logo
06 EKİM 2026

Özgür Özel: 'Partimizin üye sayısı 753 bine ulaştı'

Meclis'in yeni yasama yılının ilk grup toplantısında 1 saat 22 dakika konuşan YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, "Bugün itibariyle YENİ Parti'nin üye sayısı bu sabah 753 bine ulaştı. Üye sayımız hızla artmaya devam ediyor" dedi

06.10.2026 15:00:00
Haber Merkezi
 
Özgür Özel: 'Partimizin üye sayısı 753 bine ulaştı'
Özgür Özel: 'Partimizin üye sayısı 753 bine ulaştı'
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Meclis'in yeni yasama yılının ilk grup toplantısında konuştu. Konuşmasına, "AK Parti'yi ilk kez bir seçimde mağlup eden ve hep birlikte 47 yıl sonra partimizi birinci parti yaptığımız siz dostlarımızla, yoldaşlarımızla, yol arkadaşlarımızla birlikte bir yargı darbesine muhatap olduk. Mutlak butlan ve mutlak sultan ittifakını kuranlar partimize saldırdılar, kapılarını kırdılar. Gaz bombalarıyla, plastik mermilerle içeri girdiler; Aziz Atatürk'ün hatırasını tarumar etmeye kalktılar. İşte biz o gün binaları hep birlikte arkamızda bırakarak milletimize, milletimizin vicdanına sığındık. Eskimiş, köhnemiş, çürümüş bir siyaset anlayışından ayrıştık. Atatürk'ün mirasını omuzlayarak o binadan ayrıldık. Milletimizin talimatıyla YENİ Partimizi kurduk" diye konuştu.

YENİ Parti'nin kurulduğu gün ana muhalefet partisi olduğunu belirten Özel, "Artık Atatürk'ün partisi cismen, fiziken maalesef orada işgal altındadır. Ancak Gazi'nin, Cumhuriyetin mirası sizlerin ellerinde, omuzlarında hepimize emanettir; YENİ Parti'ye emanettir. Birileri evlerinden, partilerinden burnunu çıkaramazken; iktidar partisi kadroları sokağa çıkamaz, esnafa gidemez, pazar gezemezken değerli grubumuz sahadan bir an olsun ayrılmadı" ifadelerini kullandı.

"MİLLETİN UMUTLARI YENİ PARTİ'YE BAĞLANMAKTADIR"

YENİ Parti milletvekillerinin 61 ilde halkın sorunlarını dinleyerek, partilerinin çözüm önerilerini anlattıklarını söyleyen Özel, şunları kaydetti:

"Mecliste çalışmaya başlıyoruz. Şüphesiz partimiz, köklü geleneklerinden gelen bir anlayışla Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde mücadelenin, kaliteli yasamaya katkı sunmanın ve iktidar olunan dönemlerde çok önemli kazanımları yasalaştırma geleneğinin temsilcisidir. Öyle olduğu için Meclis çalışmaları ve Meclis'e katılım önemlidir. Ancak bir yandan her gün seçim bir gün daha yaklaşmakta, milletin umutları YENİ Parti'ye bağlanmaktadır. Bunun için bu yasama döneminde Mecliste olacağız, komisyonlarda olacağız; gerektiğinde hep birlikte, gerektiğinde yeteri kadar bulunacağız. Ama koca bir yıl boyunca, ta ki seçim gelene kadar, o sandık önümüze gelene kadar tüm grubumuzla birlikte Anadolu'nun dört bir yanında, sahada olacağız.

Bütçesini milletin oluşturduğu bir parti olarak, hiçbir toplantımızı ve milletvekili kampımızı dahi otellerde, dışarılarda, lüks yerlerde değil milletimizin mütevazı bağışlarıyla kiralayabildiğimiz genel merkezimizde yaptık. Yemeklerimizi genel merkezimizin yemekhanesinde yedik. Çalışma toplantılarımızı orada yapıyoruz. Bundan sonra milletin emanetine gözümüz gibi bakarak, her bir kurşun hesabını milletimize; bizi ayakta tutanlara, küçücük gelirlerinden bize pay ayıranlara hesap vererek yapacağız.

Yeni dönemde milletin YENİ Parti'den beklentileri büyük. Yeni dönemde sokağın, çarşının, pazarın, tarlanın, evlerin, evdeki kadınların, umutsuz gençlerin sesi olmaya; emeklinin, emekçinin, esnafın, çiftçinin, arıcının, balıkçının umutlarını yeşertmeye, onları ayakta tutmaya devam edeceğiz. Buradan tüm milletimize sonda söyleyeceğimi baştan bir kez daha söyleyeyim. Bütün taktik, umutları kırmaktır. Bütün taktikleri, beklentiyi yok etmektir. 'Artık olmaz, artık değişmez, bunlar yenilmez. Yenilse de gitmez' gibi kendilerini umutsuzlukla, seçmenin umutlarını kırarak ayakta tutmaya çalışanlara karşı umut buradadır, heyecan buradadır, her yaştan genç buradadır. Herkes emin olsun ki o sandığa varacağız, o seçimi alacağız.

"ŞİKAYET EDİLEN ALIŞKANLIKLARI TERK ETME SÖZÜ VERDİK"

Her yerde AK Parti'nin kara düzeni hakim. Bu kara düzeni yıkmanın, yerine yeni bir düzen kurmanın tek umudu YENİ Parti'dir. YENİ Parti ilk kurulduğunda 'YENİ Parti'de ne yeni olacak?' sorusu önemli, son derece haklı, son derece meşru bir soruydu. Demiştik ki 'Biz YENİ Parti'de kurulduğumuz gün ana muhalefet partisi olduğumuz gibi, YENİ Parti eskiyi terk edecektir.' Eskiden şikayet edilen tüm alışkanlıkları terk etmenin sözünü vermiştik. Demiştik ki 'Demokrasiyi kendi evinde kurmadan Türkiye'ye vadedemezsiniz.

YENİ Parti'de doğrudan demokrasiye geçeceğiz. Hep söylenen, hep reddedilen. 'Kanuna aykırı, öyle olmaz, böyle olmaz' denilen bir umudu, bir beklentiyi kanunu değiştirmesek de kanuna uyarak ama daha fazla çalışarak, daha fazla toplanarak, hep birlikte inanarak başaracağız' demiştik. Dedik ki 'Gelin YENİ Parti'ye üye olun. İlçe başkanını. İl başkanını, genel başkanı siz seçin. Seçtiğiniz il başkanları ilçe başkanları artık bir yarış kazanmak için liste yapmayacak. Parti içi yarışı düşünerek değil; gireceğimiz seçimi düşünerek, ilçeyi kapsayacak, rakibini yendiyse geride bıraktıysa onu dışlamayarak, kucaklayarak onunla birlikte listeler yapacak. En sonunda mahalle meclisleri ile, ilçe meclisleri ile, il meclisleri ile siyasete sokakta, mahallede konuşularak başlanacak. Yukarıdan aşağıya değil aşağıdan yukarıya doğru örülecek, güçlenecek ve hep birlikte büyük bir imece ile çoğalarak, televizyondan duyduklarımızı sokakta anlatarak değil; sokakta konuşulanların, mahallenin, köyün beklentisini, beldenin ihtiyacını, ilçenin talebini, ilin sesini Ankara'ya duyurarak bir büyük siyasete hep birlikte öreceğiz' demiştik. Onun sözünü vermiştik.



"ÖN SEÇİMLERİ YÜZDE 62,5 KATILIMLA GERÇEKLEŞTİRDİK"

Bu hafta sonu resmi kongrelerimiz bitti. Önceki hafta tüm üyelerimizin katılımıyla ilçe başkanlarımızı seçmiştik. 820 ilçede şu ana kadar, ilçe kongreleri tamamlandı. Tüm ilçelerde tüm üyelerimiz ilçe başkanı için sandığa gittiler. Türkiye çapında yüzde 62,5'luk ki hemen hemen adayların yarısında yarış var, yarısında tek adayken, Türkiye'de ilk kez denenen bir işi yüzde 62,5'bir katılım oranıyla ön seçimleri gerçekleştirdik. Yarısına yakın yerde yarış oldu.

Birden fazla adayın yarıştığı ilçelerin yüzde 47'sinde kurucu ilçe başkanı değişti, yerine üyeler yeni bir ilçe başkanını görevlendirdiler. Yani yarışın yarısını kurucu ilçe başkanları önde tamamlarken, diğer yarısını diğer adaylardan birisi yaptı. Yani üyemiz kimin yöneteceğine, kimin devam edeceğine, kimin biraz dinlenip yeni bir adaya, bir kadına, bir gence, bir başka isme katkı sağlamaya görevlendireceğine bizzat üyelerimiz karar verdi.

Tarih önünde ifade etmek isterim ki; bu adım bugün bakıldığında ilk adımdır. Yeni bir adımdır. Ne bizim ne bundan sonra Türkiye siyasetinin geriye adım atamayacağı çok ileriye yönelik çok büyük bir adımdır. Bugün itibariyle YENİ Parti'nin üye sayısı bu sabah 753 bine ulaştı. Üye sayımız hızla artmaya devam ediyor. Sırada il başkanlığı seçimleri var. 81 ilde 18 Ekim günü üyelerimizin tamamı, yani düne kadar üye olmuş 753 bin kişi il başkanlığı için oy kullanacak. Bütün Türkiye'nin önünde ifade ediyoruz ki; tüm üyelerimiz hangi il başkanını gelecek seçimde görevlendirirse il başkanımız odur. Karar başımızın üzerinedir. Verilecek karar üyemizin bizzat kendisine emanettir.

Tabii burada bir memnuniyetimi ifade edeyim. Artvin seyahati için Rize Artvin Havaalanına uçtuk. Pazar'da geçtiğimiz günlerde bir sel felaketi yaşanmış. Çarşı esnafı büyük zararlara uğramış. Evler hasar görmüş. Pazar'a geçmiş olsun ziyareti için gittim. En son her şey bittiğinde bir yerde oturduk. Çay ikram ettiler, ilçe başkanı geldi. İlçe başkanına dedim ki başkanım nasıldı seçim rakip var mıydı. Dedi vardı. Dedim kim kazandı, ben kurucu ilçe başkanıyım, ben kazandım. Dedim ki rakibin nerede? Oradan seslendi benim başkanım dedi. Dedim ki nasıl aranız çok iyi başkanım dedi. Yarıştım başkan kazandı ama dedi iyi ki kazanmış çünkü pazartesi sabahı bana telefon açtı. Otur yönetim listesini birlikte yapalım dedi. Ona da helal olsun sana da helal olsun dedim.

Bana değil Pazar ilçesinde uygarca yarışıp kazanınca rakibini arayana kaybedince küsmeyip partiye koşana, birlikte liste yapana, esas meseleyi doğru anlayanlara yani rakibin partinin içinde değil ülkenin başında olduğunu anlayanlara helal olsun. Tabii bir işi ilk kez yapıyoruz bir iş ilk kez yapılırken hatası olur. Kusuru olur. Bir yönergemiz vardı. Çok uzaklardan çok iyi haberler oluyor bazen çok yakınlarda çok kötü haberler geldi. Rakip listeyi kapsamadılar eksik bıraktılar. Tamamı genel başkanın yönetimin teminatı altındadır listeler yapılırken eksik bırakan, rakibini kapsamayan, yönergeye uymayan varsa onun düzeltilmesi, düzeltmenin karşısına geçmek, düzeltenin arkasında durmak genel başkanın boynunun borcudur. Ya yeni siyasete uygun anlayışla, kardeşlik, dostluk, yoldaşlık hukukuyla kolkola girilecek, birlikte yürünecek, zafer birlikte kazanılacak, eski siyasete meraklı olanlar yine geride kalacak. Yola yeni siyasetçilerle yürünecek."

"ATAYAN AK PARTİLİ, ATANAN AK PARTİLİ, SOYAN AK PARTİLİ, SOYULAN DA AK PARTİLİ, HAKKINI ARAYAN DA YENİ PARTİLİ"

Özel, 1 Ekim'de Meclis'in açılışına katıldıklarını, Meclis Başkanı başkanlığında çelenk sunduklarını, açılış konuşmasını dinlediklerini ve İstiklal Marşı'nı okuduklarını aktardı. Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın protesto ederek Genel Kurul'dan ayrılmalarına ilişkin ise, "Daha sonra bir siyasi partinin genel başkanı kürsüye çıktığında salondan ayrıldık. Birileri çok rahatsız olmuşlar. 'Genel başkanımızı nasıl dinlemezsiniz?' diye feryat ediyorlar. Ana muhalefetin yerel seçimlerin birinci partisinin başına mahkeme kararıyla kayyım atayanların neyini dinleyeceğiz? Neyini? Rakipleriyle mertçe yarışmak yerine kendini yeneceğinden korktuğu rakiplerini hapse atan, ülkeyi baskıyla, korkuyla yönetmeye çalışanların neyini dinleyeceğiz?" dedi.

Yaşananları Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yarattığını öne süren Özel, "Bundan sonra Erdoğan'a sesleniyorum. Hak etmediğimizi duyarsak hak ettiğinizi duyacaksınız. Kazanmadığı ilçeyi, belediye meclis üyelerini, belediye başkanlarını şantajla, tehditle, baskıyla, rüşvetle alanlara, saflarına katanlara, sonra da pişkin pişkin o ilçeyi kazanmış gibi caka satanlara, yani milletin vermediği emaneti çalan milli irade hırsızlığına kalkışanlara söylüyorum. Bundan sonra ne ekerseniz onu biçeceksiniz" ifadelerini kullandı.



"YENİ YASAMA YILINA ASRIN SOYGUNUNUN YAKICI ORTAMINDA BAŞLIYORUZ"

Yeni yasama yılına ekonomik tablo ve fon tartışmaları gölgesinde başlandığını söyleyen Özel, şöyle konuştu:

"Milletimiz geçim derdi ile kıvranırken iktidarın açtığı yolda iktidar partisinin mensuplarının içinde olduğu asrın dolandırıcılığıyla, asrın soygunuyla, asrın vurgunuyla tanıştık. Milletimiz buna muhatap oldu. Vatandaşın devlete emanet ettiği yatırımlarına resmen çöküldü. 800 milyar liralık vurgun çarkı 3-5 kuruşunu enflasyondan korumaya, bir kenarda artırmaya, belki biriken borçları bu vesileyle kapamaya çalışan küçük yatırımcının üzerine devrildi. 455 bin tekil yatırımcı, 2 milyondan fazla doğrudan fondan etkilenen insan ve 5 milyona yakın toplamda bu işten zarar gören mağdur var. Erdoğan'ın atadıkları bu işin tam içinde, tam göbeğinde. Biri büyükelçi, biri Cumhurbaşkanı başdanışmanı, biri istişare kurulu üyesi, biri Varlık Fonu yöneticisi, diğerleri Erdoğan'ın yardımcıları, milletvekilleri, bakanları, bakan yardımcıları, bürokratları.

Fatma Betül Sayan Kaya 163 milyon lira, 27 ev parası, 6 milyon liralık kabul ettiğimiz ortalama bir ev parasından 27 ev parasını bir yerlerden bulmuş, gitmiş fona koymuş, 5 ay sonra çık dedikleri gün çıkmış ve 2,2 milyar lira, 367 ev parasıyla oradan ayrılmış. 27'sini koyup 340'ını gariban vatandaşın sırtından çarpıp 367 ev parasıyla oradan ayrılmış. Peki bu konuda Erdoğan ne diyor? 'Fatma Hanım şeytana uydu. Nefsine yenik düştü' diyor. Fatma Betül Sayan Kaya nefsine uymuş, yazık garibim diye ifadeye bile çağırılmaksızın dışarıda bir tane tövbe hesabı açmışlar. Bir tane etkin pişmanlık hesabı açmışlar. Anaparayı ayırmış, faizini kaydırmış, bu meseleden kurtulmaya çalışıyorlar. İşte AK Parti'nin ikili hukuk sistemi. İşte kul hakkı yiyen AK Parti'nin kara düzeni budur. Bu düzen değişmeden kimseye huzur yoktur.

"TERA ÇAMAŞIR MAKİNESİDİR"

Fatma Hanım elbette yalnız değildir. İşlemlerini kendisi söylemiş. Diyor ki, 'Ben eğer bilseydim bu işleri kendi adıma yapar mıydım?' Onun bilmediği ama şu an bakanlar kurulunda bulunan en az bir, belki birden çok bakanın bildiği, bütün AK Parti bürokrasisinin bildiği bir şey var. Bu işleri çantacılara yaptırıyorlar ya da parayı Lüksemburg'a yolluyorlar. Orada bir offshore hesabına koyuyorlar. Sonra yabancı yatırımcı, yani bıyıklı yabancı diyorlar bunlara, yabancı yatırımcı, belki bu bakan için pis sakallı yabancı diye söylenebilir, Lüksemburg'daki offshore hesaptan Türkiye'de yabancı yatırımcıymış gibi o Tera fonda taklaları atıyorlar, paraları kazanıyorlar.

Tera fon için ileride daha çok konuşacağız. Bu fon sadece paraya para katılan bir yer değildir, dünyanın en büyük çamaşır makinesidir. FETÖ borsasının kirli parasının, İBB borsasının kirli parasının içinde tur atıldığı, üç ileri bir geri yıkandığı, ön yıkama, son yıkama, sıkma derken İBB borsasının parasının temizlendiği yerin adı 'Tera çamaşır makinesi'dir. Çok yakında ya bu çamaşır makinesinde aklanan paklanan paraların, aklayan paklananın peşine düşecekler ya da milletin merdanesinde millet tarafından sıkılıp bir tarafa atılacaklar. Hep birlikte göreceğiz.

"HAYATİ YAZICI'NIN OĞLUNUN TEDBİRİ BİR SAAT İÇİNDE KALDIRILIYOR"

Sayın Hayati Yazıcı'nın oğlu orada. Mal varlığına tedbir konuluyor. Bir bakılıyor ki bu Yazıcı bizim Hayati Başkan'ın oğlu Yazıcı, ortağı da işin burasına kadar içinde ama Hayati Başkan'ın oğlunun mal varlığına konan tedbir bir saat içinde kaldırılıyor. İstanbul'da tutuklu belediye başkanlarımızın annesinin, babasının, oğlunun, kardeşinin hesaplarına, üç kuşaklık şirketlerine tedbir koydular, 18 aydır duruyor. Şirketten maaş ödenecek, o bile hakim imzasına tabi. O şirketi üç kuşaktır işletenlere asgari ücret veriyorlar, 'Bununla geçineceksin' diyorlar. 18 aydır tedbirler kalkmıyor. İtirafçı olandan tedbiri kaldırıp, kendini salıp, malı iade edip itirafçı olmayanın yedi sülalesine zulmediyorlar. Hayati Yazıcı'nın oğluna gelince bir saatte tedbiri kaldırıyorlar. Ben Hayati Bey'in oğluna da zulüm yapılsın demiyorum, hukuk varsa herkese eşit uygulansın diyorum. Türkiye Yüzyılı dediler. Yüzyılın soygununu yaptılar. Bundan sonra Türkiye Yüzyılı yazısını gören yüzyılın soygununu hatırlasın.

"OSMAN ARIKAN NACAR: ÇEKTİĞİ PARA 20 MİLYAR LİRA"

Dün AK Parti'nin saadet zincirine bir isim daha eklendi. AK Partili bürokrat Osman Arıkan Nacar, şirket E-Data, para 20 milyar lira. Yani çektiği para 20 milyar lira, Fatma Betül Sayan Kaya'nın tam 10 katını vurmuş. Peki kaç daire parası? Çünkü milyar deyince Anadolu'da bazen kafa karışıyor. Benim annem, babam bile tam bu 1 milyar nedir anlamıyor. Buradan vurulan para 3 bin 333 apartman dairesi parası. Peki bu parayı kim kazanmış? Osman Arıkan Nacar. Peki normal şartlarda bu salondan birinin, herhangi birinin ailesinden, yedi sülalesinden birinin fondan vurgun yaptığı çıksa manşet olur değil mi? Peki bu kimmiş? 15 gün önce tatilini en yakın arkadaşıyla yapmış.

En yakın arkadaşıyla baş başa tatil yapmış. Kimmiş? AK Parti'nin Sözcüsü. Bodrum'da tatil yapmışlar beraber. Parti sözcümüz dün açıkladı. Dünden beri kendinden tık yok. Tatil arkadaşından haber gelmiş. 'Efendim bazı yerlerde firar etti diyorlar. İstanbul'dayım'. 'Tatil yaptın mı Ömer Çelik'le?', 'Yaptım, yakın arkadaşım'. Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Fonzipçi Ömer. Ömer Bey geçip televizyonların karşısına kasım kasım etik anlatıyor, rahmetlinin cenazesinde. Ömer Bey etiği anlatmayacaksın, yaşayacaksın. Önce temizliğe sağ kolundan başlayacaksın.

USAME ERDOĞAN VE BİNBİN İDDİALARI

Fon operasyonunun ilk dalgasında gözaltına alınan Lidya Holding var. Yönetim Kurulu Başkanı Enver Çevik. Bulls Yatırım var. Bulls Yatırım AK Partililerin en iyi bildiği fonun yatırım şirketi. Kim var orada başında? Gizli sahibi kim? Kim özendirdi sizi oraya? Hepiniz biliyorsunuz, Yönetim Bulls Yatırım'ın Kurulu Başkanı Kemal Akkaya. Bunlar savcılıktan serbest bırakıldılar. Bunlar tutuklanamayacak kadar büyükler. Bunlar nezarethanenin kapısından giremeyecek kadar büyük lokmalar. O yüzden bunlar savcılıktan serbest bırakıldılar.

Bu şirketin yönettiği ve tasfiye edilen toplam 15 fon var. Bu isim Lidya Holding'in ortağı olduğu Bin Yatırımlar Holding, şehir içinde scooter kiralama hizmeti sunuyor. Adı BinBin. BinBin şirketinin pay sahiplerinden biri Lidya Holding ve EC Yatırım Holding. Lidya ile bu şirketler doğrudan ortak. Peki BinBin var ya BinBin, sahibinin adı Usame ve bu genç yatırımcı Erdoğan'ın kardeşi Mustafa Erdoğan'ın oğlu Usame Erdoğan. Usame Erdoğan'ın BinBin hissesi işler yolundayken Nisan 2026'da 200 lira, rekorlar kırmış, para yatıran kazanmış. Herkese 'Koşun, koşun' demişler. Usame'nin şirketine koşun. Mustafa Erdoğan'ın oğlu zarar mı eder? Paraları koyun. Herkes koymuş. İşi bilenler çekilmiş. Bugün 200 lira koyan zavallının hissesi 47 liradan işlem görüyor. Parayı vuranlar kenarda oturuyorlar."

"ASRIN SOYGUNUNUN MALİYETİ 90 MİLYAR DOLAR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaşananları "iktisadi güvenliğe sabotaj" olarak nitelendirmesini eleştiren Özel, şu ifadeleri kullandı:

"Bakan, eski bakan, genel başkan yardımcısı ve danışmanlar orada, atadıkların fonun başında. Sen ilk günler diyordun ki, 'Ucu nereye çıkarsa çıksın ilerleyeceğiz. Kime dokunursa dokunsun devam edeceğiz'. Ben diyordum 'Yakında bu işi dış güçlere bağlar' diye. Diyor ki, 'Türkiye'nin iktisadi güvenliğine sabotaj düzenlendi'. Şimdi bu acizliğe güler misin ağlar mısın?

Ama şöyle bir şeyi görmek lazım. Bu AK Partililerin saadet zinciri. Milleti soyup soğana çevirmişler. Borsadaki kayıp 3,5 trilyon, tasfiye olan fonlardaki para 800 milyar lira. Soygunun ekonomiye doğrudan maliyeti 90 milyar dolar. Ne diyorduk? Asrın felaketi. 11 il yıkıldı. Asrın felaketinin maliyeti 100 milyar dolar, devlet açıklıyor. Asrın soygununun maliyeti 90 milyar dolar. Asrın felaketinin maliyeti 100 milyar dolar. Asrın soygununun maliyeti 90 milyar dolar. Neredeyse depremin 11 ilde yıktığı ve ortaya çıkardığı bütün kaybın yüzde 90'ını AK Parti'nin kara düzeninde, AK Parti'nin saadet zincirinden vurmuşlar. Şimdi Erdoğan diyor ki, 'İktisadi güvenliğe sabotaj düzenlendi'. Eğer bir sabotaj varsa, iktisadi güvenliğe sabotaj, bir ülkede yargı bağımsızlığını ortadan kaldıran, yani kendi bakan yardımcısını önce Cumhuriyet başsavcısı atayan, siyasi operasyonlar yapan, sonra onu bakan atayan bu sabotajın başındadır.

ÖZEL, SORUŞTURMADA ADI GEÇEN İSİMLERİ AÇIKLADI

Bir yerlerde birileri iktisadi sisteme sabotaj yapmış, Erdoğan da bunu Zeynel Emre'nin yaptığı basın açıklamasıyla öğrenmiş. Şimdi buradan milletimize arz ediyorum. Soruşturmada adı geçenler, tutukluluk durumlarına göre ve atayan kişiye göre tam liste:

Soruşturmada adı geçenler, tutukluluk durumlarına göre ve atayan kişiye göre tam liste: Emre Alkİn, Tera Yönetim Kurulu Üyesi, tutuklu, bizzat Cumhurbaşkanı tarafından Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Kurulu'na atanmıştır. Kerem Alkin, Tera Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi, tutuklu, Türkiye'nin OECD Daimi Büyükelçiliğine Erdoğan tarafından atandı, Varlık Fonu ve Halkbank yönetimine Erdoğan tarafından atandı. Emre Tezmen, Tera Yönetim Kurulu Başkanı, tutuklu, Fatma Hanım ve ailesiyle yakın ilişkili. Erkan Kilimci, Tera'nın Genel Müdürü, tutuklu, eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı, 200 liranın üzerinde imzası var, Erdoğan tarafından atandı. Fecir Alptekin, Tera Yönetim Kurulu Üyesi, Cumhurbaşkanı Danışmanı, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi, Erdoğan'ın imzasıyla atandı. Abdulkadir Özkan, Tera Yönetim Kurulu Üyesi, tutuklu, Başbakanlık Başdanışmanı, Erdoğan tarafından atandı. Diyanet ve Millî Eğitim Bakanlığı Basın Müşavirliği yaptı. Erdin Özel, Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı, AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısıydı, Erdoğan tarafından atandı. Muhammet Yarız, Pusula Portföy'de yönetici, tutuklu, eski AK Parti İstanbul Gençlik Kolları Yönetim Kurulu Üyesi. Özdemir Atasever, Özata Yönetim Kurulu Başkanı, tutuklu, AK Parti Tuzla İlçe Başkan Yardımcısı. İskender Balcı, fonda yönetici, tutuklu, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik'in damadı.

Ey Erdoğan, atayan AK Partili, atanan AK Partili, soyan AK Partili, maalesef soyulan da AK Partili, hakkını arayan da YENİ Partili. Sen bu işin tam ortasındasın. Hani 'bizim bu işle hiç ilgimiz yok' diyor ya. Desek desek bir tek biz deriz. Atayan AK Partili, atanan AK Partili, Soyan AK Partili, soyulan AK Partili. Ama soyulan AK Partili kardeşlerime söylüyorum. Sizin hakkınızı aramak da boynunuzun borcudur. Çünkü karıncanın kardeşi var o da YENİ Parti'nin ta kendisidir."

"KURŞUN GEÇİRMEZ OKUL ÇANTASI SATILIYOR"

Özel, şunları kaydetti:

"Dün gördüm, kahroldum. Dedim ki; 'Göreceğiz, bununla yüzleşeceğiz.' Bu ne biliyor musunuz? Kurşun geçirmez okul çantası. Bunu, internette satıyorlar. YouTube'a yazın: 'Kurşun geçirmez okul çantası'. Çanta poligonda gidiyor, her mesafeden kurşun sıkıyorlar. Burası, kurşun geçirmez malzeme kaplı. Çantadan geri dönüyor, çocuğa gösteriyorlar, kurşun sıkılan yöne doğru kalkan çantayı tutup arkasına saklanacaksın diye... Bu niye? Okulda polis yok, güvenlik yok diye. Okulda çocuğu koruyacak yok diye. Yok vallahi! 3 bin kişi, Cumhurbaşkanı'nı korumakla meşgul çünkü. Okulda bulunamayan polisler, Cumhurbaşkanı'nı koruyorlar, 3 bin korumayla geziyor. İşte Türkiye'nin acı gerçeği budur: kurşun geçirmez okul çantası... Bir anda okul polisi yok okulun önünde, koruma yok, çünkü hepsi birden Beyefendi'yi korumakla görevlendirilmişler.

Bugün maalesef bir kötü haber de Başakşehir İmam Hatip Lisesi'nden geldi. 10. sınıf bir kız öğrenci, yedi kız öğrenciyi bıçaklayarak okulda dehşet saçtı. Bunun için bir kez daha buradan söylüyoruz. Biz devletin alıp eğitip, yedi yıl terörle mücadelede sınayıp, liyakatle görevini bırakanlardan, uzman çavuşlarımızdan 60 bin önce, 60 bin takip eden dönemde, 120 bin uzman çavuşu sınava sokup psikolojik test ve okulda görev yapmayla ilgili eğitimin sonunda bunları okulların bahçesinde, önünde, okul güvenliği olarak görevlendireceğiz. Okulların güvenlik sorunu çözülmeden hiçbir siyasetçi kendi güvenliğini bu şekilde sağlamayacak."

ÖZEL'DEN ERİŞİM ENGELLERİNE TEPKİ

Fon krizinde halkın cevap beklediğini ancak iktidarın, "soranın sesini kestiğini" ifade eden Özel, son dönemde sosyal medya hesaplarına gelen erişim engellerine ilişkin şunları söyledi:

"Paranın izini süren gazetecinin, tehlikeyi önceden haber verenin ya da yaşandıktan sonra riskleri anlatan ekonomistin sosyal medya hesaplarına erişim engelleri geliyor. İfade Özgürlüğü Derneği'nin tespitine göre, yalnızca eylül ayında bin 270 X (sosyal medya) hesabına erişim engeli geldi. T24'ün sitesini ve sosyal medya hesaplarını erişime engellediler. Evrensel'in, Sol Haber'in, Kısa Dalga'nın hesaplarını engellediler. 7 bin üyeli Türkiye Psikiyatri Derneği'nin, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu'nun, Kadın Koalisyonu'nun sesini kıstılar.

Kara mizah, şaka gibi, ağlanacak halimize güleceğiz ama sonunda en son hangi hesapların engelli olduğunu ilan eden, yorumsuz veren, EngelliWeb'in sitesini ve sosyal medya hesabını kapattılar. İnanmak güç ama İfade Özgürlüğü Derneği'nin kendi hesabını kapattılar. Ateşi söndüremeyenler; çözümü, dumanı yasaklamakta buldular. Geçtiğimiz Temmuz ayında burada konuştuk. Milletvekillerimiz, ilgili komisyon üyelerimiz, grup başkanvekillerimiz, komisyonda, Meclis'te konuştu. Meselenin kendisi şu: Bu erişim engeli yetkisini, Cumhurbaşkanlığına bağlı Siber Güvenlik Başkanlığı'na verdiler.

"AYM'Yİ YÜRÜTMEYİ DURDURMA YETKİSİNİ KULLANMAYA DAVET EDİYORUZ"

Kanun, temmuz ayının sonunda 31'inde yayınlandı. Biz de bunu 21 Eylül günü yürütmenin durdurulması talebiyle Anayasa Mahkemesi'ne götürdük. O gün komisyonda, Meclis'te, arkadaşlarımız şunu söylüyordu: 'Siz, sosyal medya erişimini bir siyasi partinin genel başkanının atadığı Siber Güvenlik Başkanlığı'na bırakırsanız, bunun siber güvenlikle falan ilgisi kalmaz. Bu, kendileri açısından siyasi güvenlik mücadelesine döner. Muhalifleri susturur' deyince, AK Partili, MHP'li milletvekilleri, 'Yok ya, suçun beş unsuru var, oluşmadan olur mu? Bilmem nesi olur mu' diyorlardı. Şimdi tweeti atıyor, fon krizindeki riski anlatıyor o hesabı kapatıyorlar.

Tayyip Erdoğan, sarayda akşam oturmuş, elde kumanda, nasıl kanal değiştiriyorsa, televizyonu ne kadar kolay kapatıp, ne kadar kolay açıyorsa, muhaliflerin sosyal medya hesaplarını o kadar kolay kapatıyor. Siber Güvenlik Başkanlığı'na söylüyor, onlar zaten kraldan çok kralcı. 'Ya, bu adam ne konuşuyor? Kapatın hesabını' diyor, 'Kapattık efendim, 10 dakika önce' diyorlar, 'Aferin, aferin'... Böyle bir noktaya geldi Türkiye. Yarın saat 12.00'de Anayasa Mahkemesi'nin önünde, Anayasa Mahkemesi'ni suçlayarak değil, ama bu meselenin hassasiyetini vurgulayarak, hesabına erişim engeli gelen gerçek kişileri, kurumları, kurumların yöneticilerini, bizimle birlikte Anayasa Mahkemesi'ne çeşitli yollardan başvuruda bulunmuş herkesi ve erişim engeline karşı sesini yükseltip Anayasa Mahkemesi'ni göreve çağırmak isteyenleri, yarın 12.00'de Anayasa Mahkemesi'nin önüne bekliyoruz.

Yarın orada elbette biz de başvurusu olanlardan biri olarak, hesabı engellenenler, sansüre uğrayanlar orada konuşacaklar. Düşünün önceki düzenlemeyi, daha öncesini, diğer ülkelerdeki uygulamaları... Böyle bir şey olması için yargı kararı olması lazım, kademe kademe geldi bunlar. Önce BTK kapatıyor, ardından bir gün içinde konu yargıya taşınıyor. Şimdi ise iş, 'Tayyip Bey söyler, Siber Güvenlik Başkanlığı kapatır' noktasına geldi. Böyle bir hak ihlali söz konusuyken, Anayasa Mahkemesi'nden bir süredir terk ettiği, yürütmeyi durdurma yetkisini yeniden kullanmasını bekliyoruz. Çünkü bu yetki, Anayasa Mahkemesi'nin geçmiş içtihatlarıyla kazandığı ve onu Anayasa Mahkemesi yapan en önemli yetkilerden biridir. Yoksa 9 ay, 10 ay, 12 ay sonra millet haklı denecek, 12 ay boyunca susturulanlar ne olacak? 12 ay sonra aynı kanunun bir kelimesini değiştirerek, anlamı değiştirmeden virgülü, noktalı virgül yaparak götürüyorlar. Bir 12 ay daha kazanıyorlar.

ÖZEL, ALİ ŞEKEROĞLU'NU ANDI

Anayasa Mahkemesi, bu tip durumlarda verdiği kararı boşa düşüren yani ona; 'Biz seni saymıyoruz, sallamıyoruz, umrumuzda değilsin. Seni bağlayıcı bir kurum olarak görmüyoruz' diyen şımarık yasama anlayışına, şımarık iktidarın dayattığı kalitesiz ve hak kaybettirici yasama anlayışına karşı milletin hakkını, hukukunu savunmak için yürütmeyi durdurma hakkını kullanmaya davet ediyoruz. Allah gani gani rahmet eylesin, Ali Şekeroğlu, emekli polis, geçen hafta 10 gün önce AYM önünde beylik silahıyla canına kıydı. Seyyanen zam hakkını emekliler için isterken, bunu protesto ederken; 'Para için değil, onurum için' diyerek tetiği çekti. O günden bugüne iktidar basını kör... İktidar basını görmedi, söylemedi, yazmadı. Erdoğan, bir kelime bile bu konuda konuşmadı.

Geçen hafta içinde ayrıca, 5 polisimiz intihar etti ve ailesini, milletimizi yasa boğdu. Hem polislerin, hem emeklilerin, tüm memurların, tüm emekçilerin içinde bulundukları bu zorlukların bu parlamento tarafından görülmesi gerekiyor. Bir kez daha hayatını kaybeden Ali Şekeroğlu'na başsağlığı diliyoruz. Bütün emeklilerin ve bütün emniyet mensuplarının başı sağ olsun."

"ARHAVİ PAZARINDA VATANDAŞIN ALIM GÜCÜ NASIL DİYE SORDUM, BİR TEYZE 'SIFIR' DEDİ"

Özel, hafta sonu Artvin ve Rize mitinglerinde gerçekleştirdiği pazar ziyaretlerne ilişkin, şu ifadeleri kullandı:

"Hafta sonu Artvin'deydim iki gün. Artvin Merkez ve ilçelerini ve dediğim gibi Rize'nin Pazar ilçesini ziyaret ettim. En son Artvin'den ayrılmadan önceki son ziyaret Arhavi'yeydi, Arhavi pazarına. Pazarda hem pazardakilerle hem pazarlık yapanlarla, satamayanla ve alamayanla ayrı ayrı sohbet ettik. Türkiye'nin dört bir yanında pazarlarda, uzun uzun insan hikayeleri, zorluklar... Örneğin fasulyenin Pazar'da, tarlada 8 liraya koparılıp pazarda 60 lira, İstanbul'da 150 lira, Bodrum'da 200 lira olması konuşuluyor. Mazot konuşuluyor, pahalı ve gitgide de pahalılaşan şimdi de özelleştirme tehlikesindeki otoyolların maliyetleri konuşuluyor.

Çıkmayan hal yasası, olmayan lisanslı depoculuk, üretici kooperatiflerinin ayakta kalamaması, devletin çeşitli kurumları, Fiskobirlik'ini, Çaykur'unu, Tariş'ini desteklemeyip kösteklemesi konuşuluyor. Ve o fiyatlar nasıl oluşuyor ve millet ne kadar zorlanıyor? Milletimiz anlatıyor, biz de dinliyoruz. Artvin'de o sarı fasulye var, turşuluk fasulye. 100 lira kilosu. Onu satan teyzeme gittim. Selamlaştık. Dedim ki 'Teyzecim, vatandaşın alım gücü nasıl'. Bana dedi ki; 'sıfır.' Daha daha iyi açıklanamazdı. Çünkü beyefendiler saraylarında oturup emekliye 23 bin lira verince, açlık sınırı 37 bin lirayı geçmiş; işçilere 28 bin lira verince yoksulluk sınırı 130 bin liraya dayanmış. Oradaki geçim durumunu sorunca lafı uzatmadı teyze, 'Sıfır' dedi geçti.



ÖZEL, TÜİK'İN ENFLASYON VERİLERİNİ ELEŞTİRDİ

TÜİK dün enflasyon verilerini açıklandı. 'Sıfırın da altında' dediler enflasyon için. İlk kez gıda enflasyonu bu ay duy da inanma yüzde -0.2 olmuş. Ancak enflasyon aylık 1,8 yıllık 29,7. Yıl 2026... 2022'den beri Erdoğan'ın sözü var her yıl tek haneli enflasyona ulaşacağız. 2026 bitiyor, yüzde 30 enflasyondayız. TÜİK'e göre, Tayyip'i üzmeyen istatistik kurumuna göre yüzde 30; diğer kurumlar, yüzde 50, yüzde 60 hesaplıyorlar. Gıda enflasyonumuz, yüzde 27.6. Dünya ortalaması, yani Türkiye tarımda kendine yetebilen 7 ülkedendir diye okuyorduk ya ilkokuldaki kitaplarda, anlatıyorduk. Bugün dünyada kendine yeten yedi ülkeden birinde gıda enflasyonu, yüzde 27,5, bütün dünya ortalaması yüzde 5,8. Avrupa Birliği ortalaması yüzde 0,3. Avrupa Birliği'nin 90 katı gıda enflasyonu var Türkiye'de. Gelir adaletsizliğinde Avrupa'da birinci sıradayız. Ülkenin en zengin yüzde 1'i, gelirin yüzde 35'ine sahip. Nüfusun yoksul yüzde 90'ı, yani 0'dan yüzde 90'a kadar olan kısmı yüzde 32'ye sahip. Yani yüzde 1, yüzde 90'dan daha fazla gelire ve servete sahip durumdalar.

Şimdi TÜİK çıkmış diyor ki, 'Üzülmeyin, bu ay gıda enflasyonu yüzde -0,2. Burada, tabii TÜİK'e güvenmiyorsun, gidip kendin alıyorsun. Bu üç harfliler var ya, iktidara en yakın o üç harflilerin satışı, bir tek bu piyasadaki bildiğiniz simit. Eylül 2025'te 15 lira, hepiniz biliyorsunuz, şimdi 20 lira, yüzde 33. Üç harflide yoğurt, kooperatif markası reklama girmez Torku. Yüzde 46 artmış. Nasıl? 179 liradan 259 liraya çıkmış, yüzde 46 artmış. Bir de normalde 349 duruyor, 'Yüzde 26 indirim yaptım' diyor. Ona rağmen yüzde 46. Paket pirinç, 59 liradan 99 liraya çıkmış yüzde 46. Yüzde 20 yağlı dana kıymanın 400 gramlık paketi, 179 liraymış, 279 liraya çıkmış yüzde 55. Tost peyniri, 215 liradan 349 liraya çıkmış yüzde 62. Tereyağı 219 liradan 385 liraya çıkmış yüzde 76. İşte kendi kendine yeten Türkiye'nin, Tayyip Erdoğan'ın eline düşüp kendi kendine ettiği.

Önümüzdeki seçimde Erdoğan'dan kurtulmadan bu enflasyondan kurtulmaz. Milletimize emanet ediyorum. Bir de geçmişte çok kötü kullanıldı, devlet sosyal yardım diye makarna dağıtınca, ona bize bir itiraz ettik hep dedik ki 'Kim ne sosyal yardım yapıyorsa ihtiyaç sahibine varıyorsa doğrudur. Onları bu hale düşürenler utansın. Yoksa onu alanlar neden utansın?' Şimdi 2013'te kişi başına makarna tüketimi, 4,5 kiloymuş bundan 13 yıl önce. Bu sene 9 kiloya çıkmış. Bu, beslenme sağlığı açısından çocuk gelişimi açısından ve halk sağlığı açısından olabilecek en büyük tehlike. Yani tüketilen makarnanın kişi başına 4,5 kilodan 9 kiloya çıkması...

Bu makarnada da çok çarpıcı bir örnek var. 2023 yılında 13 lira ve kişi başı 4,5 kilo makarna tüketiyoruz. 2026'da 9 kiloya çıkmış ya fiyatı da 53 liraya çıkmış. Emeklinin makarnası, en düşük emekli maaşıyla 2013'te 577 paket makarna alınabilirken bugün 443 paket alınabiliyor. Bu, sadece 12 yılda bütün AK Parti iktidarı boyunca da değil ve aradaki bu sürede 134 paket makarna kayıp. Şimdi burada, Erdoğan'a bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Diyor ki '3 yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız bana beddua edin' diyor. Erdoğan'a buradan şunu söylüyoruz: Bu milletin kimseye beddua etmek huyu değildir. Bedduadan korkarız ama senden kurtulup karnımızı doyurabilmek için Allah'a dua ediyoruz."

BTP lideri Hüseyin Baş: "Atatürk İstanbul'un ikinci fatihidir"

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşunun 103. yıl dönümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü rahmetle andı ve Atatürk'ün İstanbul'un ikinci fatihi olduğunu belirtti

06.10.2026 12:42:00
Haber Merkezi
 
BTP lideri Hüseyin Baş: "Atatürk İstanbul'un ikinci fatihidir"
BTP lideri Hüseyin Baş: "Atatürk İstanbul'un ikinci fatihidir"
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşunun 103. yıl dönümünü kutladı.

Sosyal medya hesabından "Geldikleri gibi giderler" başlığı ile paylaşım yapan BTP lideri; "4 yıl, 10 ay, 23 gün süren düşman işgalinin ardından 6 Ekim 1923'te İstanbul yeniden Türk yurdu oldu. Bu büyük zaferi mümkün kılan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarını rahmet ve minnetle anıyorum. İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşunun 103. yılı kutlu olsun…" ifadelerini kullandı.

"İstanbul'un ikinci fatihi Atatürk'tür"

BTP Genel Başkan Hüseyin Baş paylaşımında bir de videoya yer verdi.

Videoda Hüseyin Baş şu ifadeleri kullanıyor:

"Atatürk İstanbul'a geldiğinde tarih 13 Kasım 1918. Haydar Paşa limanı önünden geçen İngiliz zırhlılarını görünce, " geldikleri gibi giderler" diyor.

İstanbul'un 2 tane fatihi vardır. Birincisi 1453'te İstanbul'un kapılarını Türklere açan Fatih Sultan Mehmet Han'dır.  İstanbul'un ikinci fatihi ve diğer bütün fetihlerimizi anlamlı kılan ve bugün yaşamamızın, o fetihleri kutlamamızın arkasındaki teminat olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür.

Galata Kulesinde 4,5 yıl İngiliz bayrağı sallandı. Bu İstanbul'u işgalden kurtaran Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür. Bunu da Onlara öğreteceğiz, hiç kimsenin kuşkusu olmasın. "

Sanatçı Göksel Arsoy, 7 Ekim'de son yolculuğuna uğurlanacak


 
Türk sinemasının "Altın Çocuk" lakaplı usta oyuncusu Göksel Arsoy'un cenazesi 7 Ekim'de İstanbul'da toprağa verilecek.

06.10.2026 10:48:00
AA
 
Sanatçı Göksel Arsoy, 7 Ekim'de son yolculuğuna uğurlanacak
Sanatçı Göksel Arsoy, 7 Ekim'de son yolculuğuna uğurlanacak

Türk sinemasının "Altın Çocuk" lakaplı usta oyuncusu Göksel Arsoy'un kızı Aşkım Arsoy'un sosyal medya hesabından verdiği bilgiye göre 90 yaşında vefat eden Göksel Arsoy için 7 Ekim'de Barbaros Hayrettin Paşa Camisi'nde öğle vakti cenaze namazı kılınacak. Ardından sanatçının cenazesi, Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedilecek.
Kayseri'de 15 Mart 1936'da dünyaya gelen Göksel Arsoy, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde öğrenim gördüğü sırada Yeşilköy Havalimanı'nda çalıştı.

Samanyolu filmiyle ünlendi

Yapımcı Fuat Rutkay ve yönetmen Sırrı Gültekin'in dikkatini çekmesinin ardından 1957'de "Kara Günlerim" filmiyle sinemaya adım atan Arsoy, "Kelepçe" ve "Samanyolu" filmleriyle kısa sürede Yeşilçam'ın önde gelen oyuncuları arasına girdi.
Özellikle 1959 yapımı "Samanyolu" filminde Belgin Doruk ile başrolü paylaşması, sanatçının kariyerinde dönüm noktası oldu. Usta sanatçı, Belgin Doruk ile 15 filmde birlikte rol aldı. İkili, dönemin en sevilen sinema çiftlerinden biri haline geldi.

Göksel Arsoy'un sinema kariyerinde oyunculuğun yanı sıra yapımcılık da önemli yer tuttu. Kendi film şirketini kurarak 12 yapım üreten Arsoy, çocukluk yıllarından itibaren büyük ilgi duyduğu havacılığı sinemaya taşıdı. Unutulmaz oyuncu, Türk sinemasının ilk havacılık filmlerinden biri olarak nitelendirdiği 1963 yapımı "Şafak Bekçileri"nde hem yapımcılığı üstlendi hem başrol oynadı.
Sanatçı, oyunculuğunun yanı sıra yapımcı kimliği, müzik çalışmaları ve sinemaya kazandırdığı farklı türdeki projelerle de Yeşilçam'da kendine özgü bir yer edindi.

İzmir'de Bayraklı Belediyesine operasyon

İzmir'de Bayraklı Belediyesine yönelik "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak", "rüşvet" ve "ihaleye fesat karıştırmak" iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında eski Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal'ın da bulunduğu 46 şüpheli gözaltına alındı

06.10.2026 10:44:00 / Güncelleme: 06.10.2026 13:40:38
AA
 
İzmir'de Bayraklı Belediyesine operasyon
İzmir'de Bayraklı Belediyesine operasyon
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Başsavcılık koordinesinde, İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele ve İstihbarat şubelerince müşterek çalışma gerçekleştirildiği belirtildi.

Soruşturmanın önceki dönem Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal'ın elebaşılığında hareket ettiği öne sürülen yapılanmaya yönelik yürütüldüğü kaydedilen açıklamada, "Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, rüşvet ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarına ilişkin deliller elde edilmesi üzerine operasyon kararı alınmıştır." ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Soruşturma kapsamında, Sayıştay raporları, MASAK raporları, yapılan teknik ve fiziki çalışmalar, elde edilen bilgi ve belgeler doğrultusunda, aralarında önceki dönem Bayraklı Belediye Başkanı, belediye ve belediye şirketlerinde görev yapmış yöneticiler ile çalışanlar ve çeşitli şirketlerin yetkili ve sahiplerinin de bulunduğu toplam 48 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiştir."

Kamu zararı ve rüşvet belirlendi

Sayıştayın, 2025'te belediye iştiraki BAYBEL A.Ş'ye yönelik mali denetimde 2024 yılında gerçekleştirilen bazı ihale ve doğrudan teminlerde usulsüzlük yapıldığı, kamu zararına neden olunduğu yönünde tespitlerde bulunduğu, bunların raporlarla da teyit edilmesi üzerine soruşturmanın derinleştirildiği belirtildi.

BAYBEL A.Ş. tarafından gerçekleştirilen bazı ihale ve doğrudan teminlerde teklif veren firmaların birbiriyle irtibatlı olduğu, bazı hizmetlerin kağıt üzerinde alınmış gibi gösterildiği veya eksik gerçekleştirildiği, tekliflerin çoğunlukla aynı firmalardan alındığı, hak ediş ödemelerinin ardından paraların firmalar arasında paylaştırıldığı ifade edildi.

BAYBEL A.Ş. tarafından firmalara yapılan bazı ödemelerin daha sonra eski BAYBEL Yönetim Kurulu Başkanı B.U. ve kardeşi H.U. ile Serdar Sandal'ın oğlu Y. Sandal'ın hesaplarına aktarıldığı kaydedildi.

Mali incelemelerde usulsüz iş ve işlemler nedeniyle 2023-2024 yıllarında toplam 20 milyon 85 bin 188 lira 5 kuruş kamu zararına neden olunduğu, ayrıca doğrudan temin alan firma sahipleri tarafından Bayraklı Belediyesi personeline toplam 4 milyon 625 bin 400 lira rüşvet niteliğinde para gönderildiğinin tespit edildiği öğrenildi.

5 ilde eş zamanlı operasyon

Hakkında gözaltı kararı verilen 48 şüpheliye yönelik İzmir merkezli İstanbul, Ankara, Elazığ ve Muğla'da eş zamanlı operasyon düzenlendi.

Eski Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal, oğlu Y. Sandal, eski Bayraklı CHP İlçe Başkanı ve belediye çalışanı D.G, eski BAYBEL A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve Belediye Meclis Üyesi M.C.S, Karşıyaka Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü H.C.Ö, İzmir Büyükşehir Belediyesinde şube müdürü olarak görev yapan A.A. ve O.Ç.Ş'nin de aralarında olduğu 46 şüpheli yakalandı.

Operasyonda ruhsatsız tabanca ve dijital materyallere el konuldu.

Diğer şüpheliler eski BAYBEL A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı B.U. ile F.F'nin yakalanması için çalışmaların sürdüğü belirtildi.

Trabzon dondurması dünyaya açılacak


 
Coğrafi işaret alan Trabzon dondurması gastronomi turizmine kazandırılacak. 

06.10.2026 10:39:00
Haber Merkezi/AA
 
Trabzon dondurması dünyaya açılacak
Trabzon dondurması dünyaya açılacak

Doğal güzellikleri, tarihi ve kültürel değerleriyle her yıl çok sayıda ziyaretçiyi ağırlayan Trabzon'da, coğrafi işaretle tescillenen Trabzon dondurmasının kentin gastronomi turizmine katkı sağlaması hedefleniyor.

Keçi değil imek sütü kullanılıyor

Yağlı inek sütü, salep ve şeker kullanılarak üretilen, uzun süre pişirilmesiyle benzerlerinden ayrılan Trabzon dondurmasının tescilin ardından kentte ortak reçeteyle yaygınlaştırılarak Türkiye'nin yanı sıra farklı ülkelerde de tanıtılması amaçlanıyor.
Kentteki üreticilerin fındık ve ligarba gibi yöresel ürünlerle de çeşitlendirdiği dondurmanın, Trabzon'un gastronomi alanındaki marka değerinin artırılmasının yanı sıra süt üreticilerine, istihdama ve şehir ekonomisine katkı sunması bekleniyor.
Yaklaşık 2 yıl önce Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif Şen'in araştırmasının ardından Trabzon Ticaret ve Sanayi Odasının (TTSO) Türk Patent ve Marka Kurumuna yaptığı başvuru sonucu ürün, Trabzon dondurması adıyla coğrafi işaret tescil belgesi aldı. Akçaabat köftesi ve Trabzon kuymağı gibi gastronomi değerleri arasına katılan dondurma, kentin gıda alanındaki 10'uncu coğrafi işaretli ürünü oldu.

Üç ürün daha listede

TTSO Başkanı Erkut Çelebi, Trabzon'un 10'u gıda alanında olmak üzere toplam 16 tescilli ürünü bulunduğunu belirterek, aşırı tuzlu Araklı Aho peyniri, Sürmene tenekede pişirilen mısır ekmeği ve sarı kurabiye için de coğrafi işaret tescil belgesi alınmasına yönelik girişimlerin sürdüğünü söyledi.
Dondurmanın ekonomik ve katma değer açısından önemli bir ürün olduğunu ifade eden Çelebi, "Trabzon'a çok büyük değer katacak bir ürün. Trabzon dondurmasının ilk etapta Türkiye'ye, ikinci etapta da dünyanın farklı noktalarına taşınması, götürülüp satılması ve ihraç edilmesi kapsamında altyapı çalışmaları başlatıldı" dedi.

Geçmişi eskilere dayanıyor

Trabzon dondurmasının geçmişinin 1800'lü yıllara dayandığını belirten Çelebi, ürünün ortak bir marka altında tanıtılmasını hedeflediklerini dile getirdi.
Dondurmanın tescillenmesi dolayısıyla mutlu olduklarını aktaran Çelebi, "Tarih boyunca Trabzon'da birçok dondurma Trabzon dondurması adı altında tek marka altında birleştirilip, Trabzon dondurması olarak da dünyada marka yaratmaya çalışacağız, Trabzon'umuza hayırlı uğurlu olsun. Trabzon dondurması, gastronomiye de bir değer katacaktır" diye konuştu.
Doç. Dr. Şen de yağlı inek sütü kullanılarak üretilen dondurmanın, dünya literatüründe en az 8 saat pişirilerek elde edilen ilk dondurma olma özelliğine sahip olabileceğini söyledi. Şen, uzun süre pişirildiği için sütün renginin sarımtırak bir hal aldığını ifade ederek, şunları kaydetti: "Bilimsel olarak yapılan duyusal testlerde bu özellik tüketicilerin hem lezzet hem de görünüm bakımından üründen memnuniyet duymalarına sebebiyet vermektedir. Yine uzun süre pişirme sonucu ortaya çıkan yüksek kuru madde, Trabzon dondurmasında yüksek protein ve yağa, sonuç olarak da yüksek besin değeri ve viskoz bir yapı ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir."

Şen, geçmişten bugüne ulaşan Trabzon dondurmasının, özellikle kentin UNESCO gastronomi şehri adaylığı sürecinde tescillenmesinin kent açısından önemli olduğunu vurguladı.
Trabzon dondurması üretimi yapan işletmeci Bekir Aktürk ise süt, salep ve şekerin birleşimiyle hazırlanan dondurmanın tescillenmesinin ardından daha geniş kitlelere ulaştırılmasını hedeflediklerini söyledi.
Herhangi bir katkı maddesi olmayan, sütün kendi yağıyla üretilen dondurmanın Trabzon'un doğal lezzetleri arasında yer aldığını belirten Aktürk, ürünün hijyen kurallarına uyularak üretildiğini kaydetti.

Yolcu uçağında "bomba" ihbarı asılsız çıktı

Şanlıurfa GAP Havalimanı'na iniş yapan bir yolcu uçağında "patlayıcı madde bulunduğu" ihbarı asılsız çıktı

06.10.2026 01:20:00
AA
 
Yolcu uçağında "bomba" ihbarı asılsız çıktı
Yolcu uçağında "bomba" ihbarı asılsız çıktı

Ankara'dan Şanlıurfa'ya gelen ve içinde 7'si mürettebat 143 kişinin bulunduğu AJet'e ait yolcu uçağının lavabosunda, "Arka kargoda 1 kg C4 var" yazılı not bulundu.

Pilotların durumu kuleye bildirmesinin ardından Şanlıurfa GAP Havalimanı'na iniş yapan uçaktaki yolcular, yoğun güvenlik önlemi alınarak tahliye edildi.

Daha sonra bomba imha ekiplerince yapılan kontrollerde herhangi bir olumsuzluğa rastlanmadı.

Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak, havalimanında gazetecilere yaptığı açıklamada, yolcu uçağında "patlayıcı madde olduğu" yönünde not bulunması üzerine başlatılan arama çalışmasının sonuçlandığını söyledi.

Herhangi bir olumsuzluğa rastlanmadığını belirten Şıldak, "Çalışmalar sonrası uçak park alanına alındı. Hava trafiğini tekrar normale döndürüyoruz. Olaydan etkilenen tüm yolcularımıza, mürettebatımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum." dedi.

Vali Şıldak, konuyla ilgili gözaltı olup olmadığı yönündeki soruya, "Adli süreç devam ediyor. Başsavcılığımız tarafından yürütülen adli soruşturma kapsamında gerekli araştırma ve inceleme yapılacak. Tüm gerekli delil toplama faaliyetleri devam ediyor. Şu an için bir güvenlik sorunu bulunmuyor, hava trafiğini de başlatmış bulunuyoruz." yanıtını verdi. AA

Şanlıurfa'ya iniş yapan yolcu uçağında bomba ihbarı

Ankara'dan Şanlıurfa'ya sefer yapan yolcu uçağında patlayıcı madde bulunduğuna ilişkin not tespit edilmesi üzerine uçak, Şanlıurfa GAP Havalimanı'na güvenli şekilde iniş yaptı. Uçakta bulunan 136 yolcu ve 7 mürettebatın tahliyesi için gerekli güvenlik tedbirleri alındı

05.10.2026 22:58:00
İhlas Haber Ajansı
 
Şanlıurfa'ya iniş yapan yolcu uçağında bomba ihbarı
Şanlıurfa'ya iniş yapan yolcu uçağında bomba ihbarı
Ankara'dan Şanlıurfa'ya sefer yapan yolcu uçağında patlayıcı madde bulunduğuna ilişkin not tespit edilmesi üzerine uçak, Şanlıurfa GAP Havalimanı'na güvenli şekilde iniş yaptı. Uçakta bulunan 136 yolcu ve 7 mürettebatın tahliyesi için gerekli güvenlik tedbirleri alındı.

Edinilen bilgilere göre, bir hava yolu şirketinin VF 4180 sefer sayılı uçağı saat 19.00'da Ankara'dan Şanlıurfa'ya hareket etti. Uçakta patlayıcı madde bulunduğuna ilişkin bir not bulunması üzerine durum güvenlik birimlerine bildirildi.

Uçak, saat 20.05'te Şanlıurfa GAP Havalimanı'na iniş yaptı. Uçakta bulunan 136 yolcu ve 7 mürettebatın güvenli şekilde tahliye edilmesi için gerekli tedbirler alındı. Yolcuların ve mürettebatın tahliyesinin ardından güvenlik birimleri tarafından uçakta patlayıcı madde araması gerçekleştirilecek.
Olayla ilgili güvenlik birimlerinin çalışmaları sürüyor.

Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak'tan bomba ihbarı yapılan uçağa ilişkin açıklama

Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak, Ankara'dan Şanlıurfa'ya sefer yapan bir yolcu uçağında patlayıcı madde bulunduğuna ilişkin not bulunduğunu ve iniş yapan uçaktaki yolcuların ve mürettebatın güvenli şekilde tahliyesinin ardından uçakta arama yapılacağını açıkladı.

Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak yaptığı açıklamada, "5 Ekim 2026 tarihinde saat 19.00'da Ankara'dan Şanlıurfa'ya hareket eden yolcu uçağında patlayıcı madde bulunduğuna ilişkin bir not bulunması üzerine söz konusu uçak saat 20.05'te Şanlıurfa GAP Havalimanı'na iniş yapmış olup, yolcuların güvenli şekilde tahliye edilmesi ve devamında uçakta güvenlik birimlerimiz tarafından patlayıcı madde araması gerçekleştirilecektir. Uçakta 136 yolcu ve 7 mürettebat bulunmaktadır. Uçakta bulunan yolcuların ve mürettebatın güvenli şekilde tahliyesi için bütün tedbirler alınmıştır" dedi.

HAREM-İ İBRAHİM’DE PROVOKASYON: AKP YİNE ‘LANETLEDİ’!

Harem-i İbrahim Camii’nde yeni provokasyon… AK Parti yine “lanetledi”. Peki, somut adım ne olacak?

05.10.2026 21:30:00
Haber Merkezi
 
HAREM-İ İBRAHİM’DE PROVOKASYON: AKP YİNE ‘LANETLEDİ’!
HAREM-İ İBRAHİM’DE PROVOKASYON: AKP YİNE ‘LANETLEDİ’!
Harem-i İbrahim Camii'nde İsrailli yerleşimcilerin provokasyonuna AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik sert tepki gösterdi: "Barbarlıktır… Sessiz kalmayacağız."

Ancak kamuoyunun önündeki soru değişmedi: Lanetlemek, kınamak ve tepki göstermek yetiyor mu? Türkiye bundan sonra hangi somut adımı atacak?

İşgal altındaki Batı Şeria'nın El Halil kentindeki Harem-i İbrahim Camii'nde İsrailli yerleşimcilerin müzik eşliğinde dans ederek provokasyon yaptığı görüntüler büyük tepki çekti. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla olayı sert sözlerle kınadı.

Çelik, "Harem-i İbrahim Camii'ne yönelik devam eden insanlık dışı saygısızlıkları ve işgalcilerin camide yaptığı provokasyonları lanetliyoruz" dedi. İsrail makamlarının hukuksuzlukları "teşvik ve himaye etmesinin kabul edilemez" olduğunu belirten Çelik, "Kutsallarımıza yönelik bu fütursuz saldırılara karşı sessiz kalmayacağız" ifadelerini kullandı.

SORU BASİT: PEKİ SONRA?

Çelik'in sözleri sert. Fakat kamuoyunun merak ettiği konu artık yalnızca "Türkiye ne düşünüyor?" değil.

Asıl soru şu: Türkiye ne yapacak?

Çünkü Harem-i İbrahim Camii meselesi bugün ortaya çıkmış bir olay değil. Türkiye, daha önce de İsrail'in caminin statüsüne yönelik girişimlerini reddetti. Dışişleri Bakanlığı Temmuz 2025'te İsrail'in Harem-i İbrahim Camii'nin statüsünü değiştirme ve Filistinlilere ait yetkileri gasp etme girişimlerine karşı uluslararası toplumdan tedbir alınmasını istemişti.

Eylül 2026'da ise İsrail'in Yahudi bayramlarını gerekçe göstererek camiyi günler boyunca ibadete kapattığı bildirildi. Yani mesele tek bir provokasyon değil; tekrarlanan bir uygulama.

"SESSİZ KALMAYACAĞIZ" DENİYOR AMA…

Türkiye'nin İsrail'le ticareti 2 Mayıs 2024'ten itibaren tamamen durdurduğunu Ticaret Bakanlığı açıklıyor.

Ancak bunun dışında Mescid-i Aksa, Harem-i İbrahim gibi kutsal mekânlara yönelik ihlalleri durdurmaya yönelik hangi yeni diplomatik, hukuki veya uluslararası girişimin devreye sokulacağı kamuoyuna açıklanmış değil.

Üstelik TBMM'de İsrail'e yönelik daha kapsamlı bir ambargo öngören bir kanun teklifi de bulunuyor. Teklifte İsrail gemilerinin Türkiye limanlarına girişinin yasaklanması ve Türkiye'de yaşayan hiç kimsenin İsrail'le ticaret yapamaması öngörülüyor; ancak teklif hâlen komisyonda.

LANETLEME DEĞİL, CAYDIRICILIK

Türkiye'nin "kınama" ve "lanetleme" açıklamalarının ötesine geçip geçmeyeceği tartışması tam da burada başlıyor.

İsrail'in kutsal mekânlara yönelik uygulamaları sürerken Ankara'nın önünde diplomatik girişimlerden uluslararası kuruluşlara başvurulara, yaptırım mekanizmalarından uluslararası baskının artırılmasına kadar çeşitli araçlar bulunuyor.

Dışişleri Bakanlığı da daha önce Mescid-i Aksa baskınları sonrasında "caydırıcı tedbirler" çağrısı yapmıştı.

Ertürk’e 2 yıl 2 ay hapis, ardından tahliye

Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, üç yıl önceki televizyon programındaki sözleri nedeniyle 17 Ağustos’ta tutuklandı

05.10.2026 21:01:00
Haber Merkezi
 
Ertürk’e 2 yıl 2 ay hapis, ardından tahliye
Ertürk’e 2 yıl 2 ay hapis, ardından tahliye
Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, üç yıl önceki televizyon programındaki sözleri nedeniyle 17 Ağustos'ta tutuklandı. Bakırköy 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada hapis cezasına çarptırılan Ertürk, tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak tahliye edildi. Kararın ardından gözaltı ve tutuklama tedbirinin gerekliliği yeniden tartışma konusu oldu.

Emekli Tuğamiral Türker Ertürk hakkında sosyal medyada yeniden dolaşıma giren televizyon programı görüntüleri üzerine soruşturma başlatıldı. Ertürk, 17 Ağustos 2026'da gözaltına alındıktan sonra "halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit" ve "suç işlemeye tahrik" suçlamalarıyla tutuklandı.

Ancak Ertürk'ün tutuklanmasının ardından başlayan hukuki tartışmanın merkezinde şu soru bulunuyor: Bir kişinin tutuklanması için yalnızca hakkında kuvvetli suç şüphesinin bulunması yeterli mi?

Kanun ne diyor?

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesine göre tutuklama için kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin yanı sıra tutuklama nedeninin bulunması gerekiyor. Ayrıca tutuklama, beklenen ceza ile ölçülü değilse uygulanamıyor.

Kanunda tutuklama nedenleri arasında kişinin kaçması veya kaçacağına ilişkin somut olgular ile delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ya da tanıklar üzerinde baskı kurma ihtimaline ilişkin kuvvetli şüphe bulunması sayılıyor.

Üstelik CMK'nın 101. maddesi, tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesinin, tutuklama nedenlerinin, ölçülülüğün ve adli kontrolün neden yetersiz kalacağının somut olgularla açıkça gerekçelendirilmesini zorunlu kılıyor.

Dosyada tartışmanın kilit noktası

Ertürk'ün suçlamaya konu edilen sözleri bir televizyon programında söylenmiş ve söz konusu görüntüler daha sonra sosyal medyada yeniden gündeme gelmişti. Ertürk ise duruşmadaki savunmasında görüntülerin yıllar önceki bir televizyon programından kesilerek oluşturulduğunu ve bağlamından koparıldığını savundu.

Dolayısıyla soruşturmanın dayandığı görüntülerin mevcut olması, tutuklamanın kendiliğinden zorunlu olduğu anlamına gelmiyor. Tutuklama açısından ayrıca kaçma, delilleri karartma veya benzeri somut tutuklama nedenlerinin ve adli kontrolün neden yeterli olmayacağının ortaya konulması gerekiyor.

Mahkeme ceza verdi ama tahliye etti

Bugünkü duruşmada mahkeme Ertürk hakkında hapis cezasına hükmetti. Haber kaynaklarında kararın miktarı konusunda farklı aktarımlar bulunuyor; DHA, 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası verildiğini bildirirken, bazı kaynaklar 1 yıl 14 ay 20 gün şeklinde aktardı. Ortak nokta ise mahkemenin Ertürk'ün tahliyesine karar vermiş olması.

Bu tablo hukuken önemli bir soruyu gündeme getiriyor:

Eğer tutuklama tedbiri gerekli ve ölçülüydüyse, neden ilk duruşmada verilen ceza sonrasında Ertürk tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak tahliye edildi?

İfade özgürlüğünü ilgilendiren bir dosyada, tutuklama tedbirinin gerçekten zorunlu olup olmadığı ve daha hafif bir tedbirle aynı amaca ulaşılıp ulaşılamayacağı hukuk açısından tartışmanın merkezinde bulunuyor.

Ertürk açısından ortaya çıkan tablo ise dikkat çekici: 17 Ağustos'ta tutuklandı, 5 Ekim'de hâkim karşısına çıktı, hapis cezası aldı ve tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak tahliye edildi.

Asıl soru şu: "Verilen hapis cezasından önce 49 gün süren tutukluluk gerçekten zorunlu muydu?"

Erdoğan 77. Uluslararası Uzay Kongresi Açılış Töreni'nde konuştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye'nin uzay yarışında geri kalmasına asla müsaade etmedik. Önümüze çıkan engellere ve zorluklara rağmen kısa sürede kayda değer mesafe aldık" dedi

05.10.2026 19:20:00
AA
 
Erdoğan 77. Uluslararası Uzay Kongresi Açılış Töreni'nde konuştu
Erdoğan 77. Uluslararası Uzay Kongresi Açılış Töreni'nde konuştu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Antalya NEST Kongre Merkezi'nde düzenlenen 77. Uluslararası Uzay Kongresi Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada, Akdeniz'in incisi Antalya'da böylesine kapsamlı bir organizasyonda katılımcıları misafir etmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu söyledi.

77. Uluslararası Uzay Kongresi vesilesiyle dünyanın 111 ülkesinden Türkiye'yi teşrif edenlere "hoş geldiniz" diyen Erdoğan, "Türkiye'nin ilk kez ev sahipliği yaptığı bu büyük buluşmanın ülkelerimiz, halklarımız ve insanlığın ortak geleceği açısından hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Kongrenin düzenlenmesine destek olan, bu önemli uluslararası etkinliğin icrasında emeği geçen tüm kurumlarımızı canıgönülden tebrik ediyorum. 'Dünyanın daha fazla uzaya ihtiyacı var' temasıyla tertiplenen kongre kapsamındaki etkinliklerin yeni işbirliklerine kapı aralamasını diliyorum." dedi.

Erdoğan, öncelikle bir hususa dikkati çekmek istediğini belirterek, şöyle devam etti:

"Haberleşmeden güvenliğe, ekonomiden ulaşıma, tarımdan afet yönetimine, insanlığın her alanda katettiği mesafenin temelinde bilim ve teknoloji vardır. Bilim ve teknolojideki ilerlemenin doğrudan yansıdığı en kritik alan ise şüphesiz uzaydır. Dolayısıyla bugün uzayda daha fazla yer edinmek, aslında yeryüzünde insanlığın hayatını daha güvenli, daha müreffeh ve daha sürdürülebilir hale getirmek anlamına geliyor. Kongre münasebetiyle yapılacak toplantı, görüşme, sunum ve istişarelerin bu minvalde ufkumuzu aydınlatan tartışmalara vesile olacağına inanıyor, değerli fikirleriyle kongreye katkı sunacak herkese teşekkür ediyorum."

Türk milletinin gök bilimlerinde fevkalade zengin bir birikime tevarüs ettiğine dikkati çeken Erdoğan, ataların asırlar boyunca Türkistan coğrafyasının uçsuz bucaksız bozkırlarında güneşin ve ayın hareketlerini takip ettiklerini, kayıt altına aldıklarını, yıldızların dilini çözmeye çalıştıklarını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bilim tarihine şöyle bir baktığımızda 6. yüzyılda yaşamış Göktürkler döneminde özellikle astronomik gözlemlerle ve takvim bilgisine ilişkin önemli izlerle karşılaşıyoruz. Esasında tek başına 'Göktürk' ifadesi dahi milletimizin gökyüzü ile kurduğu güçlü bağın mahiyetini göstermesi açısından yeterlidir." diye konuştu.
 
"Medeniyet havzamızdaki pek çok alim gök bilimlerine eşsiz katkılar yapmıştır"
 
Kökleri 15 asır öncesine uzanan bu ilginin Türk milletinin İslam'la müşerref olması akabinde daha kurumsal bir hal aldığının altını çizen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bağdat'tan Şam'a, Semerkant'tan Buhara'ya, Meraga'dan Kurtuba'ya, Kahire'den İstanbul'a uzanan geniş medeniyet havzamızdaki pek çok alim gök bilimlerine eşsiz katkılar yapmıştır. İlim ve bilim insanlarımız devrin karanlığında yol ve yön arayan insanlığı aydınlatmak üzere yeni kandiller yakmıştır. Düşünürlerimiz, bilginlerimiz o dönemlerde ilmi heyet olarak adlandırılan astronomiye çok önemli eserler kazandırmıştır. Mesela ayın evrelerini hesaplayıp haritasını ilk çıkaran Ali Kuşçu'dan, 16. yüzyılda alemin merkezinin yerin merkezi olduğunu söyleyen Seydi Ali Reis'e kadar bu alanda çığır açan nice isim bu topraklarda yaşamış, yetişmiş, talebe yetiştirmiş, bugün bile hayran kaldığımız ilmi keşiflere imza atmıştır."
 
Türksat 6A
 
Türksat 6A'ya değinen Erdoğan, "Türksat 6A, Türkiye'nin mühendislik kabiliyetini, sanayi altyapısını, insan kaynağını ve uzay teknolojilerindeki özgüvenini de teyit etmiştir." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ay Araştırma Programı'na ilişkin şunları söyledi: "Ay Araştırma Programımız kapsamında geliştirdiğimiz ay uzay aracının üretim, montaj ve entegrasyon faaliyetlerini tamamladık." "Yaklaşık 3,5 ton ağırlığındaki ay uzay aracımızın, yüzde 80'in üzerinde yerlilik oranına sahip olması bizim için ayrıca büyük bir gurur kaynağıdır."
Uzayın silahlandırılmasına karşı çıkan Erdoğan, "Uzay önden gidenin el koyduğu bir ganimet değildir. Özellikle uzayı silahlandırmak ve burayı silahlanma yarışının aracı haline getirmek fevkalade yanlıştır." dedi. Erdoğan, "Uzay yarışı birkaç ülkenin kendi arasında yürüttüğü bir mücadele olamaz." diye konuştu.

Somali'deki projeye de değinen Erdoğan, "Projemizle Türkiye'nin uzaya erişim kapasitesini geliştirme yanında Afrika kıtasının uzay ekosisteminin gelişmesine de katkı sağlamayı hedefliyoruz." açıklamasında bulundu.

Şamil Tayyar ile Yeni Akit birbirine girdi

Sermaye piyasalarını sarsan dev fon vurgunu soruşturması, iktidar blokunda sert bir iç hesaplaşmaya dönüştü. Soruşturmanın arkasında MOSSAD ve ABD'nin olduğunu öne süren iddialara "Milletin aklıyla dalga geçmeyin" diyerek tepki gösteren eski AKP Milletvekili Şamil Tayyar, Yeni Akit Yazı İşleri Müdürü Ali Karahasanoğlu'nun hedefi oldu. Karahasanoğlu, Tayyar'ı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı devirmeye çalışmakla suçlarken, Tayyar ise komplo teorilerini tiye alan ironik bir yanıtla "Peki, mevzu kapanmıştır" dedi

05.10.2026 17:10:00
Haber Merkezi
 
Şamil Tayyar ile Yeni Akit birbirine girdi
Şamil Tayyar ile Yeni Akit birbirine girdi
Türkiye gündemini sarsan borsa ve fon skandalı, yalnızca adli bir soruşturma olarak kalmayıp iktidara yakın çevrelerde "komplo teorileri" üzerinden büyük bir polemiğin fitilini ateşledi. Krizin faturasını dış mihraklara keserek iç unsurları aklama çabası olarak yorumlanan MOSSAD ve ABD iddiaları, AK Parti içindeki fikir ayrılıklarını gün yüzüne çıkardı.

Şamil Tayyar: "Vurgun mahallindekiler bizim çocuklardı"

Tartışma, Merkez Bankası Başkan Yardımcılığına atanan Yusuf Emre Akgündüz'ün babası Prof. Dr. Ahmet Akgündüz'ün, "Ulaşabildiğim bilgilere göre fon krizinin arkasında MOSSAD ve ABD var" iddiasıyla başladı. Bu iddialara sosyal medya hesabı üzerinden çok sert yanıt veren eski AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, "Vurgun mahallindekiler bizim çocuklardı. Yerli ve milliydiler" diyerek olayın tamamen içerideki aktörlerle ilgili olduğunu savundu.

Tayyar, dış güç söylemlerini hedef aldığı paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

"Fon krizinin arkasında ABD varmış, İsrail varmış. Hükümete darbe planıymış. Hanımefendinin 2.17 milyar liralık işlemden haberi yokmuş. Falan filan. Bunları geçin, milletin aklıyla dalga geçmeyin. Birileri finansal iktidarları için AK Parti ve devleti zehirledi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan partiyi ve devleti bu öldürücü zehirden temizlemeye, tedaviye çalışıyor. Aksi, örtbas etmektir. Meselenin kısa özeti budur."

Yeni Akit: "Erdoğan'ı mı devirmeye çalışıyorsunuz?"

Tayyar'ın bu çıkışı, iktidara yakın Yeni Akit gazetesinde tepkiyle karşılandı. Yazı İşleri Müdürü Ali Karahasanoğlu, kaleme aldığı yazıda Tayyar'ı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dış güçler söylemini itibarsızlaştırmakla ve Erdoğan'ı devirmeye çalışmakla suçladı. Karahasanoğlu şöyle yazdı:

"Mış-mış demesinden anlıyorsunuz; alay ediyor beyefendi... Tayyip Erdoğan'dan yana görünüp aslında Tayyip Erdoğan'ın "dış güçler" söylemi ile de alay ediyor... Biz, "AK Parti eski bakanı ve eşi hesap vermeli" diyoruz... Arkadaşlar daha fazlasını istiyor...  Daha fazlası ne? İsrail'e her fırsatta soykırımcı sıfatı ile hitap eden Tayyip Erdoğan'ı mı istiyorsunuz? Erdoğan'dan yana gibi görünüp Erdoğan'ı mı devirmeye çalışıyorsunuz?"

Tayyar'dan ironik yanıt

Şamil Tayyar, kendisine yöneltilen suçlamalara sosyal medya üzerinden ironik bir dille karşılık vererek, dış güçler ve komplo iddialarını tiye aldı. Akit yazarının açıklamaları doğrultusunda konuyu kapattığını belirtti. Şamil Tayyar Karahasanoğlu'na şu yanıtı verdi:

"Akit'in bilge yazarı Ali Karahasanoğlu da topa girdiğine göre pes ediyorum. Fon krizi, dış güçlerin CIA ve MOSSAD eliyle patlattığı bir operasyondur. Fatma Betül Sayan Kaya'nın AK Parti'yle ilgisi yoktur. 2.17 milyar liralık işlemi hanımefendinin haberi olmadan dış güçler yaptı. Fon soruşturmasındaki 217 şüpheli son gece Türkiye'ye gizlice sokuldular. Kamuoyunu aydınlattığı için yol gösterici bilge yazara ayrıca teşekkür ederim. Mevzu benim için kapanmıştır."

Kamuoyunda "hedef saptırma" algısı güçleniyor

Yaşanan bu polemik, fon krizindeki sorumluluğun dış aktörlere yüklenme çabasının bir hedef saptırma ve örtbas etme gayreti olarak değerlendirildiği görüşünü pekiştirdi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.