
Ezine'de 14 kaçak göçmen yakalandı
Ezine'de 14 kaçak göçmen yakalandı
Çanakkale'nin Ezine ilçesi açıklarında Sahil Güvenlik ekiplerince lastik bot içinde 14 kaçak göçmen yakalandı.

Sahil Güvenlik Komutanlığı ekiplerince Ezine açıklarında bir grup kaçak göçmen olduğu tespit edildi. Bölgeye sevk edilen Sahil Güvenlik botu 'KB-57' tarafından hareket halinde durdurulan fiber karinalı lastik bot içinde 14 kaçak göçmen yakalandı.

Kaçak göçmenler işlemlerinin ardından Ayvacık ilçesindeki Göçmen Ön Kabul ve Sevk Merkezine (GÖKSEM) teslim edildi.

Güvenpark'ta direniş 25. günde

Ankara Güvenpark'ta rütbeli personelle eşit özlük ve sosyal haklar talebiyle 25 gündür oturma eylemi yapan ve son 5 gündür açlık grevini sürdüren er/erbaş şehit yakınları ile malul gazileri, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ziyaret etti. Meclis gündemindeki "Çerçeve Yasa" tartışmalarının gölgesinde konuşan Özel, "Herkes 'Ben bu düzenlemelerden razıyım' diyene kadar arkanızdayız. Gözünüze bakamayacağımız hiçbir işin içinde olmayız" dedi. Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği Genel Başkanı Erdem Çerçioğlu ise "Eğer bu yasada bizi ağlatırsanız size hakkımızı helal etmiyoruz" diyerek siyasi iradeye sert bir rest çekti

06.08.2026 18:00:00
Haber Merkezi
 
Güvenpark'ta direniş 25. günde
Güvenpark'ta direniş 25. günde
Türkiye'nin 81 ilinden Ankara'ya gelerek Güvenpark'ta toplanan er şehit yakınları ile er ve erbaş statüsündeki gazilerin hak arayışı kararlılıkla devam ediyor. Rütbeli personelle aralarındaki maaş, sağlık hakları, protez kalitesi ve sosyal imkan adaletsizliklerine karşı 13 Temmuz'dan bu yana oturma eylemi yapan kitle, seslerini duyurabilmek amacıyla 4 Ağustos itibarıyla açlık grevi başlattı. Siyasi partilerin yoğun ziyaret gerçekleştirdiği alana gelen son isim, kısa süre önce CHP'den ayrılarak yeni bir siyasi hareket başlatan YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel oldu.


Özgür Özel: "Sorunlar çözülüyormuş gibi yapılması samimiyetsiz"


Güvenpark'taki eylem alanında gazilerin ve şehit ailelerinin alkışlarıyla karşılanan YENİ Parti lideri Özgür Özel, hükümetin Meclis komisyonuna getirdiği yasal düzenlemeleri sert bir dille eleştirdi. Yapılan hamlelerin bir göz boyamadan ibaret olduğunu savunan Özel, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

"Bugün burada 25 gün sonra bir kez daha birlikteyiz. Eylemin ilk başladığı gün, Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş Genel Başkanı olarak son ziyaretimi buraya gerçekleştirmiştim. Bugün ise YENİ Parti Genel Başkanı olarak yanınızdayım. 25 gün boyunca o kararlılığın gereğini yaptınız, beş gündür de açlık greviyle tepkinizi en üst düzeye çıkardınız. Biz sonuna kadar, siz sonuç alana kadar, hakkınız teslim edilene kadar yanınızdayız. Meclis komisyonunda sanki gazilerin ve şehit ailelerinin sorunları çözülüyormuş gibi bir izlenim yaratılmasını samimiyetsiz buluyoruz. Getirilen teklifler sizin taleplerinizi ve beklentilerinizi hiçbir şekilde karşılamıyor."


"Biz gözünüze bakamayacağımız işlerin içinde olmayız"


Konuşmasında Meclis Başkanlığına sunulan ve kamuoyunda büyük tartışma yaratan yeni "Çerçeve Yasa" sürecine de değinen Özel, partisi üzerinde kurulan siyasi baskılara rağmen taviz vermeyeceklerini açıkladı. Hukukçularla birlikte metin üzerinde sabaha kadar çalıştıklarını aktaran Özel, duruşunu şu sözlerle özetledi:

"Biz zor günlerden geçiyoruz. Seçilmiş kadrolarımızın darbe niteliğinde adımlarla uzaklaştırıldığı bir süreçte, bir yandan da Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren kritik bir süreç yürütülüyor. Emin olun meseleyi ve tüm hassasiyetleri en az sizin kadar yakından takip ediyoruz. İlk gün nerede duruyorsak bugün de tam olarak aynı noktadayız. Bizler şehit ailelerinin yanına varamayacağımız, gözlerinin içine bakamayacağımız hiçbir gizli ya da yanlış işin içinde olmayız. Türkiye'de terörün bitmesi, silahların tamamen susması, tek bir silahın dahi terör örgütünün elinde kalmaması ve bir daha hiçbir ocağa ateş düşmemesi için demokratik zeminde adımlar atılmasını sonuna kadar savunuyoruz."

Özel ayrıca, Türkiye genelinde hak mağduriyeti yaşayan er gazi ve şehit yakını sayısının yaklaşık 5 bin 500 kişi olduğunu belirterek, "Madem artık terör olmayacak, madem artık kan akmayacak; o halde bu vatan uğruna kolunu, bacağını, gözünü, canını vermiş bu insanlara haklarını teslim etmek devlet için hiçbir maddi yük değildir. El insaf diyerek Meclis çatısı altında sesiniz olmaya devam edeceğiz" vurgusunu yaptı.


Erdem Çerçioğlu: "Eğer bizi ağlatırsanız hakkımızı helal etmiyoruz"


Özgür Özel'in ardından söz alan Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği Genel Başkanı Erdem Çerçioğlu, siyasi partilerin getirdiği alternatif tekliflerin ve hükümetin sunduğu paketlerin mevcut yaraları sarmadığını ifade etti. Çerçioğlu, Meclis'te grubu bulunan tüm milletvekillerine doğrudan seslendiği konuşmasında şu ifadelerle isyan etti:

"Biz Cumhur İttifakı'nın meclise sunduğu kanun teklifini de komisyondaki mevcut yaklaşımları da kabul etmiyoruz. Bizim derdimiz paradan ziyade adaletle ilgilidir, rütbeli personel ile aramızdaki emsal özlük haklarımızın eşitlenmesi mücadelesidir. Er Şehit Aileleri ve Er Gaziler Platformu olarak açlık grevimize kararlılıkla devam edeceğiz. Buradan Meclis'teki tüm siyasilere açıkça haykırıyorum: Eğer bu hazırlanan çerçeve yasada şehit ailelerini ve gazileri bir kez daha boynu bükük bırakır, bizi ağlatırsanız, size de bu devlete de hakkımızı helal etmiyoruz!"

Haber kaynaklarının aktardığı bilgilere göre, Güvenpark'taki çadırlarda nöbetleşe devam eden açlık grevi eylemine Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da daha önce destek ziyaretlerinde bulunarak meclis zemininde hakların savunulacağı sözünü vermişlerdi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.