logo
28 EYLÜL 2026

Özgür Özel: Atatürk'e veremeyeceğimiz hiçbir hesabımız yoktur

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti'nin ziyaretiyle ilgili gelen eleştirilere yanıt verdi.

 

16.01.2024 14:59:00 / Güncelleme: 16.01.2024 16:49:56
Haber Merkezi
 
Özgür Özel: Atatürk'e veremeyeceğimiz hiçbir hesabımız yoktur
Özgür Özel: Atatürk'e veremeyeceğimiz hiçbir hesabımız yoktur
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kuzey Irak'ta verilen 9 şehidin ardından MHP lideri Devlet Bahçeli ve İyi Parti lideri Meral Akşener'i arayıp kendisini aramayan Erdoğan'a yanıt vererek, "Bazı telefonların gelmesi gelmemesinden daha kötüdür; her şey olmuşsunuzdur ama devlet adamı olamamışsınızdır" dedi. Akşener'e de seslenen Özel, muhalefet partilerinin terör saldırılarıyla ilgili ayrı bildiri imzaladığını hatırlatarak, kendi bildirilerini sunmaları çağrısında bulundu.

Özel, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. Konuşmasının gündeminde şehitler olan Özel, "Provokasyon yapıp şehit cenazelerine militanlarına götürüp bizi protesto etmeye kalktılar" diye ağır bir ithamda da bulundu.

İktidarın, DEM'in CHP'yi ziyaret etmesiyle ilgili gelen eleştirilerine de yanıt veren CHP lideri, "CHP'ye ve CHP'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e veremeyeceğimiz hiçbir hesabımız yoktur." yanıtını verdi.

"ASKERİMİZİ DE SAVUNACAĞIZ ÜLKEMİZİ DE…"

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, "Onlar gibi sözde iktidarda kalmak için değil özde gerçek milliyetçi, Atatürk milliyetçisiyiz. Bundan sonraki süreçte saraya 'eyvallah' etmeyiz. Arkasına dizilmeyiz. Onla imza atıp, onu meşrulaştırmayız. Herkes kendine, partisine, partisinin evlatlarına, bu milletin ferasetine güvensin. Panikleri, korkuları, saldırmaları ve provokasyonları CHP'nin öz gücünden korktukları içindir. Biz bu partiyi ayağa kaldırdık, bu milleti ayağa kaldıracağız. Bu millete diz çöktüremeyecekler. Bu millete CHP boyun eğdirmeyecek. Bu milleti bir avuç zenginin menfaatlerine teslim etmeyecek. Askerimizi de savunacağız, ülkemizi de savunacağız. CHP'nin her bir neferini alnından öpüyorum. Kendinize güvenin. Onlar korksun. Biz haklıyız ve başaracağız" ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, TBMM Grup Toplantısı'nda gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Genel Başkan Özgür Özel'in konuşmasından önce şehitler için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Partiye katılım sağlayan Zonguldak Gökçebey Belediye Başkanı Vedat Öztürk ve Çanakkale Eceabat Belediye Başkanı Saim Zileli'nin CHP rozetini, Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel taktı. Genel Başkan Özgür Özel, belediye başkanlarının rozetini taktıktan sonra, "Çok acılı ve üzüntülü bir günde ailemize katıldınız ama bundan sonraki süreçte sizin hizmet ettiğiniz güzel içlerimizin, hem Zonguldak hem Çanakkale'mizin, hem 81 ilimizin böyle acıları değil güzel günleri yaşadığı yarınlarda milletimize, devletimize, ülkemize en güzel hizmetleri etmenizi bekliyoruz. CHP ailesine, baba ocağına hoş geldiniz" dedi.

"BİZ KONUŞACAĞIZ Kİ BUNDAN SONRA EVLATLARIMIZIN KANI AKMAYACAK"

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Grup Toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

"Zor günlerden, acılı günlerden geçiyoruz. Ekonomik, hukuki, demokratik açıdan, diplomatik açıdan, güvenlik politikaları açısından 86 milyon vatandaşımızın zorlandığı, üzüldüğü, kahrolduğu şekilde kötü yönetiliyoruz. Cuma günü akşam saatlerinde, daha 3 hafta önce bile olmadan, 20 gün önce üst üste aldığımız şehit haberlerinden, 12 vatan evladımızı kaybettiğimizin acısı yüreklerimizi yakarken bu sefer yine aynı rakımda, aynı üs bölgesinden bu kez 9 askerimizin, 9 vatan evladımızın şehitlik haberini aldık. Üsteğmenimiz Gökhan Delen, uzman çavuşlarımız Serkan Sayın, Hakan Gün, Ahmet Köroğlu, sözleşmeli erlerimiz Müslüm Özdemir, Kemal Batur, Emrullah Gülmez, Murat Atar ve Muhammed Tunahan Evcin. Bizler evlerimizde rahat uyuyalım diye, şanlı bayrağımız dalgalansın diye görev yaparken hayatlarını kaybettiler. Şehitlerimize bir kez daha Allah'tan rahmet diliyoruz, acılı ailelerine, milletimize, ülkemize, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bir kez daha başsağlığı dileklerimizi iletiyorum.
Son 1 ayda 25 askerimizden 23'ü Pençe-Kilit operasyon bölgesinde hayatını kaybetti, son 3 ayda rakımı, koordinatı aynı olan, ben tekrar etmek istemiyorum, üs bölgemizde tam 19 Mehmetçiğimizi kaybettik. Her şehit haberinden sonra aynı ezberi tekrarlayanlar yine aynı ezberi tekrar etmeye, bizi de peşlerine takılmaya, susmaya, sorumluluklarını hatırlatmamaya, onlardan hesap sormamaya davet ettiler. Eğer bir ülkede kötü giden bir şey varsa, ekonomi kötü yönetilir fiyatlar artıyorsa eleştirirsiniz. Dış politika kötü yönetilir yalnızlaşırsınız eleştirirsiniz. İçişlerinde aksaklık vardır, asayiş zafiyeti vardır. Eleştirirsiniz. Ama birileri bir kararı verir, 'Tartışmayın' der, sonra oradan sürekli şehit haberleri gelir. 'Tartışmayın.' 'Şehit haberleri gelir tartışmayın.' 'Evlatlarımızın kanı yerde kalmayacak' derler ama evlatlarımızın kanı üzerine başka evlatlarımızın kanı akar. 'Evlatlarımızın kanı yerde kalmayacak, siz konuşmayın.' Biz konuşacağız ki bundan sonra evlatlarımızın kanı yerde kalmayacak değil evlatlarımızın kanı akmayacak, biz bunun için konuşuyor ve itiraz ediyoruz."

"DOĞRU SÖYLEMENİZİN DEĞİL ARKALARINDA DURMANIZIN KIYMETİ VAR"

"Geçen sefer beylerin ezberini bozduk, dedik ki 'Eğer siz gelip de burada neden sürekli geçici üs bölgelerinde, kar yağdıktan sonra orada güvenliğin sağlanıp sağlanmadığı önceden hesaplanmadan, eğer o geçici üs bölgesini koruyabileceksek kalma kararı alarak, koruyamayacaksak usulüne uygun olarak orası boşaltılıp zamanı gelince tekrar oraya gidilmesi gibi benimsenmiş bir askeri taktik varken bu kararları kim aldı? Niye inat ediyor? Sürekli aynı şekilde şehit veriyoruz. Bunu gelip burada cevaplayacaksınız. Sorularımıza yanıt vereceksiniz, bir eksik varsa gidereceksiniz ki bir sonraki sefer aynı acı haberleri almayalım.' Dediler ki 'Biz bilgi vermeye gelmeyiz. İşte kağıt, işte kalem. Bizim yanımızda bildiriye imza atacaksın.' Dedik ki 'Sorumluluğunuzu sizinle paylaşmayız. Bu sorulara cevap verilmeden sorumlularla aynı A4'te buluşmayız.' İtiraz ettik. Kendi bildirgemizi yayınladık. Onlar kınıyorlardı, biz PKK'yı lanetledik. Onlardan çok daha net ve sert, hem hesap soran hem de yol gösteren bildirgemizi açıkladık. Yokmuş gibi yaptılar. Çünkü onlar için terörü kınamanın kıymeti yok, yanlarında durmanızın kıymeti var. Onlar için doğruları söylemenizin kıymeti yok, arkalarına dizilmenizin kıymeti var. Onlar için şehitlerimiz gelmesin diye birlik, beraberlik içinde olmak için doğruları savunmanın kıymeti yok, onların iktidarını sarsmamanızın kıymeti var. Biz o gün itiraz ettik. Manşetlerden bildirgemizi görmediler. PKK dediğimiz halde Tayyip Erdoğan diyemediği halde, 'PKK demedi' dediler. Provokasyon yapıp şehit cenazelerine kendi militanlarını götürüp sözde bizi protesto etmeye kalktılar. Bir adım geri atmadık. Durduğumuz yerde durduk, sorulara cevap alamadık ama sorumluluğu da paylaşmadık."

"BİZ KENDİMİZE GÜVENİYORUZ"

"Maalesef Cuma akşamı 9 eve daha ateş düştü. Aynı bölge, aynı üs, aynı zafiyet, aynı hatalar ve yeni şehitler. Sonra yine çıkmışlar, dediler ki 'Bir kez daha kınama yayınlayalım…' Doğrudan dedik 'Biz artık orada yokuz, tavrımız değişmez.' Bakın şimdi ne oluyor? Bugün 2 bakan o gelmedikleri Meclis'e bugün geliyor, vermedikleri beyanatı, bilgiyi veriyorlar. Meclis'in karşısına çıkıyorlar ve bekliyoruz ki sorularımızı yanıtlayacaklar. CHP'ye imza atmadı diye 'Vatan haini' diyebilecek tıynettekiler uzaklardan iyi dinlesin. Bu salon nerede durdu, nasıl durdu, nasıl o gün birlik ve beraberlik içinde o gün ortak tavrın arkasında durdu, bugün ne oluyor? O gün biz imza atmadık. Bugün Meclis Başkanı yine bir bildirge kaleme almış, yine bütün partilere yollamış. İmzalayanlar var, CHP imzalamadı. Bu kez Saadet, Gelecek, DEVA, Demokrat Parti imzalamadı. CHP kendi bildirgesini MYK'da imzalamıştı. Grup başkanvekillerimle birlikte imzaladık, bugün Meclis Başkanlığına CHP grubunun bildirgesini de sunuyoruz. Saadet, Gelecek, DEVA, Demokrat Parti kendi bildirgelerini sunuyorlar. AK Parti, MHP ve İYİ Parti de bir başka bildirge sunuyorlar. Hepsi okunsun, oylansın. Kim nerede, nasıl duruyor, kim kimin yanında duruyor? Hepsi belli olsun. Bir tek şey söylerim, üyelerinin iyi niyetine, vatanseverliğine, Cumhuriyetçiliğine, Atatürkçülüğüne sahada hepimizin şahit olduğu, geçmişte birlikte ittifak içinde olduğumuz, AK Parti'nin ve MHP'nin yanlış politikalarına onurla itiraz eden İYİ Parti'nin de bu sorunlu Adalet ve Kalkınma Partisi'nden ayrışarak kendi bildirgelerini imzalamasını ümit ediyoruz. Aksi durum hepimizi çok üzüyor. Eleştiri, tartışma olacak. Çünkü birilerinin rahatı bozuluyor. Huzuru bozuluyor. Provokasyon olacak. Önemli olan biz kendimizi biliyor muyuz, Atatürk'ün partisi olduğumuzu, hepsinden milliyetçi, vatansever olduğumuzu biliyor muyuz? Gerçek milliyetçiliğin şehit tabutunu tutup propaganda yapmak değil, briket evlere koca bayrak asmak değil analar ağlamasın, şehitler olmasın diye doğru, gerçek politikaları savunmanın doğru olduğunu biliyor muyuz? Biz kendimize güveniyoruz, kim ne yaparsa yapsın. Bugüne kadar ezber bozulunca bizim de okuduğumuz gazetelerde yazanlar, bazı bizim içimizdeki arkadaşlar 'Keşke ayrılmasaydık, keşke o imzayı atsaydık. Yahu ben gideyim onlarla imza atayım.' Kardeşim sen durduğun yerde dur, Atatürk'ün çizgisinde, baba evinde dur, CHP'de dur, gör bak nasıl zaman seni yine haklı çıkaracak."

"SONUNDA BİZ BAŞARACAĞIZ"

"Tayyip Beyin peşine takılmadık acaba yanlış mı yaptık? Takılmayacağız, birlikte olacağız, haklı çıkacağız ve sonunda biz başaracağız. Siz başaracaksınız. CHP seçimden en çok oyu alma hesabıyla değil ama bu ülkede herkes huzurlu, eşit, zengin, acısız, ayrımsız yaşadığında, paha biçilemeyecek 2 şeyin, rengi olmayan 2 şeyin herkes kıymetine vardığında; bir anaların göz yaşının rengi olmaz, iki alın terinin rengi olmaz. Bu memleketteki bütün analar ve emekçileri CHP'nin sevgisiyle, saygısıyla kucaklıyoruz. Sizin için hep birlikte başaracağız.

Adalet ve Kalkınma Partisi sadece hayat pahalılığı yaratmadı, sadece ötekileştirerek, kutuplaştırarak toplumsal barışı zafiyete uğratmadı, sadece dış politikada yalnız ve kimsenin olması gerektiği gibi iyi ilişkiler kurduğu bir ülke haline getirerek, yalnızlaştırarak kötülük yapmadı. Onlar devletin genleri ile oynadılar. Geldiğimiz günlerde, şimdi devletin başı, bulunduğu makam öyle, yürütmenin başı, efendim bir terör saldırısı olmuş. Kime telefon açmış, kime telefon açmamış. Onun tartışması sürüyor. Öyle ki bu ülkede savunma, güvenlik, dış politika gibi konularda hassas gelişmeler olduğunda yürütmenin başı ya da bakanları, örneğin MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı gibi üst düzey görevliler yürütme adına gider başta ana muhalefet partisi, Meclis'te bulunan partileri bilgilendirirler, ayrıca Genel Kurul'a da bilgi verirlerdi. Bakın tarihe dönüp gidelim. Kıbrıs Barış Harekatı, Ecevit kapının önüne çıkmış. Demiş ki 'Ayşe tatile çıktı. Biz adaya sadece Türklere değil Rumlara da barış götürmek üzere barış harekatını yapıyoruz.' Meclis'e gelmiş ve ilk önce Süleyman Demirel'in telefonu çalmış. Ardından bütün liderler. Öğleden sonra Meclis olağanüstü oturuma davet edilmiş, olağanüstü oturumda Meclis Barış Harekatı için Ecevit tarafından bilgilendirilmiş. Ardından Süleyman Demirel'in açıklaması: 'Bugün TBMM milli meseleler karşısında Türkiye'nin güçlüklerle, zor ve çetin sorunlarla karşı karşıya kaldığı zaman nasıl bir kalp gibi hareket edilmesinin lazım geldiğinin, nasıl bir kalp gibi atması lazım geldiğinin fırsatı ile karşı karşıya bulunmaktadır.' Siz eğer yürütmenin başı olarak, iktidarın sahibi olarak verilen sorumluluğu yerine getirirseniz ana muhalefet partisi karşınıza geçer, 'Bir kalp gibi birlikte olmanın, birlikte çalışmanın sorumluluğunu hissettik' der. Ama siz eğer bu gelenekleri terk ederseniz, 'Bilgi ver' dediğinizde 'Kim oluyorsun sen, sana ne bilgi vereceğiz' derseniz. CHP'nin taleplerini ötekileştirirseniz, siz eğer benzer 9 şehidimizin, yeniden şehitlerimizin geldiği gecede bu sefer bazı liderlere telefon açıp bazı liderleri aramamaya kalkarsanız siz her şey olabilmişsiniz demektir ama devlet adamı, insanı olamamışsınız demektir."

"GELMEYEN TELEFON İLE GURUR DUYUYORUM"

"Bir şey söyleyeyim, samimiyetle, laf aramızda söyleyeyim. Bazı telefonların gelmesi, gelmemesinden daha kötüdür. Gelmeyen telefon ile gurur duyuyorum. Çünkü o telefonu açarken bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak, ülkenin çıkarlarını düşünerek, bütün oy veren seçmene saygı duyarak değil geleceğe dönük siyasi tahlil, tasarruf, taktiklerini düşünerek yapıyor. Recep Tayyip Erdoğan'ın gelecek tahayyülünde yer almamak CHP için onurdur. Bugün sayın bakanlar gelecek, doğrusunu yapıyorlar. Kürsü alacaklar, orada olacağız. Orada olacağım. Dinleyeceğiz. Ama orada açık kaynaklardan edinilen bilgilerin tekrarını, haber bültenlerindeki konuşmaların bir özetini dinlemeye gitmiyoruz. Bunu da bilsinler. Mahremiyet derecesi yüksek bilgiler varsa kapalı oturum yapma imkanı vardır. 10 yıl tutanaklar açıklanamaz. 10 yıl süre ile kimse bu konuda ağzını açamaz. Ancak sadece eldeki bilgilerin bir tekrarı, milletin Meclis'ine şeklen saygı ama özde saygısızlık demektir. CHP grubu olarak daha önce yazılı olarak da tekrarladığımız şu soruları bir kez de sizin huzurunuzda bilgilendirmeden 1 saat önce tekrar etmek isterim. 20 aydır Pençe-Kilit operasyonu sürüyor. Pençe- Kilit harekatının siyasi ve askeri hedefleri, bu hedeflere ulaşma durumu nedir? Bölgede terörist faaliyetlerine ilişkin istihbarat temininde zafiyet var mıdır? Teröristlerin saldırıları üs bölgelerinin mevsimsel koşullara karşı yeteli korumaya ve gerekli tahkimata sahip olmaması sebebiyle mi önlenememektedir? İnsansız hava araçlarının mevsimsel koşullar nedeniyle uçamadığı durumlarda gözetleme zafiyetini giderecek ilave tedbirler alıyor musunuz? Üs bölgelerinin termal kamera ve benzeri gözetleme sistemleri, nicelik ve nitelik olarak yeterli midir? Yetersizse neden hızla giderilmemektedir? Bu konuda TBMM'ye bir görev düşmekte midir? Özellikle altın saat olarak tabir edilen süre içinde sağlık desteği, acil tıbbi müdahale imkan ve kabiliyetleri yeterli midir? Askeri sağlık sisteminin ilga edilmesi, ortadan kaldırılması, GATA'nın kapatılması, askeri hastanelerin kapatılması ve timlerin içinde sağlık astsubaylarının timle birlikte bulunmalarının terk edilmesi, bu altın saatte kurtarılabilecek çok sayıda Mehmetçiğin ölümüne sebebiyet vermekte midir? Bu soruların hepsine bugün de cevap arıyoruz, bundan sonra da cevap arayacağız. 21 aydır Pençe- Kilit harekatında hedeflere neden ulaşılmadığını, buradaki kusurların nereden ve kimlerden kaynaklandığını, ne için giderilmediğini takip etmeye devam edeceğiz. Şu an Suriye ve Irak'taki askerlerimizin durumunu, ihtiyaçlarının giderilip giderilmediğini, moral ve motivasyonlarının ne noktada olduğunu ısrar ile takip edeceğiz. Bu sorular benim sorularım değil. Bu sorular bir partiye ait sorular değil. Bu sorular evlatları orada olan, eşleri ve babaları Irak'ta, Suriye'de olan Mehmetçiğin ailelerinin en çok merak ettiği, üstünde titizlendiği sorulardır. Bu sorular ömürleri boyunca bu orduya şanla, şerefle hizmet etmiş, şimdi bu ordunun emeklisi olma onurunu taşıyan komutanların meselede gördüğü sorunlardır. Bize yapmış oldukları doğru yönlendirmeler, meselenin çözümüne yönelik önerileri de içinde bulunduran yapıcı sorular, eleştirilerdir. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yanıtlaması gereken temel nokta ise şudur. Çetin bir coğrafyada, zorlu kış koşullarında, sınırlarımızın uzağında üs bölgelerinde Mehmetçiklerimizin güvenliğinin sağlanamadığı bu süreçte bu kararlar askeri olarak verilmekte ve savunulmakta mıdır? Yoksa sivil olarak verilmekte ve askere dayatılmakta mıdır? İsveç'in NATO üyeliği için bir dönem sözde kıyameti koparan ve sonra birden anlaşan, kendi imzayı atan ve metni Meclis'e yollayan, geçtiğimiz hafta NATO üyeliği ile ilgili İsveç için komisyonda adımı atan Adalet ve Kalkınma Partisi'ne şunu soruyoruz. Eğer bir müttefikin terör tanımı ya da terör örgütü ile ilişkilendirilmesi NATO üyeliği üzerinden tartışılıyorsa, PKK ve YPG'nin birinci destekçisi olduğunu söylediğiniz ABD, NATO'nun en yüksek askeri gücüne sahip birinci müttefiki ise siz ABD ile ilişkiler konusunda bu NATO müttefikimizle nasıl bir irtibat kuruyorsunuz? Kendilerine hem içeriye dönüp bize 'PKK- YPG'yi ABD destekliyor' diyeceksiniz, hem can, ciğer kuzu sarma olup, randevu isteyip, telefon görüşmeleri için aracılar sokup, ABD ile İsveç'in NATO üyeliği üzerinden F16 pazarlıkları yapacaksınız, bu milletin gözünün içine baka baka bu tutumu sergileyeceksiniz. Biz CHP olarak ABD dahil bütün müttefiklerimize şunu söylüyoruz. NATO'nun bir mensubunun güvenliği tehdit altındaysa, saldırı altındaysa bu bütün NATO'ya yapılan saldırıdır. NATO terörün karşısında, PKK'nın karşısında bir müttefik gibi mi davranacaktır, yoksa ikiyüzlü mü davranacaktır? Bütün müttefiklerimize bunu soruyoruz."

"EKONOMİ ALANINDA ÇOK KÖTÜ YÖNETİLİYOR"

"Ülkemiz ne yazık ki her alanda olduğu gibi en çok da ekonomi alanında çok kötü yönetiliyor. Dünyada gıda fiyatları düşüyor. Türkiye'de enflasyon TÜİK'e göre yüzde 64, gıda enflasyonu yüzde 72 artmış. İstanbul Ticaret Odası gıda enflasyonunu 80,5 olarak belirlemiş. Dünya Gıda Örgütü, '2023'te yüzde 10 gıda fiyatları düşmüş' diyor. Değerli vatandaşlarımız, seçimlere gittik ve oy talep ettiler. Elbette biliyorum, şöyle dediler 'Açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin ama tehlike büyük oyu bize vermelisin.' Sahte videolar yaptılar, terörle ilişkilendirmeye çalıştılar. 'Eğer oyu bize vermezsen ezanı durduracaklar, oyu bize vermezsen bayrağı indirecekler. Oyu bize vermezsen vatanı böldürecekler' deyip aç karınlardan, işsiz insanlardan, güvencesiz çalışanlardan bir kere daha oy alıp iktidarlarını sürdürme yoluna gittiler. Şunu söyleyeyim. O gün 'Ezanı dindirecekler' dedikleri CHP'nin milletvekilleri bugün 5 vakit ezan okuyan müezzinin özlük haklarını yine bu kahramanlar, milletvekilleri savunuyor. O gün 'Bayrağı indirtecekler' dedikleri, o bayrak dalgalansın diye can veren uzman çavuşun hakkını ve hukukunu savunuyor. O gün 'Vatanı böldürecekler' dedikleri bugün CHP olarak 81 ilde, 973 ilçede birliği, beraberliği, kardeşliği savunuyor, ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunuyor. Peki onlar ne yapıyor? Onlar 'Ezan, bayrak, vatan deyip, sizden oy alıp, fiyatların belini nasılsa kırarız' diyenler iktidara geldikleri günden bu güne benzin yüzde 85, ekmek yüzde 60, makarna yüzde 91, yumurta yüzde 55 arttı. 28 Mayıs'tan bugüne. Bütün köylüler, kamyoncular, dolmuşçular, şoför esnafı ve bugün yolu benzin istasyonunun önünden geçen herkes şahidim olun. Mazotun litresi 18,5 lira. Bugün 39 lira 80 kuruş. 18,5 liralık mazotu 40 lira yaptılar, 28 Mayıs'tan bugüne kadar. Bu iktidar, iktidara gelene kadar, seçimi geçirene kadar yalan ile sahte beyanla oyları toplayıp sonra size sırtını dönen iktidardır. Değerli vatandaşlarımız son 1 yılda sadece son 1 yılda dana eti yüzde 143, koyun eti yüzde 157, tavuk eti yüzde 180, zeytinyağı yüzde 180, zeytin yüzde 141 zam almış durumda. Siz ne aldınız, biz ne aldık? Memurun zammı yüzde 49,25. Emeklinin zammı ise 37,57. Eğer ENAG'a göre olsa zamlar en az yüzde 80 olacaktı. Yani bugün 15 bin lira maaş alanın cebinden 5 bin 500 lira çalıyorlar. 20 bin 500 olacaktı, 15 bin lira veriyorlar. Bugün 30 bin lira maaş alan 40 bin lira alacaktı. 10 bin lirasını cebinden çalıyorlar. Ama herkesin cebinden bir şey çalınıyor da esas cebinden çalınan Türkiye'deki en düşük emekli maaşı. Bugün itibarıyla 7 bin 500 lira."

EMEKLİLERE SESLENDİ

"Değerli emekliler, bir yolculuğa yani bu ülkeyi alıp 21 yılda bu noktaya getiren birisi sizi ne noktaya getirdi buna bakalım. Bu asgari ücret. 17 bin 2 lira. Yeterli değil. Yoksulluk sınırının altında, açlık sınırını zorluyor. Peki bu ne? Bu en düşük emekli maaşı. Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde en düşük emekli maaşı asgari ücretin yüzde 147'si kadardı. AK Parti, Recep Tayyip Erdoğan geldi. Hiçbir şey yapmasa, sadece Bülent Ecevit hükümetinden aldığı şekliyle asgari ücretin yüzde 147'sini verse, bugün en düşük emekli maaşı 25 bin lira olacak. Ancak şu an yüzde 44'ü kadar. 7 bin 500 lira. İşte Tayyip Erdoğan'ın emeklinin elinden tutup getirdiği nokta. İşte Adalet ve Kalkınma Partisi'nden önce emeklinin aldığı en düşük emekli maaşı, şimdi aldığı emekli maaşı. Buna Türkiye Cumhuriyetindeki hiçbir emekli mahkum edilemez. Bunu kınıyoruz. Buradan bu parlamentodaki bütün milletvekillerine sesleniyorum. Grup başkanvekillerime hatırlatıyorum. CHP'nin komisyonlarda bekleyen önerisi en düşük emekli maaşının en azından asgari ücret kadar olmasıdır. Önergemizi bu hafta getirin ve oylatın. Kim emeklinin yanında, kim 7 bin 500 liralık görüyor emekliyi bütün Türkiye görsün."

"Gelecek sene nasıl olacak? Emin olun "CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK AÇIĞI"
bundan 2 kat kötü olacak. Merkezi Yönetim Bütçesi açık veriyor. Aylık bazda 842 milyar lira açık verdi. Cumhuriyet tarihinin en büyük açığı. 2023 yılında 1 trilyon 375 milyar açık. 2022'ye göre bütçe açığı yüzde 864 arttı. Yüzde 900. 9 kat. Bu rakamın içinde ama depreme harcananlar var. Depreme harcananları düştüğünüzde yine 425 milyar lira açık kalıyor. O da bir önceki yılın 3 katı demek. Gelecek sene bütçe açığının 2,7 trilyon olması, bunun da tam yarısının faizlere gitmesini kendileri planlıyorlar. Bu sene yüksek enflasyon nedeniyle cari harcamalar yüzde 111 arttı, personel giderleri yüzde 115 arttı, faiz harcamaları yüzde 117 büyüdü. Gelecek sene yaşanalar bunun tam 2 katı olacak. O yüzden herkesin özellikle emeklilerin ve emekçilerin bu iktidara 31 Mart tarihinde yapılacak seçimlerde, hem belediye seçiminin farkında olarak memleketlerini iyi yönetecek yöneticileri seçmesi hem de kendisine 7 bin 500 lirayı reva görenlere bu seçimlerde sarı kartı göstermesini bekliyoruz."

"ANAYASA YOKSA KİMSENİN MALININ GARANTİSİ YOKTUR"

"Eğer hain terör saldırısı olmasaydı Pazar günü hep birlikte, hep beraber 'Artık yeter' diyecektik. 'Sahip çıkıyoruz' diyecektik. 'Anayasamıza sahip çıkıyoruz. Ülkemize sahip çıkıyoruz. Emeklimize sahip çıkıyoruz. Emekçimize sahip çıkıyoruz. Gençlerimize sahip çıkıyoruz ve biz bu gidişata hep birlikte dur diyoruz, artık yeter diyoruz' diyecektik. Bundan sonraki süreçte bir ülkede Anayasa yoksa, devletin yok olduğunun bilincinde olacağız. Bu ülkede Anayasa yoksa kimsenin malının da garantisi yoktur. Bu ülkede Anayasa yoksa emeklilik hakkının garantisi yoktur. Bir ülkede Anayasa yoksa özgürlükler de yoktur, geleceğe güven de yoktur. Meseleyi Can Atalay meselesi, önemlidir Hatay'ın iradesi ama mesele sadece Can Atalay meselesi değildir. Mesele birilerinin Anayasa'yı yok sayma, mesele birilerinin yok saydığı Anayasa üzerinden keyfi yönetimine sizleri alıştırma, günü gelince geçen sefer Devlet Beyin yaptığı gibi. 'Evet, Tayyip Erdoğan Anayasa'ya uymuyor, Anayasa'yı çiğniyor, uymayacağı da anlaşılıyor, hadi Anayasa'yı ona uyduralım' dediği gibi. Bu ülkede devleti ortadan kaldırıp, devleti bir şahsa yönlendirmenin, şahsa terk etmenin, yazılı ve çizili toplum sözleşmesini her doğan için değil Erdoğan için yapmanın bedellerini ödüyoruz. Bu bedeli güvenlikte olmayarak, ekonomik güvenliğimiz yok, sokakta, sınırda, Anayasal güvenliğimiz yok, hukuk güvencemiz yok. Memleket Adalet Bakanlığının verdiği hizmete, mahkemelere yüzde 22 güveniyor. 5 kişiden biri güveniyor o da mahkemeye yolu düşmediği için. Memlekette ekonomi yönetimine de geleceğe de güven kalmadı. Dünyanın en güzel ülkesindeyiz. Evet, doğru. Herkes bu ülke üzerinde hayal kuruyor ama bu bir beka sorunu değil. Bu ülke üzerinde bin yıllardır hayal kuruluyor. Gerçek beka sorunu ne biliyor musunuz, gerçek beka sorunu bu memleketteki her 4 gençten 3'ünün, bu 4 gencin birinin adı Mahmut, birinin adı Rabia, birinin adı Barış, birinin adı Fatih. Bu 4 gençten 3'ü dünyanın en güzel ülkesinde değil, doğdukları bu topraklarda değil dünyanın başka ülkelerinde hayal kuruyorlar. 100 gencin 76'sı 'Fırsatını bulursam yurt dışına gitmek isterim' diyor. İşte gerçek beka sorunu budur. Gerçek milliyetçi varsa gelsin yanımıza bu beka sorunu ile mücadele edelim. Sebebi ne? Bu memlekette bazıları güvende, bazıları güvende değil. Sorun burada."

"MEHMETÇİK GÜVENDE DEĞİL"

"Bakın bu memlekette bu sıvasız evde, bayrak asılan bu sıvasız evde yetişmiş, iş bulamamış, aç kalmış, ailesinin başka geliri olmadığı için başvuru yapmış, uzman çavuş, sözleşmeli er olmuş Mehmet'imiz var ya, o çocuk, o evladımız birilerinin fantezisi ile bütün güvenlik doktrinlerine aykırı, geçici üs bölgesinde eksi 14 derecede Mehmetçik güvende değil, bu evin evladı güvende değil. Ama sosyal güvencesi olmadığından, ama 7 bin 500 lira, 5 bin lirası kiraya, 1000 lirası akaryakıt, elektriğe gittiğinden bu teyzem bekliyor ki 'Pazar dağılsın o satılmamış ürünlerden bir şeyler alayım.' Güvende değil. Hiç parası olmayan teyzem çöp konteynerinin başında, onun için ne gıda güvenliği, ne sağlık, gelecek güvenliği var. Bu Somalilinin çarpıp da param parça ettiği motokuryemiz. Yollarda güvende değil. Somalı madenci Türkiye'nin dört bir yanında günde 3 vardiya ölüme inen, çıkan. O yerin altından yeryüzü sıcak olsun diye her gün ölüme inenler güvende değil. Seçimden önce hızla 'Trakya'dan oyları toplayabilir miyiz, söz verdim' diye menfezlerin altını hızla doldurdukları için o trende ölenler güvende değildi. Yaşam hakkına, doğaya, çevre hakkına sahip çıkmak için, bir park yıkılıp da Topçu Kışlası yapılmasın diyenler, Atatürk Kültür Merkezi yıkılıp da AVM yapılmasın diyenler güvende değildiler. Şimdi hepimizin yerine Silivri'de yatan kardeşlerimiz, Bakırköy'de yatan kardeşlerimiz maalesef güvende değil. Hukuk güvencesinden yoksunlar. Bunlar güvende değil ama güvende olanlar var. Sarayda pandemiye rağmen sazlı, sözlü yemek verenler güvende. Elektrik faturalarından çiftçiye haciz yollarken insanları bu karda kışta soğukta bırakırken 1500 odalı sarayda ampul yakanlar güvende. Anayasa'yı değiştirirken iğrenç kahkahalar atanlar güvende, onların çocukları güvende, onların aileleri güvende. Bak pudra şekerci güvende. Ne suçu işlersen işle Süleyman'ın fotoğraf listesine girersen güvendesin ama o sırf gidip 'İstanbul Büyükşehir'de terörist var, 250 tane' diyecek. Mahkemeye verecekler 'İspatla bakalım' diye, 'Vallahi elimde belge yok, siyaset olsun diye söyledim' diyecek. Bunlar güvende, bu yüzsüz güvende bizim evlatlarımız güvende değil."

"BEYZADE GÜVENDE DEPREMZEDELER GÜVENDE DEĞİL"

"22 yıldır beyefendi iktidarda, bir dediği iki olmuyor. Bütün yetkiler elinde. 11 şehirde milyonlarca insan çadırda, konteynerde 'Seneye evler bitecek' dedi. 10 evden biri bile verilmedi, hepsi çadırda. Yüzler gülüyor. Altın varaklı tahtında oturuyor. Beyzade güvende, depremzede güvende değil. Sonra 'Bu ülkenin güvenlik sorunu var. Sesinizi çıkarmayın…' Kafa hangi kafa? Kafa şu kafa. Hitler'in propaganda bakanı diyordu ki 'Alman çocuklarının tereyağına ihtiyacı yok. Alman tanklarının gres yağına ihtiyacı var.' Şimdi güvenlik, güvenlik deyip, çocukların açlığını, yoksulluğu, kimsesizliği, güvencesizliği unutanlara karşı yepyeni bir milliyetçilik."

"CHP'NİN ATATÜRK'E VEREMEYECEĞİ HİÇBİR HESABI YOKTUR"

"Şunu herkes bilsin ki bir santimetre verilecek toprağımız yok. Şanlı bayrağın üstündeki o kırmızı, atalarımızın kanından almış rengini. İcap ettiğinde bu millet için kanını akıtmayacak bir tane CHP'li yok. 'Yok efendim onunla pazarlık ediyorsunuz, bununla bilmem ne…' Resmi siyasi partiye ziyaret yapmışız, ömürleri boyunca şunu demişler. 'Gizli anlaşma yapıyorlar.' Gizli kapaklı işimiz yok. Her şey gözünüzün önünde. Ziyarete gideriz, ziyarete gelirler. 'Gizli anlaşma ve görüşme yok' demişiz. İnatla yalan atıyorlar. CHP'nin kendisine, üyesine, milletine ve kurucusu Gazi Atatürk'e veremeyeceği hiçbir hesabı yoktur. Elbette birilerinin kolay iktidara oturma, koltuğu kolay koruma, hamaset yaparak siyaset yapma döneminin sonuna geldiğinden dolayı stresleri yüksek. Özgüvenimiz, inancımız var, partimizin altı okuna sonuna kadar bağlıyız. Onlar gibi sözde iktidarda kalmak için değil özde gerçek milliyetçi Atatürk milliyetçisiyiz. Bundan sonraki süreçte saraya eyvallah etmeyiz. Arkasına dizilmeyiz. Onla imza atıp, onu meşrulaştırmayız. Herkes kendine, partisine, partisinin evlatlarına, bu milletin ferasetine güvensin. Panikleri, korkuları, saldırmaları ve provokasyonları CHP'nin öz gücünden korktukları içindir. Biz bu partiyi ayağa kaldırdık, bu milleti ayağa kaldıracağız. Bu millete diz çöktüremeyecekler. Bu millete CHP boyun eğdirmeyecek. Bu milleti bir avuç zenginin menfaatlerine teslim etmeyecek. Askerimizi de savunacağız, ülkemizi de savunacağız. CHP'nin her bir neferini alnından öpüyorum. Kendinize güvenin. Onlar korksun. Biz haklıyız ve başaracağız. Size güveniyorum. Gidin ve bu seçimleri kazanın. Size güveniyorum. CHP gerçek gücünü hepsine gösterecek."

Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?

Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi

28.09.2026 18:47:00
Haber Merkezi
 
Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?
Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?
Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi.

Peki, Ergin'in paylaşımında hangi bilgiler yanlış, hangileri doğru? Kaynaklar karşılaştırıldığında tartışmanın merkezinde tek bir ifade bulunuyor: "eski Adli Tıp çalışanı."

Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin yeniden yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Turgay Tamer'in daha sonra evinde ölü bulunmasına ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.

Ergin'in paylaşımında Tamer'in Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alındığı, 14'ünde serbest bırakıldığı ve daha sonra evinde ölü bulunduğu aktarıldı.

Bu olayların önemli bölümü farklı haber kaynaklarında da yer aldı.

"GÖZALTINA ALINDI" BİLGİSİ DOĞRU

Turgay Tamer'in Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alındığı doğrulanıyor.

DHA'nın haberine göre Tamer, yaklaşık iki hafta önce soruşturma kapsamında gözaltına alındı ve "yurt dışına çıkış yasağı" şeklindeki adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı.

Dolayısıyla Ergin'in "Tamer, kısa süre önce Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı" şeklindeki aktarımının bu bölümü kaynaklarla örtüşüyor.

"SERBEST BIRAKILDI" BİLGİSİ DOĞRU

Tamer'in gözaltı işleminin ardından serbest bırakıldığı da doğrulanıyor.

DHA, Tamer'in adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakıldığını bildirirken, soruşturmayla ilgili diğer haberlerde de aynı bilgi yer alıyor.

"EVİNDE ÖLÜ BULUNDU" BİLGİSİ DE DOĞRU

Ergin'in paylaşımındaki en önemli bilgilerden biri olan Tamer'in evinde ölü bulunması da doğrulanıyor.

Tamer, Büyükçekmece'deki evinde eşi tarafından yerde yatarken bulundu. Sağlık ekipleri Tamer'in hayatını kaybettiğini belirledi. Cenazesi kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi. DHA, ilk incelemede ölümün şüpheli bulunduğunu aktardı.

Dolayısıyla "evinde ölü bulundu" bilgisi de doğrulanmış durumda.

PEKİ YANLIŞ OLAN NE?

Tartışmanın asıl noktası Turgay Tamer'in mesleki tanımı.

Ergin'in paylaşımında Tamer için "eski Adli Tıp çalışanı" ifadesinin kullanıldığı aktarılıyor.

Ancak Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın açıklamasına göre Tamer, Adli Tıp doktoru değildi. Tamer, Kozinoğlu'nun tutuklu bulunduğu dönemde cezaevinde kampüs doktoru olarak görev yapıyordu. Başsavcılık ayrıca Tamer'in Kozinoğlu'nun sağlık durumunun kötüleştiğinden haberdar edilmediğini ve Kozinoğlu'na herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmadığını açıkladı.

Yani resmi açıklamaya göre yanlış olan nokta Tamer'in "Adli Tıp çalışanı" olarak nitelendirilmesi.

BİR İFADE, TUTUKLAMA TALEBİ

Ergin'in gözaltına alınmasının ve ardından tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmesinin, söz konusu paylaşım üzerinden yürütüldüğü haberleştirildi. Ergin hakkında "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasının yanı sıra, suçun basın ve yayın yoluyla işlendiği iddiasının da bulunduğu bildirildi.

Burada dikkat çeken tablo şu:

Tamer'in gözaltına alınması: doğrulanıyor.

Tamer'in serbest bırakılması: doğrulanıyor.

Tamer'in daha sonra evinde ölü bulunması: doğrulanıyor.

Tamer'in cezaevinde görev yapmış doktor olması: doğrulanıyor.

Tamer'in "Adli Tıp çalışanı" olması: Başsavcılık tarafından reddediliyor.

Dolayısıyla Ergin'in paylaşımındaki olayların tamamının yanlış olduğu söylenemiyor. Tartışmalı olan, Tamer'in görevine ilişkin kullanılan ifade.

GAZETECİLİKTE HATA NEREDE BİTER, SUÇ NEREDE BAŞLAR?

Fatih Ergin dosyasında hukuki sürecin nasıl sonuçlanacağı henüz belli değil. Ancak mevcut bilgiler üzerinden bakıldığında tartışma, paylaşımın ana olay örgüsünün yanlış olup olmadığı ile bir meslek tanımındaki hatanın "halkı yanıltıcı bilgi" kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında düğümleniyor.

Ergin'in tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmesiyle birlikte kamuoyunun önündeki soru da şu:

Bir gazetecinin haberindeki tek bir yanlış ifade, paylaşımın diğer bölümleri doğru olsa dahi "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklama talebine dayanak yapılabilir mi?

RTÜK'ten Osmaniye'deki saldırıya yayın yasağı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Osmaniye'de bir öğretmenin okul bahçesinde öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında yayın yasağı kararı alındığını açıkladı

28.09.2026 16:34:00
İhlas Haber Ajansı
 
RTÜK'ten Osmaniye'deki saldırıya yayın yasağı
RTÜK'ten Osmaniye'deki saldırıya yayın yasağı
Olaya ilişkin RTÜK'ten yapılan açıklamada, "Osmaniye 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 28/09/2026 tarihli ve 2026/5294 D. İş sayılı kararı ile Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2026/15733 sayılı soruşturma kapsamındaki olay hakkında yayın yasağı getirilmiştir.

Karar; toplum sağlığının ve ahlakın, milli güvenliğin, kamu düzeninin ve kamu güvenliğinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi ve yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla verilmiştir. Kararda, soruşturma konusu olayla ilgili olarak her türlü haber, röportaj, eleştiri vb. yayınların, görsel ve sosyal medya ile internet ortamında yapılmasının 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca yasaklandığı belirtilmektedir.

Bu kapsamda, tüm medya hizmet sağlayıcılarının söz konusu kararın gereklerine titizlikle uyması önem arz etmektedir. Yayın yasağına aykırı yayın yapılması hâlinde, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un ilgili hükümleri uyarınca gerekli işlemler yapılacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur" ifadelerine yer verildi.

Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı

Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı

28.09.2026 14:27:00
İhlas Haber Ajansı
 
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı.

Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma çerçevesinde, İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele ekiplerince DEAŞ'a yönelik operasyon gerçekleştirildi.



Jandarma ekipleri tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında yabancı uyruklu R.K.Q.B., W.K.Q.B., R.H.K.B., N.T.H.M. ve N.T.G. isimli şahısların adresleri tespit edildi.

Belirlenen adreslere Özel Harekat Timlerinin de katılımıyla eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 5 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Şüpheliler, sağlık kontrollerinin ardından işlemleri yapılmak üzere İl Jandarma Komutanlığına götürüldü.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek

28.09.2026 14:00:00
Haber Merkezi
 
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
20 milyar dolarlık büyüklüğe ve 450 binin üzerinde hesap sahibine ulaşan fon soruşturmasında tasfiye koşulları netleşiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikle 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesinin gündeme geldiği belirtildi.

Toplam büyüklüğü 20 milyar dolara ulaşan ve 450 binin üstündeki hesap sahibini doğrudan ilgilendiren fon kriziyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma giderek derinleştirilirken, kapatılan fonların tasfiyesine ilişkin koşullar da netleşmeye başladı. Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikli olarak 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesi yönünde karar çıktığı ifade ediliyor. Son üç aylık dönem başta olmak üzere soruşturmaya konu fonlardaki tüm hesap hareketleri detaylıca incelenecek. Devam eden soruşturmada tutuklu sayısı 51'e yükselirken, 46 düzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin malvarlığı ise kaçırma, değer azaltma, üçüncü kişilere devrin önlenmesi amacıyla donduruldu.

Kapsamda hangi fonlar var?
Son dönemlerde çok sayıda operasyona imza atan Adalet Bakanlığı'nın en kapsamlı soruşturmasını fonlarla ilgili sürdürülen soruşturma oluşturuyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürüttüğü fon soruşturmasında, 7 yatırım şirketine ait fonların para ve yatırımcı trafiğinin ortaya çıkarılması için Merkezi Kayıt Kuruluşuna müzekkere yazdı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen 2026/149004 sayılı fon soruşturması kapsamında 22 Eylül'de Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan fonlara ilişkin ayrıntılı yatırımcı ve işlem kayıtlarını istedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı MKK'ya yaptığı başvuruda, Pusula Finans Anonim Şirketi, Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Hedef Portföy Yönetimi A.Ş., Bulls Yatırım Menkul Değerler A.Ş., A1 Capital Menkul Değerler A.Ş., Atlas Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklığı ile Pardus Menkul Kıymetler A.Ş. ile bağlantılı fonlara ilişkin kayıtların incelenmesini istedi. TCK'nın suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ile 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürütülen soruşturmada tasfiye tarihine kadar yapılan yatırımcı bazlı tüm hareketlerin tespiti istendi.

Para hareketleri ortaya çıkarılacak
Yatırımcıların fonlardaki alım-satım işlemlerinin TL karşılıkları, mevcut hesaplardaki katılma payı değerleri, pay oranları ve benzeri nitelikteki kayıtları isteyen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, fonlardaki yatırımcı hareketlerinin dönemsel olarak ortaya çıkarılarak, para trafiğinin ayrıntılı biçimde incelenmesini hedefliyor. Savcılığın MKK'dan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek. Soruşturmaya ilişkin sosyal medya hesabından değerlendirmede bulunan Adalet Bakanı Akın Gürlek, amacın birikimlerin istismarına izin vermemek ve mağduriyetin kanunun öngördüğü koşullar çerçevesinde giderilmesinin amaçlandığını bildirdi. Bakan Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından "suç işlemek amacıyla örgüt kurma-üye olma", "nitelikli dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" ve "sermaye piyasası kanununa muhalefet" suçları kapsamında yürütülen soruşturmada, para hareketlerinin tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü aktardı.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti

28.09.2026 13:30:00
Haber Merkezi
 
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti.

AYM'nin 24 Eylül'de yayımladığı 29 Eylül Genel Kurul gündeminin ilk sırasında, E.2026/9 (Değişik İşler) numaralı dosya yer aldı. Gündemde dosyanın konusu, "Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek anılan Kanun'un 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebi" olarak belirtildi.

Süreç, Yenilik Partisi'nin itirazıyla başladı
Öztürk Yılmaz'ın genel başkanlığını yaptığı Yenilik Partisi, "Yeni Parti" adının kendi parti adıyla karıştırılabileceğini savunarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Yılmaz, "Yeni" ve "Yenilik" ifadelerinin seçmen açısından karışıklığa yol açabileceğini ve Yeni Parti isminde ayırt edici bir ek bulunmadığını ileri sürdü.

Başvurunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Eylül'de Yeni Parti'ye isim değişikliği talebi içeren bir tebligat gönderdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise parti adının belirlenmesinde mevcut içtihatların dikkate alındığını belirterek isim benzerliği iddiasına karşı çıktı.

İki seçenek konuşuluyor
Yeni Parti yetkilileri isim benzerliği olmadığını belirtmiş, "Buna rağmen aksi yönde bir karar çıkarsa küçük bir değişiklikle yola devam ederiz" mesajını vermişti.

Kulislerde "Halkın Yeni Partisi" ve "Değişim Partisi" gündeme gelen seçenekler arasında yer alıyor.

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

28.09.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
Yeni Parti'nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara'da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu.

Yeni Parti'nin ilçe ön seçimleri 26-27 Eylül tarihlerinde, Türkiye genelinde kurulan sandıklarla gerçekleştirildi. 26 Ağustos tarihine kadar partiye üye olan tüm üyelerin oy kullanabildiği seçimlerde, Ankara'da da 13 ilçede sandık kuruldu. Ön seçim sonuçlarına göre Ankara'nın 13 ilçe başkanı şöyle:

Akyurt - Yalçın İpek

Altındağ - Gökhan Urun

Ayaş - Fatih Öztürk

Çankaya - Ercan Başal

Elmadağ - Mehmet Kurusakız

Etimesgut - Özgür Şahbaz

Gölbaşı - Nazım Sağlam

Keçiören - Görkem Cevahir Yıldırım

Mamak - Şeref Demirbaş

Nallıhan - Mustafa Sarıkaya

Pursaklar - Hüseyin Benek

Sincan - Önder Ağdede

Yenimahalle - Halil Alankuş

Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Trabzon'da balıkçılar, tezgahlarında yerini alan palamudu tanesi 100 ile 125 lira arasında değişen fiyatlardan satışa sunuyor

 

28.09.2026 12:20:00
Anadolu Ajansı
 
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Ortahisar ilçesindeki Moloz mevkisinde yer alan balıkçı tezgahlarında palamudun tanesi 100 ile 125 liradan satılırken, istavritin kilogramı 100, somon 200, çipura 500, levrek ise 600 liradan alıcı buluyor.

Balıkçı Ahmet Çoğalmış, AA muhabirine, vatandaşların bu sezon daha çok palamuda ilgi gösterdiğini söyledi.

Tezgahlardaki palamutların taze olduğunu belirten Çoğalmış, sıcak havanın balıkların görünümünü etkileyebildiğini ifade etti.

Çoğalmış, piyasadaki herkesin şu an taze balık sattığına dikkati çekerek, "Havalar sıcak gittiği için balıklar ezik gibi görünÜyor ama ezik değil. Havaların sıcaklığından dolayı biraz gevşek oluyor. Vatandaş bayat balık aldığını sanıyor ama öyle değil. Şu an piyasa herkes taze balık satıyor." diye konuştu.

Balıkçı Emin Avcı da bu sezon palamudun daha fazla, hamsinin ise daha az olmasını beklediklerini dile getirdi.

Hamsinin şu anda Marmara tarafından geldiğini aktaran Avcı, "Hamsi palamut gibi olmaz, az olur. Şu anda hamsi geliyor ama Marmara tarafından geliyor. Bizim yerli hamsi daha çıkmadı. Palamut olduğu zaman hamsi biraz daha az oluyor" dedi.

İBB davasının 88. duruşması başladı

İBB davasına ilişkin 57'si tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın 88. duruşması başladı

28.09.2026 12:09:00
Anadolu Ajansı
 
İBB davasının 88. duruşması başladı
İBB davasının 88. duruşması başladı

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen duruşmaya, görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bazı tutuksuz sanıklar ile avukatlarının da bulunduğu duruşmada, sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İBB Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaat ile sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğuna" ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu, kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma" ve "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet" ve 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Beyoğlu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan İnan Güney'in de aralarında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan, Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8 aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Birleşen ikinci dosya

Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinden usulsüzce kurgusal ihale sistematiği işletilerek ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma tamamlanmış ve 29 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

Sanıklar Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş ve Ali Sukas'ın "ihaleye fesat karıştırma", "resmi belgede sahtecilik", "rüşvet alma ve verme" ile "rüşvete aracılık etme" suçlarından 62'şer yıldan 168'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları, diğer 26 sanık hakkında ise aynı suçlardan 3 yıldan 168 yıla kadar değişen sürelerde hapis cezası isteniyor.

Yargılama sürecinde, birleşen dosyalarla birlikte 59 sanığın tahliye edilmesiyle davada 57 tutuklu sanık bulunuyor.

Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi

28.09.2026 10:08:00
Haber Merkezi
 
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı, Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa iddialarını köşesine taşıdı. Altaylı, Kaya ve eşinin Tera üzerinden yaptığı öne sürülen işlemlerdeki yüksek getiriyi gündeme getirirken, soruşturmanın toplam büyüklüğü olarak dile getirilen 25 milyar dolara dikkat çekti: "Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak?"

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi.

Altaylı, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Kaya hakkında ortaya attığı iddiaları ilk duyduğunda bunların gerçeği yansıtmayacağını düşündüğünü belirtti. Ancak daha sonra gündeme gelen rakamların dikkat çekici olduğunu ifade etti.

63 MİLYON TL'DEN 1,3 MİLYAR TL'YE

Altaylı'nın aktardığı iddiaya göre Kaya, nisan ayında Tera üzerinden yaklaşık 63 milyon TL tutarında yatırım yaptı. İddiaya göre bu para eylül ayında yaklaşık 1 milyar 344 milyon TL olarak geri çekildi.

Altaylı, söz konusu rakamları dolar üzerinden de hesaplayarak, yaklaşık 1 milyon 432 bin dolarlık yatırımın 5 ay içerisinde 28 milyon dolara ulaştığı iddiasını gündeme getirdi. Yazar, bunun dolar bazında yaklaşık yüzde 2 binlik artış anlamına geldiğini yazdı.

EŞİNE AİT İŞLEMLER DE GÜNDEMDE

Altaylı, Kaya'nın eşi İlyas Kaya hakkındaki iddiaları da yazısına taşıdı.

Buna göre İlyas Kaya'nın nisan ayında yaklaşık 99 milyon TL yatırdığı, eylül ayında ise yaklaşık 826 milyon TL ile çıktığı öne sürüldü.

Altaylı, bu rakamların dolar karşılığının yaklaşık 2 milyon 250 bin dolardan 17 milyon 210 bin dolara yükselmek anlamına geldiğini belirterek, işlemlerin fonun batmasından hemen önce gerçekleştiği iddiasına dikkat çekti.

"SADECE FATMA BETÜL SAYAN KAYA MI?"



Altaylı'nın yazısının odağındaki soru ise fon soruşturmasının tamamına ilişkin oldu.

Yazar, "Sadece Fatma Betül Sayan Kaya mı yapmıştır bu işi? Başka kimler böyle servet edindi?" sorusunu gündeme getirdi.

Altaylı, ardından soruşturmayla bağlantılı olarak dile getirilen 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğe dikkat çekerek şu soruyu sordu:

"Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak! Çıkacak mı?"

ESKİ DOSYA: İBB'DEN 85 BİN 791 DOLARLIK EĞİTİM ÖDEMESİ

Kaya'nın adı daha önce de ABD'deki eğitimi nedeniyle İBB iştiraki İSBAK'tan aldığı öne sürülen ödemelerle gündeme gelmişti.

İBB'nin eski yönetimi döneminde, Kaya'nın 14 Kasım 2008'de İSBAK AŞ'de elektrik-elektronik mühendisi olarak işe başladığı, yaklaşık iki ay sonra da ABD'de eğitim için İBB bursuyla gönderildiği kamuoyuna yansıyan kayıtlarda yer aldı.

İSBAK tarafından Kaya'ya yurtdışı eğitim sözleşmesi kapsamında 85 bin 791 dolar ve 20 bin 289 TL ödeme yapıldığı belirtildi.

İBB PARAYI GERİ İSTEMİŞTİ

Konu 2021 yılında İBB Teftiş Kurulu'nun incelemesiyle yeniden gündeme geldi.

Dönemin İBB yönetimi, Kaya'dan ve kefil olan aile üyelerinden 85 bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL'nin, masraflar ve yasal faiziyle birlikte geri ödenmesini talep etti. Ayrıca dönemin bazı İSBAK yöneticileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.

İBB müfettişlerinin raporuna ilişkin haberlerde, yurtdışı eğitim sözleşmesindeki bazı hükümlerin ihlal edildiği iddiaları da yer aldı. Bunlar arasında eğitim sonrasında İSBAK'ta çalışma yükümlülüğü ve eğitim süresinin uzatılmasına ilişkin sözleşme hükümleri tartışma konusu oldu.

Ancak bu eski dosyada da önemli bir ayrım bulunuyor: Kaya hakkında 2021 sonunda işlem başlatıldığı, sonrasında takipsizlik kararlarının verildiği basına yansıdı. Ayrıca Kaya'nın başvurusu üzerine İBB bursuyla ilgili çok sayıda internet içeriğine 2024'te erişim engeli getirildi.

ALTAYLI'NIN VURGUSU NE?



Altaylı'nın yazısındaki temel vurgu, yalnızca Kaya hakkındaki iddialar değil. Yazar, Kaya üzerinden ortaya çıkan rakamların, eğer soruşturmadaki toplam para büyüklüğü iddiasıyla birlikte değerlendirilecekse, "başka kimlerin bu sistemden ne kadar kazanç sağladığı" sorusunu gündeme getirdiğini belirtiyor.

Dolayısıyla "25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan'dan çıktı" ifadesi, 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğün tamamının Kaya'ya ait olduğu anlamına gelmiyor. Altaylı, Kaya hakkında öne sürülen yaklaşık 45 milyon dolarlık tutarı, soruşturmada konuşulan 25 milyar dolarlık toplam rakamla karşılaştırarak geriye kalan miktarın akıbetini sorguluyor.

Kaya ise iddiaların ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı ve diğer görevlerinden istifa etti. Hakkındaki borsa işlemlerine ilişkin iddiaların hukuki olarak kesinleşmiş bir suç veya mahkûmiyet anlamına gelmediği de ayrıca belirtilmeli.

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

28.09.2026 06:00:00
AA
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında Başsavcılığın ilgili kurumlara yazdığı müzekkerede kişi ve kurumların hesaplarında bulunan sermaye piyasası araçlarının dondurulmasının talep edildiği bildirildi.

Yazıda, ilgili kurumlar nezdinde mal varlığı ve para hareketlerine yönelik tedbir uygulanan firmalar ve fonlarla alakalı olarak, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve ilgili kurullar tarafından yeni değerlendirme ve bildirimlerin yapıldığı belirtildi.

Bu doğrultuda, söz konusu tedbirlerin ve mal varlığının dondurulması kararının kaldırılmasına karar verildiği kaydedildi.

Soruşturmada tedbir kararı kaldırılan 45 firma ile 19 fonun bulunduğu, gerçek kişiler üzerindeki tedbirin ise devam ettiği öğrenildi.

Soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK'a 17 Eylül'de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temini talep edilmişti.

Şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024'ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya, savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey'in tutuklanmasına, 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar verilmişti.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 19 şüpheli tutuklanmış, 2 zanlı ise adli kontrol şartıyla salıverilmişti.

Devam eden soruşturmada 8 zanlı daha gözaltına alınmış, 6'sının tutuklanmasına hükmedilmişti.

Böylece soruşturmada tutuklananların sayısı 51'e ulaşmıştı.

Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener'le birlikte hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel de gözaltına alınmıştı. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.