logo
24 HAZİRAN 2026

Özgür Özel karar değiştirdi: Millet isterse, haydi derim

31 Mart seçimlerinin ardından erken seçim' çağrısı yapmayacaklarını açıklayan CHP Lideri Özel, erken seçim iddialarına ilişkin olarak "millet erken seçim isterse ben de haydi derdim. Böyle giderlerse yakın" ifadelerini kullandı.

22.04.2024 10:33:00 / Güncelleme: 22.04.2024 13:43:28
Haber Merkezi
Özgür Özel karar değiştirdi: Millet isterse, haydi derim
Özgür Özel karar değiştirdi: Millet isterse, haydi derim

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Now TV'de yaptığı açıklamada, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapacağı görüşmeye işaret ederek, "Çok sert bir muhalefet yapacağız. Buna devam. Hiç şüphe yok. Çünkü muhalefetin yumuşak olmasını gerektirecek hiçbir şey yok ülkede. Şartlar berbat durumda. Ama siyaset bazen münakaşa, bazen müzakere ama eninde sonunda nezaket işidir. Nezaketi bırakmayacağız. Karşımızdakilerin her birisi bu milletin seçip görevlendirdiği insanlar. O yüzden onlar adına kişisel sürtüşmelere girmek, hakaret etmek, kavga etmek… Millet bizden bunu istemiyor. Bunu yapmayacağız. Ama ne yapacağız? Meclis'te muhalefetimizi yapıyoruz. Meydanlarda muhalefet edeceğiz. Gerekli yerde en şiddetli münakaşaları yapacağız ama bir de müzakere edeceğiz" ifadesini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Now TV'de İlker Karagöz sunduğu Çalar Saat programına katıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, "23 Nisan malum hem çocuk bayramı, dünyadaki bütün çocuklara armağan edilmiş bir bayram. Hep birlikte coşkuyla kutlamayı ümit ediyoruz. Ama diğer yandan da milli egemenlik haftası. Çünkü esas olarak TBMM'nin kuruluşunun 104'üncü yılını kutlayacağız. Şimdi bu ülke işgal altındaydı, 7 farklı ordu Anadolu'daydı. Bu işgale sebebiyet verenler, yani ülkeye matbaayı 200 yıl geç getiren, donanmayı Haliç'te 30 yıl hapseden, bilime değil hurafeye sarılan birileri yüzünden Türkiye gerçek bir beka sorunu yaşadı. İşgal altındaydı. O sırada ona sebep olan anlayış, tek adam yönetimi gelen işgal ordularına kırmızı halılar serdi. Sonra Yıldız Sarayı'nın arka iskelesinden bir İngiliz zırhlısına binip kaçtı. O günlerde Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Bandırma Vapuru'na bindi ve Samsun'a çıktı. 19 Mayıs 1919. 19 Mayıs'ta çıktı, bir sene olmadan 23 Nisan 1920'de Meclis'i kurdu" dedi.

"BU ÜLKENİN KURTARILMAYA İHTİYACI VAR"

Özel, "Atatürk o bir yılda ne yaptı? Anadolu'yu gezdi, kongreler yaptı. Kurtuluşa ve kuruluşa insanları inandırdı. Milli mücadeleyi başlatmadan Meclis'i kurdu. Meclis bu kadar önemli. Geçtiğimiz günlerde hani önce Sayın Bahçeli, sonra birkaç MHP'li, bu ülke sandıkla kurulmadı dedi ya. Eğer dünyada bir ülke sandıkla kurulduysa orası Türkiye'dir. Çünkü Kurtuluş Savaşı'nı yöneten Meclis'in her bir milletvekili seçilerek gelmiştir. Atatürk'ün çağrısıyla toplanmıştır. İlk gün Sinop mebusunun açılış konuşmasından sonra ilk geçici Meclis Başkanının, en yaşlı üye sıfatıyla, Meclis çalışmalarına ara verip, mazbata tetkik komisyonu kurmuştur. Yani gelenlerin mazbatası gerçek mi, bu kargaşa ve işgal altında, yalandan bir mazbata ile gelip de milletin temsilcisi gibi kimse oturmasın diye. Mazbata tetkik komisyonu 4 kişi sabaha kadar çalıştı, birisi Atatürk. Sonra 24 Nisan günü esas çalışmalarına başlamıştır. Şimdi böyle bir ülkedeyiz. Bu ülkede her geçen gün bu Meclis itibarsızlaştırılıyorsa, yetkileri elinden alınmışsa, her geçen gün biraz daha önemsizleştiriliyorsa bu ülkenin kurtarılmaya ihtiyacı var" ifadelerini kullandı.

Özel, şunları kaydetti:

"MİLLET ADINA ÇALIŞIYOR OLMASI LAZIM"

"Bu ülkede demokrasinin yeniden kurulmaya ihtiyacı var. Bu ülkede milli egemenliğin kurtarılmaya ve yeniden milletin hakimiyetinin tam olarak sağlanmaya ihtiyacı var. Bir seçim yapıyorsunuz, seçimde oyunuzu veriyorsunuz, seçimin öncesinde, sırasında, sonrasında dünya kadar eşitsizlik, haksızlık, hukuksuzluk var. Yetkiyi alan bir kişi, 5 yıl boyunca tek başına ve denetimsiz olarak ülkeyi yönetiyor. Eskiden bir bakan hata yaptığında gensoru veriyordu. Meclis'e geliyordu. Bütün partiler yüzüne soruyorlardı. Eleştiriyorlardı. Cevaplıyordu ve Meclis o bakana tamam mı, devam mı diye oy kullanıyordu. Şimdi yok. Ne hata, ne facia, ne kaza veya ne büyük hayat pahalılığı, ne olursa olsun yapan bakandan hesabı Meclis soramıyor. Ülkeyi yöneten başbakana gensoru verilebiliyordu. Hem de istediğiniz kadar. Ülkeyi yönetene hesap soramıyorsunuz. Ne zaman soracağız, efendim 5 sene sonra sandıkta soracağız. Elbette soracağız ama bir tane sandık yok. Cumhurbaşkanı ya da yürütmenin başını seçen sandık aynı zamanda Meclis'i oluşturuyor. O Meclis'in millet adına her dakika soruyor, çalışıyor ve milletin egemenliğini kullanıyor olması lazım. O yüzden zor durumdayız demokrasi açısından."

"YENİDEN DEMOKRASİ"

"Bir cümle ile şunu söyleyeyim. Bu ülkede emekliler yoksullaştı filan demeyeceğim. Aç, aç. 10 bin lira. Ben Avrupa'daki liderlerle konuşurken Almanca şöyle dedim, bir emekli 270 Euro maaş alıyor Türkiye'de dedim, karşımdaki Alman muhatabım yanlış söyledim diye düzeltti. 2700 değil mi dedi. Yok dedim, 270. Mütercim tercümanımız bir başka siyasetçiye İngilizce tercüme ederken söyledi, dönüp kızın yüzüne baktılar, rakamdan emin misin diye. Yok yok dedim, 270. 2700 Euro sanıyorlar. Onlar için 270 Euroluk bir emekli maaşının, 10 bin liranın Almancaya tercümesi yok. İnanamıyor adam, 270 ne yahu diyor. 2700 Euro, 270 Euro'ya geçinilir mi diyor. Şimdi bu memlekette emeklin 10 bin lira alıyorsa, asgari ücret böyle bir hayat pahalılığına rağmen yılda 4 mü artacak, 2 mi artacak derken hiç artırmayacağız açıklaması geliyorsa, esnafı ve çiftçisi borç batağındayken ve kredileri ödemek için kredi kartı döndürüyor ve dünyanın en yüksek kredi kartı faizlerini ödüyorsa, dört gençten üçü valizleri zihninde toplamış, fırsatını bulursam yurtdışına gideceğim diyorsa bu memleketin yeniden kurtarılmaya ihtiyacı var. Yeniden demokrasinin kurulmaya, AB hedeflerinin bu ülkenin önüne koyulmaya ve bu ülkenin çok hızlı şekilde ekonomide ayağa kalkmaya ihtiyacı var."

"MEHMET ŞİMŞEK, AKP'DEKİ KİBRİ GÖSTERDİ"

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in "Yerel halkın ikna edilmeye ihtiyacı var" sözünü değerlendiren Özel, "Mehmet Şimşek, AKP'nin genel kibirli ve halktan kopmuş tavrının cisimleşmiş halini gösterdi. Tabi İngilizcede böyle local kelimesi kullanılan bir kelime ama Türkçeye geldiğinde iş tuhaf bir hal aldı, kırıcı bir hal aldı. Kendini çok dışarıda görüyor. Yani daha doğrusu Türkiye'de yaşayan ve oy veren insanların bir tebaa gibi görüyorlar. Tam bir saray mantığı, tam kalede oturan soylular ve yönettikleri yerel halkın dışarıda olduğu, şatoda oturanlar. Kalelerde oturanlar. Sarayda oturanlar. Sen bu milletin ta kendisiyken millet 10 bin liraya, 270 Euro'ya emekli maaşıyla geçinmeye çalışırken, bu şatafata, bu uzun konvoylara, bu kadar israfa, ıstakoz yiyen milletvekillerine, dünyanın en pahalı saatiyle selfie çektiren milletvekillerine nasıl tahammül ediyorsun? Senin seçip de daha geçen sene bu millete vekilliniz diye getirdiğin, oyunu alıp Meclis'e koyduklarının haline bak. Gençlik kollarının haline bak. Lüks arabaların arka koltuklarında pudra çekenlerin haline bak, bir de milletin haline bak derler. Milletin ta kendisi sürünüyor, milletin efendisi sarayda şatafat içinde oturuyor."

"YEREL HALK, TAM BİR ŞATO MANTIĞIDIR"

"Yerel halkı ikna etmek dediği tam şato mantığıdır. Kendileri oturuyorlar ve bir yerel halk var, vergileri topladıkları ve sırtından geçindikleri. Onları ikna etmezsek isyan çıkacak gibi düşünüyor. Onları ikna edersek olur diyor. Saray mantığıdır, padişah sarayda oturuyor, tebaası çalışıyor. Yolluyorsun, vergisini ödüyor. Şimdi patronun kim olduğunu öğretme zamanı. 31 Mart'ta millet patronun kim olduğunu gösterdi. 31 Mart'ta daha 10 ay önce yüzde 51 oy verdiklerini ikinci parti yaptı. 10 ay önce 5 parti birden yüzde 25 oy alan bir partiyi tek başına yüzde 38 ile birinci parti yaptı. Elbette bizim başarımız. CHP'nin başarısı. Elbette adaylarımız çok iyi. Elbette iyi kampanya yaptık. Ama bunu sadece biz başardık dersek gerçeği görmeyiz. Millet başardı. Millet kimin efendi olduğunu gösterdi. Sarı kartı gösterdi. Millet diyor ki kardeşim patron benim. Ben oyu verirsem oradasın diyor. Ben diyor açsam, yoksulsam, açıktaysam, 10 deprem ilinde bana bir yılda deprem konutlarını vereceğim demiştin, şu ana kadar bile yüzde 11'i teslim edilmiş, verdiği sözün. 10 kişiden 9'u çadır ve konteynerde, sen sefadaysan, milletvekillerin ıstakoz peşinde koşuyorsa, patron benim kardeşim dedi. Bundan sonra da eğer sesimi duymazsan, sarı kartın ikincisini gösteririm, kırmızı kartla oyun dışısın dedi."

ERKEN SEÇİM TARTIŞMALARI

Özel, "Ne olursa erken seçim istersiniz?" sorusuna, "Ben 31 Mart seçimlerinin sonuçlarından dolayı bir erken seçim tartışması başlatmayacağım dedim. Niye? Ben çıktım meydanlara, millete dedim ki AKP ve MHP'nin değerli seçmenleri, bu bir genel seçim değil yerel seçim. Bunlara sarı kart gösterin. Sizin sesinizi duymuyorlar. 10 ay önce oyu aldılar, bakın ne yapıyorlar dedim. Onların bize önemli kısmı oy verdi. Bu oy veren seçmenden oyu alıp, ertesi gün erken seçim dersen o demez mi hani bu yerel seçimdi. Hani sarı kart gösteriyorduk. Ben 31 Mart seçim sonuçları açısından erken seçim çağrısı yapmayacağım dedim ama şimdi emeklinin, işçinin sesini duymazsan, gençlerin özgürlüklerini kısıtlayıp, geleceklerini karartmaya devam edersen, çiftçiler 45 liralık mazotla perişan olmuş durumdaysa, o mazotun ÖTV ve KDV'sini kaldırıp, çiftçi desteklerini kanundaki seviyelerine çıkarmazsan, o millet, patronun kendisi, gerçek millet, hepimizin efendisi erken seçim isterse, o gün ben de erken seçim derim. Böyle giderlerse o gün yakın olur. 31 Mart gecesi Erdoğan balkon konuşması yaptı. Yalnızdı. Eskiden arkası kalabalık olurdu. Mutsuzdu. Üzgündü. Ama yaptığı konuşma seçmenin mesajını alacağına yönelikti. Diyordu ki ders çıkaracağız. Orada seçmenin mektubunu okuyordu. Geçen hafta grup konuşmasında martaval okudu. Balkonda milletin mektubunu okuyordu, geçen hafta masal okudu, hikaye okudu, martaval okudu. Son derece yanlış yerden bakıyor. Elbette bunun yerel seçim olduğu gerçeğini asla unutmuyoruz. Ama AKP bunun milletin son söylediği söz olduğunu unutmaması lazım. Millet en son sözünde dedi ki CHP'yi birinci parti yapıyorum, CHP'den geri almayı istediğiniz illerin hiçbirisini vermiyorum, üstüne ben CHP'ye toplamda 35 il veriyorum. AKP'nin 24 ili var, bizim 35. Bütün Türkiye'de. En çok büyükşehri, ili, metropol içlerin önemli kısmını CHP'ye veriyorum. Yüzde 65'ini CHP'ye veriyorum, nüfusun. Ekonominin de yüzde 80'inini CHP'ye veriyorum" yanıtını verdi.

Özel, şunları kaydetti:

"MİLLETİN ÖNÜNDE DURAMAZSIN"

"Şimdi sen bu mesajı duymayıp, örneğin ibiraz önce söylediğim gibi şatafat ve israfa devam eder, halka yerelleri ikna etmemiz lazım diye tepeden bakar, bu kibri sürdürürsen, bu milletin sesini duymazsan, bu millet erken seçim de ister, kırmızı kart da gösterir. Milletin önünde duramazsın. Özgür Özel her sabah kalksa, ana muhalefet lideri olarak çıksa, erken seçim istese, sokakta örneğin sabahleyin kahveci kahveyi açıyor, ilk geliyor müşterisi bekliyor. Adamın cebinde çay içecek, simit alacak parası yok. Yoksul. Bıktık artık şu hükümet ne zaman değişecek demeye başladı mı, Özgür Özel'in 25 televizyondan yaptığı çağrıdan 100 kat etkilidir. Pazarda teyzem salatalığın, patlıcanın fiyatını görüp de öf ya gitsin artık bunlar, bunlarla olmuyor dedi mi, erken seçim geldi demektir. Zaten işitiliyor ama kaçınılmaz hale gelebilir. O zaman milletin önünden sandığı kimse kaçıramaz. Ben ana muhalefet lideri olarak bu dönemde yerel seçim sonuçlarını göstererek erken seçim çağrısı yapamayacağım. Millet çağırınca bütün siyasiler o sesi duymak zorundadır. Milletimize kulak vermeye devam edeceğiz. İkinci sorunuz, birisi yerelleri ikna edeceğiz filan, acı reçete. Biz bu konuda büyük mücadele vereceğiz. Hatta şunu söyleyeyim. Çok yakında bir büyük emekli mitingi yapacağız. Çağrıda bulunacağız. Ben Türkiye'nin birçok ilinde, birçok ilçesinde miting yaptım. İlk kez çok farklı kitlelere konuştuk. O emeklilerle, yeri ve zamanı ne zaman olur onu değerlendireceğiz. Ama bu emekli maaşı kalacak görünüyor. Bu hayat pahalılığı sürüyor ve emekli artık dayanamaz noktada bir büyük emekli mitingi yapacağız. Ama bizim mitinglerimiz barışçıl, ses duyurmaya yönelik, hep birlikte sesimizi yükseltmeye yönelik mitingler olacak. Bunu önümüzdeki dönemde, ilk kez sizin programınızda söylüyorum ama emeklinin sesini duymamaya devam ederlerse ben emeklinin sesini duyurmak için üstüme ne düşüyorsa onu yapacağım. Bu kadar net."

"İNSANDA BİRAZ UTANMA OLUR"

AKP'li Mehmet Özhaseki'nin "Zümrüt gibi doğamız buraya geldi" şeklindeki ifadelerini de değerlendiren Özel, "Özhaseki diyor ki efendim zümrüt gibi memleketimiz vardı, yani yemyeşil. Nasıl bu hale geldi? Yahu insanda biraz utanma olur. Böyle bir şey söylenir mi? Sizin yüzünüzden. Ben ben diyen var ya onun yüzünden. Özhaseki açsın, baksın. Örneğin Ordu'nun yüzde 70'i, birçok illerde yüzde 65-70-80'i maden alanı olarak işaretlendi. Her gün özel uçaklardan inmiyorlar. Özel uçaklar biraz daha alttan uçuyor. Hiç dışarı bakmıyor mu, ben bir uçağa bindiğimde utanıyorum, şehirlerin üstünde, her tarafı delik deşik olmuş. Sanki uzaydan meteor yağmış gibi. Her yer maden, maden. Ülkenin varlıkları elbette çıkarılsın. Ben maden çıkarılmasının düşmanı filan değilim. Ama en vahşi madencilik yöntemleri ile altın çıkarılıyor, siyanürle arındırılıyor. Posası bize kalıyor. Videoları var, Kanadalılar diyor ki Türkler hafriyat işinde çok iyi. Güzel taş taşırlar diyor. Biz diyor tepeleri kaldırıyoruz, Türkler taşıyor, siyanürü damlatıp, altını alıp geliyoruz, posası Türklere kalıyor diyor. Böyle bir madenciliğin yapıldığı bir ülkedeyiz. Açık madencilikle perişan edilen ülkedeyiz. Kazdağları ortada, Akbelen ortada, Yırca'da 6 bin ağaç kesilmesin diye dozerin önünde yattım ben 10 gece boyunca. Bunlar yapılırken Özhaseki hiç görmeyecek. Ondan sora tutacak, efendim bu nasıl oldu? Bakın çok önemli bir dernek var Türkiye'de. Türkiye Ormancı Derneği. Eczacı Abdülkadir Bey var, vaktiyle kurmuş bu derneği. Benim meslektaşım. Ben ziyarete gittim, kendileriyle görüşeceğim. Onlar diyor ki büyük yalanlar var. Mesela diyorlar ki Türkiye'nin orman varlığı gerilemiyor diyor ya iktidar. Aslında diyorlar büyük orman katliamı var. Ama eskiden ormancı gezer tek tek ağaç kaydederdi, şimdi drone ve uzay fotoğrafı var. Eskiden kayda alınmayan ormanlar kayda alındığı için insanları kandırarak, iktidarımızda orman azalmadı, aksine arttı diyor. Gerçekte kayıtta olmayanlar kayda giriyor ama mevcut ormanlar talan ediliyor diyorlar. Yaptıkları çalışmalar çok çok kritik. Çok önemli bir dernek. Ben onlarla çok önemli çalışmalar yürüteceğimizi düşünüyorum. Özhaseki şunu bilsin. Türkiye'nin dört bir yanını yabancı maden şirketlerine açıp, kötü ekonomi yönettikleri için talan ettirdiler. O güzelim Anadolu'yu bu hale getiren kendi partisinin zihniyetinden başkası değildir" dedi.

"ÇOK SERT MUHALEFET YAPACAĞIZ"

Özel, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan ile görüşme programına ilişkin olarak, "MYK ile seçimden beri 3 kez toplandık. Bugün 4'üncüsü var. PM'yi topladım. İl başkanlarım cumartesi buradaydı. Belediye başkanlarım cumartesi ve pazar buradaydı. Partinin bütün yetkili organları ile konuştuk. Önceki dönem genel başkanlarımızla istişare yapacağız. Sayın Kılıçdaroğlu, Altan Öymen, Hikmet Çetin ve Murat Karayalçın ile. Siyasette 22 yıldır iktidar ile muhalefetin birbiri ile temasının neredeyse hiç olmadığı bir süreçte bir paradigma değişikliğine gidiyoruz. Önemli bir kırılma noktasındayız. Bayramda nezaket telefonunu açtım. Şimdi önümüzdeki toplantı bir çalışma toplantısı. Cumhurbaşkanının da buna olumlu baktığına ilişkin açıklamalarını da yaptılar. Nezaket değil bir çalışma ziyareti. Şöyle bir şey var, çok sert bir muhalefet yapacağız. Buna devam. Hiç şüphe yok. Çünkü muhalefetin yumuşak olmasını gerektirecek hiçbir şey yok ülkede. Şartlar berbat durumda. Ama siyaset bazen münakaşa, bazen müzakere ama eninde sonunda nezaket işidir. Nezaketi bırakmayacağız. Karşımızdakilerin her birisi bu milletin seçip görevlendirdiği insanlar. O yüzden onlar adına kişisel sürtüşmelere girmek, hakaret etmek, kavga etmek. Millet bizden bunu istemiyor. Bunu yapmayacağız. Meclis'te muhalefetimizi yapıyoruz. Meydanlarda muhalefet edeceğiz. Gerekli yerde en şiddetli münakaşaları yapacağız ama bir de müzakere edeceğiz. O müzakerenin kapsamı noktasında partinin seçilmiş organlarından fikirlerimizi aldık. Şimdi genel başkanlarımıza, çünkü CHP'nin genel başkanı diğer partilerden farklıdır. Bir sorumluluğu vardır, Atatürk'ün oturduğu koltukta oturuyor. İkincisi biz bir kişinin karar verdiği bir yapı değiliz. Biz istişare eden, birbiri ile konuşan, görüşen, ortaklaşan, alınan ortak kararı uyguladığında doğru işleri yaparız. Biz böyle yaptığımız dönemlerde bu ülkeyi bir toplu iğnesi olmayan bir ülkeyi, vagon fabrikası, uçak fabrikası, şeker fabrikaları, rafinerileri olan bir ülkeye getirdik. Atatürk ve arkadaşlarının bolca birbirlerinin fikirlerini aldıkları, dünyaya baktıkları, doğru işleri yaptıkları ve Meclis'i önemsedikleri noktada hep Türkiye ileri gitti. Ne zaman Meclis işlevsizleştirildi, Türkiye'de düşüş başladı. Böyle kritik bir görüşmeden önce sayın genel başkanlarıma, daha önce bu görevi yapmış olan çok değerli büyüklerime hem yetkili organlardan aldığım görüşler doğrultusunda, oluşturduğumuz fikirlerden bahsedeceğim. Hem görüşmeye ilişkin önerilerini, hem içeriğe yönelik, hem görüşmenin yapıldığı sürece yönelik olarak görüşlerini alacağım" ifadesini kullandı.

Özel, şunları kaydetti:

"RANDEVU TALEP EDECEĞİZ"

"Bu imkanı bulduktan sonra da Erdoğan'dan randevu talep edeceğiz. Onların takvimine uygun olursa. Saat fark etmez. Ülkenin Cumhurbaşkanı randevuyu hangi güne takvimine göre verirse biz ona uyarız. Ben Cumhurbaşkanının, Çankaya Köşkü, Atatürk'ün ben Atatürk'ün partisinin son genel başkanıyım, o Atatürk'ün diğer koltuğu olan Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturuyor. Randevuyu eğer Çankaya Köşkü'nde verirse, son derece şık olur. Onu tercih ederim. Ama onun dışında seçenekler Meclis olabilir, AKP Genel Merkezi olabilir. Çünkü AKP'nin Genel Başkanı sıfatıyla değerlendiriyorum. (Beştepe'yi) Doğrudan tercih etmem ama mekan tartışmasıyla böyle önemli bir görüşmeyi heba etmem. Beştepe'de randevu verilirse Beştepe'ye giderim. Sırf mekanın yeri açısından hani Beştepe'ye gitmiyorum, senle görüşmüyorum demem. Çünkü içerik, yer tartışmasından önemli. Ama ben Atatürk Orman Çiftliği'ne, Atatürk'ün vasiyetinin aksine yapılmış, Mimarlar Odası'nın açtığı davalara, itirazlara rağmen kanun ve hukuk tanınmadan yapılmış mekan yerine, aziz Atatürk'ün hatırası olan Çankaya Köşkü'nü tercih ederim. Böyle bir görüşme için bence son derece şık olur. Kendileri böyle değerlendirirler diye bekliyorum. Ama benim tabiatımda şöyle bir şey var. Ben sivil toplum, meslek örgütlerinden geliyorum. Tutum çok önemli ama eğer bazı tutumlar içeriğe, çok önemli bir içeriğe zarar veriyorsa, itirazını dile getirirsin ama o görüşmeyi gerçekleştirirsin. Bir inat uğruna dünya kadar bir beklentiyi heba edemem. Beklenti kendi beklentilerim değil milletin beklentileri. O yüzden. Ama Türkiye Cumhuriyetinin devlet gelenekleri gereğince doğru bir müzakere yöntemi ile doğru zaman ve zemin belirlenir. Dediğim gibi Cumhurbaşkanının takvimine bakılır. Gün ve saat konusunda takdir kendilerinindir. Yakında randevumuzu isteriz, ne zaman verirlerse görüşürüz."

"ISTAKOZCULARDAN AKLINA GELMİŞTİR"

"Rakamlar ortada. Anadolu Ajansı'nın uygulaması var telefonda. Açtığınızda kim birinci parti, kim ikinci parti. Açtığınızda harita ne, ortada. Tartışmaya filan zemin yok. Bir de sizin kendinizle ilgili ne dediğiniz önemli değil milletin ne görev verdiği önemli. Hiç tartışmasız bir gerçek var. Sayın Tayyip Erdoğan son genel seçimlerde Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Partisi en çok sandalyeye sahip partidir, Meclis'te. Ben son seçimlerde nüfusun yüzde 65, ekonominin yüzde 80'nin olduğu belediyeleri kazanmış partinin Genel Başkanıyım. Son yapılan seçimlerin birinci partisi CHP'dir. Bir önceki seçimlerin birinci partisi AKP'ydi. Bu gerçeği değiştiremeyiz. Ben hiç üstüme almadım. Millet takdir eder. Ama Cumhurbaşkanı grupta söylediği için, onu söylediği salonda ıstakozcular vardı, dünyanın en pahalı saatlerini takanlar vardı. Onu söylediği salonda buraya erdemliler hareketi olarak gelip de şimdi geldikleri yeri unutup, en pahalı arabalarla gezip milletin yüzüne bakmayanlar, milletin yokluğunu duymayanlar vardı. Herhalde şımarma kelimesi salona girince oradan aklına gelmiştir."

"FETHULLAH GÜLEN'E LAF SÖYLETMİYORDU"

"Belediye başkanları toplantısı için bu salondaydık biz. Tam buradaydım. Konuşmayı tam buradan yaptım. Bu salon 650 kişilik. Bu salonda bizim böyle yayınlar yapılır. Böyle büyük toplantılar, bazı toplantıları PM salonunda, bazı toplantıları otel salonlarında filan yapardık. Bu salonu doldurmak bir iş değildi. İl başkanları ile seçilmiş belediye başkanlarımızı çağırdık. Tabi belki yanlarında bir kişi daha filan geldiyse, birçok belediye başkanımız ayakta kaldı. Çok keyifli bir şey. Bu salona sığamayacak kadar çok belediye başkanımız oldu. Bu salonu nasıl dolduracağız diye bakarken, oturacak yer bulamayacak kadar çok belediye başkanın olması keyifli bir şey. Bu hafta sonu bu salonda sürekli, yok artık, o kadar da olmaz. Herkes bir üstünü söylüyor. Semih Balaban, benim ilçem orası. Yunusemre. Mehmet Çerçi, Kamer Genç'in Fethullah Gülen için üstüne yürüyen kişidir. Meclis kürsüsünde. Kamer Genç'e saldıran kişidir. Hep ödüllendirildi. Fethullah Gülen'e laf söyletmiyordu ama Manisa'ya belediye başkanı yapıldı. Onun makam odasını gördünüz. İstanbul'da Yıldız Sarayı gibi. Çakma ve son derece zevksiz. Son derece pahalı. Sadece bir şömine koymuşlar oraya, 1,5 milyon liraymış. Ben belediye başkanının 1,5 milyon liralık makam odası olsa abartmayın derim. Sonuçta mütevazı bir şey olması lazım. Uyardık. Zaten başkanlar bu konuda son derece kararlılar. O şatafatın içinde oturan belediyenin 1,2 milyar lira borcu var. Sen 1,5 milyar para bırakırsın da makam odası da öyle olur. O zaman belki hani gerek yoktu ama başkan da ama iyi yönetmiş. Kendisi de birazcık şatafatı seviyormuş dersin. Böyle şey olur mu, 1,2 milyar lira borç bırakıyorsun, 50 tane makam odasına harcanacak para ile bir tane makam odası yapıyorsun. İşte o şımarıklık denen, kibir denen ve AKP'yi bir anda baş aşağı indiren şey bu. Millet bunları görüyor."

"ŞİMDİ HİZMET EDECEĞİZ"

"10 bin lira maaş veriyorsun emekliye, 10 bin liraya Manisa'da kirada oturmak zor. Eğer ev kirasına verirsen aç kalacaksın, karnını doyurmaya kalksa sokakta kalacak emekli. Onun oyu ile oturan Yunusemre Belediye Başkanı böyle bir odada oturacak. Oturtmazlar. Cumhuriyet tarihinde CHP ilk kez Manisa'yı kazandı. Yüzde 60 oyla kazandık. Neredeyse Türkiye rekorunu Manisa kırıyordu. Kırar tabi. Böyle adamları belediye başkanı yaparsan millet günü geldiğinde böyle bir tokadı atar sana. Birincisi bu. İkincisi rakamlarda örneğin Denizli Büyükşehir. Biri 11, biri 15'leri, ya 11 milyar ya 15 milyar. Milyar yahu milyar. Milyon filan değil. 1,1 milyar da değil. 11 milyar borç bırakıp gitmiş adam. Böyle bir şey olabilir mi? Cumhurbaşkanı ile konuşacağım bunları. Söyleyeceğim, toplam borcu çıkaracağım. Böyle borç devraldık belediyelerden diyeceğim. İkincisi diyeceğim ki bakın CHP'li belediyelerin borcu bu. Bizim belediyelerde böyle borç yok. Bizim başkanlar son derece tasarruflu. Son derece titiz. Son derece objektif ve açık. Bakın diyeceğim, AKP belediyeciliği, gerçek belediyecilik diyordunuz, rakam bu. Şimdi hizmet edeceğiz. 100 milyara yakın borcun çıkacağından eminim. Belki aşabilir. Göreceğiz. Şimdi böyle acayip bir durumla karşı karşıyayız. Bu borçların dönmesi, bu hizmetin verilmesi lazım. O konuda Cumhurbaşkanı ile oturup, görüşeceğiz. Müzakere edeceğiz. Nasıl olacağını düşüneceğiz. Cumhurbaşkanın önünde atması beklenen imzalar var. Yurtdışından inanılmaz krediler bulmuşuz. Metro için, ulaştırma altyapısı için, çevre projeleri için. Bir imzaya bakar. O konuyu konuşacağız. Uzun süredir bekletiliyor. Millet artık dedi ki CHP hizmet etsin. Beklendi, beklendi. Hakeme gittik. Hakem dedi ki CHP devam. O zaman o imzaların atılması lazım. Tek güvencem şu, adil, temiz, şeffaf yönetim. Bütün büyükşehirlerde kazanan ve devam eden başkanlar konuştu, buraya geldi, kürsüye. Mazeret üretmeyeceğiz arkadaşlar dediler. Zorluğumuz çok ama çaresi de var. Çaresi ne? Tasarruf ve şeffaflık. Şöyle bir gerçek var. Bizim Akhisar Belediye Başkanı Besim Dutlulu, benim meslektaşım. Göreve geldiğinde çok borçlu bir belediye devralmıştı. Manisa'daki diğer 4 belediye başkanım gibi. İlk iş şunu yaptı. Araçlar var, dünya kadar. O araçlarla çöp toplanıyor, belediye hizmetleri görülüyor. Araçlar ihale ile kiralanmış, Mersin'de AKP'li bir iş adamından. İnanılmaz. O ihaleyi yenilemedi, feshetti. O ihalenin tutarıyla bütün araçları satın aldı. 2 yılda da parası kaldı, 3 yılı da bedavaya geldi."

"ENKAZI HEP BİRLİKTE AYAĞA KALDIRACAĞIZ"

"AKP belediyeciliği şudur. Bir tane yandaş müteahhit bulunur, ihale ona verilir. CHP belediyeciliği şudur. İş tanımlanır. Yapılabiliyorsa belediyenin kaynakları ile yapılır. Alınabiliyorsa araç alınır. İstihdam yaratılır. İş yapılabiliyorsa yapılır. Örneğin benim Turgutlu Belediyemde açılış yaptık. 4 önemli yer yaptı. Onlarda mesela hep inanılmaz ucuz fiyata yapmış. Eğer ihale gerekiyorsa, ihale öyle yandaşa verilmez. Nereye verilir, internete, yayına verilir. Milletimiz görür, Mansur Yavaş da bütün arkadaşların hepsi de öyle yapacak, hepsi öyle yapıyor. Ekrem Bey de yapıyor. İhaleyi canlı yayına verirsin, isteyen gelir girer, en düşük fiyatı veren alır. En ucuza yapılır. Yapabiliyorsak kendimiz yaparız, yapamıyorsak en ucuz yapana yaptırırız. Yandaşa gizli kapaklı kapılar arkasında pazarlıkla normalin 4 katına iş yaptırmayız. Borçlarla ilgili Meclis'te atılacak adımlar var. Yürütmenin atması gereken adımlar var. Başkanlarımızın yapması gereken işler var. Meclis yapar mı, çoğunluk bizde değil yapmayabilir. Cumhurbaşkanı yapar mı, anlatacağız. Yaparsa yapar, yapmazsa kendi bilir. Ama bu salonun mazereti yok. Bu salondaki arkadaşlar şimdi hepsi görevlerinin başına gittiler. Temiz, şeffaf, adil, tasarruflu bir şekilde yönetecekler. O borçlar bir şekilde dönecek. Biz de kendilerine yurtdışı, yurtiçi kaynak bulma noktasında elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Bu enkazı hep birlikte ayağa kaldıracağız. Zaten elimizde olan belediyelerde sorun yok. Yeni alanların borçlarını bir şekilde halledeceğiz. Meclis'teki adımlar önemli ama onu milletimizin takdirine bırakıyorum. Efendim bu olmazsa olmaz, o olmazsa daha zor olur. Ama olursa daha kolay olur. Ama ne olursa olsun mazeret üretmeyiz, iş üretiriz."

"MİLLETİ RAHATSIZ EDECEK HARCAMALAR YAPMAYIN"

"Dedik ki biz AKP'nin geldiği nokta belli. Erdemliler hareketi diye yola çıktılar. Millet onlara bir kredi verdi. Geldikleri noktada kibir, şatafat, israftan dolayı cezalandırıldılar. Siz halkçı belediyecilik diye yola çıktınız. İşimiz, gücümüz Aydın, Eskişehir, Uşak, Afyon, Manisa, Denizli, Balıkesir diye yola çıktınız, millet size görev verdi. İşiniz gücünüz hizmet olsun. Asla milletin yokluğu, yoksulluğunda onları rahatsız edecek harcamalar yapmayın dedik. İkincisi herkesin çocuğu işsiz. Belediyeyi biz aldık diye CHP'lilerin çocukları işe girmeye başlarlarsa millet der ki bunlar kendilerine almış bu belediyeyi, bana almamış. O yüzden liyakate önem verin. Mülakat yapın. Şeffaf ve adil olun. İşe giren hakkıyla girsin, giremeyen girenin niye girdiğini bilsin? Kamuoyunda CHP geldi, kendisi için belediyeleri aldı demesin. Bu kadar işsizlik varken yapmayın. Hele hele eş, dost, akrabayı sakın belediyelere doldurmayın. Eğer bunları yaparsanız, o sarı kart AKP'ye özgü değil. Bu demokrasi tokadını AKP'ye vurmak için değil. Bu tokat şatafata, kibre, israfa vurmuş tokattır. Sen yaparsan sana da vururlar. Doğrusu bu. Ben belediye başkanlarımız zaten çok önemli bir süreci yaşadık. Siz hiç şeyi gördünüz mü, 5 yıl boyunca çalıştı. Çok istisnalar hariç. CHP'li belediyelerde israf, kibir, CHP'li belediye başkanlarında yolsuzluk filan olmaz. Bizim arkadaşlarımız gerçekten işlerini çok iyi yapıyorlar. Sayıştay her gün belediyelerimizde. Bütün AKP basını tepemizde. Araba kiralayıp, otobüs bozuldu diye sahtekarlık yapacak kadar kötüler. Ama görüyorsunuz, bu kadar yoğun bir karşı medya ilgisine, bu kadar çok denetime rağmen geçen dönem arkadaşlarımız bizi mahcup edecek bir şey yapmadılar."

"SAYIŞTAY, SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMAMIŞ"

Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin önceki başkanı AKP'li Alinur Aktaş hakkındaki suç duyurularına takipsizlik kararının verilmesinin anımsatılması üzerine Özel, "Buradaki rezalet şu, Alinur Aktaş, zaten Bursa siyaseten onu cezalandırdı, yaptıkları yüzünden. Bir de yaptıklarının adli boyutu var. Suçlu çünkü. Daha doğrusu suçlu mu, suçsuz mu mahkeme karar vermeli. Devletin Sayıştay memuru gitmiş, denetim yapmış. Eksiklik ve hataları yapmış. Ama suç duyurusunda bulunmamış Sayıştay. Aslında savcı diyor ki Sayıştay yapması lazımdı bunu diyor. Yani burada suç yok demiyor. Sayıştay belediye AKP'li diye suç duyurusunda bulunmak yerine örtbas etmiş. Yaşanan o, bir kere bunu görelim. O Sayıştay kimden korkuyor, onu da milletimiz biliyor. Kimden korkuyor olabilir? Bağımsız yargının bütün mensupları, Sayıştay, Danıştay başkanları hepsi birden toplanıp da benim huzuruma mı geliyorlar? Kimin huzuruna gidiyorlarsa ondan korkuyorlar. Düğmesiz olan cübbelerini iliklemeye çalışınca kime yapıyorlarsa o hareketi ona. Kimle çay toplamaya gidiyorsa Sayıştay, Danıştay'ın başkanı ondan çekinip de yapıyordur. Çünkü onun partisinden belediye başkanı bunlar. İkinci husus. Kardeşim bir suç var. Sayıştay raporuna yazmış, getirmişler senin önüne koymuşlar, sen de bu milletin savcısısın, hala daha diyor ki Sayıştay söylerse bakarım. Bu da olmaz kardeşim. O da korkuyor, kimden korkuyor, aynı kişiden korkuyor. Neden korkuyor Sayıştay? Eskiden siyasiler Sayıştay'dan korkardı. Tir tir titrerdi. Neden, TBMM adına denetim yapıyor. Raporu tutar, hatayı buldum mu gözünün yaşına bakmaz. Türkiye Cumhuriyeti bugünlere geldiyse Sayıştay'ın geleneğine uygun şekilde işe alınmış, yetiştirilmiş, terfi ettirilmiş, doğru görevlere getirilmiş kadroları liyakatli kadroları sayesinde geldi. Şimdi 20 yılın sonunda Sayıştay'a işimize engel olmayın, her hatayı görmeyin, rapor yazmayın, Meclis'e eskiden böyle raporlar geliyordu, şimdi özet raporlar geliyor. Bu kadar. Detayları yok. Neden, muhalefet milletvekilleri kullanamasın diye. Kim yaptı bunu? Hepsini birden her şeyi ben bilirim diyen Recep Tayyip Erdoğan. Eskiden Başbakanlar Sayıştay'dan korkardı, şimdi Sayıştay yürütmenin başından korkuyor" diye konuştu.

Özel, şunları kaydetti:

KAMUDA MÜLAKAT MAĞDURİYETİ

"Mülakat mağduriyeti, Adalet Bakanlığına mahsus değil. Onu da gündemimizde tutuyoruz, tutmaya devam edeceğiz. Atanmayan öğretmenler, Tayyip Beyin atamadığı öğretmenler var. Geldiğinde 80 bin kişiydi, şimdi 1 milyon kişi. Geldiğinde Ecevit'e madem görevlendirmeyeceksin, niye okuttun bu çocukları diyordu, şimdi 1 milyon kişi için biz ona soruyoruz. Önce bakın öğretmenlere mülakatı kaldıracağız diye geçen seçimlerde söz verdiler, mülakat kalkmadı. Milli Eğitim Bakanı aksine mülakat gibi mülakat yapacağız deyip, mülakatın devam edeceğini söyledi. Gençler 80 bin atama bekliyorlar, mülakatsız. Ama bunlar bir miktar yapacağız, önce yapamayacağız dediler, tepkiler yükselince bir miktar yapacağız dediler. Bir kez mülakatın kaldırılması için gençlerle birlikte mücadele edeceğiz. Gerekirse mülakata hayır mitinginde gençlerle buluşabiliriz. Emeklilerden sonra mülakatı kaldır mitingi olabilir, hayır mitingi olabilir. Tabi Cumhurbaşkanı ile görüşmemizden sonra netleştiririz. Mülakatın kaldırılmasına yönelik adım atılacaksa, mitinge gerek yok. Ama gençlerin sesini duyururuz. Bunun yanında staj ve çıraklık mağdurları var. Onların sesini duyuracağız. Duyurmaya devam edeceğiz. Kademeli emeklilik bekleyen, bir gün geç sigortalı oldu diye 16 yıl daha çalışacak."

"CHP İKTİDARA GELİRSE ÇÖZEBİLİR"

"Kademeli emeklilik konusunu CHP iktidara gelse çözebilir, şimdi çözüm yollarını gösterebilir. Önümüzdeki günlerde biliyorsunuz, gölge kabine bugün de toplantısı var. Gölge kabinemizin toplantısı, gölge kabinemizin gündemi yerel seçim gündeminden baskılandı ve geriye düştü, malum. Bundan sonra gölge kabine, gölge bakanlıkların yoğun çalışmalarını göreceksiniz. İlk teleferikle ilgili yaşanan hepimizi üzen kazada yine gölge kabinedeki 3 bakanımız gitti, orada görev yaptılar ve çok önemli görev yaptılar. Şimdi ekonomi kurmaylarımızın bu önümüzdeki 1 ay içinde Türkiye'de gündemleştireceği konular ve bütün Türkiye'ye yayacakları çalışmalar olacak. Hepsini takip edeceğiz. Çalışanlara promosyon konusunda, vermiyor patronlar. Banka o parayı yatırıyor. Kanunu çıkaracağız diyeceğiz ki özel sektörde çalışanlar hangi bankadan maaş alacaklarına karar verirler. Banka ile promosyon anlaşması yaparlar. Bunu yapmamanın kötü niyetli patrona faydası var. Onun dışında AKP'ye ne faydası var. Şu kadar insan promosyon olsa, kanunu çıkarsan, bir rahat nefes alsa, hiç olmazsa promosyonla 15 bin lira alacaksa, bir aylık kirasını çıkarsa fena mı kardeşim, nefes alsa. Ama yapmıyorlar, uğraşacağız."

"3 AYDA BİR ZAM GEREKİYOR"

"Asgari ücrete zam konusunda, üstü örtülü bir IMF programı var. IMF ile el sıkışıyorlar, poz veriyorlar, anlaşma yapıyorlar. Ama Tayyip Erdoğan'ın IMF'yi Türkiye'den biz gönderdik diye büyük propaganda malzemesi olarak kullandığı için, itiraf etmiyorlar. IMF'nin geldiğinde, stand-by anlaşması yapıldığında neler isteyecekse, ona benzer kemer sıkma politikalarını iktidar şimdi uyguluyor. Elbette güçlükler olur, bu güçlüklerin altından milletimizle birlikte kalmamız gereken süreçler olur. Ama şu olmaz kardeşim bak. 818 milyar Merkez Bankası, Hazineden ödenenle birlikte 1,4 kat trilyon lira. Söylemesi zor. Parayı sen bir avuç zengine kur korumalı mevduat diye vereceksin. O paranın neredeyse 3'te biri bütün emeklilerin maaşını 17 bin lira yapmaya yetiyor. Bunu yapmayacaksın. Bu olmaz. Bakın siz bu paraları, mesela asgari ücrete yılda 4 kez zam yapılması gerekiyor şimdi. Yani ocaktan sonra 3 ayda bir yapmak gerekiyor. Niye, sürekli fiyatlar artıyor ve fahiş fiyatlar? 4 kez yapılmalı asgari ücrete zam. Bunlar 2 yapacağız diyorlardı, şimdi onu da yapamayacağız diyorlar. Temmuzda yapmayacağız. Oysaki 4 kez yapılmalı. İşçi sendikaları, Hak-İş, Türk-İş, DİSK zaten sokağa çıkar, bunların aldıkları, nasıl ki işçinin maaşından kesilip kendisine ödenen maaşları almaya nasıl cesaret edecekler? Sendikacılar da sendikacılık yapacak. Onları da sendikacılık yapamaya davet edeceğiz. Hep birlikte."

"BU ÜLKEYİ HEP BEBABER KURTARIRIZ"

"Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi Meclis'te olması gerektiği zaman Meclis'te, sokakta olması gerektiği zaman sokakta olacak ve toplumsal mitingler yapacağız. Sesimizi duyuracağız. Mitinglerle anayasal hakkımızı geri alacağız. Anayasal bir hak var toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı. Bu anayasal hakkı milletin elinden aldılar. Bu hakkı geri alacağız. Demokrasi, tepki ve protesto rejimidir. Bu kadar düşük emekli maaşına, asgari ücrete, atama yapılmamasına… Gençler için ise şunu söyleyeyim. Bir ülkenin beka sorunu, dünyanın büyük ülkelerinin burada hesap yapması değildir. Onları savuştururuz. Cevaplarını aldı onlar. Bir ülkenin beka sorunu, her dört gençten üçünün başka ülkede hayal kurmasıdır. Gençler valizleri zihninde toplamış. Gençlere dedik durun, gitmeyin, Atatürk cumhuriyeti gençlere emanet etti. Kalırlarsa bu ülkeyi birlikte kurtarabiliriz. CHP iktidarda olduğunda zaten vizesiz gidecekler. Pasaporta gerek kalmayacak. Kimlikle vizesiz gidecekler. Annelerin, babaların üzülmesine gerek yok. 100 gençten 80'i muhalefete, 56'sı CHP'ye oy verdi. Bu bağı sürdürürsek hep beraber bu ülkeyi kurtarırız."

Türkiye'ye göç edenler yüzde 25,2 arttı

Türkiye’ye göç edenler yüzde 25,2 artışla 393 bin 829 kişiye ulaşırken, en çok göç alan ve veren şehir İstanbul oldu, ülkeye gelen yabancı nüfusta ise ilk sırayı Türkmenistan vatandaşları aldı

24.06.2026 19:20:00
AA
Türkiye'ye göç edenler yüzde 25,2 arttı
Türkiye'ye göç edenler yüzde 25,2 arttı
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak, 393 bin 829 kişi oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu, 2025 yılına ilişkin "uluslararası göç istatistikleri"ni yayımladı.

Buna göre, Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak 393 bin 829 kişi oldu. Bunların yüzde 56,6'sını erkekler, yüzde 43,4'ünü ise kadınlar oluşturdu. Türkiye'ye yurt dışından gelen nüfusun 91 bin 952'sini Türk vatandaşları, 301 bin 877'sini ise yabancı uyruklu nüfus olarak belirlendi.

Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı ise geçen yıl 2024'e göre yüzde 5 azalarak, 403 bin 216 olarak kayıtlara geçti. Bu nüfusun yüzde 55,3'ünü erkekler, yüzde 44,7'sini ise kadınlardan oluştu. Türkiye'den yurt dışına giden nüfusun 155 bin 119'unu Türk vatandaşları, 248 bin 97'sini ise yabancı uyruklu olduğu görüldü.

Türkiye'ye 2025'te göç edenler yaş grubuna göre incelendiğinde, ilk sırada yüzde 16,3 ile 20-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 13,7 ile 25-29 ve yüzde 11,5 ile 30-34 yaş grubu izledi.

Türkiye'den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, en fazla göç edenlerin yüzde 14,3 ile 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 12,5 ile 20-24 ve yüzde 12 ile 30-34 yaş grubu takip etti.

En fazla göçü İstanbul aldı

Türkiye'ye 2025 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 42,2 ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul'u yüzde 9,1 ile Antalya, yüzde 6,7 ile Ankara, yüzde 3,1 ile İzmir ve yüzde 2,9 ile Bursa takip etti.

Türkiye'den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 35,4 ile İstanbul en fazla göç veren il olarak kayıtlara geçti. İstanbul'u yüzde 8,7 ile Ankara, yüzde 6,5 ile Antalya, yüzde 4,3 ile Mersin ve yüzde 3,7 ile İzmir izledi.

En çok Türkmenistan'dan göç alındı

Ülkeye 2025'te gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı, yüzde 23,4 ile Türkmenistan vatandaşları aldı. Bu ülkeyi yüzde 8,3 ile Azerbaycan, yüzde 6,9 ile Özbekistan, yüzde 6,1 ile Mısır ve yüzde 5,8 ile Afganistan vatandaşları takip etti.

Türkiye'den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 15,7 ile Irak vatandaşları aldı. Bunu yüzde 11,2 ile Afganistan, yüzde 7,6 ile Rusya Federasyonu, yüzde 6,3 ile İran ve yüzde 5,7 ile Türkmenistan vatandaşları izledi.

Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir

Dünya Ekonomik Forumu’nun son raporuna göre, gün boyu otoparklarda atıl bekleyen milyonlarca elektrikli araç, enerji krizine karşı devasa birer mobil bataryaya dönüşüyor

24.06.2026 18:00:00
Eyüp Kabil
Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir
Araçtan şebekeye (V2G) teknolojisi küresel enerji krizini çözebilir
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından Çin'de düzenlenen "Summer Davos" liderler zirvesinde yayımlanan güncel rapora göre, Araçtan Izgaraya (Vehicle-to-Grid / V2G) yani "Her Şeyden Şebekeye" enerji aktarım teknolojisi küresel enerji altyapısını kurtaracak en önemli hamlelerden biri olarak kabul edildi. Yapay zeka yazılımları ve gelişmiş akıllı şebeke altyapılarıyla desteklenen bu sistem, elektrikli araçların sadece enerji tüketen değil, aynı zamanda şebekeyi besleyen aktif birer güç istasyonu olmasını sağlıyor.

Dünya genelinde elektrik şebekelerinin aşırı yüklenme ve fosil yakıt bağımlılığıyla boğuştuğu bu dönemde, laboratuvardan çıkıp kitlesel üretime hazır hale gelen bu teknoloji, enerji yönetiminde tamamen merkezsiz bir dönemi başlatıyor.


Atıl duran araçlar enerji depolama merkezine dönüşüyor


İstatistiklere göre, dünyadaki binek araçlar ve ev tipi lityum piller günün ortalama yüzde 90'ından fazlasında otoparklarda veya garajlarda hiçbir işlev görmeden bekliyor. V2G teknolojisi, tam da bu atıl kapasiteyi küresel enerji arzını dengelemek üzere devreye sokuyor.

Çift Yönlü Şarj Akışı: Geliştirilen yeni nesil entegre altyapılar sayesinde, elektrikli araç sahipleri pillerini sadece doldurmakla kalmıyor; ihtiyaç anında bu enerjiyi evlerine ya da doğrudan şehir şebekesine geri satabiliyor.

Zirve Saatleri Yönetimi: Elektrik talebinin tavan yaptığı ve kesinti risklerinin arttığı akşam saatlerinde, sisteme bağlı binlerce araçtan şebekeye anlık enerji pompalanıyor.

Maliyet Avantajı: Tüketiciler elektriğin ucuz olduğu gece saatlerinde araçlarını şarj edip, enerjinin pahalı olduğu yoğun saatlerde sisteme geri satarak doğrudan gelir elde edebiliyor.


Yapay zeka ve yenilenebilir enerjinin entegrasyonu


Güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının en büyük problemi, hava durumuna bağlı olarak sürekli dalgalanma göstermeleridir. Yapay zeka destekli V2G yazılımları, hava tahminlerini ve şehirlerin anlık enerji tüketim verilerini analiz ederek milyonlarca aracın ne zaman şarj olacağını, ne zaman şebekeyi besleyeceğini saniyeler içinde optimize ediyor.

Bu entegrasyon sayesinde yeşil enerji kaynaklarından üretilen fazla elektrik ziyan edilmeden milyonlarca aracın bataryasında depolanıyor. Elektrik üretiminin düştüğü anlarda ise bu piller devreye girerek fosil yakıtlı ek santrallerin çalıştırılması ihtiyacını tamamen ortadan kaldırıyor. Küresel çapta test edilen pilot bölgelerde, bu yöntemle karbon salınımında ciddi düşüşler kaydedildi.


Küresel devlerin altyapı yarışı başladı


Teknolojinin ticari olarak ölçeklenmesiyle birlikte hem otomotiv hem de enerji yazılımı şirketleri bu alana milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Enerji ve akıllı şebeke yönetimi üzerine çalışan yeni nesil teknoloji öncüleri, mevcut elektrik şebekelerinin "gizli" kapasitelerini açığa çıkarmak üzere dijital ikizler ve yeni nesil hibrit transformatörler üretiyor.

Apple, Google ve önde gelen küresel otomotiv üreticileri, araç içi yazılımlarını ve şarj ünitelerini bu çift yönlü enerji aktarım standardına uygun hale getirmeye başladı. Sadece batarya kalitesini koruyan değil, aynı zamanda şebekeyle mikro saniyeler düzeyinde güvenli iletişim kuran bu sistemler, geleceğin akıllı şehirlerinin ana omurgasını oluşturuyor.

Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı

Yapay zekadan fiziksel dünyaya geçiş hızlanırken, bu yılın parlayan yıldızları kanser aşıları, kuantum simülasyonları ve sıfır elektrikle soğutma sağlayan malzemeler oldu

24.06.2026 16:00:00
Eyüp Kabil
Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı
Dünya Ekonomik Forumu 2026’nın en etkili 10 teknolojisini açıkladı
Dünya Ekonomik Forumu (WEF), her yıl merakla beklenen ve geleceği şekillendirecek olan "Top 10 Emerging Technologies" (2026'nın En Önemli 10 Gelişen Teknolojisi) raporunu yayımladı. Frontiers iş birliğiyle yapay zeka analizleri kullanılarak hazırlanan rapor, teknoloji yarışının artık sadece yazılım ve sohbet botlarından ibaret olmadığını; doğrudan sağlık, enerji, altyapı ve gıda gibi fiziksel alanlara kaydığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

2026 yılı, laboratuvarda geliştirilen teorik buluşların küresel ölçekte ticari ve kitlesel üretime geçtiği kritik bir kırılma noktası olarak kayıtlara geçiyor.


Sağlıkta devrim: Kişiselleştirilmiş mRNA kanser aşıları


Raporda en çok dikkat çeken unsurların başında sağlık sektöründeki dönüşüm geliyor. Tek tip kanser tedavisi dönemi, yerini hastanın kendi tümör hücrelerine göre tasarlanan kişiselleştirilmiş mRNA kanser aşılarına bırakıyor.

Çalışma Prensibi: Hastanın tümör dokusu dizilenerek benzersiz mutasyonlar ve proteinler tespit ediliyor.

Bağışıklık Eğitimi: Tespit edilen bu işaretlere özel üretilen mRNA aşısı, hastanın kendi bağışıklık sistemine kanserli hücreleri bulup yok etmeyi öğretiyor.

Klinik Başarı: Güney Karolina'da gerçekleştirilen güncel bir melanom (cilt kanseri) klinik denemesinde, bu kişiselleştirilmiş aşıyı immünoterapi ile birlikte alan hastaların ölüm veya hastalığın nüksetme riskinde yüzde 40 ila yüzde 50 oranında azalma gözlendi.

İlaç keşif süreçlerinde ise Kuantum Simülasyonları devreye giriyor. Klinik denemelere giren her 10 ilaçtan 9'unun başarısız olduğu ilaç sektöründe, kuantum bilgisayarlar moleküllerin atomik seviyedeki davranışlarını simüle ederek milyarlarca kombinasyonu önceden test edebiliyor. IBM ve Moderna ortaklığında yürütülen protein katlanması simülasyonları, yeni ilaçların laboratuvar süreçlerini yıllardan günlere indirmeyi başardı.


İklim ve enerji: Elektriksiz soğutma ve çevre temizliği


2026 yılı küresel sıcaklık rekorlarıyla mücadele ederken, teknoloji dünyası enerji tüketmeyen alternatif çözümlere odaklanıyor. Pasif radyatif soğutma malzemeleri, üzerlerine gelen güneş ışığını doğrudan atmosferin dışına, uzay boşluğuna geri yansıtarak binaların hiç elektrik harcamadan serin kalmasını sağlıyor.

Enerji ve çevre başlıklarında öne çıkan diğer kritik teknolojiler ise şu şekilde devrim yaratıyor:

Doğrudan Lityum Çıkarımı (DLE): Geleneksel buharlaştırma havuzları yerine, tuz düzlüklerinden birkaç saat içinde batarya kalitesinde lityum üreterek elektrikli araç devrimini hızlandırıyor.

PFAS İmhası: Doğada asla yok olmadığı için "sonsuz kimyasallar" olarak bilinen PFAS maddelerini zararsız bileşenlere ayırarak içme sularını temizliyor.

Hassas Fermentasyon: Genetik olarak programlanmış mikroplar yardımıyla, hayvancılığa ihtiyaç duymadan tanklarda gıda bileşenleri ve ilaç ham maddeleri üretiyor.


Siber güvenlikte yeni çağ: Kafes Tabanlı Kriptografi


Yapay zeka ve kuantum bilgisayarların işlem gücü arttıkça, mevcut internet şifreleme yöntemlerinin siber korsanlar tarafından kırılma riski de büyüyor. WEF raporu, gelecekteki kuantum saldırılarına karşı dijital dünyayı koruyacak olan Kafes Tabanlı Kriptografi (Lattice-based cryptography) teknolojisini yılın en stratejik güvenlik hamlesi olarak ilan etti.

Verileri karmakarışık geometrik kafes yapıları içine gizleyen ve sistemin içine yapay "gürültüler" ekleyen bu yeni nesil matematiksel şifreleme, hem klasik hem de kuantum bilgisayarlarla yapılacak siber saldırıları imkansız hale getiriyor. Teknoloji halihazırda Apple'ın iMessage gibi küresel platformlarında aktif olarak kullanılmaya başlanmış durumda.


"Yazılımdan fiziksel dünyaya geçiş"


Frontiers Baş Editörü Frederick Fenter, bu yılki listeyi değerlendirirken yapay zekanın itici güç olmaya devam ettiğini ancak en büyük etkinin artık yazılım dünyasından fiziksel dünyaya (fabrikalara, hastanelere ve enerji şebekelerine) geçtiğini vurguluyor. 2026 yılı, insanlığın gıda güvensizliği, iklim değişikliği ve tedavisi olmayan hastalıklar karşısında teknolojiyi en somut şekilde sahaya sürdüğü yıl olarak tarihe geçmeye aday görünüyor.

Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!

Alman Seyahat Birliği (DRV) tarafından Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği ev sahipliğinde düzenlenen yaz resepsiyonu; siyaset, turizm, medya ve diplomasi dünyasından 300'e yakın önemli ismi bir araya getirdi.
 

24.06.2026 13:40:00
AA
 Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!
 Almanya vizesinde yeni dönem; başvurular tamamen dijital olacak!
Alman Seyahat Birliği (DRV) tarafından Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği ev sahipliğinde düzenlenen yaz resepsiyonu; siyaset, turizm, medya ve diplomasi dünyasından 300'e yakın önemli ismi bir araya getirdi.

Etkinlikte konuşan Almanya'nın Denizcilik Ekonomisi ve Turizmden Sorumlu Hükümet Koordinatörü Christoph Ploss, ağır işleyen vize işlemlerinin turistler ve iş dünyası önünde büyük bir bariyer oluşturduğuna dikkat çekerek, bu sorunu aşmak adına Ulusal Turizm Stratejisi kapsamında dijital vize dönemine geçileceğini duyurdu.

"Mesafe kat ettik"
Yoğun bürokrasinin pek çok kişiyi Almanya'ya seyahat etmekten alıkoyduğunu belirten Ploss, "Konuyu Dışişleri Bakanımızla şahsen görüştüm ve kendisinin de yakından ilgilenmesiyle ciddi mesafeler katettik. Bu yıl ve önümüzdeki yıl atacağımız adımlarla hayata geçecek dijital vize kolaylığının, Türk-Alman dostluğunu çok daha ileriye taşıyacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı.

Yığılmalar engellenebilir
Söz konusu dijital dönüşüm; vize başvurularının tamamen çevrimiçi platformlara aktarılmasını, basılı etiketlerin kaldırılarak dijital vizelere geçilmesini ve sınır kontrollerinde biyometrik doğrulama teknolojilerinin kullanılmasını kapsıyor.

Bu yeni sistemle birlikte başvuru yığılmalarının engellenmesi, evrakta sahteciliğin önüne geçilmesi, sınır güvenliğinin artırılması ve seyahatlerin çok daha hızlı hale getirilmesi hedefleniyor.

Almanya'ya vize işlemleri
Almanya'ya vize işlemleri, kısa süreli ziyaretler için Schengen vizesi ve 90 günden uzun süreli kalışlar için ulusal vize olarak ikiye ayrılıyor.

Türk vatandaşları için Schengen vizesi, 90 gün içindeki seyahatler için gerekli. Uzun süreli ikamet (iş, aile birleşimi gibi) için ulusal vize başvurusu yapılıyor.

Başvurular, Almanya'nın Türkiye'deki dış temsilcilikleri aracılığıyla veya resmi randevu sistemiyle gerçekleştiriliyor. Gerekli belgeler arasında Schengen başvuru formu, seyahat amacına uygun evraklar ve finansal durum kanıtı bulunuyor.

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak, 393 bin 829 kişi oldu

24.06.2026 11:15:00
AA
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı
Türkiye İstatistik Kurumu, 2025 yılına ilişkin "uluslararası göç istatistikleri"ni yayımladı.

Buna göre, Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak 393 bin 829 kişi oldu. Bunların yüzde 56,6'sını erkekler, yüzde 43,4'ünü ise kadınlar oluşturdu. Türkiye'ye yurt dışından gelen nüfusun 91 bin 952'sini Türk vatandaşları, 301 bin 877'sini ise yabancı uyruklu nüfus olarak belirlendi.

Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı ise geçen yıl 2024'e göre yüzde 5 azalarak, 403 bin 216 olarak kayıtlara geçti. Bu nüfusun yüzde 55,3'ünü erkekler, yüzde 44,7'sini ise kadınlardan oluştu. Türkiye'den yurt dışına giden nüfusun 155 bin 119'unu Türk vatandaşları, 248 bin 97'sini ise yabancı uyruklu olduğu görüldü.

Türkiye'ye 2025'te göç edenler yaş grubuna göre incelendiğinde, ilk sırada yüzde 16,3 ile 20-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 13,7 ile 25-29 ve yüzde 11,5 ile 30-34 yaş grubu izledi.

Türkiye'den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, en fazla göç edenlerin yüzde 14,3 ile 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 12,5 ile 20-24 ve yüzde 12 ile 30-34 yaş grubu takip etti.

En fazla göçü İstanbul aldı
Türkiye'ye 2025 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 42,2 ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul'u yüzde 9,1 ile Antalya, yüzde 6,7 ile Ankara, yüzde 3,1 ile İzmir ve yüzde 2,9 ile Bursa takip etti.

Türkiye'den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 35,4 ile İstanbul en fazla göç veren il olarak kayıtlara geçti. İstanbul'u yüzde 8,7 ile Ankara, yüzde 6,5 ile Antalya, yüzde 4,3 ile Mersin ve yüzde 3,7 ile İzmir izledi.

En çok Türkmenistan'dan göç alındı
Ülkeye 2025'te gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı, yüzde 23,4 ile Türkmenistan vatandaşları aldı. Bu ülkeyi yüzde 8,3 ile Azerbaycan, yüzde 6,9 ile Özbekistan, yüzde 6,1 ile Mısır ve yüzde 5,8 ile Afganistan vatandaşları takip etti.

Türkiye'den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 15,7 ile Irak vatandaşları aldı. Bunu yüzde 11,2 ile Afganistan, yüzde 7,6 ile Rusya Federasyonu, yüzde 6,3 ile İran ve yüzde 5,7 ile Türkmenistan vatandaşları izledi.

Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi'ndeki Grand Kartal Otel'de 21 Ocak 2025'te çıkan yangında yakınlarını kaybedenler, Bolu Adliyesi önünde açıklama yaptı

23.06.2026 17:00:00
AA
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Adliye önünde pankart açan aileler adına konuşan, olayda 8 yakınını kaybeden avukat Yüksel Gültekin, yangının üzerinden 17 ay 2 gün geçtiğini belirtti.

"Davada birinci derece kusurlu gösterilen Turizm Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeliyle ilgili maalesef bugüne kadar herhangi bir hukuki gelişme olmadı." diyen Gültekin, 40 yıllık avukat olarak ilgili personel hakkında iddianame düzenlenmemesini izah edemediğini söyledi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'e kurulan komisyonla aydınlatılan cinayetler dolayısıyla bir vatandaş olarak teşekkür ettiğini belirten Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ayrıca 'Suç işleyen herkes yakasından tutulacak ve yargı önüne çıkarılacak.' sözünü de önemsiyorum ve güven duyuyorum. Sayın Adalet Bakanım, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Kültür ve Turizm Bakanlığının 1. derece kusurlu olduğunu tespit etti. Netice itibarıyla Turizm Bakanı yargılama müsaadesi vermedi, buna rağmen Danıştay bu kararı kaldırarak, 'Yargılanmalılar, hesap vermeliler.' dedi. Sayın Bakanım, sizden 78 canımız adına rica ediyorum. Gecikmeden, mümkünse bugün, değilse yarın bu dosyanın iddianamesinin düzenlenmesi için talimat verin. Aksi halde bu sürecin ilerlemeyeceğini düşünüyoruz."

Devletine ve milletine bağlı insanlar olduklarını vurgulayan Gültekin, "17 aydır sabırla bekliyoruz ancak bu duyarsızlık karşısında sabrımız tükenmiştir. Savcılığa gidiyoruz, 'Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeli bekleniyor.' deniyor. Diğerlerinde beklenmezken burada neden bekleniyor'" ifadelerini kullandı.

Gültekin, ailelerin 17 ay 2 gündür uyumadıklarını dile getirerek, "Nefesimiz yettiği sürece bu davanın takipçisi olacağız. Evlatlarıma her gün söz veriyorum ve sözümü tutacağım. Bu olayda zerre kadar ihmali olan herkes yargı önüne çıkacak ve hesap verecek. Biz davamızdan vazgeçmeyiz." dedi.

"Gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır"

Yangında kardeşi ve iki yeğenini kaybeden Çiğdem Sarıtaş da "Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlileri hakkında soruşturma izni verilmiş olmasına rağmen neden hala iddianame hazırlanmadığını" sordu.

Sarıtaş, İl Özel İdaresi ve Bolu Belediyesi görevlilerinin Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Aynı bilirkişi raporlarında aynı derecede sorumlu gösterilen bakanlık görevlileri için hukuk neden aynı şekilde işletilmemektedir' Bizim talebimiz ayrıcalık değil, eşitliktir. İl Özel İdaresi ve Belediye görevlileri için işletilen hukuk, Bakanlık görevlileri için de işletilmelidir. Birinci dosyada esas alınan sorumluluk tespitleri doğrultusunda Bakanlık görevlileri hakkında gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlileri hakkındaki soruşturma izinleri derhal tamamlanmalıdır."

Sarıtaş, Bakanlık yetkililerinin önceki dosyayla paralel şekilde Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanmalarının sağlanması gerektiğini söyledi. 

Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor

Özel sektörde çalışan eğitim emekçileri ile mülakat mağduru öğretmenlerin taban maaş, iş güvencesi ve atama hakkı talebiyle Ankara'da başlattığı süresiz açlık grevi eylemi kararlılıkla devam ediyor. Polis müdahalelerine ve fenalaşan arkadaşlarına rağmen geri adım atmayan öğretmenler, Çalışma Bakanlığı ile randevu masası kurulana kadar Başkent'i terk etmeyeceklerini duyurdu

23.06.2026 14:50:00
Haber Merkezi
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası çatısı altında bir araya gelen eğitimciler ile mülakat mağdurlarının 14 Haziran'da Ankara'da başlattığı eylemler kapsamında yürütülen süresiz açlık grevi devam ediyor.

Sendika genel merkez binası önünde devam eden grev boyunca bazı öğretmenler kan şekerinin düşmesi ve halsizlik nedeniyle ambulansla hastaneye kaldırıldı. Tedavileri tamamlanan eğitimciler, "Hakkımızı almadan eve dönüş yok" diyerek grev alanına yeniden geri döndü.

Masada iki net talep var

Direnişteki öğretmenler, eylemlerinin temel çıkış noktasını oluşturan iki hayati konunun çözüme kavuşturulmasını istiyor.

2014 yılında kaldırılan taban maaş hakkının geri getirilmesini isteyen özel okul ve kurs öğretmenleri, kamudaki meslektaşlarıyla eşit ücret hakkı ve asgari ücrete mahkûm edilmeyecekleri yasal bir düzenleme talep ediyor.

2025 KPSS'de yüksek puan almalarına rağmen mülakat komisyonlarının kararları nedeniyle atama hakları ellerinden alınan 1611 öğretmenin haklarının iade edilmesi de isteniyor.

Görüşmeler tıkandı, Bakanlık önünde müdahale

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kendilerine geçen yıl sözü verilen "Özel Okul Öğretmenlerinin Çalışma Hayatı" başlıklı toplantının, işveren derneklerinin ikna edilememesi gerekçesiyle bir yıldır ertelendiğini açıkladı.

Öğretmenlerin taleplerini iletmek ve muhatap bulabilmek amacıyla Çalışma Bakanlığı önüne yaptığı yürüyüş ve oturma eylemine ise emniyet güçleri sert müdahalede bulundu. Çıkan arbedede çok sayıda sendika üyesi ve destekçi eğitimci ters kelepçe yöntemiyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Ülke genelinden destek yağıyor

Ankara'daki açlık grevi sürerken eyleme destek sesleri dalga dalga büyüyor. Eğitim-Sen ve Eğitim-İş sendikalarının yanı sıra İzmir, İstanbul, Bursa ve Mersin gibi pek çok şehirde öğretmenler sokağa çıkarak Ankara'daki meslektaşlarına yönelik polis müdahalelerini protesto etti. Siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları da yayımladıkları mesajlarla öğretmenlerin insanca yaşam ücreti ve iş güvencesi taleplerinin derhal yasalaştırılması çağrısında bulunuyor.

Öte yandan bugün, muhalefet milletvekillerinin mülakat mağdurları ve özel sektör öğretmenlerinin sorunlarını görüşmek üzere TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nu olağanüstü toplama talebi resmen reddedildi. Komisyon Başkanı Ayşen Gürcan, içtüzük gereği komisyonların önlerinde havale edilmiş bir kanun teklifi olmadan toplanamayacağını gerekçe göstererek talebi geri çevirdi.

Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu tarafından yapılan ortak deklarasyonda; mülakatların tamamen kaldırılacağı sözünün bizzat hükümet yetkilileri tarafından verildiği hatırlatıldı. Öğretmenler, "Söz tutmak bizim kültürümüzde namustur. Bizi 'Gidin, durulun' diyerek uyutamayacaksınız. Hakkımızı alana kadar Ankara'da sokaklarda kalmaya ve açlık grevine destek vermeye devam edeceğiz" mesajını yineledi.

Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son


 
Adalar Belediyesinde rüşvet karşılığı ruhsat iddialarına ilişkin gözaltına alınan 35 şüpheli tutuklandı. Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat da tutuklanan isismler arasında yer alıyor. 

23.06.2026 10:42:00
AA
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son
 Adalar Belediyesi operasyonunda beklenen son

İstanbul'un Adalar Belediyesinde sit alanı statüsündeki yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verilip usulsüzlük yapıldığı iddiasına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınan 42 zanlıdan, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'i tutuklandı. Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen 39 şüpheliden Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 35'inin tutuklanmasına, 4'ünün ise adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına karar verildi.

Ne olmuştu?

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Adalar Belediye Başkanı Akpolat, Belediye Başkan Yardımcıları Hüseyin Yılmaz ve Fırat Durak'la ilgili birim amirleri ve personelinin doğal ve arkeolojik sit alanı statüsünde bulunan Adalar bölgesinde usulsüz yerlere rüşvet karşılığı ruhsat verdikleri belirtilmişti.

Dosyaya yansıyan delillere göre, belediye yetkilileri ile iş sahiplerinin rüşvet konusunda pazarlık yaptıkları, rüşvete konu paranın belediye yetkililerine veya belediye yetkilileriyle irtibatlı kişilere elden tesliminin sağlandığının anlaşıldığı aktarılan açıklamada, bu aşamada tespit edilen 40 eylemde 47 şüphelinin suça karıştığının tespit edildiği ifade edilmişti.

Delillerin ele geçirilmesi ve şüphelilerin yakalanması amacıyla 19 Haziran'da İstanbul ve 3 ilde 90 adrese eş zamanlı yapılan operasyonda, Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 42 şüpheli gözaltına alınmıştı. Öte yandan, eski Adalar Meclis Üyesi olan müteahhit M.Ö'nün ikametinde yapılan aramada bulunan 258 bin dolar ve 13 bileziğe el konulmuştu.


Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı

Ankara'da seyir halindeki Berşan Yücel idaresindeki 06 FFA 414 plakalı otomobil, akaryakıt istasyonunun önünde park halindeki 04 AAV 432 plakalı kamyona çarptı. Feci kazada 4 kişi hayatını kaybetti

23.06.2026 10:30:00
Haber Merkezi
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Ankara'nın Polatlı ilçesinde otomobilin kamyona çarpması sonucu 4 kişi hayatını kaybetti.  

Kaza, Polatlı ilçesi İstiklal Mahallesi Borsa Yolu üzerinde meydana geldi.

Seyir halindeki bir otomobil henüz bilinmeyen bir nedenle önünde bulunan kamyona çarptı. Çarpmanın etkisiyle otomobil hurdaya dönerken, araçta bulunan 4 kişiden Hasan Devran Kart (20), Berşan Yücel (24) ve Şükran Yanok (21) olay yerinde hayatını kaybetti. Kazada ağır yaralanan 1 kişi ise olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı.

Araçtan ağır yaralı halde çıkarılan Raziye Yanok (21) ise kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve hayatını kaybetti.

İhbar üzerine bölgeye sağlık, polis ve itfaiye ekipleri sevk edilirken ekipler olay yerinde güvenlik önlemleri aldı. Hayatını kaybedenlerin cenazeleri yapılan incelemelerin ardından morga kaldırıldı.

Kaza anı güvenlik kamerasına da yansıdı.

Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İBB Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı

 

23.06.2026 10:13:00
Anadolu Ajansı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, Maltepe'de kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca Karaal'ın kaçırıldığı iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye götürülen şüphelilerin buradaki işlemleri tamamlandı.

Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen zanlılardan 6'sının tutuklanmasına, 6'sının ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına hükmedildi.

Ne olmuştu?

Başsavcılık, Karaal'ın Maltepe'de kaçırıldığı iddiasına ilişkin soruşturma başlatmış, mağdurun bulunması ve şüphelilerin yakalanması için polise talimat vermişti.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerinin çalışmalarının ardından Tuzla'da bir inşaat alanında bulunan Karaal'ın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilmişti.

Soruşturma kapsamında olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen toplam 12 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, Anadolu Adalet Sarayı'na sevk edilmişti. Savcılıkta ifadeleri alınan şüphelilerden 6'sı tutuklama, 6'sı ise adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.