logo
08 AĞUSTOS 2026

Osmanlı İmparatorluğu ve milli devlet

Globalleşme sürecinde ülkelerin kaynaklarını, gelirlerini ve nihayet topyekun topraklarını ele geçirmek isteyen odaklar, ABD’nin küresel imparatorluk hayalleri ile ortak hareket etmektedirler

16.06.2026 00:55:00
Haber Merkezi
 
Osmanlı İmparatorluğu ve milli devlet
Osmanlı İmparatorluğu ve milli devlet
Globalleşme sürecinde ülkelerin kaynaklarını, gelirlerini ve nihayet topyekun topraklarını ele geçirmek isteyen odaklar, ABD'nin küresel imparatorluk hayalleri ile ortak hareket etmektedirler. Bu bağlamda ülkeleri teslim almakta kullanılan değişik metotlar vardır. Bunları, sırası ile

– Borçlandırma yöntemi,
– Finansal krizler yöntemi,
– Sivil toplum kuruluşlarını fonlama ve sözde demokrasi projeleri hayata geçirme,
– Haksız askeri müdahaleler olarak ifade edebiliriz. Bu yöntemleri, tek tek örnekleri ile birlikte incelemek, globalleşme sürecinde devletler üzerinde oynanan oyunları dahi iyi görmemizi sağlayacaktır.







BORÇLANDIRMA YÖNTEMİ

Devletlere yatırım ve kamu harcamalarını uzun vadeli, faizli krediler ile yapmalarını tavsiye eden global sermaye sahipleri ve kalkınmış kabul edilen ülkeler, başta Dünya Bankası kanalı ile olmak üzere özel finans kuruluşlarından krediler sağlayarak ülkeleri borç sarmalının içine itmektedirler.

Kalkınma hayalleri ile baraj, köprü, yol vb. yatırımlarını yapan ülkeler, zaman içerisinde kendilerini içinden çıkılmaz bir borç batağında bulmaktadırlar. Kalkınmış kabul edilen ülkelerden borç alan bu devletler, zaman içerisinde borç aldıkları odakların siyasi olarak esiri haline gelmektedirler.

İlk kademede kamu harcamalarını arttırmayı teşvik edenler, kamu ihalelerinde yapılan yolsuzluklarla devletlerin daha fazla borçlanmalarına destek olmaktadırlar.







Devletler, içine düştükleri bu borç sarmalından kurtulamaz noktaya gelince; devreye IMF girmektedir. IMF tarafından dayatılan reformlar ve yeniden yapılandırmalarla, ülkelerin her türlü gelirleri, madenleri, yerüstü kaynakları, kamu işletmeleri, yapılan baskılarla global firmalara aktarılırken, siyasi olarak da ABD kontrolünde iç ve dış politika izleyen bağımlı devletler ortaya çıkmaktadır.

Dışarıdan gelen borç paraya dayalı kalkınma yolunu seçen ülkeler batmıştır.

Ocak 2018 yılı itibari ile düşük ve orta gelir grubundaki ülkelerin sadece dış borçları 6,876 trilyon doları geçmiştir.

Türkiye ise bu 123 ülke arasında Meksika'dan sonra 405 milyar dolar ile 6. sıradadır.

Kaldı ki, kalkınmakta olan ülkelerin global sermaye sahiplerine olan borcunun ağırlıklı kısmı iç borç şeklindedir. Dış borç rakamlarına, ondan daha fazla olan iç borç rakamları eklendiğinde; nerede ise 15 trilyon dolara varan bir borç batağının içine itilen kalkınmakta olan ülkelerin, hem ekonomi hem de siyaset bağlamında artık vesayet altında olduğu görülecektir.

Borçlandırma yöntemi ile ülkelerin nasıl teslim alındığı ile ilgili güncel örnekler, yaşanılanları çok daha net ortaya koymaktadır.







OSMANLI İMPARATORLUĞU

İlk defa 1854 yılında Kırım Savaşı esnasında İngiltere ve Fransa'dan 3 milyon sterlin alarak borçlanma sarmalının içine itilen Osmanlı'nın eline, sadece 2.018 milyon sterlin geçmiştir. 1870 yılında çıkartılan tahviller nominal değerinin ancak üçte birine alıcı bulabiliyordu; yani Osmanlı, ödediği her 100 lira için sadece 33 lira para alabiliyordu.

1859 yılında ilk borç alınmasının 5 yıl sonrasında İngiliz ve Fransız üyelerin de katılımı ile Islahat–ı Maliye Komisyonu kuruldu. Bu komisyon, günümüzde olduğu gibi kamu harcamalarını kısma ve vergileri arttırma üzerine yoğunlaşmıştı.

1863 yılında Osmanlı Bankası kuruldu. Osmanlı'nın Merkez Bankası olarak işlev görecek bankanın yetkileri içerisinde banknot basma yetkisi de bulunuyordu. İsmi Osmanlı olan bankanın sahipleri ise elbette borç veren iki ülke, yani Fransa ve İngiltere idi.







1881 yılında Osmanlı, borçlarını ödeyemeyince Düyûn–u Umumiye Teşkilatı kurularak, Osmanlı'nın damga, balık, tütün, tuz, Kıbrıs gümrük vergileri gibi birçok vergisine el konuldu. Düyûn–u Umumiye, I. Dünya savaşına gelindiğinde 5000 çalışanı ile dünyanın en büyük tahsilat kurumu olarak vazifesini ifa etmekteydi.

Osmanlı'nın, borç alması ile sadece vergilerine el konulmadı; borç veren sömürgeci güçler, Osmanlı'nın bütün idaresine karışmakta, onun parçalanmasına zemin hazırlayan yasaları tek tek ona aldırmakta idiler.

İlk borç alındıktan 2 yıl sonra Ali Paşa hükümeti döneminde, İngiliz ve Fransızlarla beraber hazırlanan 1856 Islahat Fermanı maddeleri, yakından incelendiğinde, günümüzün AB İlerleme raporları ve IMF talimatları ile olan benzerliği dikkatleri çekecektir.







Bu fermana göre;
– Yabancılar mülk edinme hakkı ediniyor,
– Azınlık okullarının açılmasına ruhsat çıkıyor,
– Patrikhanede alınan karaların Babıali tarafından onaylanması sağlanıyor,
– Azınlıklar için farklı mahkemeler oluşturuluyordu.
Azınlıklara verilen her türlü imtiyazla birlikte çok kısa süre içerisinde Osmanlı ekonomisi azınlıkların kontrolüne geçmiştir.

Genelde Osmanlı'nın yeraltı kaynaklarının talan edilmesi de 1854 yılında alınan ilk borçla birlikte başlamıştır. 1856 yılında yapımına başlanılan Aydın demiryolu projesi ile, demiryolunun 45 kilometre çevresinde bulunan bütün madenlerin işletim hakkı, çok cüzi ücretlerle İngiliz firmalarına devredilmiştir. Birçok ecnebi maden şirketi Osmanlı topraklarına üşüşmüşlerdir:

a– Abotts Emmry Mines Ltd b– Edward Hadkinson Maden Şirketi c– P.G. Barf Ve Şükerası Altın Şirketi d– Peterson Ve Şükerası Krom Madeni e– Edward Hadkinson Gümüş Madeni f– Mr. Wilson Demir Madeni g– J.Whittal Civa Madeni h– Alfred Charnaud Mermer Ocağı
i– Whittal Ve Şürekası Kalemin Ve Krom Madeni j– Issıgonis Demir İşletmesi k– Rio Tinto Bor Madenleri. 
1882 yılından 1922 yılına kadar sadece krom ile ilgili 35 adet imtiyaz verilmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir; Jon Peterson,
Chalton Venil, Dimitraki Meziki vb.140 
Yine Bağdat demiryolu projesinin yapımını üstlenen Bağdat Demiryolu Şirketine, demiryolunun etrafında 20 kilometrelik hat içerisindeki madenlerin imtiyaz hakkı verilmiştir. 

Bu örnekler çoğaltılabilir; gerçek şu ki; Osmanlı'nın yıkılışı savaşlar ile değil, alınan borçlar ve akabinde verilen imtiyazlarla olmuştur." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti

Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor

08.08.2026 00:18:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor.

Medya sahipliğinin birkaç merkezde toplanması, halkın haber alma hakkını ve demokratik çoğulculuğu riske atıyor.

Medya, tarihsel olarak demokrasilerin "dördüncü kuvveti" ve kamuoyunun denetim mekanizması olarak konumlandırılsa da son yıllarda mülkiyet yapılarında yaşanan dönüşüm bu işlevi tartışmalı hale getirdi.

Yayın organlarının bağımsız gazeteciler veya kamu odaklı kurumlar yerine; inşaat, enerji, finans ve savunma gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük sermaye gruplarının eline geçmesi, haber merkezlerindeki yayın çizgisini doğrudan etkiliyor.







Sermaye ilişkileri ve siyasal iklimin habere yansıması

Geleneksel gazetecilik ilkeleri; tarafsızlık, nesnellik ve kamu yararını her türlü çıkarın üzerinde tutmayı gerektirir. Ancak medya organlarının ticari ve siyasi ağlarla örülü mülkiyet yapıları, haberin mutfağında ciddi bir "filtreleme" sürecini beraberinde getiriyor.

Medya sahiplerinin devlet ihalelerine giriyor olması veya kamu düzenlemelerine bağımlı sektörlerde yatırım yapması, yayın organlarının siyasi iktidarlarla ve güç odaklarıyla çatışmaktan kaçınmasına yol açıyor. Bu durum, eleştirel haberciliğin yerini otosansüre ve tek sesliliğe bırakması riskini doğuruyor.







Çapraz sahiplik ve algı yönetimi

Medya sektöründe çapraz sahiplik (aynı sermaye grubunun gazete, televizyon, radyo ve dijital platformların tümüne sahip olması) yayın çeşitliliğini görünürde artırsa da, özünde aynı mesajın farklı kanallardan yinelemesine dayanıyor.

Gündem Belirleme Gücü: Farklı mecralara sahip gruplar, kamuoyunun neyi konuşup neyi konuşmayacağını tek elden yönlendirebiliyor.

Otosansör Mekanizması: Gazeteciler, bağlı bulundukları holdingin ticari veya siyasi çıkarlarıyla çelişen haberleri yapmaktan kaçınmak zorunda kalabiliyor.

Tiraz ve Reyting Kaygısı: Reklam verenlerle ve kamusal fonlarla kurulan ilişkiler, editoryal bağımsızlığın önüne geçebiliyor.







Dijital medya çözüm mü, yeni bir bağımlılık mı?

Geleneksel medyadaki bu tarafsızlık krizine karşı dijital yayıncılık ve bağımsız haber platformları alternatif bir kanal olarak öne çıksa da, dijitalleşme kendi zorluklarını beraberinde getiriyor. Algoritma bağımlılığı, fonlama sorunları ve dev teknoloji şirketlerinin tekelci yapısı, dijital haberciliğin de sürdürülebilirliğini ve tarafsızlığını sınamaktadır.







Uzmanlar, siyasal tarafsızlığın ve haber etiğinin korunabilmesi için şu adımların kritik olduğuna dikkat çekiyor:

Şeffaf Mülkiyet Yapısı: Medya organlarının nihai sahiplerinin ve finansman kaynaklarının kamuoyuna açıkça beyan edilmesi.

Editoryal Bağımsızlık Güvencesi: Yayın sahibi ile haber merkezi arasındaki sınırları koruyan yasal ve kurumsal güvencelerin oluşturulması.

Kamu Yayıncılığının Güçlendirilmesi: Siyasi baskılardan uzak, doğrudan halka hesap veren özerk kamu yayıncılığı modellerinin teşvik edilmesi.

Medya sahipliğinin şeffaflaşmadığı ve editoryal bağımsızlığın teminat altına alınmadığı bir düzende, siyasal tarafsızlık bir ilke olmaktan çıkıp yalnızca bir temenni olarak kalma riskiyle karşı karşıya.

Adana'daki kadın cinayetinde 13 tutuklama

Adana'da 24 yaşındaki kadını sokak ortasında öldüren zanlı, yaklaşık 750 saatlik kamera görüntülerinin incelemesinin ardından İstanbul'da saklandığı petshopta yakalandı

03.08.2026 10:50:00
İhlas Haber Ajansı
 
Adana'daki kadın cinayetinde 13 tutuklama
Adana'daki kadın cinayetinde 13 tutuklama
Adana'da 24 yaşındaki kadını sokak ortasında tabancayla vurarak öldüren zanlı, yaklaşık 750 saatlik kamera görüntülerinin incelemesinin ardından İstanbul'da saklandığı petshopta yakalandı. Şüphelinin ifadesinde cinayeti kıskançlık nedeniyle işlediğini öne sürdüğü öğrenilirken, olayla ilgili gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 15 şüpheliden 13'ü tutuklandı.






Olay, 24 Temmuz'da merkez Seyhan ilçesi Gülbahçesi Mahallesi 13362. Sokak'ta meydana geldi. İddiaya göre, Reyhan Acar (24) sokakta bir kişinin tabancayla açtığı ateş sonucu kanlar içerisinde yere yığılırken, saldırgan olay yerinden kaçtı. Çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. İlk müdahalesi olay yerinde yapılan Acar, ambulansla kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, cinayeti aydınlatmak için yaklaşık 750 saatlik güvenlik kamerası görüntüsünü mercek altına aldı. Yapılan çalışmalar sonucunda saldırıyı Bilal F.'nin (24) gerçekleştirdiği belirlendi. Şüphelinin eşi Öykü F. (22) ile birlikte İstanbul'a kaçtığını tespit eden ekipler, soruşturmayı derinleştirdi. Çalışmalarda Bilal F.'nin kaçmasına ve saklanmasına yardım ettiği öne sürülen 13 kişinin kimliği de belirlendi.







Yunanistan'a kaçma planı başarısız oldu

Yapılan araştırmalarda Bilal F. ile eşi Öykü F.'nin Edirne'ye giderek Yunanistan'a kaçmayı planladığı tespit edildi. Ancak polis uygulamasını fark eden şüphelilerin ayçiçeği tarlasına kaçarak izlerini kaybettirdiği, bir gece burada saklandıktan sonra yeniden İstanbul'a döndükleri öğrenildi.







Yakalanmamak için 3 saatte bir adres değiştirdi, petshopta yakalandı

Cinayet dedektifleri, şüphelilerin İstanbul Bahçeşehir'de bir sitede saklandığını belirledi. Özel Harekat polislerinin de desteğiyle düzenlenen operasyonda Öykü F. sitenin bahçesinde yakalanırken, Bilal F. adreste bulunamadı. Bölgedeki güvenlik kameralarını inceleyen ekipler, zanlının yakalanmamak için yaklaşık 3 saatte bir adres değiştirdiğini belirledi. İzini süren polis, Bilal F.'yi siteye yakın bir petshopta saklanırken yakalayarak gözaltına aldı.

Bilal F.'nin yakalanmasının ardından harekete geçen ekipler, şüphelinin Adana'dan kaçmasına ve İstanbul'da saklanmasına yardım ettiği belirlenen 13 kişiyi de eş zamanlı operasyonlarla gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında bulunan Fırat T.'nin cinayet suçundan 39 yıl, Şeyhmus Y.'nin ise yine cinayet suçundan 37 yıl kesinleşmiş hapis cezasıyla arandığı öğrenildi.









Cinayeti kıskançlık nedeniyle işlediğini öne sürdü

Emniyetteki sorgusunda Bilal F.'nin "Reyhan ile ilişkimiz vardı. Başkasıyla görüştüğünü düşündüğüm için kıskançlık krizine girdim. Bu nedenle saldırıyı gerçekleştirdim" dediği öne sürüldü.

Emniyetteki işlemlerinin ardından Bilal F. ve eşi Öykü F. ile birlikte 15 şüpheli adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkartılan Bilal F. ve 12 şüpheli tutuklanırken, Bilal F.'nin eşi Öykü F. ile 1 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.