logo
28 EYLÜL 2026

Özgür Özel eğitim mitinginde konuştu: Müfredat yapmak anayasa yapmak gibidir

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, İstanbul Saraçhane’de gerçekleştirilen Büyük Eğitim Mitingine katıldı.

18.05.2024 15:22:00
Haber Merkezi
 
Özgür Özel eğitim mitinginde konuştu: Müfredat yapmak anayasa yapmak gibidir
Özgür Özel eğitim mitinginde konuştu: Müfredat yapmak anayasa yapmak gibidir
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhuriyet tarihinin eğitim konulu ilk mitinginde yaptığı konuşmada, "Son yerel seçimlerde öğretmenlerin seslerini duyurmuş, onlarla birlikte olmuş, onlarla birlikte meydan meydan haykırmış bir partinin genel başkanı olarak, 31 Mart seçimlerinin birinci partisinin genel başkanı olarak, atanmayan öğretmenin sesini duyun. Mülakat mağdurlarının sesini duyun. Müfredata itiraz edenlerin sesini duyun. Türkiye'de nitelikli eğitime ulaşmak sınıfsal bir farklılık, sınıfsal bir sorun haline gelmiştir. İyi eğitimi paralı kılan ve parası olmayana iyi eğitim vermeyen, hatta yoksulun çocuğunu tenhada kıstırıp, onu doğmaya, onu hurafeye mahkum eden, onu bilimsel, çağdaş laik eğitimden uzak tutan anlayışa sesleniyorum. Müfredat yapmak anayasa yapmak gibidir. Müfredat yaparken herkesi duymalı. Herkesi dinlemeli" dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, İstanbul Saraçhane'de gerçekleştirilen Büyük Eğitim Mitingine katıldı.

Genel Başkan Özgür Özel, burada yaptığı konuşmaya, "Eğitim alanında örgütlü sendikalarımızın sayın genel başkanları, değerli yöneticileri, temsilcileri. Bugün burada bizimle birlikte olan atanamayan değil bir kusurları yok ki atanamamış olsunlar, atanmayan öğretmenler. Bugün burada bir önceki seçimden hemen önce iktidar partisinin seçim beyannamesine yazılarak, bizzat genel başkanınca okunarak kaldırılacağına söz verilen mülakatın, sınavda birinci, üçüncü, yedinci olduğu halde sorulan soruya yandaşça bir cevap veremediği için, sorulan sorular birilerine itaat edeceği, sadakat göstereceğini göstermeyen ama liyakatli olduğu halde mülakatta elenen mülakat mağdurları ile birlikte, çağdaş, bilimsel, laik eğitimi hak eden ve talep eden herkes ve onlara destek olmak için burada bulunan herkese partim adına ve bu mücadelenin parçası olan herkes adına hoş geldiniz diyorum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz" sözleri ile başladı.

Özel, Büyük Eğitim Mitingi'nde şunları söyledi:

"TÜRKİYE İŞÇİ SINIFINI SELAMLIYORUZ"

"Bugün burada sözlerime başlarken, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk, baş öğretmenimizi, ondan bugüne hepimizi bugünlere getiren, yetiştiren öğretmenlerimizden hayatta olmayanları, özellikle bu dönemde her birimizin yüreğini yakan lise öğretmeni İbrahim Oktugan, son günlerde öğretmene karşı şiddetin sembol ismi olan İbrahim Oktugan'ı, bugün ölüm yıl dönümü olan Türkan Saylan'ı, terör örgütü tarafından katledilen Aybüke Öğretmeni, Necmettin Öğretmeni, görevine giderken şehit edilen, kazalarda hayatını kaybeden ama bu ülke coğrafyasının dört bir yanında eğitim ateşini elinde taşırken hayata gözlerini yuman rahmetli öğretmenlerimizi bir kez daha burada minnetle anıyoruz. Hatıraları önünde saygı ile eğiliyoruz. Biraz önce il başkanımla, büyükşehir belediye başkanımızla birlikte andık ve hatırladık. Bu meydan Saraçhane. Bu meydan tarihi bir meydan. Bu meydan Cumhuriyet tarihinin ilk kitlesel işçi mitinginin yapıldığı, grev hakkı, örgütlenme hakkı için, sendikal hakları için mücadele edenlerin 31 Aralık 1961'de toplandıkları Saraçhane Meydanıdır. Saraçhane'den Türkiye işçi sınıfını saygı ile selamlıyoruz."

"63 YIL SONRA İLK"

"Biraz önce sayın genel başkanının ifade ettiği gibi bu meydanda bu kez de o tarihi mitingden 63 yıl sonra bu sefer Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk eğitim mitingi yapılıyor. Bu mitinge gelen, bu meydanı dolduran ve sesi duyulmayanlara ses olanlara selam olsun. Bir kez daha hoş geldiniz. Bu meydanda bugün sendikalar var. Öğretmenler var. Atanmayan öğretmenler var. Mülakat mağdurları var. Müfredata itiraz edenler, direnenler var. Bu meydanda yok sayılanlar, hor görülenler, haykırsa da sesini duyuramayanlar var. İşte biz onların sesine ses, mücadelelerine destek olmaya geldik. Seçim meydanlarında öğretmenler geldiler. Pankartlarını açtılar ve destek istediler. Her meydanda Rize'nin Pazar'ında da Antalya'nın Manavgat'ında da Türkiye'nin en doğusunda da en batısında da Sinop'ta da Mersin'de de onların sesine ses olduk. Biz onları dinledik. Onlarla birlikte olduk. Bugün onlar dediler ki siz bize sahip çıktınız ama verilen sözler tutulmadı. Siz sözünüzü tutacak mısınız? Bizimle birlikte olacak mısınız? İşte bugün o sözün tutulmaya geldiği, atanmayan öğretmenin, mülakat mağdurunun yanında duracağımıza ilişkin irademizi sonuna kadar sürdüreceğimizi ilan etmek üzere Saraçhane'deyiz."

"ECEVİT'İ ANMAK İSTERİM"

"Seçim meydanlarının ardından yapılan 31 Mart seçimlerinin üzerinden tam 48 gün geçti. O gün demiştik. Gerekirse masada müzakere ederek, hakkınızı arayarak, derdinizi anlatarak, dinlerlerse ne ala? Dinlemezlerse sizlerle bir meydanlara çıkarak, sokaklara dökülerek sizin hakkınızı arayacağız. İşte gün o gündür. Söyledik dinlemediler. İstedik, istediniz yapmadılar. Verilen sözleri tutmadılar. Bundan sonra sokaklar, meydanlar bizimdir. Buradan partimizin üçüncü genel başkanı ve Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı Karaoğlan Ecevit'e rahmetler dileyerek onu anmak isterim. 2002 yılıydı. Bülent Ecevit koalisyon hükümetinin Başbakanıydı. O gün kendisini meydan meydan gezip eleştiren birisi o günden beri neredeyse iktidardadır. Yürütmenin başındadır. O gün Ecevit'e madem atamayacaktın, bu 68 bin günahsızı niye okuttun, niye diploma verdin diye eleştiren Recep Tayyip Erdoğan'a sesleniyorum. Madem atamayacaktın, bu 1 milyon günahsızı niye okuttun, niye umut verdin, niye diploma verdin? Halen daha niye onlara sırtını dönüyorsun? Seçim yaklaşırken 2022 yılı KPSS'sine ek atama sözü verenler bu sözünü unuttular. Bugün Türkiye'de 91 bin norm kadro açığı var. Biraz önce Şanlıurfa milletvekilimiz diyor ki bizim orada okul var. Öğrenci var. Sıra var. Tahta var. Tebeşir var ama bir tek öğretmen yok. Öğretmen var. 1 milyon tane var ama onları atayan yok. Bir ülkede okuyacak öğrenci, öğretmene hasretken, ateş gibi 1 milyon öğretmen oracıkta duruyorken nasıl atamazsınız? Nasıl öğretmeni öğrencisinden, öğrenciyi hak ettiği eğitimden mahrum bırakırsınız?"

"EĞİTİMDEN TASARRUF OLMAZ"

"Bugün 91 bin norm kadro açığı var, 23 bin de emekli. Bugün 114 bin öğretmeni atadığınızda bir tane öğretmen fazlası olmuyor kamuda. Ama ne yapıyorsunuz, diyorsunuz ki emekli kadar atarız. 23 bin emekli var, 20 binini atıyorlar. Diyorlar ki üç yıl boyunca tasarruf tedbirleri yapacağız. Emekli kadar öğretmen atayacağız. Bu hesapla mevcut öğretmenlerin göreve gelmesi için tam 65 yıla ihtiyaç var. Hiç öğretmen almasak, bütün eğitim fakültelerini kapatsak 65 yıl sürecek bütün öğretmenlerin atanması. Diyorlar ki tasarruf tedbiri var. Buradan hatırlatıyor ve haykırıyorum, ne diyordunuz? İtibardan tasarruf olmaz. Yanlış itibardan tasarruf olur ancak eğitimden tasarruf olmaz. Diğer bir yaramız mülakattır. 11 Nisan 2023. AKP Seçim Beyannamesi, Sayın Genel Başkanı tarafından okunuyor. Diyor ki kamuda mülakat kalkacak. Bundan sadece beş ay sonra Milli Eğitim Bakanı 11 Eylül'de. 11 Nisan'dan tam beş ay sonra. Çıkıyor ve diyor ki mülakat yapmayacağız demedik. Mülakatı mülakat gibi yapacağız diyor. 14 Mayıs'ta yayınladılar. Genel başkan yardımcımız eliyle yargıya taşıdık. Bir yönetmelik yayınladılar. Yüzde 50 KPSS, yüzde 50 mülakat diyorlar. Rahmetli Ecevit KPSS'yi getirdiğinde bundan sonra hamili kart yakınımdır dönemi bitti demişti. Artık bir dayın varsa tayin olursun dönemi bitti demişti. Çünkü biz Cumhuriyet hükümetiyiz. Cumhuriyet ki kimsesizlerin kimsesidir. Artık adam kayırmacılık bitti demişti."

"ATARKEN BİLE PARTİCİLİK"

"Bugün bundan 22 yıl sonra AKP, adında adalet olan bir parti. Kurulurken erdemliler hareketi diyen bir parti bugün çıktı KPSS yarım, yarısı da mülakat diyor. Kendi sözünü çiğniyor ve çıkıyor diyor ki yandaşları atayacağım. Adam kayıracağım. Kul hakkı yiyeceğim diyor. Yazıklar olsun size. Türkiye'nin dört bir yanından sesimizin ulaştığı, vicdan sahibi herkese sesleniyorum. Bir düşünün. Nasıl olur da bu kadar öğrenci öğretmensizken, halen daha hem öğretmeni yeterince atamazsın, hem de atarken bile particilik yaparsın. Bakın aramızda daha da mağdur bir kitle var. Adıyaman'dan gelen atanmayan öğretmenler var aramızda. Deprem bölgesinden geldiler. Onlara, onların çifte mağduriyeti var. Özel okulda olanları okulları yıkıldı, kapandı. İşsiz kaldılar. O şartlarda çadır ve konteynerde ders çalışamadılar. Sınavlarda nasıl başarılı olacaklar? Bu 20 bin kişinin arasına nasıl girecekler? Deprem bölgesindeki öğretmenler için özel bir statü, ayrı bir kontenjan ve mağdur öğretmenlere atama bekliyoruz. Onları yürekten selamlıyoruz. Burada mülakat mağdurları, mülakata son diye seslerini duyurmaya çalıştılar. Ben diyorum mülakat haksızlıktır. Adam kayırmadır. Kul hakkına girmektir. Diyorlar ki biz mülakatı düzgün yapacağız. Bakın yıllardır mülakat yapıyorlar. O mülakata kamu baş denetçiliği, ombudsmanlık kurumun her sene yer ayırıyor. Ombudsman CHP'li değil. Ombudsman bizim atadığımız biri değil. Sayın Şeref Malkoç, Erdoğan'ın yakın dava arkadaşıdır. Ayrıca geçmiş dönem Adalet Bakanımızın, şimdiki AKP Grup Başkanvekilinin, Abdülhamit Gül'ün kayınpederidir. Bu kadar AKP'nin içinde yakın birisinin başında olduğu kurum, mülakatlarda sübjektif kriterlerden, farklı yorumlanabilecek sorulardan, cevabın bilimsel değil son derece sübjektif olmasından ve mülakattaki haksızlıklardan bahsediyor. Zaman zaman AKP'ye çok yakın olmakla eleştirilen bir hukuk insanının başında bulunduğu kurum bu kadar net mülakatta haksızlık var derken, siz kimseyi bu bakana inandıramazsınız."

MÜFREDAT DAYATMASINA TEPKİ

"Şimdi bir başka husus. Son günlerin en yakıcı konusu müfredat. Bakın Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli diyorlar. Türkiye Yüzyılı demek AKP'nin seçim sloganı demek. Milli Eğitim dediğiniz mesele herkesi kapsar. Almanların teknolojide bu kadar başarılı olmasının, ihracatta dünya birincisi olmasının, bu kadar nitelikli üretim yapmasının tek sebebi vardır. Eğitim ve müfredat konusunda bir ulusal mutabakat. Bir milli mutabakat vardır. Siz bir partinin seçim sloganını Milli Eğitim müfredatının başlığı yaparsanız, ilk düğmeyi de son düğmeyi de yanlış iliklediniz demektir. Maarif modeli diye isim koyduğunuz model, 100 yıl öncesinin adını taşımakta, 200 yıl öncesinin ruhunu taşımaktadır. Oysa incelendiğinde müfredat, eğitim programı geliştirme ilkelerine uygun değildir. Akademik değildir. Etik kurallara uygun değildir. Hazırlığı katılımcı, şeffaf yapılmamıştır. Tartışma için yeterli süre verilmemiş, 10 yılda hazırladık dedikleri mülakata yedi günde katkı istemişlerdir. Bu yedi güne itiraz ettiğimizde bakın küstahça hadi yüzde 50 zam yaptım. 10 gün içinde görüş bildirin, demiştir. 10 yılda hazırladığını iddia ettiği metne, 10 günde görüş isteyip utanmadan bunu katılımcılık olarak ifade etmektedir. Ders içerikleri için, materyaller için yeterli süre yoktur. Alıp elinize okuduğunuzda şu yönüyle müfredata dikkat ediniz. Bu müfredatta Türkiye Cumhuriyeti ifadesi yerine sadece bütün ifadeler Türkiye diye değiştirilmiştir. Bakanın fikri neyse, zikri odur, metni odur. Cumhuriyetle derdi olan bir bakan Cumhuriyetle sorunu olan bir müfredat dayatmaktadır."

"CUMHURİYETİN KURUCU KADROLARININ ADI YOK"

"Bu müfredatta ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün adı yok denecek kadar az anılmıştır. Bu müfredatta Cumhuriyetin kurusu kadrolarının adı yoktur. Onlara saygı yoktur. Onlara hürmet yoktur. Kurtuluş Savaşı kahramanları, bu ülkenin kurucuları Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları ile sorunu olan bu müfredat, yok hükmündedir. Önceki müfredatta, Gazi'den alıntı ile fikri ve vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirilecek derken, şimdi yerine aklı selim, vicdanı selim, kalbi selim nesiller demektedir. Fikri hür yerine, vicdanı hür yerine vicdanı selim diyorsanız sizin yetiştirecek neslin hür olmasından, hürriyetten, özgürlüklerden, özgür düşünceden sorunuz var demektir. Metinden hürriyet kelimesini çıkaracak kadar özgürlüklere düşman bu bağnaz anlayışı kınıyoruz. Bütüncül eğitim gerekçesi, bahanesi, kandırmacasıyla eşitlik, tarafsızlık yerine nesnellik yerine, ruhu, maneviyatı anlatan, ÇEDES projesi ile küçücük çocukların sınıfına kabirler taşıtan, rüyalarına girdirten, umut yerine korkuyu, mutluluk yerine dehşeti öğreten bu kafaya sonuna kadar direneceğiz. Arapça kelimelerin bolca yer aldığı, eşitlik, tarafsızlık yerine itaati tarif eden, özgürlük yerine biati tarif eden bu müfredat Türkiye'ye hiçbir şey getirmez. Ama şunu söyleyelim. Yapılan bütün anketlerde, AKP'ye oy veren kadın seçmenlerin yüzde sadece 19'u evladının aldığı eğitimden mutludur, memnundur. AKP'li kadın seçmenin dahi yüzde 81 rahatsız olduğu bu eğitim sistemi yine bu hükümetin, yine bu Cumhurbaşkanının atadığı Milli Eğitim Bakanlarınca verilmiş, 22 yıldır bu kafa ile yönetilmiştir."

"BEŞ FARKLI ÖĞRETMEN VAR"

"Şimdi öğretmenlerimiz, aramızdaki öğretmenlerimiz, aramızda olmayan öğretmenlerimiz, canım öğretmenlerimize bir kocaman alkış yollayalım. Onların istihdam biçimleri, beş farklı öğretmen var. Atanmayanlar burada ama atananlar da dertli. Hatta okulda ücretli öğretmen var, sözleşmeli öğretmen var, normal statüde öğretmen var, uzman öğretmen var, baş öğretmen var. Eğitim aynı eğitim, yapılan iş aynı iş ama unvan ve özlük farklı. Bu tamamen adalete aykırıdır. 91 bin açıkta norm kadro varken 85 bin ücretli öğretmen atamak emek sömürüsüdür. Devlet eliyle güvencesiz istihdamdır. Devlet eliyle eğitimci emeğinin sömürülmesidir. Bunu bütün milletimize şikayet ediyorum. Ayrıca özel okulda çalışan öğretmenlerimizin çok önemli bir sorunu var. 2014 yılına kadar kanun derdi ki özelde çalışan öğretmen muadili görevdeki kamu öğretmeninden düşük maaş alamaz. Bugün kamudaki öğretmenin de en düşük maaşı yeterli değildir. 31 bin liradır. Ancak bugün özel sektörde asgari ücrete, 17 bin liraya, daha da altına öğretmen emeği sömürülmektedir. Bu öğretmenlerin hakkı devlet eliyle sermayeye yedirilmektedir. Bu haksızlıktır. Bunu yapanlara yazıklar olsun. Biraz önce değerli evladı Görkem ile bir kez daha konuştum. Görkem bizi televizyonundan takip ediyor. Okulu başında, görevi başında katledilen müdürümüz, İbrahim Oktugan eğitim camiasının son şehididir ama ilk değildir. Tüm uyarılara rağmen öğretmene karşı şiddet, eğitimde şiddet olanca gücüyle devam etmektedir. Bunun için 10 Mayıs'ta Milli Eğitim Bakanlığından Meclis'e kadar yürüyen öğretmenler, sendikalar seslerini duyurmak istemiş ancak bu Milli Eğitim Bakanı, onlara sormadan, onlara danışmadan yine eğitimde şiddet yasasını bir başına dayatarak geçirmeye çalışmaktadır. Eğitimde şiddet, tek başına çıkarılacak bir kanun değildir. Sendikaların, örgütlerin sesi duyulmalı. Öğretmenlere ve işin uzmanlarına kulak verilmelidir."

"ÖĞRETMENLER HER AY 9 ÇEYREK ALTININI KAYBEDİYOR"

"Son sözüm 2002 yılında en düşük öğretmen maaşı 635 liraydı. Bakın Türkiye'de 81 ilde, 973 ilçede meydan meydan geziyorum. Her hesabı bir şeye dayandırıyorum. Her hesap şaşar altın hesabı şaşmaz. 2002'de en düşük öğretmen maaşı 635 lira. 20 tane çeyrek altın alıyor. Bugün en düşük öğretmen maaşı 31 bin lira. Sadece 11 çeyrek altın alıyor. En düşük öğretmen maaşında AKP iktidarı boyunca tam yarı yarıya neredeyse, 20 çeyrekten 11 çeyrek altına gerileme var. Öğretmenler tam olarak her ay 9 çeyrek altın kaybediyorlar. Bu hesabı bütün öğretmenlere, bütün vicdanı olan herkese emanet ediyorum. Diyorum ki son yerel seçimlerde öğretmenlerin seslerini duyurmuş, onlarla birlikte olmuş, onlarla birlikte meydan meydan haykırmış bir partinin genel başkanı olarak, 31 Mart seçimlerinin birinci partisinin genel başkanı olarak, atanmayan öğretmenin sesini duyun. Mülakat mağdurlarının sesini duyun. Müfredata itiraz edenlerin sesini duyun. Türkiye'de nitelikli eğitime ulaşmak sınıfsal bir farklılık, sınıfsal bir sorun haline gelmiştir. İyi eğitimi paralı kılan ve parası olmayana iyi eğitim vermeyen, hatta yoksulun çocuğunu tenhada kıstırıp, onu doğmaya, onu hurafeye mahkum eden, onu bilimsel, çağdaş laik eğitimden uzak tutan anlayışa sesleniyorum. Müfredat yapmak anayasa yapmak gibidir. Müfredat yaparken herkesi duymalı. Herkesi dinlemeli. En doğrusunu tam bir mutabakatla yapmalısınız. İşte önümüzde size güzel bir sınav. Anayasa yapacağım, katılımcı olacağım, Türkiye'nin yüzde 96'sını temsil edecek anayasa diyene, hadi bakalım müfredat burada, eğitimin anayasası burada, çağır bakalım yüzde 96'yı, çağır bakalım sendikaları. Yoksulu duy. İtirazı duy. Atanmayanı duy. Mevcut öğretmenin sorununu, deprem bölgesini duy, ondan sonra anayasa diye meydanları çıkıp destek istemeye başla. Eğitimin anayasasını katılımcı yapmayanlarla, milletin anayasası yapılmaz."

"MEYDANLAR BİZİMDİR"

"Son sözümüz. Bugün burada çok önemli bir sınav verdik. Bugün burada Cumhuriyet tarihinin eğitim konulu ilk mitingini yaptık. Bundan sonra sesimizi duymayanlara karşı, sesi duyulmayanlar için, kimsesizler için, sesini yükseltse de sesini duyuramayanlar için meydanlarda olmaya devam edeceğiz. Ben gereken yerde müzakereyi yapacağım ama müzakere ile sonuç alırsak ne ala? Alamadığımızda sokaklar, meydanlar bizimdir. Bundan sonra kimin derdi varsa, onun derdi için. Kimsesizleri kimsesi olmak için. Sessizlerin sesi olmak için. Susturulanlar yerine konuşmak için, sokaklara, meydanlara koşmaya var mıyız? Söz mü? Hep beraber yürüyeceğiz. Hep beraber başaracağız. Eninde sonunda hep birlikte hakkımızı söke söke alacağız. Burada bir talep daha var. Bir çağrı var. Taban maaş hakkı için diyor, biraz önce bahsettiğim özel okul öğretmenini asgari ücrete mahkum eden anlayış 2014'ta yasalaştı. Onlar taban maaş hakkı için 26 Mayıs'ta Ankara'ya çağırıyorlar. Biz de dünyanın en düşük emekli maaşlarından birine mahkum edilen emeklilerimiz için Ankara'ya bir çağrı yaptık. Bütün Türkiye, 26'sında Ankara'ya kim gelmek istiyorsa il başkanlıklarımıza başvursun. Öğretmenlerin mücadelesine de emeklinin mücadelesine de hep birlikte 26 Mayıs'ta Ankara'da sahip çıkacağız. Hepinizi seviyoruz, size güveniyoruz. Bundan sonraki süreçte şunu söylüyoruz. Ferman tek adamınsa mücadele milletindir. Hepinizi saygı ile selamlıyorum, sağ olun, var olun."

SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”

Mehmet Şimşek, krediye ilişkin ayrıntıları “banka ve müşteri sırrı” gerekçesiyle açıklamamıştı. Şimdi soru daha da büyüyor: Devletin parası söz konusu olduğunda “sır” perdesi ne zaman kalkacak?

28.09.2026 19:40:00
Haber Merkezi
 
SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”
SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”
Türkiye'de yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fon krizinde paraların akıbeti ve denetim tartışılırken, yıllardır kamuoyunun yanıt beklediği başka bir dosya yeniden gündemde: Ziraat Bankası'ndan Demirören Grubu'na kullandırılan yüz milyonlarca dolarlık kredi. Mehmet Şimşek, krediye ilişkin ayrıntıları "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle açıklamamıştı. Şimdi soru daha da büyüyor: Devletin parası söz konusu olduğunda "sır" perdesi ne zaman kalkacak?

Fon skandalında yüz binlerce yatırımcı bekliyor

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül 2026'da 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. SPK'nın 23 Eylül'deki açıklamasına göre söz konusu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.

Fon krizinde toplam büyüklük konusunda farklı rakamlar gündeme gelirken, tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü çeşitli hesaplamalarda 826 milyar lira ile yaklaşık 891 milyar lira arasında gösteriliyor.

Süreç yalnızca finansal kayıplar açısından değil, denetim mekanizmalarının nasıl işlediği açısından da tartışılıyor. Soruşturma kapsamında 24 Eylül itibarıyla tutuklu sayısının 26'ya yükseldiği bildirildi.

BİR TARAFTA YATIRIMCININ PARASI, DİĞER TARAFTA KAMU BANKASININ KREDİSİ

Fon krizinde yüz binlerce yatırımcı parasının ne zaman ve hangi yöntemle geri ödeneceğini beklerken, kamuoyunun yıllardır yanıt aradığı başka bir dosya da yeniden hatırlanıyor.

Demirören Grubu'nun Doğan Medya Grubu'nu satın alma sürecinde Ziraat Bankası'ndan kullandığı 800 milyon dolarlık kredi, uzun süredir tartışma konusu.

Kredinin akıbetine ilişkin TBMM'ye yöneltilen sorulara Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in verdiği yanıtta ise ayrıntılar "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle açıklanmadı.

NE OLMUŞTU?

Kredi, 2018 yılında Demirören Holding'in Doğan Medya Grubu'nu satın alması sürecinde gündeme geldi. Sayıştay raporlarına yansıyan bilgilere göre başlangıçta 800 milyon dolar olarak ifade edilen kredi, yeniden yapılandırmalar sonrasında 895,6 milyon dolarlık bir borç tutarına ulaştı ve 2022'de yüzde 4 faizle 14 yıl vadeye yayıldı.

Daha sonra Sayıştay'ın 2023 yılı incelemelerinde de borcun yapılandırmalara rağmen ödeme planına uygun şekilde ödenmediği ve 31 Aralık 2023 itibarıyla Demirören'e ilişkin borç tutarının 30 milyar 208 milyon TL'yi aştığı belirtildi.

8 Ocak 2026: CHP Parti Sözcüsü ve İzmir Milletvekili Zeynel Emre, Demirören Grubu'nun Doğan Medya Grubu'nu satın alması için Ziraat Bankası tarafından kullandırıldığı belirtilen 800 milyon dolarlık kredi konusunda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yanıtlaması istemiyle TBMM'ye soru önergesi verdi.

18 Şubat 2026: Önergeye Şimşek imzalı yazılı yanıt verildi. Yanıtta, Ziraat Bankası'nın açıklaması aktarıldı ve krediye ilişkin ayrıntıların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 73. maddesindeki "sırların saklanması" hükümleri kapsamında banka/müşteri sırrı olduğu belirtilerek paylaşılmadı.

21 Şubat 2026: Bu yanıt basına 'Demirören kredisine sır perdesi' şeklinde yansıdı.

"SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?"

Fon krizinde SPK'nın müdahalesiyle birlikte "Kim denetledi, riskler neden daha önce görülmedi, yatırımcıların parası nasıl korunacak?" soruları sorulurken, kamu bankası kaynaklarının kullanıldığı Demirören kredisi konusunda da benzer bir şeffaflık tartışması yaşanıyor.

Buradaki kritik fark ise şu: Fon krizinde söz konusu olan yatırımcıların özel tasarrufları, Demirören dosyasında ise kamu bankası Ziraat'ın kullandırdığı kredi.

Dolayısıyla tartışmanın merkezindeki soru yalnızca "borç ne kadar?" değil.

Kamu bankasından verilen yüz milyonlarca dolarlık kredinin bugünkü durumu nedir, ne kadarı tahsil edildi, hangi koşullarda yapılandırıldı ve kamu bu süreçte ne kadar risk üstlendi?

Mehmet Şimşek'in "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle ayrıntıları açıklamaması, bu soruların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Fon krizinin ardından gözler yeniden eski dosyalara çevrilirken, "Fonlardaki paranın hesabı sorulurken, Demirören'in kamu bankasına olan borcunun hesabı ne zaman açıklanacak?" sorusu da yeniden gündeme taşınıyor.

Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?

Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi

28.09.2026 18:47:00
Haber Merkezi
 
Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?
Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?
Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi.

Peki, Ergin'in paylaşımında hangi bilgiler yanlış, hangileri doğru? Kaynaklar karşılaştırıldığında tartışmanın merkezinde tek bir ifade bulunuyor: "eski Adli Tıp çalışanı."

Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin yeniden yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Turgay Tamer'in daha sonra evinde ölü bulunmasına ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.

Ergin'in paylaşımında Tamer'in Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alındığı, 14'ünde serbest bırakıldığı ve daha sonra evinde ölü bulunduğu aktarıldı.

Bu olayların önemli bölümü farklı haber kaynaklarında da yer aldı.

"GÖZALTINA ALINDI" BİLGİSİ DOĞRU

Turgay Tamer'in Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alındığı doğrulanıyor.

DHA'nın haberine göre Tamer, yaklaşık iki hafta önce soruşturma kapsamında gözaltına alındı ve "yurt dışına çıkış yasağı" şeklindeki adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı.

Dolayısıyla Ergin'in "Tamer, kısa süre önce Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı" şeklindeki aktarımının bu bölümü kaynaklarla örtüşüyor.

"SERBEST BIRAKILDI" BİLGİSİ DOĞRU

Tamer'in gözaltı işleminin ardından serbest bırakıldığı da doğrulanıyor.

DHA, Tamer'in adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakıldığını bildirirken, soruşturmayla ilgili diğer haberlerde de aynı bilgi yer alıyor.

"EVİNDE ÖLÜ BULUNDU" BİLGİSİ DE DOĞRU

Ergin'in paylaşımındaki en önemli bilgilerden biri olan Tamer'in evinde ölü bulunması da doğrulanıyor.

Tamer, Büyükçekmece'deki evinde eşi tarafından yerde yatarken bulundu. Sağlık ekipleri Tamer'in hayatını kaybettiğini belirledi. Cenazesi kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi. DHA, ilk incelemede ölümün şüpheli bulunduğunu aktardı.

Dolayısıyla "evinde ölü bulundu" bilgisi de doğrulanmış durumda.

PEKİ YANLIŞ OLAN NE?

Tartışmanın asıl noktası Turgay Tamer'in mesleki tanımı.

Ergin'in paylaşımında Tamer için "eski Adli Tıp çalışanı" ifadesinin kullanıldığı aktarılıyor.

Ancak Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın açıklamasına göre Tamer, Adli Tıp doktoru değildi. Tamer, Kozinoğlu'nun tutuklu bulunduğu dönemde cezaevinde kampüs doktoru olarak görev yapıyordu. Başsavcılık ayrıca Tamer'in Kozinoğlu'nun sağlık durumunun kötüleştiğinden haberdar edilmediğini ve Kozinoğlu'na herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmadığını açıkladı.

Yani resmi açıklamaya göre yanlış olan nokta Tamer'in "Adli Tıp çalışanı" olarak nitelendirilmesi.

BİR İFADE, TUTUKLAMA TALEBİ

Ergin'in gözaltına alınmasının ve ardından tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmesinin, söz konusu paylaşım üzerinden yürütüldüğü haberleştirildi. Ergin hakkında "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasının yanı sıra, suçun basın ve yayın yoluyla işlendiği iddiasının da bulunduğu bildirildi.

Burada dikkat çeken tablo şu:

Tamer'in gözaltına alınması: doğrulanıyor.

Tamer'in serbest bırakılması: doğrulanıyor.

Tamer'in daha sonra evinde ölü bulunması: doğrulanıyor.

Tamer'in cezaevinde görev yapmış doktor olması: doğrulanıyor.

Tamer'in "Adli Tıp çalışanı" olması: Başsavcılık tarafından reddediliyor.

Dolayısıyla Ergin'in paylaşımındaki olayların tamamının yanlış olduğu söylenemiyor. Tartışmalı olan, Tamer'in görevine ilişkin kullanılan ifade.

GAZETECİLİKTE HATA NEREDE BİTER, SUÇ NEREDE BAŞLAR?

Fatih Ergin dosyasında hukuki sürecin nasıl sonuçlanacağı henüz belli değil. Ancak mevcut bilgiler üzerinden bakıldığında tartışma, paylaşımın ana olay örgüsünün yanlış olup olmadığı ile bir meslek tanımındaki hatanın "halkı yanıltıcı bilgi" kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında düğümleniyor.

Ergin'in tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmesiyle birlikte kamuoyunun önündeki soru da şu:

Bir gazetecinin haberindeki tek bir yanlış ifade, paylaşımın diğer bölümleri doğru olsa dahi "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklama talebine dayanak yapılabilir mi?

RTÜK'ten Osmaniye'deki saldırıya yayın yasağı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Osmaniye'de bir öğretmenin okul bahçesinde öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında yayın yasağı kararı alındığını açıkladı

28.09.2026 16:34:00
İhlas Haber Ajansı
 
RTÜK'ten Osmaniye'deki saldırıya yayın yasağı
RTÜK'ten Osmaniye'deki saldırıya yayın yasağı
Olaya ilişkin RTÜK'ten yapılan açıklamada, "Osmaniye 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 28/09/2026 tarihli ve 2026/5294 D. İş sayılı kararı ile Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2026/15733 sayılı soruşturma kapsamındaki olay hakkında yayın yasağı getirilmiştir.

Karar; toplum sağlığının ve ahlakın, milli güvenliğin, kamu düzeninin ve kamu güvenliğinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi ve yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla verilmiştir. Kararda, soruşturma konusu olayla ilgili olarak her türlü haber, röportaj, eleştiri vb. yayınların, görsel ve sosyal medya ile internet ortamında yapılmasının 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca yasaklandığı belirtilmektedir.

Bu kapsamda, tüm medya hizmet sağlayıcılarının söz konusu kararın gereklerine titizlikle uyması önem arz etmektedir. Yayın yasağına aykırı yayın yapılması hâlinde, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un ilgili hükümleri uyarınca gerekli işlemler yapılacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur" ifadelerine yer verildi.

Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi

"Ölü Deniz" isimli stand-up gösterisindeki şakaları gerekçe gösterilerek 88 gündür "kuyu tipi" cezaevinde tutulan komedyen Deniz Göktaş, çıkarıldığı ilk duruşmada tahliye edildi. Mahkeme Göktaş'a toplam 1 yıl 7 ay hapis cezası verirken, hükümle birlikte serbest bırakılmasına hükmetti

28.09.2026 16:10:00
Haber Merkezi
 
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
YouTube üzerinden yayımladığı "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisi nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan ve 3 Temmuz'dan bu yana cezaevinde bulunan ünlü komedyen Deniz Göktaş, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nde ilk kez hâkim karşısına çıktı. Hakkında 12 yıl 2 aya kadar hapis cezası talep edilen davanın ilk duruşmasında mahkeme, Göktaş hakkında tahliye kararı verdi.

Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı ve salon yetersizliği nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda görülen duruşmayı siyasi parti temsilcileri, çok sayıda gazeteci, avukat ve yurttaş takip etti.

İki suçtan ceza, bir suçtan beraat

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, Deniz Göktaş'ı "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçundan 11 ay 20 gün, "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama" suçundan ise 7 ay 15 gün olmak üzere toplam 1 yıl 7 ay 5 gün hapis cezasına çarptırdı. "Daltonlar Çetesi" ile ilgili yaptığı espriler nedeniyle yöneltilen "suçu ve suçluyu övme" suçlamasından ise beraatine hükmedilen Göktaş, aldığı cezaların hükmüyle birlikte tahliye edildi.

"Cümle başına 22 gün hücrede kaldım"

Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda (kuyu tipi cezaevi) tek kişilik hücrede geçirdiği 88 günü anlatarak savunmasına başlayan Deniz Göktaş, mizahın suç sayılamayacağını vurguladı. Göktaş savunmasında şu ifadelere yer verdi:

"3 Temmuz'dan beri kuyu tipi bir cezaevinde güneş görmeden, başka hiçbir insan temasım olmadan hücredeyim. Harbiye'de kurduğum 4 cümle ile suçlanıyorum ve kurduğum cümle başına tam 22 gündür hücredeyim. Yasalar değişmedi. Değişen ne? Şaka kaldıramayan, eleştiri kaldıramayan kırılgan yöneticiler."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik kullandığı "diktatör" ifadesinin hakaret değil, siyasi bir betimleme olduğunu savunan komedyen, "Bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hicve açık olunmalıdır" dedi. İddianamedeki "oruç tutan canlı bombalar" ve "dalgıçlar (haşema)" şakalarının ise toplumsal gerginliklerin mizahi bir dille dışa vurumu olduğunu ekledi.

Adliyede yaşananları anlattı: "Zorla Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm"

Göktaş savunmasında, gözaltına alınma ve tutuklanma sürecindeki usulsüzlüklere de dikkat çekti. Yurt dışı tatilini kendi isteğiyle yarıda keserek Türkiye'ye döndüğünü belirten Göktaş, havalimanında ters kelepçeyle gözaltına alındığını söyledi. Göktaş, Çağlayan Adliyesi'nde yaşadığı ilginç bir anıyı da mahkeme salonunda paylaştı:

"Hâkimliğe çıkarılmayı beklerken bana üç kez 'Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istiyor musun?' diye soruldu. Görüşmek istemediğimi net bir şekilde söylememe rağmen emrivakiyle adliye koridorunda kendisiyle görüştürüldüm. Ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm. Kılıçdaroğlu bana 'Niye döndün, imkanım olsa bir dakika durmam burada' demeyen tek kişiydi."

88 günlük belirsiz bekleyişin ardından özgürlüğüne kavuşan Deniz Göktaş'ın tahliye kararı, adliye koridorlarında ve sosyal medyada büyük bir sevinçle karşılandı.

Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı

Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı

28.09.2026 14:27:00
İhlas Haber Ajansı
 
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı.

Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma çerçevesinde, İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele ekiplerince DEAŞ'a yönelik operasyon gerçekleştirildi.



Jandarma ekipleri tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında yabancı uyruklu R.K.Q.B., W.K.Q.B., R.H.K.B., N.T.H.M. ve N.T.G. isimli şahısların adresleri tespit edildi.

Belirlenen adreslere Özel Harekat Timlerinin de katılımıyla eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 5 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Şüpheliler, sağlık kontrollerinin ardından işlemleri yapılmak üzere İl Jandarma Komutanlığına götürüldü.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti

28.09.2026 13:30:00
Haber Merkezi
 
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti.

AYM'nin 24 Eylül'de yayımladığı 29 Eylül Genel Kurul gündeminin ilk sırasında, E.2026/9 (Değişik İşler) numaralı dosya yer aldı. Gündemde dosyanın konusu, "Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek anılan Kanun'un 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebi" olarak belirtildi.

Süreç, Yenilik Partisi'nin itirazıyla başladı
Öztürk Yılmaz'ın genel başkanlığını yaptığı Yenilik Partisi, "Yeni Parti" adının kendi parti adıyla karıştırılabileceğini savunarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Yılmaz, "Yeni" ve "Yenilik" ifadelerinin seçmen açısından karışıklığa yol açabileceğini ve Yeni Parti isminde ayırt edici bir ek bulunmadığını ileri sürdü.

Başvurunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Eylül'de Yeni Parti'ye isim değişikliği talebi içeren bir tebligat gönderdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise parti adının belirlenmesinde mevcut içtihatların dikkate alındığını belirterek isim benzerliği iddiasına karşı çıktı.

İki seçenek konuşuluyor
Yeni Parti yetkilileri isim benzerliği olmadığını belirtmiş, "Buna rağmen aksi yönde bir karar çıkarsa küçük bir değişiklikle yola devam ederiz" mesajını vermişti.

Kulislerde "Halkın Yeni Partisi" ve "Değişim Partisi" gündeme gelen seçenekler arasında yer alıyor.

Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Trabzon'da balıkçılar, tezgahlarında yerini alan palamudu tanesi 100 ile 125 lira arasında değişen fiyatlardan satışa sunuyor

 

28.09.2026 12:20:00
Anadolu Ajansı
 
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Ortahisar ilçesindeki Moloz mevkisinde yer alan balıkçı tezgahlarında palamudun tanesi 100 ile 125 liradan satılırken, istavritin kilogramı 100, somon 200, çipura 500, levrek ise 600 liradan alıcı buluyor.

Balıkçı Ahmet Çoğalmış, AA muhabirine, vatandaşların bu sezon daha çok palamuda ilgi gösterdiğini söyledi.

Tezgahlardaki palamutların taze olduğunu belirten Çoğalmış, sıcak havanın balıkların görünümünü etkileyebildiğini ifade etti.

Çoğalmış, piyasadaki herkesin şu an taze balık sattığına dikkati çekerek, "Havalar sıcak gittiği için balıklar ezik gibi görünÜyor ama ezik değil. Havaların sıcaklığından dolayı biraz gevşek oluyor. Vatandaş bayat balık aldığını sanıyor ama öyle değil. Şu an piyasa herkes taze balık satıyor." diye konuştu.

Balıkçı Emin Avcı da bu sezon palamudun daha fazla, hamsinin ise daha az olmasını beklediklerini dile getirdi.

Hamsinin şu anda Marmara tarafından geldiğini aktaran Avcı, "Hamsi palamut gibi olmaz, az olur. Şu anda hamsi geliyor ama Marmara tarafından geliyor. Bizim yerli hamsi daha çıkmadı. Palamut olduğu zaman hamsi biraz daha az oluyor" dedi.

Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi

Emniyet Teşkilatı Sendikası’nın 28 Eylül’de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından “polisler greve gidiyor” iddiaları gündeme geldi

28.09.2026 10:37:00
Haber Merkezi
 
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın 28 Eylül'de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından "polisler greve gidiyor" iddiaları gündeme geldi. Emniyet Genel Müdürlüğü ise eylemin polisleri kapsamadığını açıkladı.

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), sosyal medya ve bazı haber sitelerinde yayılan "polisler 28 Eylül'de iş bırakacak" iddialarına ilişkin açıklama yaptı. EGM, iş bırakma kararı alan sendikanın üyelerinin sivil personelden oluştuğunu belirterek polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Sendika neden iş bırakma kararı aldı?

Tartışmanın başlangıcında ise Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın açıklaması bulunuyor. Sendika, 28 Eylül Pazartesi günü öğleden sonra Türkiye genelinde iş bırakma eylemi yapacağını duyurdu.

Sendika kararının gerekçeleri arasında emniyet teşkilatındaki intihar vakaları, ekonomik ve sosyal sorunlar, ağır çalışma koşulları, mobbing, emeklilikte yaşanan gelir kayıpları ve özlük haklarındaki eşitsizlikler gösterildi.

Sendika ayrıca son beş günde yedi emniyet teşkilatı mensubunun yaşamına son verdiğini, Bursa ve İstanbul'da iki teşkilat mensubunun ise intihar girişiminde bulunduğunu açıkladı. Anayasa Mahkemesi önündeki eylem sırasında emekli bir emniyet mensubunun yaşamına son vermesi de açıklamada hatırlatıldı.

"Bu tablo artık görmezden gelinemez"

Sendika, yaşananların ardından yalnızca sorunların dile getirilmesinin yeterli olmadığını belirterek eylem kararı aldığını duyurdu. Açıklamada 3600 ek gösterge, yardımcı hizmetler sınıfının sorunları, eşit işe eşit ücret ve Emniyet Meslek Kanunu gibi başlıklarda çözüm bekleyen sorunlara da dikkat çekildi.

EGM: Polisler eyleme katılmayacak

Tartışmaların "polisler bugün görev bırakacak" şeklinde yayılması üzerine EGM devreye girdi. Kurum, 28 Eylül'deki iş bırakma kararının sendika üyesi sivil personeli ilgilendirdiğini, polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların ise gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

Böylece 28 Eylül'deki iş bırakma tartışmasının, emniyet teşkilatındaki çalışma koşulları ve özlük haklarına ilişkin sorunlardan kaynaklandığı; ancak EGM'ye göre eylemin görevdeki polisleri kapsamadığı ortaya konuldu.

Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi

28.09.2026 10:08:00
Haber Merkezi
 
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı, Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa iddialarını köşesine taşıdı. Altaylı, Kaya ve eşinin Tera üzerinden yaptığı öne sürülen işlemlerdeki yüksek getiriyi gündeme getirirken, soruşturmanın toplam büyüklüğü olarak dile getirilen 25 milyar dolara dikkat çekti: "Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak?"

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi.

Altaylı, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Kaya hakkında ortaya attığı iddiaları ilk duyduğunda bunların gerçeği yansıtmayacağını düşündüğünü belirtti. Ancak daha sonra gündeme gelen rakamların dikkat çekici olduğunu ifade etti.

63 MİLYON TL'DEN 1,3 MİLYAR TL'YE

Altaylı'nın aktardığı iddiaya göre Kaya, nisan ayında Tera üzerinden yaklaşık 63 milyon TL tutarında yatırım yaptı. İddiaya göre bu para eylül ayında yaklaşık 1 milyar 344 milyon TL olarak geri çekildi.

Altaylı, söz konusu rakamları dolar üzerinden de hesaplayarak, yaklaşık 1 milyon 432 bin dolarlık yatırımın 5 ay içerisinde 28 milyon dolara ulaştığı iddiasını gündeme getirdi. Yazar, bunun dolar bazında yaklaşık yüzde 2 binlik artış anlamına geldiğini yazdı.

EŞİNE AİT İŞLEMLER DE GÜNDEMDE

Altaylı, Kaya'nın eşi İlyas Kaya hakkındaki iddiaları da yazısına taşıdı.

Buna göre İlyas Kaya'nın nisan ayında yaklaşık 99 milyon TL yatırdığı, eylül ayında ise yaklaşık 826 milyon TL ile çıktığı öne sürüldü.

Altaylı, bu rakamların dolar karşılığının yaklaşık 2 milyon 250 bin dolardan 17 milyon 210 bin dolara yükselmek anlamına geldiğini belirterek, işlemlerin fonun batmasından hemen önce gerçekleştiği iddiasına dikkat çekti.

"SADECE FATMA BETÜL SAYAN KAYA MI?"



Altaylı'nın yazısının odağındaki soru ise fon soruşturmasının tamamına ilişkin oldu.

Yazar, "Sadece Fatma Betül Sayan Kaya mı yapmıştır bu işi? Başka kimler böyle servet edindi?" sorusunu gündeme getirdi.

Altaylı, ardından soruşturmayla bağlantılı olarak dile getirilen 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğe dikkat çekerek şu soruyu sordu:

"Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak! Çıkacak mı?"

ESKİ DOSYA: İBB'DEN 85 BİN 791 DOLARLIK EĞİTİM ÖDEMESİ

Kaya'nın adı daha önce de ABD'deki eğitimi nedeniyle İBB iştiraki İSBAK'tan aldığı öne sürülen ödemelerle gündeme gelmişti.

İBB'nin eski yönetimi döneminde, Kaya'nın 14 Kasım 2008'de İSBAK AŞ'de elektrik-elektronik mühendisi olarak işe başladığı, yaklaşık iki ay sonra da ABD'de eğitim için İBB bursuyla gönderildiği kamuoyuna yansıyan kayıtlarda yer aldı.

İSBAK tarafından Kaya'ya yurtdışı eğitim sözleşmesi kapsamında 85 bin 791 dolar ve 20 bin 289 TL ödeme yapıldığı belirtildi.

İBB PARAYI GERİ İSTEMİŞTİ

Konu 2021 yılında İBB Teftiş Kurulu'nun incelemesiyle yeniden gündeme geldi.

Dönemin İBB yönetimi, Kaya'dan ve kefil olan aile üyelerinden 85 bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL'nin, masraflar ve yasal faiziyle birlikte geri ödenmesini talep etti. Ayrıca dönemin bazı İSBAK yöneticileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.

İBB müfettişlerinin raporuna ilişkin haberlerde, yurtdışı eğitim sözleşmesindeki bazı hükümlerin ihlal edildiği iddiaları da yer aldı. Bunlar arasında eğitim sonrasında İSBAK'ta çalışma yükümlülüğü ve eğitim süresinin uzatılmasına ilişkin sözleşme hükümleri tartışma konusu oldu.

Ancak bu eski dosyada da önemli bir ayrım bulunuyor: Kaya hakkında 2021 sonunda işlem başlatıldığı, sonrasında takipsizlik kararlarının verildiği basına yansıdı. Ayrıca Kaya'nın başvurusu üzerine İBB bursuyla ilgili çok sayıda internet içeriğine 2024'te erişim engeli getirildi.

ALTAYLI'NIN VURGUSU NE?



Altaylı'nın yazısındaki temel vurgu, yalnızca Kaya hakkındaki iddialar değil. Yazar, Kaya üzerinden ortaya çıkan rakamların, eğer soruşturmadaki toplam para büyüklüğü iddiasıyla birlikte değerlendirilecekse, "başka kimlerin bu sistemden ne kadar kazanç sağladığı" sorusunu gündeme getirdiğini belirtiyor.

Dolayısıyla "25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan'dan çıktı" ifadesi, 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğün tamamının Kaya'ya ait olduğu anlamına gelmiyor. Altaylı, Kaya hakkında öne sürülen yaklaşık 45 milyon dolarlık tutarı, soruşturmada konuşulan 25 milyar dolarlık toplam rakamla karşılaştırarak geriye kalan miktarın akıbetini sorguluyor.

Kaya ise iddiaların ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı ve diğer görevlerinden istifa etti. Hakkındaki borsa işlemlerine ilişkin iddiaların hukuki olarak kesinleşmiş bir suç veya mahkûmiyet anlamına gelmediği de ayrıca belirtilmeli.

İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu

İstanbul'da gök gürültülü sağanak hayatı olumsuz etkiledi, birçok ilçede su baskınları yaşandı

28.09.2026 06:30:00
AA
 
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde kısa süreli etkili olan kuvvetli yağış nedeniyle cadde ve sokaklarda su birikintileri oluşurken bazı alt geçitleri, evleri ve iş yerlerini su bastı.

Avrupa Yakası'nda Beşiktaş, Fatih, Şişli, Bakırköy, Sultangazi, Eyüpsultan, Esenler, Küçükçekmece ve Kağıthane ilçelerinde gök gürültülü sağanak etkisini gösterdi.

Yoğun yağış nedeniyle Zincirlikuyu'daki su basan alt geçitte ekiplerin çalışmaları devam ediyor. Araç trafiğine kapatılan alt geçidin su tahliyesinin sabah saatlerine kadar süreceği öğrenildi.

Fatih'teki Zeyrek Mahallesi Eski Mutaflar Caddesi'nde bir otomobil ile kamyonet çökme sonucu meydana gelen çukura girdi. Çevredeki vatandaşlar araçları iterek, bulundukları yerden çıkardı. Yola şerit çekilerek trafiğe kapatıldı.

Eyüpsultan Merkez Mahallesi Sayfiye Sokak'ta ise binaların arasında kalan arsada yağışın etkisiyle toprak kayması yaşandı. İhbar üzerine bölgeye gelen itfaiye ve AFAD ekiplerince çevredeki binalarda yaşayan 25 kişi tahliye edildi. Bölge, şerit çekilerek emniyete alındı.

Esenler'de Mehmet Akif İnan Caddesi'nde seyir halindeki motosiklet, yağış nedeniyle sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu devrildi. Kazada sürücü ve motosiklet savrulurken, olay anı güvenlik kamerasınca kaydedildi.

Küçükçekmece Kanarya Mahallesi Çalıkuşu Sokak'ta ise bir binanın bodrum katındaki otoparkı su bastı. Vatandaşlar otoparktaki araçlarını kendi imkanlarıyla dışarı çıkardı.

Yağış aralıklarla etkisini sürdürüyor. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.