logo
11 NİSAN 2026

Özgür Özel: Atatürk'e veremeyeceğimiz hiçbir hesabımız yoktur

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti'nin ziyaretiyle ilgili gelen eleştirilere yanıt verdi.

 

16.01.2024 14:59:00 / Güncelleme: 16.01.2024 16:49:56
Haber Merkezi
Özgür Özel: Atatürk'e veremeyeceğimiz hiçbir hesabımız yoktur
Özgür Özel: Atatürk'e veremeyeceğimiz hiçbir hesabımız yoktur
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kuzey Irak'ta verilen 9 şehidin ardından MHP lideri Devlet Bahçeli ve İyi Parti lideri Meral Akşener'i arayıp kendisini aramayan Erdoğan'a yanıt vererek, "Bazı telefonların gelmesi gelmemesinden daha kötüdür; her şey olmuşsunuzdur ama devlet adamı olamamışsınızdır" dedi. Akşener'e de seslenen Özel, muhalefet partilerinin terör saldırılarıyla ilgili ayrı bildiri imzaladığını hatırlatarak, kendi bildirilerini sunmaları çağrısında bulundu.

Özel, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. Konuşmasının gündeminde şehitler olan Özel, "Provokasyon yapıp şehit cenazelerine militanlarına götürüp bizi protesto etmeye kalktılar" diye ağır bir ithamda da bulundu.

İktidarın, DEM'in CHP'yi ziyaret etmesiyle ilgili gelen eleştirilerine de yanıt veren CHP lideri, "CHP'ye ve CHP'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e veremeyeceğimiz hiçbir hesabımız yoktur." yanıtını verdi.

"ASKERİMİZİ DE SAVUNACAĞIZ ÜLKEMİZİ DE…"

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, "Onlar gibi sözde iktidarda kalmak için değil özde gerçek milliyetçi, Atatürk milliyetçisiyiz. Bundan sonraki süreçte saraya 'eyvallah' etmeyiz. Arkasına dizilmeyiz. Onla imza atıp, onu meşrulaştırmayız. Herkes kendine, partisine, partisinin evlatlarına, bu milletin ferasetine güvensin. Panikleri, korkuları, saldırmaları ve provokasyonları CHP'nin öz gücünden korktukları içindir. Biz bu partiyi ayağa kaldırdık, bu milleti ayağa kaldıracağız. Bu millete diz çöktüremeyecekler. Bu millete CHP boyun eğdirmeyecek. Bu milleti bir avuç zenginin menfaatlerine teslim etmeyecek. Askerimizi de savunacağız, ülkemizi de savunacağız. CHP'nin her bir neferini alnından öpüyorum. Kendinize güvenin. Onlar korksun. Biz haklıyız ve başaracağız" ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, TBMM Grup Toplantısı'nda gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Genel Başkan Özgür Özel'in konuşmasından önce şehitler için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Partiye katılım sağlayan Zonguldak Gökçebey Belediye Başkanı Vedat Öztürk ve Çanakkale Eceabat Belediye Başkanı Saim Zileli'nin CHP rozetini, Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel taktı. Genel Başkan Özgür Özel, belediye başkanlarının rozetini taktıktan sonra, "Çok acılı ve üzüntülü bir günde ailemize katıldınız ama bundan sonraki süreçte sizin hizmet ettiğiniz güzel içlerimizin, hem Zonguldak hem Çanakkale'mizin, hem 81 ilimizin böyle acıları değil güzel günleri yaşadığı yarınlarda milletimize, devletimize, ülkemize en güzel hizmetleri etmenizi bekliyoruz. CHP ailesine, baba ocağına hoş geldiniz" dedi.

"BİZ KONUŞACAĞIZ Kİ BUNDAN SONRA EVLATLARIMIZIN KANI AKMAYACAK"

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Grup Toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

"Zor günlerden, acılı günlerden geçiyoruz. Ekonomik, hukuki, demokratik açıdan, diplomatik açıdan, güvenlik politikaları açısından 86 milyon vatandaşımızın zorlandığı, üzüldüğü, kahrolduğu şekilde kötü yönetiliyoruz. Cuma günü akşam saatlerinde, daha 3 hafta önce bile olmadan, 20 gün önce üst üste aldığımız şehit haberlerinden, 12 vatan evladımızı kaybettiğimizin acısı yüreklerimizi yakarken bu sefer yine aynı rakımda, aynı üs bölgesinden bu kez 9 askerimizin, 9 vatan evladımızın şehitlik haberini aldık. Üsteğmenimiz Gökhan Delen, uzman çavuşlarımız Serkan Sayın, Hakan Gün, Ahmet Köroğlu, sözleşmeli erlerimiz Müslüm Özdemir, Kemal Batur, Emrullah Gülmez, Murat Atar ve Muhammed Tunahan Evcin. Bizler evlerimizde rahat uyuyalım diye, şanlı bayrağımız dalgalansın diye görev yaparken hayatlarını kaybettiler. Şehitlerimize bir kez daha Allah'tan rahmet diliyoruz, acılı ailelerine, milletimize, ülkemize, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bir kez daha başsağlığı dileklerimizi iletiyorum.
Son 1 ayda 25 askerimizden 23'ü Pençe-Kilit operasyon bölgesinde hayatını kaybetti, son 3 ayda rakımı, koordinatı aynı olan, ben tekrar etmek istemiyorum, üs bölgemizde tam 19 Mehmetçiğimizi kaybettik. Her şehit haberinden sonra aynı ezberi tekrarlayanlar yine aynı ezberi tekrar etmeye, bizi de peşlerine takılmaya, susmaya, sorumluluklarını hatırlatmamaya, onlardan hesap sormamaya davet ettiler. Eğer bir ülkede kötü giden bir şey varsa, ekonomi kötü yönetilir fiyatlar artıyorsa eleştirirsiniz. Dış politika kötü yönetilir yalnızlaşırsınız eleştirirsiniz. İçişlerinde aksaklık vardır, asayiş zafiyeti vardır. Eleştirirsiniz. Ama birileri bir kararı verir, 'Tartışmayın' der, sonra oradan sürekli şehit haberleri gelir. 'Tartışmayın.' 'Şehit haberleri gelir tartışmayın.' 'Evlatlarımızın kanı yerde kalmayacak' derler ama evlatlarımızın kanı üzerine başka evlatlarımızın kanı akar. 'Evlatlarımızın kanı yerde kalmayacak, siz konuşmayın.' Biz konuşacağız ki bundan sonra evlatlarımızın kanı yerde kalmayacak değil evlatlarımızın kanı akmayacak, biz bunun için konuşuyor ve itiraz ediyoruz."

"DOĞRU SÖYLEMENİZİN DEĞİL ARKALARINDA DURMANIZIN KIYMETİ VAR"

"Geçen sefer beylerin ezberini bozduk, dedik ki 'Eğer siz gelip de burada neden sürekli geçici üs bölgelerinde, kar yağdıktan sonra orada güvenliğin sağlanıp sağlanmadığı önceden hesaplanmadan, eğer o geçici üs bölgesini koruyabileceksek kalma kararı alarak, koruyamayacaksak usulüne uygun olarak orası boşaltılıp zamanı gelince tekrar oraya gidilmesi gibi benimsenmiş bir askeri taktik varken bu kararları kim aldı? Niye inat ediyor? Sürekli aynı şekilde şehit veriyoruz. Bunu gelip burada cevaplayacaksınız. Sorularımıza yanıt vereceksiniz, bir eksik varsa gidereceksiniz ki bir sonraki sefer aynı acı haberleri almayalım.' Dediler ki 'Biz bilgi vermeye gelmeyiz. İşte kağıt, işte kalem. Bizim yanımızda bildiriye imza atacaksın.' Dedik ki 'Sorumluluğunuzu sizinle paylaşmayız. Bu sorulara cevap verilmeden sorumlularla aynı A4'te buluşmayız.' İtiraz ettik. Kendi bildirgemizi yayınladık. Onlar kınıyorlardı, biz PKK'yı lanetledik. Onlardan çok daha net ve sert, hem hesap soran hem de yol gösteren bildirgemizi açıkladık. Yokmuş gibi yaptılar. Çünkü onlar için terörü kınamanın kıymeti yok, yanlarında durmanızın kıymeti var. Onlar için doğruları söylemenizin kıymeti yok, arkalarına dizilmenizin kıymeti var. Onlar için şehitlerimiz gelmesin diye birlik, beraberlik içinde olmak için doğruları savunmanın kıymeti yok, onların iktidarını sarsmamanızın kıymeti var. Biz o gün itiraz ettik. Manşetlerden bildirgemizi görmediler. PKK dediğimiz halde Tayyip Erdoğan diyemediği halde, 'PKK demedi' dediler. Provokasyon yapıp şehit cenazelerine kendi militanlarını götürüp sözde bizi protesto etmeye kalktılar. Bir adım geri atmadık. Durduğumuz yerde durduk, sorulara cevap alamadık ama sorumluluğu da paylaşmadık."

"BİZ KENDİMİZE GÜVENİYORUZ"

"Maalesef Cuma akşamı 9 eve daha ateş düştü. Aynı bölge, aynı üs, aynı zafiyet, aynı hatalar ve yeni şehitler. Sonra yine çıkmışlar, dediler ki 'Bir kez daha kınama yayınlayalım…' Doğrudan dedik 'Biz artık orada yokuz, tavrımız değişmez.' Bakın şimdi ne oluyor? Bugün 2 bakan o gelmedikleri Meclis'e bugün geliyor, vermedikleri beyanatı, bilgiyi veriyorlar. Meclis'in karşısına çıkıyorlar ve bekliyoruz ki sorularımızı yanıtlayacaklar. CHP'ye imza atmadı diye 'Vatan haini' diyebilecek tıynettekiler uzaklardan iyi dinlesin. Bu salon nerede durdu, nasıl durdu, nasıl o gün birlik ve beraberlik içinde o gün ortak tavrın arkasında durdu, bugün ne oluyor? O gün biz imza atmadık. Bugün Meclis Başkanı yine bir bildirge kaleme almış, yine bütün partilere yollamış. İmzalayanlar var, CHP imzalamadı. Bu kez Saadet, Gelecek, DEVA, Demokrat Parti imzalamadı. CHP kendi bildirgesini MYK'da imzalamıştı. Grup başkanvekillerimle birlikte imzaladık, bugün Meclis Başkanlığına CHP grubunun bildirgesini de sunuyoruz. Saadet, Gelecek, DEVA, Demokrat Parti kendi bildirgelerini sunuyorlar. AK Parti, MHP ve İYİ Parti de bir başka bildirge sunuyorlar. Hepsi okunsun, oylansın. Kim nerede, nasıl duruyor, kim kimin yanında duruyor? Hepsi belli olsun. Bir tek şey söylerim, üyelerinin iyi niyetine, vatanseverliğine, Cumhuriyetçiliğine, Atatürkçülüğüne sahada hepimizin şahit olduğu, geçmişte birlikte ittifak içinde olduğumuz, AK Parti'nin ve MHP'nin yanlış politikalarına onurla itiraz eden İYİ Parti'nin de bu sorunlu Adalet ve Kalkınma Partisi'nden ayrışarak kendi bildirgelerini imzalamasını ümit ediyoruz. Aksi durum hepimizi çok üzüyor. Eleştiri, tartışma olacak. Çünkü birilerinin rahatı bozuluyor. Huzuru bozuluyor. Provokasyon olacak. Önemli olan biz kendimizi biliyor muyuz, Atatürk'ün partisi olduğumuzu, hepsinden milliyetçi, vatansever olduğumuzu biliyor muyuz? Gerçek milliyetçiliğin şehit tabutunu tutup propaganda yapmak değil, briket evlere koca bayrak asmak değil analar ağlamasın, şehitler olmasın diye doğru, gerçek politikaları savunmanın doğru olduğunu biliyor muyuz? Biz kendimize güveniyoruz, kim ne yaparsa yapsın. Bugüne kadar ezber bozulunca bizim de okuduğumuz gazetelerde yazanlar, bazı bizim içimizdeki arkadaşlar 'Keşke ayrılmasaydık, keşke o imzayı atsaydık. Yahu ben gideyim onlarla imza atayım.' Kardeşim sen durduğun yerde dur, Atatürk'ün çizgisinde, baba evinde dur, CHP'de dur, gör bak nasıl zaman seni yine haklı çıkaracak."

"SONUNDA BİZ BAŞARACAĞIZ"

"Tayyip Beyin peşine takılmadık acaba yanlış mı yaptık? Takılmayacağız, birlikte olacağız, haklı çıkacağız ve sonunda biz başaracağız. Siz başaracaksınız. CHP seçimden en çok oyu alma hesabıyla değil ama bu ülkede herkes huzurlu, eşit, zengin, acısız, ayrımsız yaşadığında, paha biçilemeyecek 2 şeyin, rengi olmayan 2 şeyin herkes kıymetine vardığında; bir anaların göz yaşının rengi olmaz, iki alın terinin rengi olmaz. Bu memleketteki bütün analar ve emekçileri CHP'nin sevgisiyle, saygısıyla kucaklıyoruz. Sizin için hep birlikte başaracağız.

Adalet ve Kalkınma Partisi sadece hayat pahalılığı yaratmadı, sadece ötekileştirerek, kutuplaştırarak toplumsal barışı zafiyete uğratmadı, sadece dış politikada yalnız ve kimsenin olması gerektiği gibi iyi ilişkiler kurduğu bir ülke haline getirerek, yalnızlaştırarak kötülük yapmadı. Onlar devletin genleri ile oynadılar. Geldiğimiz günlerde, şimdi devletin başı, bulunduğu makam öyle, yürütmenin başı, efendim bir terör saldırısı olmuş. Kime telefon açmış, kime telefon açmamış. Onun tartışması sürüyor. Öyle ki bu ülkede savunma, güvenlik, dış politika gibi konularda hassas gelişmeler olduğunda yürütmenin başı ya da bakanları, örneğin MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı gibi üst düzey görevliler yürütme adına gider başta ana muhalefet partisi, Meclis'te bulunan partileri bilgilendirirler, ayrıca Genel Kurul'a da bilgi verirlerdi. Bakın tarihe dönüp gidelim. Kıbrıs Barış Harekatı, Ecevit kapının önüne çıkmış. Demiş ki 'Ayşe tatile çıktı. Biz adaya sadece Türklere değil Rumlara da barış götürmek üzere barış harekatını yapıyoruz.' Meclis'e gelmiş ve ilk önce Süleyman Demirel'in telefonu çalmış. Ardından bütün liderler. Öğleden sonra Meclis olağanüstü oturuma davet edilmiş, olağanüstü oturumda Meclis Barış Harekatı için Ecevit tarafından bilgilendirilmiş. Ardından Süleyman Demirel'in açıklaması: 'Bugün TBMM milli meseleler karşısında Türkiye'nin güçlüklerle, zor ve çetin sorunlarla karşı karşıya kaldığı zaman nasıl bir kalp gibi hareket edilmesinin lazım geldiğinin, nasıl bir kalp gibi atması lazım geldiğinin fırsatı ile karşı karşıya bulunmaktadır.' Siz eğer yürütmenin başı olarak, iktidarın sahibi olarak verilen sorumluluğu yerine getirirseniz ana muhalefet partisi karşınıza geçer, 'Bir kalp gibi birlikte olmanın, birlikte çalışmanın sorumluluğunu hissettik' der. Ama siz eğer bu gelenekleri terk ederseniz, 'Bilgi ver' dediğinizde 'Kim oluyorsun sen, sana ne bilgi vereceğiz' derseniz. CHP'nin taleplerini ötekileştirirseniz, siz eğer benzer 9 şehidimizin, yeniden şehitlerimizin geldiği gecede bu sefer bazı liderlere telefon açıp bazı liderleri aramamaya kalkarsanız siz her şey olabilmişsiniz demektir ama devlet adamı, insanı olamamışsınız demektir."

"GELMEYEN TELEFON İLE GURUR DUYUYORUM"

"Bir şey söyleyeyim, samimiyetle, laf aramızda söyleyeyim. Bazı telefonların gelmesi, gelmemesinden daha kötüdür. Gelmeyen telefon ile gurur duyuyorum. Çünkü o telefonu açarken bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak, ülkenin çıkarlarını düşünerek, bütün oy veren seçmene saygı duyarak değil geleceğe dönük siyasi tahlil, tasarruf, taktiklerini düşünerek yapıyor. Recep Tayyip Erdoğan'ın gelecek tahayyülünde yer almamak CHP için onurdur. Bugün sayın bakanlar gelecek, doğrusunu yapıyorlar. Kürsü alacaklar, orada olacağız. Orada olacağım. Dinleyeceğiz. Ama orada açık kaynaklardan edinilen bilgilerin tekrarını, haber bültenlerindeki konuşmaların bir özetini dinlemeye gitmiyoruz. Bunu da bilsinler. Mahremiyet derecesi yüksek bilgiler varsa kapalı oturum yapma imkanı vardır. 10 yıl tutanaklar açıklanamaz. 10 yıl süre ile kimse bu konuda ağzını açamaz. Ancak sadece eldeki bilgilerin bir tekrarı, milletin Meclis'ine şeklen saygı ama özde saygısızlık demektir. CHP grubu olarak daha önce yazılı olarak da tekrarladığımız şu soruları bir kez de sizin huzurunuzda bilgilendirmeden 1 saat önce tekrar etmek isterim. 20 aydır Pençe-Kilit operasyonu sürüyor. Pençe- Kilit harekatının siyasi ve askeri hedefleri, bu hedeflere ulaşma durumu nedir? Bölgede terörist faaliyetlerine ilişkin istihbarat temininde zafiyet var mıdır? Teröristlerin saldırıları üs bölgelerinin mevsimsel koşullara karşı yeteli korumaya ve gerekli tahkimata sahip olmaması sebebiyle mi önlenememektedir? İnsansız hava araçlarının mevsimsel koşullar nedeniyle uçamadığı durumlarda gözetleme zafiyetini giderecek ilave tedbirler alıyor musunuz? Üs bölgelerinin termal kamera ve benzeri gözetleme sistemleri, nicelik ve nitelik olarak yeterli midir? Yetersizse neden hızla giderilmemektedir? Bu konuda TBMM'ye bir görev düşmekte midir? Özellikle altın saat olarak tabir edilen süre içinde sağlık desteği, acil tıbbi müdahale imkan ve kabiliyetleri yeterli midir? Askeri sağlık sisteminin ilga edilmesi, ortadan kaldırılması, GATA'nın kapatılması, askeri hastanelerin kapatılması ve timlerin içinde sağlık astsubaylarının timle birlikte bulunmalarının terk edilmesi, bu altın saatte kurtarılabilecek çok sayıda Mehmetçiğin ölümüne sebebiyet vermekte midir? Bu soruların hepsine bugün de cevap arıyoruz, bundan sonra da cevap arayacağız. 21 aydır Pençe- Kilit harekatında hedeflere neden ulaşılmadığını, buradaki kusurların nereden ve kimlerden kaynaklandığını, ne için giderilmediğini takip etmeye devam edeceğiz. Şu an Suriye ve Irak'taki askerlerimizin durumunu, ihtiyaçlarının giderilip giderilmediğini, moral ve motivasyonlarının ne noktada olduğunu ısrar ile takip edeceğiz. Bu sorular benim sorularım değil. Bu sorular bir partiye ait sorular değil. Bu sorular evlatları orada olan, eşleri ve babaları Irak'ta, Suriye'de olan Mehmetçiğin ailelerinin en çok merak ettiği, üstünde titizlendiği sorulardır. Bu sorular ömürleri boyunca bu orduya şanla, şerefle hizmet etmiş, şimdi bu ordunun emeklisi olma onurunu taşıyan komutanların meselede gördüğü sorunlardır. Bize yapmış oldukları doğru yönlendirmeler, meselenin çözümüne yönelik önerileri de içinde bulunduran yapıcı sorular, eleştirilerdir. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yanıtlaması gereken temel nokta ise şudur. Çetin bir coğrafyada, zorlu kış koşullarında, sınırlarımızın uzağında üs bölgelerinde Mehmetçiklerimizin güvenliğinin sağlanamadığı bu süreçte bu kararlar askeri olarak verilmekte ve savunulmakta mıdır? Yoksa sivil olarak verilmekte ve askere dayatılmakta mıdır? İsveç'in NATO üyeliği için bir dönem sözde kıyameti koparan ve sonra birden anlaşan, kendi imzayı atan ve metni Meclis'e yollayan, geçtiğimiz hafta NATO üyeliği ile ilgili İsveç için komisyonda adımı atan Adalet ve Kalkınma Partisi'ne şunu soruyoruz. Eğer bir müttefikin terör tanımı ya da terör örgütü ile ilişkilendirilmesi NATO üyeliği üzerinden tartışılıyorsa, PKK ve YPG'nin birinci destekçisi olduğunu söylediğiniz ABD, NATO'nun en yüksek askeri gücüne sahip birinci müttefiki ise siz ABD ile ilişkiler konusunda bu NATO müttefikimizle nasıl bir irtibat kuruyorsunuz? Kendilerine hem içeriye dönüp bize 'PKK- YPG'yi ABD destekliyor' diyeceksiniz, hem can, ciğer kuzu sarma olup, randevu isteyip, telefon görüşmeleri için aracılar sokup, ABD ile İsveç'in NATO üyeliği üzerinden F16 pazarlıkları yapacaksınız, bu milletin gözünün içine baka baka bu tutumu sergileyeceksiniz. Biz CHP olarak ABD dahil bütün müttefiklerimize şunu söylüyoruz. NATO'nun bir mensubunun güvenliği tehdit altındaysa, saldırı altındaysa bu bütün NATO'ya yapılan saldırıdır. NATO terörün karşısında, PKK'nın karşısında bir müttefik gibi mi davranacaktır, yoksa ikiyüzlü mü davranacaktır? Bütün müttefiklerimize bunu soruyoruz."

"EKONOMİ ALANINDA ÇOK KÖTÜ YÖNETİLİYOR"

"Ülkemiz ne yazık ki her alanda olduğu gibi en çok da ekonomi alanında çok kötü yönetiliyor. Dünyada gıda fiyatları düşüyor. Türkiye'de enflasyon TÜİK'e göre yüzde 64, gıda enflasyonu yüzde 72 artmış. İstanbul Ticaret Odası gıda enflasyonunu 80,5 olarak belirlemiş. Dünya Gıda Örgütü, '2023'te yüzde 10 gıda fiyatları düşmüş' diyor. Değerli vatandaşlarımız, seçimlere gittik ve oy talep ettiler. Elbette biliyorum, şöyle dediler 'Açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin ama tehlike büyük oyu bize vermelisin.' Sahte videolar yaptılar, terörle ilişkilendirmeye çalıştılar. 'Eğer oyu bize vermezsen ezanı durduracaklar, oyu bize vermezsen bayrağı indirecekler. Oyu bize vermezsen vatanı böldürecekler' deyip aç karınlardan, işsiz insanlardan, güvencesiz çalışanlardan bir kere daha oy alıp iktidarlarını sürdürme yoluna gittiler. Şunu söyleyeyim. O gün 'Ezanı dindirecekler' dedikleri CHP'nin milletvekilleri bugün 5 vakit ezan okuyan müezzinin özlük haklarını yine bu kahramanlar, milletvekilleri savunuyor. O gün 'Bayrağı indirtecekler' dedikleri, o bayrak dalgalansın diye can veren uzman çavuşun hakkını ve hukukunu savunuyor. O gün 'Vatanı böldürecekler' dedikleri bugün CHP olarak 81 ilde, 973 ilçede birliği, beraberliği, kardeşliği savunuyor, ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunuyor. Peki onlar ne yapıyor? Onlar 'Ezan, bayrak, vatan deyip, sizden oy alıp, fiyatların belini nasılsa kırarız' diyenler iktidara geldikleri günden bu güne benzin yüzde 85, ekmek yüzde 60, makarna yüzde 91, yumurta yüzde 55 arttı. 28 Mayıs'tan bugüne. Bütün köylüler, kamyoncular, dolmuşçular, şoför esnafı ve bugün yolu benzin istasyonunun önünden geçen herkes şahidim olun. Mazotun litresi 18,5 lira. Bugün 39 lira 80 kuruş. 18,5 liralık mazotu 40 lira yaptılar, 28 Mayıs'tan bugüne kadar. Bu iktidar, iktidara gelene kadar, seçimi geçirene kadar yalan ile sahte beyanla oyları toplayıp sonra size sırtını dönen iktidardır. Değerli vatandaşlarımız son 1 yılda sadece son 1 yılda dana eti yüzde 143, koyun eti yüzde 157, tavuk eti yüzde 180, zeytinyağı yüzde 180, zeytin yüzde 141 zam almış durumda. Siz ne aldınız, biz ne aldık? Memurun zammı yüzde 49,25. Emeklinin zammı ise 37,57. Eğer ENAG'a göre olsa zamlar en az yüzde 80 olacaktı. Yani bugün 15 bin lira maaş alanın cebinden 5 bin 500 lira çalıyorlar. 20 bin 500 olacaktı, 15 bin lira veriyorlar. Bugün 30 bin lira maaş alan 40 bin lira alacaktı. 10 bin lirasını cebinden çalıyorlar. Ama herkesin cebinden bir şey çalınıyor da esas cebinden çalınan Türkiye'deki en düşük emekli maaşı. Bugün itibarıyla 7 bin 500 lira."

EMEKLİLERE SESLENDİ

"Değerli emekliler, bir yolculuğa yani bu ülkeyi alıp 21 yılda bu noktaya getiren birisi sizi ne noktaya getirdi buna bakalım. Bu asgari ücret. 17 bin 2 lira. Yeterli değil. Yoksulluk sınırının altında, açlık sınırını zorluyor. Peki bu ne? Bu en düşük emekli maaşı. Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde en düşük emekli maaşı asgari ücretin yüzde 147'si kadardı. AK Parti, Recep Tayyip Erdoğan geldi. Hiçbir şey yapmasa, sadece Bülent Ecevit hükümetinden aldığı şekliyle asgari ücretin yüzde 147'sini verse, bugün en düşük emekli maaşı 25 bin lira olacak. Ancak şu an yüzde 44'ü kadar. 7 bin 500 lira. İşte Tayyip Erdoğan'ın emeklinin elinden tutup getirdiği nokta. İşte Adalet ve Kalkınma Partisi'nden önce emeklinin aldığı en düşük emekli maaşı, şimdi aldığı emekli maaşı. Buna Türkiye Cumhuriyetindeki hiçbir emekli mahkum edilemez. Bunu kınıyoruz. Buradan bu parlamentodaki bütün milletvekillerine sesleniyorum. Grup başkanvekillerime hatırlatıyorum. CHP'nin komisyonlarda bekleyen önerisi en düşük emekli maaşının en azından asgari ücret kadar olmasıdır. Önergemizi bu hafta getirin ve oylatın. Kim emeklinin yanında, kim 7 bin 500 liralık görüyor emekliyi bütün Türkiye görsün."

"Gelecek sene nasıl olacak? Emin olun "CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK AÇIĞI"
bundan 2 kat kötü olacak. Merkezi Yönetim Bütçesi açık veriyor. Aylık bazda 842 milyar lira açık verdi. Cumhuriyet tarihinin en büyük açığı. 2023 yılında 1 trilyon 375 milyar açık. 2022'ye göre bütçe açığı yüzde 864 arttı. Yüzde 900. 9 kat. Bu rakamın içinde ama depreme harcananlar var. Depreme harcananları düştüğünüzde yine 425 milyar lira açık kalıyor. O da bir önceki yılın 3 katı demek. Gelecek sene bütçe açığının 2,7 trilyon olması, bunun da tam yarısının faizlere gitmesini kendileri planlıyorlar. Bu sene yüksek enflasyon nedeniyle cari harcamalar yüzde 111 arttı, personel giderleri yüzde 115 arttı, faiz harcamaları yüzde 117 büyüdü. Gelecek sene yaşanalar bunun tam 2 katı olacak. O yüzden herkesin özellikle emeklilerin ve emekçilerin bu iktidara 31 Mart tarihinde yapılacak seçimlerde, hem belediye seçiminin farkında olarak memleketlerini iyi yönetecek yöneticileri seçmesi hem de kendisine 7 bin 500 lirayı reva görenlere bu seçimlerde sarı kartı göstermesini bekliyoruz."

"ANAYASA YOKSA KİMSENİN MALININ GARANTİSİ YOKTUR"

"Eğer hain terör saldırısı olmasaydı Pazar günü hep birlikte, hep beraber 'Artık yeter' diyecektik. 'Sahip çıkıyoruz' diyecektik. 'Anayasamıza sahip çıkıyoruz. Ülkemize sahip çıkıyoruz. Emeklimize sahip çıkıyoruz. Emekçimize sahip çıkıyoruz. Gençlerimize sahip çıkıyoruz ve biz bu gidişata hep birlikte dur diyoruz, artık yeter diyoruz' diyecektik. Bundan sonraki süreçte bir ülkede Anayasa yoksa, devletin yok olduğunun bilincinde olacağız. Bu ülkede Anayasa yoksa kimsenin malının da garantisi yoktur. Bu ülkede Anayasa yoksa emeklilik hakkının garantisi yoktur. Bir ülkede Anayasa yoksa özgürlükler de yoktur, geleceğe güven de yoktur. Meseleyi Can Atalay meselesi, önemlidir Hatay'ın iradesi ama mesele sadece Can Atalay meselesi değildir. Mesele birilerinin Anayasa'yı yok sayma, mesele birilerinin yok saydığı Anayasa üzerinden keyfi yönetimine sizleri alıştırma, günü gelince geçen sefer Devlet Beyin yaptığı gibi. 'Evet, Tayyip Erdoğan Anayasa'ya uymuyor, Anayasa'yı çiğniyor, uymayacağı da anlaşılıyor, hadi Anayasa'yı ona uyduralım' dediği gibi. Bu ülkede devleti ortadan kaldırıp, devleti bir şahsa yönlendirmenin, şahsa terk etmenin, yazılı ve çizili toplum sözleşmesini her doğan için değil Erdoğan için yapmanın bedellerini ödüyoruz. Bu bedeli güvenlikte olmayarak, ekonomik güvenliğimiz yok, sokakta, sınırda, Anayasal güvenliğimiz yok, hukuk güvencemiz yok. Memleket Adalet Bakanlığının verdiği hizmete, mahkemelere yüzde 22 güveniyor. 5 kişiden biri güveniyor o da mahkemeye yolu düşmediği için. Memlekette ekonomi yönetimine de geleceğe de güven kalmadı. Dünyanın en güzel ülkesindeyiz. Evet, doğru. Herkes bu ülke üzerinde hayal kuruyor ama bu bir beka sorunu değil. Bu ülke üzerinde bin yıllardır hayal kuruluyor. Gerçek beka sorunu ne biliyor musunuz, gerçek beka sorunu bu memleketteki her 4 gençten 3'ünün, bu 4 gencin birinin adı Mahmut, birinin adı Rabia, birinin adı Barış, birinin adı Fatih. Bu 4 gençten 3'ü dünyanın en güzel ülkesinde değil, doğdukları bu topraklarda değil dünyanın başka ülkelerinde hayal kuruyorlar. 100 gencin 76'sı 'Fırsatını bulursam yurt dışına gitmek isterim' diyor. İşte gerçek beka sorunu budur. Gerçek milliyetçi varsa gelsin yanımıza bu beka sorunu ile mücadele edelim. Sebebi ne? Bu memlekette bazıları güvende, bazıları güvende değil. Sorun burada."

"MEHMETÇİK GÜVENDE DEĞİL"

"Bakın bu memlekette bu sıvasız evde, bayrak asılan bu sıvasız evde yetişmiş, iş bulamamış, aç kalmış, ailesinin başka geliri olmadığı için başvuru yapmış, uzman çavuş, sözleşmeli er olmuş Mehmet'imiz var ya, o çocuk, o evladımız birilerinin fantezisi ile bütün güvenlik doktrinlerine aykırı, geçici üs bölgesinde eksi 14 derecede Mehmetçik güvende değil, bu evin evladı güvende değil. Ama sosyal güvencesi olmadığından, ama 7 bin 500 lira, 5 bin lirası kiraya, 1000 lirası akaryakıt, elektriğe gittiğinden bu teyzem bekliyor ki 'Pazar dağılsın o satılmamış ürünlerden bir şeyler alayım.' Güvende değil. Hiç parası olmayan teyzem çöp konteynerinin başında, onun için ne gıda güvenliği, ne sağlık, gelecek güvenliği var. Bu Somalilinin çarpıp da param parça ettiği motokuryemiz. Yollarda güvende değil. Somalı madenci Türkiye'nin dört bir yanında günde 3 vardiya ölüme inen, çıkan. O yerin altından yeryüzü sıcak olsun diye her gün ölüme inenler güvende değil. Seçimden önce hızla 'Trakya'dan oyları toplayabilir miyiz, söz verdim' diye menfezlerin altını hızla doldurdukları için o trende ölenler güvende değildi. Yaşam hakkına, doğaya, çevre hakkına sahip çıkmak için, bir park yıkılıp da Topçu Kışlası yapılmasın diyenler, Atatürk Kültür Merkezi yıkılıp da AVM yapılmasın diyenler güvende değildiler. Şimdi hepimizin yerine Silivri'de yatan kardeşlerimiz, Bakırköy'de yatan kardeşlerimiz maalesef güvende değil. Hukuk güvencesinden yoksunlar. Bunlar güvende değil ama güvende olanlar var. Sarayda pandemiye rağmen sazlı, sözlü yemek verenler güvende. Elektrik faturalarından çiftçiye haciz yollarken insanları bu karda kışta soğukta bırakırken 1500 odalı sarayda ampul yakanlar güvende. Anayasa'yı değiştirirken iğrenç kahkahalar atanlar güvende, onların çocukları güvende, onların aileleri güvende. Bak pudra şekerci güvende. Ne suçu işlersen işle Süleyman'ın fotoğraf listesine girersen güvendesin ama o sırf gidip 'İstanbul Büyükşehir'de terörist var, 250 tane' diyecek. Mahkemeye verecekler 'İspatla bakalım' diye, 'Vallahi elimde belge yok, siyaset olsun diye söyledim' diyecek. Bunlar güvende, bu yüzsüz güvende bizim evlatlarımız güvende değil."

"BEYZADE GÜVENDE DEPREMZEDELER GÜVENDE DEĞİL"

"22 yıldır beyefendi iktidarda, bir dediği iki olmuyor. Bütün yetkiler elinde. 11 şehirde milyonlarca insan çadırda, konteynerde 'Seneye evler bitecek' dedi. 10 evden biri bile verilmedi, hepsi çadırda. Yüzler gülüyor. Altın varaklı tahtında oturuyor. Beyzade güvende, depremzede güvende değil. Sonra 'Bu ülkenin güvenlik sorunu var. Sesinizi çıkarmayın…' Kafa hangi kafa? Kafa şu kafa. Hitler'in propaganda bakanı diyordu ki 'Alman çocuklarının tereyağına ihtiyacı yok. Alman tanklarının gres yağına ihtiyacı var.' Şimdi güvenlik, güvenlik deyip, çocukların açlığını, yoksulluğu, kimsesizliği, güvencesizliği unutanlara karşı yepyeni bir milliyetçilik."

"CHP'NİN ATATÜRK'E VEREMEYECEĞİ HİÇBİR HESABI YOKTUR"

"Şunu herkes bilsin ki bir santimetre verilecek toprağımız yok. Şanlı bayrağın üstündeki o kırmızı, atalarımızın kanından almış rengini. İcap ettiğinde bu millet için kanını akıtmayacak bir tane CHP'li yok. 'Yok efendim onunla pazarlık ediyorsunuz, bununla bilmem ne…' Resmi siyasi partiye ziyaret yapmışız, ömürleri boyunca şunu demişler. 'Gizli anlaşma yapıyorlar.' Gizli kapaklı işimiz yok. Her şey gözünüzün önünde. Ziyarete gideriz, ziyarete gelirler. 'Gizli anlaşma ve görüşme yok' demişiz. İnatla yalan atıyorlar. CHP'nin kendisine, üyesine, milletine ve kurucusu Gazi Atatürk'e veremeyeceği hiçbir hesabı yoktur. Elbette birilerinin kolay iktidara oturma, koltuğu kolay koruma, hamaset yaparak siyaset yapma döneminin sonuna geldiğinden dolayı stresleri yüksek. Özgüvenimiz, inancımız var, partimizin altı okuna sonuna kadar bağlıyız. Onlar gibi sözde iktidarda kalmak için değil özde gerçek milliyetçi Atatürk milliyetçisiyiz. Bundan sonraki süreçte saraya eyvallah etmeyiz. Arkasına dizilmeyiz. Onla imza atıp, onu meşrulaştırmayız. Herkes kendine, partisine, partisinin evlatlarına, bu milletin ferasetine güvensin. Panikleri, korkuları, saldırmaları ve provokasyonları CHP'nin öz gücünden korktukları içindir. Biz bu partiyi ayağa kaldırdık, bu milleti ayağa kaldıracağız. Bu millete diz çöktüremeyecekler. Bu millete CHP boyun eğdirmeyecek. Bu milleti bir avuç zenginin menfaatlerine teslim etmeyecek. Askerimizi de savunacağız, ülkemizi de savunacağız. CHP'nin her bir neferini alnından öpüyorum. Kendinize güvenin. Onlar korksun. Biz haklıyız ve başaracağız. Size güveniyorum. Gidin ve bu seçimleri kazanın. Size güveniyorum. CHP gerçek gücünü hepsine gösterecek."

Eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk hayatını kaybetti

Eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk, İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti

11.04.2026 13:47:00
AA
Eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk hayatını kaybetti
Eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk hayatını kaybetti

Hüsamettin Cindoruk, çeşitli rahatsızlıklar nedeniyle tedavi gördüğü Koç Üniversitesi Hastanesi'nde vefat etti.

Cindoruk hakkında

Türk hukukçu ve siyasetçi Cindoruk, 1933 yılında İzmir'de doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmesinin ardından avukatlık mesleğini icra etmeye başlayan Cindoruk siyasi kariyerine ilk adımını Demokrat Partide attı.

DYP Genel Başkanlığına 1985'te seçilen Hüsamettin Cindoruk, 1987'de siyasi yasakların kalkmasının ardından genel başkanlığı Süleyman Demirel'e bıraktı. 16 Kasım 1991'de TBMM Başkanı seçilen Cindoruk, 1 Ekim 1995'e kadar TBMM Başkanlığı yaptı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümünün ardından 17 Nisan 1993 ila 16 Mayıs 1993 tarihlerinde vekaleten Cumhurbaşkanlığı görevini üstlendi.

Süleyman Demirel cumhurbaşkanı seçilince Tansu Çiller'in Doğru Yol Partisi Genel Başkanı olmasının ardından Cindoruk, Demokrat Türkiye Partisini kurdu.

Parti 1999 genel seçimlerinde barajı aşamayarak Meclis dışında kaldı. Cindoruk, bu seçimin ardından Demokrat Türkiye Partisi Genel Başkanlığından ayrıldı.

Cindoruk, 16 Mayıs 2009 tarihinde yapılan Demokrat Parti 5. Olağanüstü Büyük Kongresi'nde, 3. turda 559 oy alarak partinin genel başkanlığına seçildi, Demokrat Parti ile Anavatan Partisi'nin birleşme sürecinde rol aldı.

İki parti 31 Ekim 2009 tarihinde Demokrat Parti çatısı altında bütünleşti ve Hüsamettin Cindoruk da bu bütünleşmenin başındaki isim oldu. Siyasi kariyerini Demokrat Parti Genel Başkanı olarak Ocak 2011'e kadar sürdürdü.

Levent'teki saldırıda gözaltına alınan 17 şüphelinin 12'si adliyeye sevk edildi

Beşiktaş Levent'te yaşanan silahlı saldırıyla ilgili gözaltına alınan 17 şüpheliden 12'si adliyeye sevk edildi. Çatışmada yaralı ele geçirilen 2 saldırganın tedavisi hastanede devam ederken, gözaltına alınan 3 şüphelinin İstanbul Emniyet Müdürlüğü TEM Şube'deki işlemlerinin sürdüğü öğrenildi

11.04.2026 12:28:00 / Güncelleme: 11.04.2026 12:32:19
İHA
Levent'teki saldırıda gözaltına alınan 17 şüphelinin 12'si adliyeye sevk edildi
Levent'teki saldırıda gözaltına alınan 17 şüphelinin 12'si adliyeye sevk edildi
Geçtiğimiz salı günü Beşiktaş Levent'te polisle silahlı çatışmaya giren 3 saldırgandan 1'i öldürülmüş, diğer 2'si yaralı olarak etkisiz hale getirilmişti. Yaşanan saldırının ardından yapılan araştırmada saldırganların dini istismar eden terör örgütüyle bağlantılı olduğu tespit edildi.

Yapılan operasyon sonucunda 2 yaralı saldırganla birlikte toplam 17 şüpheli gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü TEM Şube'de ifadeleri alınan 15 şüpheliden 12'si adliyeye sevk edildi.

12 şüpheli üst düzey güvenlik önlemi altında sağlık kontrolü için Bayrampaşa Devlet Hastanesine getirildi. Şüpheliler, sağlık kontrollerinin ardından İstanbul Adalet Sarayı Çağlayan Yerleşkesi'ne gönderildi.

Saldırıda yaralı olarak yakalanan 2 şüphelinin ise hastanede tedavilerinin sürdüğü öğrenildi.

Olayla ilgili daha sonradan gözaltına alınan 3 şüphelinin İstanbul Emniyet Müdürlüğü TEM Şube'deki sorgusu da devam ediyor.

Sahte kripto ağına darbe: 24 şüpheli yakalandı, 19 tutuklama

Kocaeli merkezli 9 ilde düzenlenen operasyonda, kripto yatırım vaadiyle indirtilen sahte uygulama üzerinden dolandırıcılık yapan şebekeye darbe vuruldu. 

11.04.2026 00:10:00
İhlas Haber Ajansı
Sahte kripto ağına darbe: 24 şüpheli yakalandı, 19 tutuklama
Sahte kripto ağına darbe: 24 şüpheli yakalandı, 19 tutuklama
Kocaeli merkezli 9 ilde düzenlenen operasyonda, kripto yatırım vaadiyle indirtilen sahte uygulama üzerinden dolandırıcılık yapan şebekeye darbe vuruldu. Kocaeli'de 2 kişinin 7 milyon 115 bin lira dolandırıldığı tespit edilirken, birçok ilde gerçekleştirilen baskınlarda gözaltına alınan 24 şüpheliden 19'u tutuklandı.

Kocaeli Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen çalışmalar kapsamında, kripto yatırım vaadiyle vatandaşları dolandıran şebeke deşifre edildi. Yapılan incelemelerde, yabancı şahıslar adına çıkarılmış telefon hatları üzerinden vatandaşlarla iletişime geçen şüphelilerin kendilerini kripto yatırım firmalarının yöneticileri olarak tanıttıkları belirlendi.



Şüphelilerin, mağdurlara "MATRİX-5" isimli sahte şirkete ait uygulamayı indirttikleri tespit edildi. Uygulama üzerinden yatırım yapılacağı vaadiyle para göndermeye ikna edilen kişilerin gönderdiği paraların, şüphelilerin kurdukları kripto hesaplarına aktarıldığı belirlendi. Bu paraların daha sonra paravan altın şirketlerine ait IBAN hesaplarına gönderildiği, banka hesaplarından çekildiği ya da kuyumculardan fiziki altın alınarak sisteme sokulduğu ortaya çıkarıldı.
Soruşturma kapsamında, Kocaeli'de 2 kişinin bu yöntemle dolandırıldığı ve şüphelilere ait hesaplara toplam 7 milyon 115 bin 46 lira gönderildiği tespit edildi.

9 ilde eş zamanlı operasyon



Şüphelilerin yakalanması ve suç unsurlarının ele geçirilmesi amacıyla 7 Nisan'da 9 ilde 23 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon düzenlendi. Dijital materyallerden elde edilen yeni deliller doğrultusunda Şanlıurfa'da bir kişinin daha yakalanmasıyla gözaltı sayısı 24'e yükseldi. Şüphelilerin ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda çok sayıda dijital materyal ile suç unsuru ele geçirildi.

19 şüpheli tutuklandı

Emniyetteki işlemleri tamamlanan 24 şüpheli, bugün adliyeye sevk edildi. Şüphelilerden 5'i adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, 19 şüpheli tutuklandı.

İstanbul'da dolu ve sağanak yağış etkili oldu

İstanbul'da etkili olan dolu yağışı vatandaşlara zor anlar yaşattı. Beyaza bürünen Sultangazi'de sürücüler, ilerlemekte güçlük çekti

10.04.2026 14:33:00
İhlas Haber Ajansı
İstanbul'da dolu ve sağanak yağış etkili oldu
İstanbul'da dolu ve sağanak yağış etkili oldu
Son günlerde bahar havasının etkili olduğu İstanbul'da bugün havanın hissedilir derecede soğumasıyla dolu sürprizi yaşandı. Kentin belli bölgelerinde etkili olan dolu vatandaşlara zor anlar yaşattı. Sultangazi beyaza büründü. Araçlar dörtlülerini yakarak ilerlemek zorunda kaldı.

Sürücüler doluyla kaplanan yolda güçlükle ilerledi. Dolu bir süre sonra yerini, sağanak yağışa bıraktı.

Hatay'da 52 göçmen yakalandı

Hatay'da polis ekiplerince gerçekleştirilen çalışmalarda 1 haftada 52 göçmen yakalandı, 12 organizatör mahkemece tutuklandı

10.04.2026 11:51:00
İhlas Haber Ajansı
Hatay'da 52 göçmen yakalandı
Hatay'da 52 göçmen yakalandı
Hatay'da polis ekiplerince gerçekleştirilen çalışmalarda 1 haftada 52 göçmen yakalandı, 12 organizatör mahkemece tutuklandı.

İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerince göçmen kaçakçılığıyla mücadele kapsamında 30 Mart-5 Nisan tarihlerinde yapılan çalışmalarda; 5 ayrı olayda yakalanan 8 araçta 52 Suriye uyruklu göçmen yakalandı.

Suçta kullanılan 8 araç sürücüsüne trafik kural ihlallerinden 219 bin 719 TL idari ceza yazılarak araçlar trafikten men edildi.

Yakalanan kaçak göçmenler, işlemleri sonrası İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edildi. Olaylarla ilgili yakalanan 12 organizatör mahkemece tutuklandı.

Gündemden düşmüştü! Çanakkale'de 77 kaçak göçmen yakalandı

Çanakkale'de gerçekleştirilen operasyonda 77 kaçak göçmen yakalanırken 2 organizatör tutuklandı

10.04.2026 11:44:00
İhlas Haber Ajansı
Gündemden düşmüştü! Çanakkale'de 77 kaçak göçmen yakalandı
Gündemden düşmüştü! Çanakkale'de 77 kaçak göçmen yakalandı
Çanakkale'de gerçekleştirilen operasyonda 77 kaçak göçmen yakalanırken 2 organizatör tutuklandı.

İl Jandarma Komutanlığı, Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticaretiyle Mücadele Şube Müdürlüğü'nce 27 Mart-2 Nisan tarihleri arasında 9 operasyon gerçekleştirildi.



Operasyonlarda 4 organizatör ve 77 kaçak göçmen yakalandı. Yapılan aramalarda ele geçirilen 5 araç ise yediemin otoparkına teslim edildi.



Olaylara karışan 4 organizatör yakalandı. Jandarmadaki işlemlerinin ardından mahkemeye sevk edilen 2 organizatör tutuklanırken diğerlerinin adli işlemleri devam ediyor.

Göçmenler ise idari işlemlerinin ardından Düzensiz Göçmen Ön Kabul ve Sevk Merkezine teslim edildi.

İBB davasının 19. duruşması sona erdi

92'si tutuklu 5'i müşteki sanık olmak üzere 414 sanığın yargılandığı İBB davasının 19. duruşmasında, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun siyasi danışmanlığını yapan tutuklu sanık Necati Özkan'ın savunması alınmaya başlandı

09.04.2026 19:36:00
AA
İBB davasının 19. duruşması sona erdi
İBB davasının 19. duruşması sona erdi

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda yapılan duruşmanın öğleden sonraki oturumunda, İSTTELKOM AŞ Genel Müdürü tutuklu sanık Melih Geçek'in avukatının beyanı alındı.

Daha sonra söz alan duruşma savcısı, davanın tutuksuz sanıklarından İBB Bilgi İşlem Daire Başkanı Naim Erol Özgüner hakkında, iddianamedeki 13. eylemde bulunan "İBB Hanem" uygulamasında yer alan vatandaş verilerinin sızdırıldığı iddiasına ilişkin, "kişisel verilerin kaydedilmesi" ve "verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" suçlarından suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesini talep etti.

Daha sonra sanık kürsüsüne gelen Ekrem İmamoğlu'nun siyasi danışmanlığını yapan tutuklu sanık Necati Özkan, kimlik tespitinde, iletişimci olduğunu ama bu davada siyasi danışman olarak yargılandığını belirtti.

Özkan, 387 gündür bugünü beklediğini, ilk defa kendisini ifade edecek bir ortamda olduğunu kaydederek, "Sabrınızı talep ediyorum. 387 gündür suçsuz, günahsız, delilsiz ve ispatsız şekilde bugünü bekliyorum. Soruşturmaya 826 kişiyi dahil edilmiş. 407 kişi iddianameye girmiş. Bu 407 kişiden sadece 37 kişiyi tanıyorum. 37 kişiden 3'ünü gazeteci olduğum için, 5'ini seçilmiş siyasetçi olduğu için, 6 kişiyi ise iş dünyasından. Geriye 23 kişi kalıyor, İBB'deler. Geri kalan kimseyi tanımıyorum, hayatımda görmedim." savunmasını yaptı.

İddianamede kendisine "suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak", "rüşvete aracılık etmek" ve "kişisel verilerin kaydedilmesi" suçlarının isnat edildiğini belirten Özkan, şunları kaydetti:

"Benim İBB'de herhangi bir titrim, unvanım, sorumluluğum yok. Beylikdüzü'nde de İBB iştiraklerinde de olmadı. İBB'nin ya da iştiraklerinin tek bir ihalesine girmişliğim yok. Yaptığım yegane iş Sayın Ekrem İmamoğlu'nun seçim kampanyasına dışarıdan yardım etmek. Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediyesi ile İBB seçim kampanyalarını yürüttüm. İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı için partisinin içinde yarışa girdi. O kampanyanın hazırlıklarına başlamıştık. Arkasından başımıza geleni biliyorsunuz. Bütün bu çalıştığım süre boyunca yaptığım işi CHP'ye yaptım."

Kendisi hakkında "casusluk" davası açıldığını belirten Özkan, 11 Mayıs'ta bu konuyla ilgili hakim karşısına çıkacağını söyledi.

Özkan, "İddianameden şunu anlıyoruz, Ekrem İmamoğlu 2014 yılında örgüt kurmuş. Böyle bir örgütün olabilmesi için organik bağların somut delille kanıtlanması lazım. Bana soruşturmanın hiçbir aşamasında örgüte üye olmakla ilgili tek bir soru sorulmadı." ifadelerini kullandı.

Necati Özkan, üzerine atılı "örgüt üyeliği" suçlamasını reddetti.

Duruşma, Özkan'ın savunmasının alınmasına devam edilmek üzere 13 Nisan Pazartesi gününe ertelendi. 

Atatürk Barajı'nda doluluk zirveye çıktı


 
Türkiye genelinde etkili olan yağışların ardından Atatürk Barajı'nda doluluk oranı yüzde 90'ın üzerine çıktı. 

09.04.2026 19:22:00
AA
Atatürk Barajı'nda doluluk zirveye çıktı
Atatürk Barajı'nda doluluk zirveye çıktı

Türkiye genelinde etkili olan yağışların ardından Atatürk Barajı'nda doluluk oranı yüzde 90'ın üzerine çıktı. Güneydoğu Anadolu Projesi'nin (GAP) kalbi konumunda ve Türkiye'nin en büyüğü özelliğini taşıyan Atatürk Barajı, hidroelektrik santraliyle elektrik üretimine katkı sağlarken, aynı zamanda başta Adıyaman ve Şanlıurfa olmak üzere bölgedeki tarım arazilerinin sulanmasında kritik rol üstleniyor. Kış aylarında yüksek kesimlerde etkili olan kar yağışı ile ilkbaharda görülen sağanaklar, barajı besleyen su kaynaklarını önemli ölçüde artırdı.

Adıyaman Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Akça, "Devlet Su İşlerinden aldığımız bilgiler doğrultusunda Atatürk Barajı'nda su seviyesi yüzde 90'ın üzerinde. Bu, son 20-30 yılın en yüksek yağış ve doluluk seviyesine işaret ediyor. Sahada da bunu net şekilde gözlemleyebiliyoruz. Normalde su seviyesi düştüğünde kıyılarda kuru katman oluşur ancak şu an bu katman görülmüyor. Su seviyesi bitki örtüsüne kadar ulaşmış durumda."

Barajdaki doluluğun enerji üretiminin yanı sıra tarımsal üretim açısından da kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Akça, "Atatürk Barajı yalnızca enerji üretimi açısından değil, aynı zamanda gıda üretiminin de bel kemiği konumunda. Mevcut doluluk seviyesini bu açıdan oldukça olumlu değerlendiriyoruz" dedi. İklim değişikliğinin etkilerine dikkati çeken Akça, "Yağış rejiminde ciddi dengesizlikler yaşanabiliyor. Bazı dönemlerde kuraklık, bazı dönemlerde ise aşırı yağış görülüyor. Bu nedenle mevcut doluluğa güvenerek suyu kontrolsüz kullanmamak gerekiyor" ifadelerini kullandı.

D vitamini düzeyi ile Alzheimer arasında bağlantı var


 
 
Uluslararası araştırmada, orta yaşlarda daha yüksek D vitamini düzeyine sahip olmanın, ilerleyen yıllarda Alzheimer hastalığıyla ilişkili bulguların daha düşük seviyelerde görülmesiyle bağlantılı olabileceği belirtildi.

09.04.2026 18:02:00
Haber Merkezi/AA
D vitamini düzeyi ile Alzheimer arasında bağlantı var
D vitamini düzeyi ile Alzheimer arasında bağlantı var

Uluslararası araştırmada, orta yaşlarda daha yüksek D vitamini düzeyine sahip olmanın, ilerleyen yıllarda Alzheimer hastalığıyla ilişkili bulguların daha düşük seviyelerde görülmesiyle bağlantılı olabileceği belirtildi. İrlanda'daki Galway Üniversitesi öncülüğünde yürütülen uluslararası çalışmada, D vitamini düzeylerinin beyin sağlığı üzerinde sanılandan daha önemli rol oynayabileceği vurgulandı.

Araştırma kapsamında, ortalama 39 yaşında ve demans belirtisi bulunmayan 793 yetişkinin kanındaki D vitamini değerleri ölçüldü. Yaklaşık 16 yıl sonra katılımcıların beyin taramaları yapılarak Alzheimer ile ilişkili tau ve amiloid beta protein düzeyleri incelendi.

Çalışmada, orta yaşta daha yüksek D vitamini seviyelerine sahip bireylerde, ilerleyen yıllarda Alzheimer ile bağlantılı biyobelirteçlerin daha düşük düzeylerde görülebileceği belirlendi. Araştırmanın yazarlarından Martin David Mulligan, yüksek D vitamini seviyelerinin beyinde tau birikimine karşı koruyucu olabileceğine işaret etti. En etkili D vitamini kaynağı ise güneş...

İzmir'deki polis merkezi saldırısında sanıklar hakim karşısında

İzmir'in Balçova ilçesinde 3 polisin şehit düştüğü silahlı saldırıya ilişkin davanın sanıkları ilk kez hakim karşısına çıktı. Olayın faili tutuklu sanık E.B. mahkemedeki savunmasında, "Terör örgütüne üye değilim ancak DEAŞ'ı seviyorum. Polislerin kafir olduğunu biliyorum, ayrıca bu eylemden hiçbir haberi ve yönlendirmesi olmayan ailemi de kafir olarak görüyorum" dedi

09.04.2026 15:01:00
İhlas Haber Ajansı
İzmir'deki polis merkezi saldırısında sanıklar hakim karşısında
İzmir'deki polis merkezi saldırısında sanıklar hakim karşısında
Balçova ilçesinde 8 Eylül 2025 sabahı şüpheli E.B. (17) pompalı tüfekle polis merkezine ateş açtı. Saldırıda polis memurları Hasan Akın ve Ömer Amilağ ile silah sesleri üzerine bölgeye giden 1. Sınıf Emniyet Müdürü Muhsin Aydemir şehit oldu. Çıkan çatışmada şüpheli bacaklarından vurularak etkisiz hale getirildi. Olayın ardından hazırlanan 58 sayfalık iddianamenin kabul edilmesiyle sanıklar bugün hakim karşısına çıktı. İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada tutuklu sanık E.B. (17), tutuklu babası N.B. ve tutuksuz annesi A.B. müşteki avukatları, mağdur aileler ve saldırıda yaralanan polis memuru Murat Dağlı hazır bulundu. İddianamede adı geçen diğer 10 sanığın dosyası ise bu davadan ayrıldı. Sanıklar hakkında 'anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs', 'kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle tasarlayarak öldürme' ve 'öldürmeye teşebbüs' suçlarından 4'er kez ağırlaştırılmış müebbet ile 261'er yıla kadar hapis cezası talep edildi.

"Talimat almadım, DEAŞ'ı seviyorum"

DEAŞ örgütüyle organik bir bağlantısının bulunmadığını örgütün ideolojisini benimsediğini ve eylem kararını Ebubekir el-Bağdadi'nin çağrısı üzerine aldığını belirten tutuklu sanık E.B., "Anayasa'nın kaldırılmasına teşebbüs etmedim ve terör örgütüne üye değilim ancak DEAŞ'ı seviyorum. Faaliyetlerini ve örgüt liderlerinin videolarını internetten takip ediyordum. El Bağdadi'nin 'Türkiye'ye saldırın' şeklindeki paylaşımını gördüğüm için bu eylemi gerçekleştirdim. Bana doğrudan kimseden talimat gelmedi. Müslümanlara operasyon yapıldığı için devleti temsil eden en yakın karakola saldırmaya karar verdim" ifadelerini kullandı.

"Ailemi de kafir olarak görüyorum"

Saldırı hazırlıklarına yaz aylarından itibaren başladığını ve eylemde kullanmak amacıyla özel olarak patlayıcı yapımını öğrendiğini ifade eden E.B., "Silah kullanmayı havalı tabancalarla öğrendim. Tüfek fişeklerini ağustos ayında aldım ve bu olayda kullanmak için bomba yapıp hazırladım. Başlangıçta fuar veya barlara saldırmayı düşünsem de karakola saldırma kararını olay günü sabahı verdim. Sosyal medyada paylaştığım metni de ağustos ayında hazırladım. Polislerin kafir olduğunu biliyorum, ayrıca bu eylemden hiçbir haberi ve yönlendirmesi olmayan ailemi de kafir olarak görüyorum" şeklinde konuştu.

"Oğlum radikal eğilimliydi"

Oğlunun eylemlerinden dolayı utanç duyduğunu ve önceden bilmesi halinde kendi canı pahasına buna engel olacağını vurgulayan tutuklu sanık N.B., "Şehitlerin hepsini tanıyorum. DEAŞ en nefret ettiğim örgüttür ve anayasal düzene karşı değilim. Oğlum namaz kılardı ancak terörist düşüncelere sahip olduğunu bilmiyordum. Öğretmenleri beni okula çağırıp oğlumun radikal eğilimleri olduğunu söylediklerinde, durumun farkında olduğumu ilettim. Öğretmenlerine Atatürk'ü sevmediğimi ancak ona karşı bir kinim veya nefretim olmadığını da söyledim. Oğluma silah kullanmayı doğrudan ben öğrettim diyemem, astım hastası olduğu için onu ormanda kuş avına götürüyordum. İnternetteki oyunlarda gördüğü silahları benden istiyordu, ben de alıyordum. Evdeki tüfek fişeklerini, ülkede her zaman darbe ihtimali olduğunu düşünerek darbe döneminde önlem amacıyla alabildiğim kadar almıştım, en son bu yaz oğlumun isteği üzerine tekrar kurşun temin ettim. Boncuk atan tabancayı ise sabahları işe giderken korkan eşime, gerçeğe benzediği için yanında bulundurması amacıyla almıştım. Aslında milliyetçi bir çocuk olan oğlum, benden sürekli savaş malzemeleri, hatta uçaksavar ve benzeri silahlar istiyordu" şeklinde konuştu.

"Evde kar maskesiyle geziyordu"

Oğlunun işlediği suçtan dolayı büyük bir utanç ve telafisi olmayan bir pişmanlık duyduğunu belirten tutuksuz sanık A.B., "Çocuğumun can almasına inanamıyorum ve bu olaylar hakkında hiçbir ön bilgim yoktu. Onun radikalleştiğine dair hiçbir şüphem olmamasına rağmen, kendisini DEAŞ videoları izlerken gördüğümde kızarak uyarmıştım. Evde sürekli kar maskesi takıp özel harekatçılara özenen oğlum, tam bir asker edasıyla hareket ediyordu. Evime hiçbir zaman silah girmesini istememiş olsam da ona silah kullanmayı bizzat babası öğretmişti. Tüm bu tablonun içinde ondan şüpheleneceğimiz somut bir durum görmediğimiz için polise herhangi bir bildirimde bulunmadık" ifadelerini kullandı.

"Vururken tekbir getirdi"

Ailenin mağdur edebiyatı yaptığını ve şüphelinin saldırı esnasında tekbir getirdiğini vurgulayan yaralı polis memuru Murat Dağlı, "Bu aile mağdur değil, mağdur edebiyatı yapıyor. Kesinlikle milliyetçiliğe sığınmasınlar. Öğretmenleri uyarmasına rağmen aile hiçbir önlem almamış. Şüphelide hiçbir pişmanlık belirtisi yok, onun çocuk olduğunu da düşünmüyorum. Şüphelinin telefonunda çözülememiş gizli bir mesajlaşma uygulaması olduğunu duydum. Şüpheli beni vururken tekbir getirdi, ben attığı kurşunla yaralandıktan sonra ona ateş ettim. Anne ve babasının ruh sağlığının araştırılmasını istiyorum" ifadelerini kullandı.

"Silahını kasada saklardı"

Eşinin silahını evde her zaman kasada sakladığını ve karşı tarafın çocuklarına silah eğitimi vermesinin bu trajediye zemin hazırladığını vurgulayan şehit polis Hasan Akın'ın eşi Şule Akın, "1 yaşında ve 6 yaşında iki çocuğu var. Eşim polisti ve silahını eve getirdiğinde her zaman kasada saklardı. Ancak onlar çocuklarına silah kullanmayı öğretmiş, bu yüzden olayın ilk adımı atılmıştır. Babası milliyetçi olduğunu söylüyor, neden ona karşı böyle bir nefretleri var' Kafir dediği polis, beş vakit namazını kılan birisiydi" açıklamasında bulundu.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.