Osmanlı İmparatorluğu ve milli devlet
Globalleşme sürecinde ülkelerin kaynaklarını, gelirlerini ve nihayet topyekun topraklarını ele geçirmek isteyen odaklar, ABD’nin küresel imparatorluk hayalleri ile ortak hareket etmektedirler
16.06.2026 00:55:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Globalleşme sürecinde ülkelerin kaynaklarını, gelirlerini ve nihayet topyekun topraklarını ele geçirmek isteyen odaklar, ABD'nin küresel imparatorluk hayalleri ile ortak hareket etmektedirler. Bu bağlamda ülkeleri teslim almakta kullanılan değişik metotlar vardır. Bunları, sırası ile
– Borçlandırma yöntemi,
– Finansal krizler yöntemi,
– Sivil toplum kuruluşlarını fonlama ve sözde demokrasi projeleri hayata geçirme,
– Haksız askeri müdahaleler olarak ifade edebiliriz. Bu yöntemleri, tek tek örnekleri ile birlikte incelemek, globalleşme sürecinde devletler üzerinde oynanan oyunları dahi iyi görmemizi sağlayacaktır.

BORÇLANDIRMA YÖNTEMİ
Devletlere yatırım ve kamu harcamalarını uzun vadeli, faizli krediler ile yapmalarını tavsiye eden global sermaye sahipleri ve kalkınmış kabul edilen ülkeler, başta Dünya Bankası kanalı ile olmak üzere özel finans kuruluşlarından krediler sağlayarak ülkeleri borç sarmalının içine itmektedirler.
Kalkınma hayalleri ile baraj, köprü, yol vb. yatırımlarını yapan ülkeler, zaman içerisinde kendilerini içinden çıkılmaz bir borç batağında bulmaktadırlar. Kalkınmış kabul edilen ülkelerden borç alan bu devletler, zaman içerisinde borç aldıkları odakların siyasi olarak esiri haline gelmektedirler.
İlk kademede kamu harcamalarını arttırmayı teşvik edenler, kamu ihalelerinde yapılan yolsuzluklarla devletlerin daha fazla borçlanmalarına destek olmaktadırlar.

Devletler, içine düştükleri bu borç sarmalından kurtulamaz noktaya gelince; devreye IMF girmektedir. IMF tarafından dayatılan reformlar ve yeniden yapılandırmalarla, ülkelerin her türlü gelirleri, madenleri, yerüstü kaynakları, kamu işletmeleri, yapılan baskılarla global firmalara aktarılırken, siyasi olarak da ABD kontrolünde iç ve dış politika izleyen bağımlı devletler ortaya çıkmaktadır.
Dışarıdan gelen borç paraya dayalı kalkınma yolunu seçen ülkeler batmıştır.
Ocak 2018 yılı itibari ile düşük ve orta gelir grubundaki ülkelerin sadece dış borçları 6,876 trilyon doları geçmiştir.
Türkiye ise bu 123 ülke arasında Meksika'dan sonra 405 milyar dolar ile 6. sıradadır.
Kaldı ki, kalkınmakta olan ülkelerin global sermaye sahiplerine olan borcunun ağırlıklı kısmı iç borç şeklindedir. Dış borç rakamlarına, ondan daha fazla olan iç borç rakamları eklendiğinde; nerede ise 15 trilyon dolara varan bir borç batağının içine itilen kalkınmakta olan ülkelerin, hem ekonomi hem de siyaset bağlamında artık vesayet altında olduğu görülecektir.
Borçlandırma yöntemi ile ülkelerin nasıl teslim alındığı ile ilgili güncel örnekler, yaşanılanları çok daha net ortaya koymaktadır.

OSMANLI İMPARATORLUĞU
İlk defa 1854 yılında Kırım Savaşı esnasında İngiltere ve Fransa'dan 3 milyon sterlin alarak borçlanma sarmalının içine itilen Osmanlı'nın eline, sadece 2.018 milyon sterlin geçmiştir. 1870 yılında çıkartılan tahviller nominal değerinin ancak üçte birine alıcı bulabiliyordu; yani Osmanlı, ödediği her 100 lira için sadece 33 lira para alabiliyordu.
1859 yılında ilk borç alınmasının 5 yıl sonrasında İngiliz ve Fransız üyelerin de katılımı ile Islahat–ı Maliye Komisyonu kuruldu. Bu komisyon, günümüzde olduğu gibi kamu harcamalarını kısma ve vergileri arttırma üzerine yoğunlaşmıştı.
1863 yılında Osmanlı Bankası kuruldu. Osmanlı'nın Merkez Bankası olarak işlev görecek bankanın yetkileri içerisinde banknot basma yetkisi de bulunuyordu. İsmi Osmanlı olan bankanın sahipleri ise elbette borç veren iki ülke, yani Fransa ve İngiltere idi.

1881 yılında Osmanlı, borçlarını ödeyemeyince Düyûn–u Umumiye Teşkilatı kurularak, Osmanlı'nın damga, balık, tütün, tuz, Kıbrıs gümrük vergileri gibi birçok vergisine el konuldu. Düyûn–u Umumiye, I. Dünya savaşına gelindiğinde 5000 çalışanı ile dünyanın en büyük tahsilat kurumu olarak vazifesini ifa etmekteydi.
Osmanlı'nın, borç alması ile sadece vergilerine el konulmadı; borç veren sömürgeci güçler, Osmanlı'nın bütün idaresine karışmakta, onun parçalanmasına zemin hazırlayan yasaları tek tek ona aldırmakta idiler.
İlk borç alındıktan 2 yıl sonra Ali Paşa hükümeti döneminde, İngiliz ve Fransızlarla beraber hazırlanan 1856 Islahat Fermanı maddeleri, yakından incelendiğinde, günümüzün AB İlerleme raporları ve IMF talimatları ile olan benzerliği dikkatleri çekecektir.

Bu fermana göre;
– Yabancılar mülk edinme hakkı ediniyor,
– Azınlık okullarının açılmasına ruhsat çıkıyor,
– Patrikhanede alınan karaların Babıali tarafından onaylanması sağlanıyor,
– Azınlıklar için farklı mahkemeler oluşturuluyordu.
Azınlıklara verilen her türlü imtiyazla birlikte çok kısa süre içerisinde Osmanlı ekonomisi azınlıkların kontrolüne geçmiştir.
Genelde Osmanlı'nın yeraltı kaynaklarının talan edilmesi de 1854 yılında alınan ilk borçla birlikte başlamıştır. 1856 yılında yapımına başlanılan Aydın demiryolu projesi ile, demiryolunun 45 kilometre çevresinde bulunan bütün madenlerin işletim hakkı, çok cüzi ücretlerle İngiliz firmalarına devredilmiştir. Birçok ecnebi maden şirketi Osmanlı topraklarına üşüşmüşlerdir:
a– Abotts Emmry Mines Ltd b– Edward Hadkinson Maden Şirketi c– P.G. Barf Ve Şükerası Altın Şirketi d– Peterson Ve Şükerası Krom Madeni e– Edward Hadkinson Gümüş Madeni f– Mr. Wilson Demir Madeni g– J.Whittal Civa Madeni h– Alfred Charnaud Mermer Ocağı
i– Whittal Ve Şürekası Kalemin Ve Krom Madeni j– Issıgonis Demir İşletmesi k– Rio Tinto Bor Madenleri.
1882 yılından 1922 yılına kadar sadece krom ile ilgili 35 adet imtiyaz verilmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir; Jon Peterson,
Chalton Venil, Dimitraki Meziki vb.140
Yine Bağdat demiryolu projesinin yapımını üstlenen Bağdat Demiryolu Şirketine, demiryolunun etrafında 20 kilometrelik hat içerisindeki madenlerin imtiyaz hakkı verilmiştir.
Bu örnekler çoğaltılabilir; gerçek şu ki; Osmanlı'nın yıkılışı savaşlar ile değil, alınan borçlar ve akabinde verilen imtiyazlarla olmuştur." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
– Borçlandırma yöntemi,
– Finansal krizler yöntemi,
– Sivil toplum kuruluşlarını fonlama ve sözde demokrasi projeleri hayata geçirme,
– Haksız askeri müdahaleler olarak ifade edebiliriz. Bu yöntemleri, tek tek örnekleri ile birlikte incelemek, globalleşme sürecinde devletler üzerinde oynanan oyunları dahi iyi görmemizi sağlayacaktır.

BORÇLANDIRMA YÖNTEMİ
Devletlere yatırım ve kamu harcamalarını uzun vadeli, faizli krediler ile yapmalarını tavsiye eden global sermaye sahipleri ve kalkınmış kabul edilen ülkeler, başta Dünya Bankası kanalı ile olmak üzere özel finans kuruluşlarından krediler sağlayarak ülkeleri borç sarmalının içine itmektedirler.
Kalkınma hayalleri ile baraj, köprü, yol vb. yatırımlarını yapan ülkeler, zaman içerisinde kendilerini içinden çıkılmaz bir borç batağında bulmaktadırlar. Kalkınmış kabul edilen ülkelerden borç alan bu devletler, zaman içerisinde borç aldıkları odakların siyasi olarak esiri haline gelmektedirler.
İlk kademede kamu harcamalarını arttırmayı teşvik edenler, kamu ihalelerinde yapılan yolsuzluklarla devletlerin daha fazla borçlanmalarına destek olmaktadırlar.

Devletler, içine düştükleri bu borç sarmalından kurtulamaz noktaya gelince; devreye IMF girmektedir. IMF tarafından dayatılan reformlar ve yeniden yapılandırmalarla, ülkelerin her türlü gelirleri, madenleri, yerüstü kaynakları, kamu işletmeleri, yapılan baskılarla global firmalara aktarılırken, siyasi olarak da ABD kontrolünde iç ve dış politika izleyen bağımlı devletler ortaya çıkmaktadır.
Dışarıdan gelen borç paraya dayalı kalkınma yolunu seçen ülkeler batmıştır.
Ocak 2018 yılı itibari ile düşük ve orta gelir grubundaki ülkelerin sadece dış borçları 6,876 trilyon doları geçmiştir.
Türkiye ise bu 123 ülke arasında Meksika'dan sonra 405 milyar dolar ile 6. sıradadır.
Kaldı ki, kalkınmakta olan ülkelerin global sermaye sahiplerine olan borcunun ağırlıklı kısmı iç borç şeklindedir. Dış borç rakamlarına, ondan daha fazla olan iç borç rakamları eklendiğinde; nerede ise 15 trilyon dolara varan bir borç batağının içine itilen kalkınmakta olan ülkelerin, hem ekonomi hem de siyaset bağlamında artık vesayet altında olduğu görülecektir.
Borçlandırma yöntemi ile ülkelerin nasıl teslim alındığı ile ilgili güncel örnekler, yaşanılanları çok daha net ortaya koymaktadır.

OSMANLI İMPARATORLUĞU
İlk defa 1854 yılında Kırım Savaşı esnasında İngiltere ve Fransa'dan 3 milyon sterlin alarak borçlanma sarmalının içine itilen Osmanlı'nın eline, sadece 2.018 milyon sterlin geçmiştir. 1870 yılında çıkartılan tahviller nominal değerinin ancak üçte birine alıcı bulabiliyordu; yani Osmanlı, ödediği her 100 lira için sadece 33 lira para alabiliyordu.
1859 yılında ilk borç alınmasının 5 yıl sonrasında İngiliz ve Fransız üyelerin de katılımı ile Islahat–ı Maliye Komisyonu kuruldu. Bu komisyon, günümüzde olduğu gibi kamu harcamalarını kısma ve vergileri arttırma üzerine yoğunlaşmıştı.
1863 yılında Osmanlı Bankası kuruldu. Osmanlı'nın Merkez Bankası olarak işlev görecek bankanın yetkileri içerisinde banknot basma yetkisi de bulunuyordu. İsmi Osmanlı olan bankanın sahipleri ise elbette borç veren iki ülke, yani Fransa ve İngiltere idi.

1881 yılında Osmanlı, borçlarını ödeyemeyince Düyûn–u Umumiye Teşkilatı kurularak, Osmanlı'nın damga, balık, tütün, tuz, Kıbrıs gümrük vergileri gibi birçok vergisine el konuldu. Düyûn–u Umumiye, I. Dünya savaşına gelindiğinde 5000 çalışanı ile dünyanın en büyük tahsilat kurumu olarak vazifesini ifa etmekteydi.
Osmanlı'nın, borç alması ile sadece vergilerine el konulmadı; borç veren sömürgeci güçler, Osmanlı'nın bütün idaresine karışmakta, onun parçalanmasına zemin hazırlayan yasaları tek tek ona aldırmakta idiler.
İlk borç alındıktan 2 yıl sonra Ali Paşa hükümeti döneminde, İngiliz ve Fransızlarla beraber hazırlanan 1856 Islahat Fermanı maddeleri, yakından incelendiğinde, günümüzün AB İlerleme raporları ve IMF talimatları ile olan benzerliği dikkatleri çekecektir.

Bu fermana göre;
– Yabancılar mülk edinme hakkı ediniyor,
– Azınlık okullarının açılmasına ruhsat çıkıyor,
– Patrikhanede alınan karaların Babıali tarafından onaylanması sağlanıyor,
– Azınlıklar için farklı mahkemeler oluşturuluyordu.
Azınlıklara verilen her türlü imtiyazla birlikte çok kısa süre içerisinde Osmanlı ekonomisi azınlıkların kontrolüne geçmiştir.
Genelde Osmanlı'nın yeraltı kaynaklarının talan edilmesi de 1854 yılında alınan ilk borçla birlikte başlamıştır. 1856 yılında yapımına başlanılan Aydın demiryolu projesi ile, demiryolunun 45 kilometre çevresinde bulunan bütün madenlerin işletim hakkı, çok cüzi ücretlerle İngiliz firmalarına devredilmiştir. Birçok ecnebi maden şirketi Osmanlı topraklarına üşüşmüşlerdir:
a– Abotts Emmry Mines Ltd b– Edward Hadkinson Maden Şirketi c– P.G. Barf Ve Şükerası Altın Şirketi d– Peterson Ve Şükerası Krom Madeni e– Edward Hadkinson Gümüş Madeni f– Mr. Wilson Demir Madeni g– J.Whittal Civa Madeni h– Alfred Charnaud Mermer Ocağı
i– Whittal Ve Şürekası Kalemin Ve Krom Madeni j– Issıgonis Demir İşletmesi k– Rio Tinto Bor Madenleri.
1882 yılından 1922 yılına kadar sadece krom ile ilgili 35 adet imtiyaz verilmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir; Jon Peterson,
Chalton Venil, Dimitraki Meziki vb.140
Yine Bağdat demiryolu projesinin yapımını üstlenen Bağdat Demiryolu Şirketine, demiryolunun etrafında 20 kilometrelik hat içerisindeki madenlerin imtiyaz hakkı verilmiştir.
Bu örnekler çoğaltılabilir; gerçek şu ki; Osmanlı'nın yıkılışı savaşlar ile değil, alınan borçlar ve akabinde verilen imtiyazlarla olmuştur." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)






































































