logo
28 EYLÜL 2026

Özgür Özel: 'Yoksulun cebine atılan o eli kıracağız'

CHP Genel Başkanı Özgür Özel partisinin TBMM'deki Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, "Yoksulun cebine atılan o eli oradan çekeceğiz, kırıp atacağız. Bu AK Parti'nin yönetimi var ya, bu Erdoğan rejimi, bu saray; yere düşene vuruyor arkadaşlar, yerdekine tekme vuruyor bunlar. Yazıklar olsun" dedi

14.10.2025 16:13:00
Haber Merkezi
 
Özgür Özel: 'Yoksulun cebine atılan o eli kıracağız'
Özgür Özel: 'Yoksulun cebine atılan o eli kıracağız'
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM'deki Grup Toplantısı'nda konuştu. Özel, "Yoksulun cebine atılan o eli oradan çekeceğiz, kırıp atacağız; o şefkatli eli milletin sırtına, sırtına dayayacağız.

Bu AK Parti'nin yönetimi var ya, bu Erdoğan rejimi, bu saray; yere düşene vuruyor arkadaşlar, yerdekine tekme vuruyor bunlar. Yazıklar olsun. O yüzden, kimi mertçe karşıdan vurur, kimi arkadan vurur namertler. Ama ülkeyi yöneten bu yönetim anlayışı, yere düşene vuruyor. Her sabah ben yataktan yerdekini tekmeleyen bunlara haddini bildirmek üzere kalkıyorum kalkmaya da devam edeceğim" dedi.

'Vergi rekortmenlerinin ilk sırasında teknik direktör var'

AK Parti iktidarını ekonomi politikaları üzerinden eleştiren Özel, geçen günlerde açıklanan vergi rekortmenleri listesine değinerek, açıklanan vergi listelerinde ilk sıralarda, teknik direktör ve futbolcuların yer aldığını hatırlattı.

Adana'da vergi rekortmeninin Milli Takım Teknik Direktörü Vincenzo Montella, Konya ve Sivas'ta ise yabancı futbolcuların rekortmen olduğuna işaret eden Özel, "Konya'da o kadar firma var. Çalışıyorlar, üretiyorlar, anonim şirketler, limited şirketler, holdingler; ama futbolcular vergi rekortmeni oluyor.

Neredeyse Türkiye'nin dört bir yanında gerçek anlamda vergi vermesi gerekenlerin bir şekilde yolunu buldu; hiç elini cebine atmadı. Ama bu salonlarda ya da çağırdığımızda karda kışta meydanlara koşanların cebinden devletin elini çekmediği bir düzendeyiz. Yoksulun cebine atılan o eli oradan çekeceğiz, kırıp atacağız; o şefkatli eli milletin sırtına, sırtına dayayacağız" diye konuştu.

'Bireysel kredi borcu 5,3 trilyon lira'

Türkiye'nin gerçek gündeminin geçim olduğunu, vatandaşların tarihin en büyük borç batağında bulunduğunu söyleyen Özgür Özel, "Batık kredi 500 milyar lirayı geçmiş, ama esas mevzu ne biliyor musunuz, bireysel kredi borcu 5,3 trilyon lira ile kendi rekorunu kırdı geçen ay. Ve bu yılın ilk 8 ayında, ocak ayından ağustos ayına kadar 2 milyon yeni kişi icra takibine alındı; icradaki dosya sayısı 24 milyon 645 bine çıktı. Yani 22 milyonmuş, 24 milyona çıkmış; 2 milyon yeni hacze uğramak üzere olan, icra dairelerine dosyası düşmüş olan vatandaş var sadece 8 ayda. Nüfusa oranlandığında 10 kişiden üçünün icrası var memlekette. Her 10 kişiden üçünün icraya düştüğü bir noktadayız" ifadelerini kullandı.

'Vatandaş 'gariban olma bedeli' ödüyor'

Kürsüden elinde "En yoksula en yüksek faiz" yazılı dövizle salondakilere ve televizyondan kendisini izleyen vatandaşlara seslenen CHP lideri, Merkez Bankası politika faizinin yüzde 40,5, kredi kartı ve kredili mevduat bileşik faizinin ise yılda yüzde 95 olduğunu söyledi. Özel, vatandaşın kredi kartı ve kredili mevduat borcunun bir yılda yüzde 50'den fazla arttığına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Merkez Bankası'nın faizi yüksek, düşecekti ne güzel; araya 19 Mart'ı yaptılar, o yüzden faizleri tekrar artırdılar, milleti zarara soktular. Memlekette faiz yüzde 40 ama kredi kartına ve kredili mevduat hesabına uygulanan faiz yüzde 4,5. Üstüne de yüzde 30 vergi alıyor banka. Sigorta Muamele Vergisi ve Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu. Yüzde 5,85'e geliyor aylık. Bunun her ay yüzde 5,85, yıllık bileşeni yüzde 95. Merkez Bankası politika faizi yüzde 40 ama kredi kartını borçla çevirmeye çalışan vatandaş yüzde 40,5'in üzerine yüzde 50 'gariban olma bedeli ödüyor' ve yüzde 95 faiz alıyor. Yüzde 40'a göre parası olana verilen ve sonra geri alınan kredilerde bu rakamlar yüzde 40,5'in biraz üstü uygulanıyor. Ama amcama yüzde 95 faiz uygulanıyor.

Öyle bir noktadayız ki, zenginseniz, örneğin 5 milyon lira faiz geliriniz var; sizden alınan vergi sadece yüzde 17,5 stopaj. Parayı bankaya koyuyorsun, milyonlarca lira faiz alıyorsun, yüzde 17,5'unu faiz diye kesiyorlar. Bu amcamın kredi kartı borcunu öderken sırf yüzde 30 vergi alıyorlar. Faize alınan vergi yüzde 17,5, batmış adamın bankaya ödediği kredi kartına işlenen faizde yüzde 30 vergi var ve katlanıyor, yüzde 95'e geliyor. Mevzuya bakınca, amcamın yüzüne bakınca insan diyor ki: 'Düşmeye gör' Öyle bir nokta ki, başka konularda söylerler. Bu AK Parti'nin yönetim anlayışı tam da bu. Mert olan karşıdan vurur, namertler bazen arkadan vurur. Bu AK Parti'nin yönetimi var ya, bu Erdoğan rejimi, bu saray; yere düşene vuruyor arkadaşlar, yerdekine tekme vuruyor bunlar. Yazıklar olsun. O yüzden, kimi mertçe karşıdan vurur, kimi arkadan vurur namertler. Ama ülkeyi yöneten bu yönetim anlayışı, yere düşene vuruyor."

'Her sabah yataktan bunlara haddini bildirmek üzere kalkıyorum'

CHP Genel Başkanı Özel, İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON AŞ'de, taşeron şirketler eliyle yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla açılan ve kamuoyunda "Kooperatif Davası" olarak da adlandırılan davayla ilgili AK Parti'den gelen açıklamalara da tepki gösterdi. Özel, şöyle konuştu:

"İzmir il başkanımızı cezaevine atmışlar, kooperatifçilik suçundan cezaevinde duruyor. Şimdi biz il kongresini yapıp cezaevinde duran arkadaşın yerine yarışıp da 'Sen mi geçeceksin, ben mi geçeceğim?' yapalım; bütün İzmir il örgütü dedi ki, 'Yapmayalım, il başkanımızın arkasında duralım' O çıktıktan sonra bakarız il kongresinde ne yapacağımıza. CHP ailesi ile gurur duydum, hem kendi ailesi memnun oldu.

AK Parti'nin İzmir milletvekili yöneticisi açıklama yapıyor: 'Acaba bu olanlar İzmir il başkanına sus payı mı?' diye.

Öyle biliyorum ki benim yanımda İzmir'de metiyeler düzüyordu, metiyeler. 'Biz birbirimizi severiz, İzmir'de birlikteyiz. Şenol başkan da iş insanıdır' İçeri düşünce arkasında ailesi ve CHP ailesi duruyor. Hapse düşmüş ya, düşene bir tekmeyi ilk o vuruyor; emekliye de çalışana da hapisteki Ekrem başkanımıza, belediye başkanlarımıza da siyasi tutsaklara da ya da her ne sebeple olursa olsun bir şekilde düşene yerde tekme atan bu iktidar anlayışına yazıklar olsun. Her sabah ben yataktan yerdekini tekmeleyen bunlara haddini bildirmek üzere kalkıyorum kalkmaya da devam edeceğim."

'Biz yas eviyiz 67 bin cenaze var orada'

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Mısır'da gerçekleşen Gazze zirvesine ilişkin olarak, "En büyük utancım şu; dün iki yerde sevinç vardı. Birisi İsrail Parlamentosunda, ikincisi AK Parti'nin yandaş basınında. Bizim yandaş basın utanmadan sıkılmadan, İsrail Parlamentosu'ndaki o havayı görmeden bunun Erdoğan'a acaba yurt içindeki siyasette bir faydası olur mu diye bir başarı gibi göstermeye çalışıyorlar.

Buradan hepinizin gözünün içine baka baka söylüyorum; biz yas eviyiz, 67 bin tane cenaze var orada siz İsrail'in düğün evinin tefçisi gibi davranıyorsunuz. Yazıklar olsun hepinize. İsrail'in davuluyla zurnasıyla halaya duran yandaş basına diyorum ki; sizde ne yerlilik var ne millilik var şu kadar vicdan yok sadece yalakalık var" dedi.

"Mısır'da bir ateşkes mütabaatı imzalandı. Biz ilk baştan beri bu sürece şöyle yaklaşıyoruz; bu adil bir barış değil. Ama kötü bir barış, süren bir savaştan iyidir. 67 bin Filistinli ölmüş, yarısı kadın ve çocuk. Ölümler durdurulamıyordu ve Trump'ın hayalleri ortadaydı.

Kan akmamasına, ekmek kuyruklarının taranmamasına bir umut varsa bütün dünya 'peki' dedi. Beklentimiz katliamların tamamen durması, insani yardım ve sağlık hizmetlerinin tam olarak sağlanması, bağımsız bir Filistin devletinin tanınması ve Gazze'nin Filistin toprağı olarak muhafaza edilmesi. Bunun dışında bir şey istemek Filistin davasını terk etmek, Filistin'i yalnızlaştırmak ve İsrail'in kayığına binmektir. İki yıldır kararlı bir şekilde savunduğumuz bu meselede AKP iktidarının ikircikli tutumunu her seferinde eleştirdik. Gazze'nin işgalden kurtarılıp Trump'ın ilhakına açma hevesini de uyanık ve temkinli bir şekilde yaklaşıyoruz.

'Hiç dünkü kadar utanmamıştım, midem bulanmamıştı'

Dün Mısır'da Trump'ın şımarık ve alaycı şovunu bütün dünya ibretle izledi. Trump bu şovdan saatler önce İsrail Parlomentosunda bir konuşma yaptı. Netanyahu'ya 'sen bir savaş kahramanısın' dedi. 'Ona kullanması için en iyi silahlarımızı verdik, o da iyi bir iş çıkardı' dedi. Bütün salondan alkış aldılar. 67 bin katillerini alkışladılar. Trump da onları ayakta alkışladı.

Sumud filosuna saldıranları ayakta alkışladılar ve Trump döndü dedi ki; 'sevinebilirsin, savaşı sen kazandın'. Sonra oradan Mısır'a geçti. Doğru yaptığında AKP'ye söyledik, yanlışlarında eleştirdik. Ama hiç dünkü kadar utanmamıştım, midem bulanmamıştı. İsrail Parlamentosu'ndaki o şov yetmezmiş gibi bir de güya Netanyahu da gelecekmiş de Erdoğan karşı çıkmış. Ya Netanyahu nereye geliyor? Eli kanlı adam, katliamların failini Lahey'de yargılamamız gerekirken, 67 bin kişinin kanının hesabını sormamız gerekirken neredeyse bir araya geleceklermiş de karşı çıkılmış.

'Ne yerlilik var ne millilik var sadece yalakalık var'

En büyük utancım şu; dün iki yerde sevinç vardı. Birisi İsrail Parlamentosunda, ikincisi AK Parti'nin yandaş basınında. Buradan dün yaşananları bir başarı, bir zafer anlatıyorlar. Ne Erdoğan kazandı? Erdoğan yıllarca Trump'a sustu, Trump Netanyahu'yu övdü, ekmek kuyruğunda kadınlar tarandı gık demediniz. Ne zaman ki oradaki bölüşüm meselesinde anlaştılar, 150 ülke Filistin'i tanımışken kendilerince manevra yaptılar.

Bizim yandaş basın utanmadan sıkılmadan, İsrail Parlamentosu'ndaki o havayı görmeden bunun Erdoğan'a acaba yurt içindeki siyasette bir faydası olur mu diye bir başarı gibi göstermeye çalşıyorlar. Buradan hepinizin gözünün içine baka baka söylüyorum; biz yas eviyiz, 67 bin tane cenaze var orada siz İsrail'in düğün evinin tefçisi gibi davranıyorsunuz. Yazıklar olsun hepinize. İsrail'in davuluyla zurnasıyla halaya duran yandaş basına diyorum ki; sizde ne yerlilik var ne millilik var şu kadar vicdan yok sadece yalakalık var.

İmzalanan şey barış anlaşması değil ateşkes mutabakatı. Erdoğan'ın imzasıyla poz verdiği ise bir niyet beyanı. İçinde Filistin devleti yok, Gazze'nin Filistin toprağı olduğu yok. Filistin'in Filistinliler tarafından yönetilmesine ilişkin irade yok. Bu insanlık suçuna karşı bir uluslararası hatırlatma yok, İsrail'de düğün dernek var bizim utanmazlar da konvoy yapıyorlar. 'Bizim çizdiğimiz alanda siyaset yapacaksınız, muhalefet arkama dizileceksiniz'. Geç onları Erdoğan çok geride kaldı onlar! Erdoğan'ın ne arkasına diziliriz ne yanına ne zaman ki bu zulüm biter onun için mücadele ederiz. Trump'tan medet umanlara söylüyoruz; onun da karşısındayız sizin de karşınızdayız. Amerika'nın başkanından çekinseydik Kıbrıs Barış Harekatı yapılamazdı. Türkiye'nin çıkarları CHP'ye emanettir. CHP geliyor, tam bağımsız Türkiye geliyor."

Amasra'daki maden faciasını hatırlattı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM'de partisinin grup toplantısında, Amasra'daki Türkiye Taşkömürü Kurumu'na (TTK) ait maden ocağında, 14 Ekim 2022'de 43 madencinin hayatını kaybettiğini anımsatarak, "Soma'da 301 evladımızın kaybından ders çıkarmayanlar, o madene dünyanın en güvenli madeni demişlerdi. Oysa o faciadan önce Soma'dan bugüne ölenlerin ailelerine verilen sözler tutulmadı. Kalan madencilere verilen sözler kısmen tutuldu. İş güvenliği ile ilgili taahhütlerde arpa boyu yol alınmadı" dedi. Özel, şunları kaydetti:

"Katliamdan sonra sanıklara verilen cezalar yürekleri soğutmadı. Dört kişi hakkında olası kast suçu, bilinçli taksire çevrildi. İki buçuk, üç yıla kalmaz salıverilecekler. Madenci ailelerinin itirazıyla eski TTK Genel Müdürü ve Enerji Bakanlığı müfettişlerine soruşturma izni verildi. Görevi ihmalden dava açıldı. Cezanın üst sınırı 2 yıl yani yatarı yok. En üst sınırdan ceza alsalar bir gün yatmayacaklar.

CHP bir facia, bir kaza olduğunda o gün ona ağlayan, manşetlerle yas tutan, manşetler susunca, kameralar gidince, köşelerde yer bulmayınca unutan bir parti değil. Soma davasının her bir duruşmasını ilk günden son ana kadar nasıl takip ettiysek, Amasra'yı nasıl takip ettiysek, toplum vicdanında yara açan ve adaletin tecelli ettiğine toplumun vicdanının ikna olmadığı tüm davaları, tüm süreçlerini takip etmeye devam ediyoruz. Gün gelecek, - o gün bu grup burada olmayacak daha büyük olan bir salon var, orada olacağız - ama o gün çıkacağım. O günkü grup toplantımızda Soma aileleri, Amasra aileleri, Ermenek aileleri, Çorlu aileleri, Lokumcu'nun ailesi, Gezi'de katledilen kardeşlerimizin aileleri, Berkin Elvan'ın annesi varken diyeceğiz ki, 'Bu davaların hepsini tekrar açıyoruz'. Bir daha yargılanacaklar.

'Yargılanacaksınız kardeşim'

AK Parti ve MHP'li seçmene söylüyorum. AK Parti'ye üye olmuş olmak, oy vermiş olmak, bir dönem AK Parti'de siyaset yapmış olmak, bunların hiçbir tanesi bizim için husumet meselesi değil. Her yeni kaydettiğimiz beş üyenin bir ya da iki tanesi daha önceden AK Parti'ye üye çıkıyor. Çoğunun haberi yok. O yüzden kimse şu endişeye kapılmasın. 'Yarın CHP gelince acaba bize bir şey olur mu?'. Oy verene, üye olana, siyaset yapana bir şey olmaz. Ama elinde Berkin Elvan'ın kanı olan, Soma'nın kanı olan, Amasra'nın kanı olanlar yargılanacaksınız kardeşim. Bu ülkenin menfaatlerini korumak için taviz verenlerden değiliz. Milletin huzurunu ve refahını savunmak da böyle olmaz zaten."

'Türkiye'de emekli aylığı 348 euro, Belçika'da 619 euro'

Özel, şunları kaydetti: "Belçika'da emekli aylığı bin 619 euro, Avrupa'da 3 bin, 3 bin 500 euro olan ülkeler var. Türkiye'de emekli aylığı 348 euro. Satın alma gücüne bakalım. Bir emekli aylığıyla gittiğinde Türkiye'de 19 kilo dana kıyma alabiliyorsun. Belçika'daki emekli, 108 kilo dana kıyma alabiliyor. Kıyma üzerinden satın alma gücü 6 kat fazla. Türkiye'de 218 litre süt alabiliyor bir emekli maaşı, Belçika'da 1 bin 819 litre alabiliyor. Hem maaştan fark ediyor hem satın alma gücünden misliyle fark ediyor.

Asgari ücret Belçika'da bin 919 euro, Türk parasıyla 93 bin lira. Daha işe girmiş bir yıllık asgari ücretli o yoksulluk sınırının üstünde, yani asgari ücretli zengin kabul ediliyor. Belçikalı asgari ücretli 128 kilo dana kıyma alırken Türkiye'deki asgari ücretli sadece 30 kilo alabiliyor.

Araba aynı araba ama Avrupa'da 18 bin 300 euroya, Türkiye'de 31 bin euroya satılıyor. Aradaki fark, bizimkilerin fazladan aldığı vergi. Araba Türkiye'de üretilmiyor. Belçika'da asgari ücretli bu arabayı almak için 10 ay çalışıyor. 10 aylık asgari ücretini koyduğunda bu arabayı alıyor. Türkiye'de 6 yıl hatta 70 ay çalışarak, 10 ay bir yerde, 72 ay bir yerde, 7 kat var.

Türkiye'de alın terinin karşılığı Belçika'dakinin alın terinin karşılığının 7'de 1'i kadar değil. Şimdi bana diyorlar, 'Ya Avrupa eski gücünde değil'. Doğu ile batı iki farklı yön değil. Zaten doğuda demokrasi varsa doğuya gidelim, kuzeyde varsa kuzeye gidelim. Ama demokrasi neredeyse o yöne gidelim. Onlar gibi yönetelim diyoruz.

'Dünyanın en pahalı 10 limuzin Mercedes'inin ikisi bizde'

Batı'ya gittikçe liderlerin arabaları mütevazileşir. Merkel kendisi Volkswagen Transporter minibüse biniyordu. Dünyanın en pahalı Mercedes'ini o dönemde ürettiler, limuzin Mercedes. İki tanesi yarın grup yaparsa Meclis'e gelecek Sayın Erdoğan'da. Dünyanın en pahalı 10 limuzin Mercedes'inin ikisi bizde. İkisi Katar'da, birisi Birleşik Arap Emirlikleri'nde, öbürü Suudi Arabistan'da. Merkel bu arabayı, bu taraftaki otoriter liderlere satıp, kendisi mütevazi bir minübüse biniyor. Merkel, Türkiye'de uçan saraylar varken tarifeli uçakla uçuyordu. Ama Almanya'daki asgari ücretin Türkiye'dekine göre satın alma gücü 8 kattı. Şimdi daha da fazla olmuş olabilir.

'Erdoğan iktidarda kalmaya devam ederse...'

Demokratik ülkelere gittikçe evler küçülüyor, mütevazileşiyor, konvoylar kısalıyor, arabalar basitleşiyor ama halk zengin. Doğuya doğru gittikçe bin odalı saraylar -elhamdülillah bizimkisinde bin 500 oda var- uzun uzun konvoylar, uçan saraylar, yüzen saraylar, hepsi var. Ahlat'ta kışlık sarayımız, Okluk'ta yüzen yazlık sarayımız var. Bin 500 odalı saray burada var ama millet sürünüyor. Cumhuriyet Halk Partisi'nin bundan sonra Türkiye'nin önüne koyduğu en büyük hedef şudur: Biz Erdoğan'ın konvoyuna, limuzin Mercedes'ine, uçan, yüzen, kaçan, yazlık, kışlık saraylarına değil; Türkiye'dekilerin geleceğine, karnının doymasına, Avrupa'daki gibi satın alma gücü olmasına talibiz. Eğer önümüzdeki seçimden sonra Erdoğan iktidarda kalmaya devam ederse 18 kilo kıyma alıyorsak 9 kiloya düşer. Kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü bu düzen bir asgari ücretin 8 çeyrek altın aldığı 2002 yılından, 3 çeyrek altın alabildiği bugüne geldi. 8,5 çeyrek altın alınan emekli maaşından 2 çeyrek altın alınan bugüne geldi ve bu düzen bu şekilde devam ediyor.

'Asgari ücretliye verilmeyen zammın 120 katını harcadılar'

Bir gün meydanın birinde sordum. 'Erdoğan sizi seviyor mu?' Dediler 'Hayır'. Niye dedim? Birisi bağırdı oradan 'Fakiriz' diye. O gün bugün kaldı. 'Biz niye fakiriz?' diye soruyor. 19 Mart darbesinin maliyeti 160 milyar dolar. Bunu ben söylemiyorum. Bunu devletin kayıtları söylüyor. Sattıkları rezerv, faize binen yük, faiz artışının getirdiği dış borç yükü. 19 Mart darbesinde harcanan bu para, emekliye yapılan zammın 150 katını 19 Mart darbesi için harcadılar.

Asgari ücretliye verilmeyen zammı, yani 22 bin liaraya, o yok dedikleri paranın 120 katını harcadılar. Çiftçiye destek veriyorlar. Biz diyoruz ki, kanuna göre alınması gereken gayri safi milli hasılanın yüzde 1'i, sizin verdiğiniz yüzde 0,2. 5 katını vermelisiniz, vermeyiz diyorlar. 100 katını bu darbeye harcadılar. Bakın, Türkiye'deki bütün çiftçilerin aldığının 5 katını verseler kanuna uygun şekilde nefes alacak. Oraya vermeyen buraya veriyor.

'2,5 trilyon lira kur korumalı mevduata para harcadık'

Plan Bütçe Komisyonu'nda şimdi başlıyor. Geçen sene vazgeçilen gelir vergileri için ayrılan kalem; firma çalışmış, üretmiş, satmış, ihraç etmiş, kar etmiş, vergisi çıkmış. 700 milyar liralık vergiyi silmek için bütçeye kalem koyuyorlar. Kur korumalı mevduata 2,5 trilyon lira veriyorlar. 'Param var ama dolara mı koysam? Koyma, dolar yükselir. Faize mi koysam? Sen gel bunu kur korumalı mevduata koy. Faiz neyse veririz. Dolar ondan çok yükselirse aradaki farkı aramızda toplar, onu da sana biz öderiz'. Kim topladı biliyor musunuz? Asgari ücretliler, işçiler, memurlar, çiftçiler, esnaflar, yani fakirler. Fakir bıraktıkları aramızda toplayıp 2,5 trilyon lira kur korumalı mevduata para harcadık. Daha bu yıl 8 ayda faize 1,5 trilyon lira vergi harcadık. Türkiye'de verginin yüzde 89'unu siz ödüyorsunuz, yüzde 11'ini zenginler ödüyor.

Bir ülkede dolaylı vergi alınır mı? Alınır. OECD ülkelerinde de yüzde 20'lerde dolaylı vergi var. Dolaylı vergi dünyanın en alçak vergisidir, en haksız vergisidir. Niye? Bir fabrikatörle çok para kazanan, fabrikanın kapısındaki bekçi aynı vergiyi veriyor. Elektriğe, suya, cep telefonu görüşmesine, süte, zeytinyağına, yumurtaya, çocuğunun okul servisine... Aynı parayı, aynı vergiyi verir dolaylı vergi. Bu dolaylı verginin oranı Türkiye'de yüzde 66 yani fakir zengin ayırmadan herkesten alınan vergiler.

Sonra bir de yüzde 23'lük bir vergi var. Maaşlardan kesilen vergi. Bütün çalışanların aldıkları maaştan ve emeklilerin aldıkları maaştan sadece asgari ücret kadarki muaf. Türkiye'de ödenen bütün maaşlardan, eline değmeden, cebe çantaya girmeden bordroda kesilen vergi yüzde 23. Etti mi yüzde 89? Geriye ne kalıyor yüzde 11. Bu ne? Kurumlar vergisi. Türkiye'nin dört bir yanında çalışılan, üretilen, ticaret yapılan, hizmet sektörünün bütün alanlarında şirketlerin kazandıklarından ödediği vergi toplam verginin yüzde 11'idir. Yüzde 89 bu salonda oturanlardan; yüzde 11 başımızda parayı kazanıp göbeğini kaşıyanlardan alınan vergi var.

Eğer bu ülkede iktidar değişip de Tayyip Erdoğan'ın yerine emeklinin, çalışanın, işçinin, memurun, çiftçinin ve esnafın dostu bir iktidar gelmezse, bu vergi düzenini alaşağı edip tepetaklak değiştirmezse bu ülkede kimsenin sorunu çözülmez. Biz bu haksız ve namussuz düzeni değiştirmeye talibiz. Başka bir şeye değil."

SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”

Mehmet Şimşek, krediye ilişkin ayrıntıları “banka ve müşteri sırrı” gerekçesiyle açıklamamıştı. Şimdi soru daha da büyüyor: Devletin parası söz konusu olduğunda “sır” perdesi ne zaman kalkacak?

28.09.2026 19:40:00
Haber Merkezi
 
SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”
SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”
Türkiye'de yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fon krizinde paraların akıbeti ve denetim tartışılırken, yıllardır kamuoyunun yanıt beklediği başka bir dosya yeniden gündemde: Ziraat Bankası'ndan Demirören Grubu'na kullandırılan yüz milyonlarca dolarlık kredi. Mehmet Şimşek, krediye ilişkin ayrıntıları "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle açıklamamıştı. Şimdi soru daha da büyüyor: Devletin parası söz konusu olduğunda "sır" perdesi ne zaman kalkacak?

Fon skandalında yüz binlerce yatırımcı bekliyor

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül 2026'da 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. SPK'nın 23 Eylül'deki açıklamasına göre söz konusu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.

Fon krizinde toplam büyüklük konusunda farklı rakamlar gündeme gelirken, tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü çeşitli hesaplamalarda 826 milyar lira ile yaklaşık 891 milyar lira arasında gösteriliyor.

Süreç yalnızca finansal kayıplar açısından değil, denetim mekanizmalarının nasıl işlediği açısından da tartışılıyor. Soruşturma kapsamında 24 Eylül itibarıyla tutuklu sayısının 26'ya yükseldiği bildirildi.

BİR TARAFTA YATIRIMCININ PARASI, DİĞER TARAFTA KAMU BANKASININ KREDİSİ

Fon krizinde yüz binlerce yatırımcı parasının ne zaman ve hangi yöntemle geri ödeneceğini beklerken, kamuoyunun yıllardır yanıt aradığı başka bir dosya da yeniden hatırlanıyor.

Demirören Grubu'nun Doğan Medya Grubu'nu satın alma sürecinde Ziraat Bankası'ndan kullandığı 800 milyon dolarlık kredi, uzun süredir tartışma konusu.

Kredinin akıbetine ilişkin TBMM'ye yöneltilen sorulara Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in verdiği yanıtta ise ayrıntılar "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle açıklanmadı.

NE OLMUŞTU?

Kredi, 2018 yılında Demirören Holding'in Doğan Medya Grubu'nu satın alması sürecinde gündeme geldi. Sayıştay raporlarına yansıyan bilgilere göre başlangıçta 800 milyon dolar olarak ifade edilen kredi, yeniden yapılandırmalar sonrasında 895,6 milyon dolarlık bir borç tutarına ulaştı ve 2022'de yüzde 4 faizle 14 yıl vadeye yayıldı.

Daha sonra Sayıştay'ın 2023 yılı incelemelerinde de borcun yapılandırmalara rağmen ödeme planına uygun şekilde ödenmediği ve 31 Aralık 2023 itibarıyla Demirören'e ilişkin borç tutarının 30 milyar 208 milyon TL'yi aştığı belirtildi.

8 Ocak 2026: CHP Parti Sözcüsü ve İzmir Milletvekili Zeynel Emre, Demirören Grubu'nun Doğan Medya Grubu'nu satın alması için Ziraat Bankası tarafından kullandırıldığı belirtilen 800 milyon dolarlık kredi konusunda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yanıtlaması istemiyle TBMM'ye soru önergesi verdi.

18 Şubat 2026: Önergeye Şimşek imzalı yazılı yanıt verildi. Yanıtta, Ziraat Bankası'nın açıklaması aktarıldı ve krediye ilişkin ayrıntıların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 73. maddesindeki "sırların saklanması" hükümleri kapsamında banka/müşteri sırrı olduğu belirtilerek paylaşılmadı.

21 Şubat 2026: Bu yanıt basına 'Demirören kredisine sır perdesi' şeklinde yansıdı.

"SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?"

Fon krizinde SPK'nın müdahalesiyle birlikte "Kim denetledi, riskler neden daha önce görülmedi, yatırımcıların parası nasıl korunacak?" soruları sorulurken, kamu bankası kaynaklarının kullanıldığı Demirören kredisi konusunda da benzer bir şeffaflık tartışması yaşanıyor.

Buradaki kritik fark ise şu: Fon krizinde söz konusu olan yatırımcıların özel tasarrufları, Demirören dosyasında ise kamu bankası Ziraat'ın kullandırdığı kredi.

Dolayısıyla tartışmanın merkezindeki soru yalnızca "borç ne kadar?" değil.

Kamu bankasından verilen yüz milyonlarca dolarlık kredinin bugünkü durumu nedir, ne kadarı tahsil edildi, hangi koşullarda yapılandırıldı ve kamu bu süreçte ne kadar risk üstlendi?

Mehmet Şimşek'in "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle ayrıntıları açıklamaması, bu soruların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Fon krizinin ardından gözler yeniden eski dosyalara çevrilirken, "Fonlardaki paranın hesabı sorulurken, Demirören'in kamu bankasına olan borcunun hesabı ne zaman açıklanacak?" sorusu da yeniden gündeme taşınıyor.

Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi

"Ölü Deniz" isimli stand-up gösterisindeki şakaları gerekçe gösterilerek 88 gündür "kuyu tipi" cezaevinde tutulan komedyen Deniz Göktaş, çıkarıldığı ilk duruşmada tahliye edildi. Mahkeme Göktaş'a toplam 1 yıl 7 ay hapis cezası verirken, hükümle birlikte serbest bırakılmasına hükmetti

28.09.2026 16:10:00
Haber Merkezi
 
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
YouTube üzerinden yayımladığı "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisi nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan ve 3 Temmuz'dan bu yana cezaevinde bulunan ünlü komedyen Deniz Göktaş, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nde ilk kez hâkim karşısına çıktı. Hakkında 12 yıl 2 aya kadar hapis cezası talep edilen davanın ilk duruşmasında mahkeme, Göktaş hakkında tahliye kararı verdi.

Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı ve salon yetersizliği nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda görülen duruşmayı siyasi parti temsilcileri, çok sayıda gazeteci, avukat ve yurttaş takip etti.

İki suçtan ceza, bir suçtan beraat

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, Deniz Göktaş'ı "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçundan 11 ay 20 gün, "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama" suçundan ise 7 ay 15 gün olmak üzere toplam 1 yıl 7 ay 5 gün hapis cezasına çarptırdı. "Daltonlar Çetesi" ile ilgili yaptığı espriler nedeniyle yöneltilen "suçu ve suçluyu övme" suçlamasından ise beraatine hükmedilen Göktaş, aldığı cezaların hükmüyle birlikte tahliye edildi.

"Cümle başına 22 gün hücrede kaldım"

Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda (kuyu tipi cezaevi) tek kişilik hücrede geçirdiği 88 günü anlatarak savunmasına başlayan Deniz Göktaş, mizahın suç sayılamayacağını vurguladı. Göktaş savunmasında şu ifadelere yer verdi:

"3 Temmuz'dan beri kuyu tipi bir cezaevinde güneş görmeden, başka hiçbir insan temasım olmadan hücredeyim. Harbiye'de kurduğum 4 cümle ile suçlanıyorum ve kurduğum cümle başına tam 22 gündür hücredeyim. Yasalar değişmedi. Değişen ne? Şaka kaldıramayan, eleştiri kaldıramayan kırılgan yöneticiler."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik kullandığı "diktatör" ifadesinin hakaret değil, siyasi bir betimleme olduğunu savunan komedyen, "Bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hicve açık olunmalıdır" dedi. İddianamedeki "oruç tutan canlı bombalar" ve "dalgıçlar (haşema)" şakalarının ise toplumsal gerginliklerin mizahi bir dille dışa vurumu olduğunu ekledi.

Adliyede yaşananları anlattı: "Zorla Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm"

Göktaş savunmasında, gözaltına alınma ve tutuklanma sürecindeki usulsüzlüklere de dikkat çekti. Yurt dışı tatilini kendi isteğiyle yarıda keserek Türkiye'ye döndüğünü belirten Göktaş, havalimanında ters kelepçeyle gözaltına alındığını söyledi. Göktaş, Çağlayan Adliyesi'nde yaşadığı ilginç bir anıyı da mahkeme salonunda paylaştı:

"Hâkimliğe çıkarılmayı beklerken bana üç kez 'Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istiyor musun?' diye soruldu. Görüşmek istemediğimi net bir şekilde söylememe rağmen emrivakiyle adliye koridorunda kendisiyle görüştürüldüm. Ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm. Kılıçdaroğlu bana 'Niye döndün, imkanım olsa bir dakika durmam burada' demeyen tek kişiydi."

88 günlük belirsiz bekleyişin ardından özgürlüğüne kavuşan Deniz Göktaş'ın tahliye kararı, adliye koridorlarında ve sosyal medyada büyük bir sevinçle karşılandı.

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek

28.09.2026 14:00:00
Haber Merkezi
 
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
20 milyar dolarlık büyüklüğe ve 450 binin üzerinde hesap sahibine ulaşan fon soruşturmasında tasfiye koşulları netleşiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikle 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesinin gündeme geldiği belirtildi.

Toplam büyüklüğü 20 milyar dolara ulaşan ve 450 binin üstündeki hesap sahibini doğrudan ilgilendiren fon kriziyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma giderek derinleştirilirken, kapatılan fonların tasfiyesine ilişkin koşullar da netleşmeye başladı. Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikli olarak 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesi yönünde karar çıktığı ifade ediliyor. Son üç aylık dönem başta olmak üzere soruşturmaya konu fonlardaki tüm hesap hareketleri detaylıca incelenecek. Devam eden soruşturmada tutuklu sayısı 51'e yükselirken, 46 düzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin malvarlığı ise kaçırma, değer azaltma, üçüncü kişilere devrin önlenmesi amacıyla donduruldu.

Kapsamda hangi fonlar var?
Son dönemlerde çok sayıda operasyona imza atan Adalet Bakanlığı'nın en kapsamlı soruşturmasını fonlarla ilgili sürdürülen soruşturma oluşturuyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürüttüğü fon soruşturmasında, 7 yatırım şirketine ait fonların para ve yatırımcı trafiğinin ortaya çıkarılması için Merkezi Kayıt Kuruluşuna müzekkere yazdı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen 2026/149004 sayılı fon soruşturması kapsamında 22 Eylül'de Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan fonlara ilişkin ayrıntılı yatırımcı ve işlem kayıtlarını istedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı MKK'ya yaptığı başvuruda, Pusula Finans Anonim Şirketi, Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Hedef Portföy Yönetimi A.Ş., Bulls Yatırım Menkul Değerler A.Ş., A1 Capital Menkul Değerler A.Ş., Atlas Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklığı ile Pardus Menkul Kıymetler A.Ş. ile bağlantılı fonlara ilişkin kayıtların incelenmesini istedi. TCK'nın suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ile 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürütülen soruşturmada tasfiye tarihine kadar yapılan yatırımcı bazlı tüm hareketlerin tespiti istendi.

Para hareketleri ortaya çıkarılacak
Yatırımcıların fonlardaki alım-satım işlemlerinin TL karşılıkları, mevcut hesaplardaki katılma payı değerleri, pay oranları ve benzeri nitelikteki kayıtları isteyen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, fonlardaki yatırımcı hareketlerinin dönemsel olarak ortaya çıkarılarak, para trafiğinin ayrıntılı biçimde incelenmesini hedefliyor. Savcılığın MKK'dan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek. Soruşturmaya ilişkin sosyal medya hesabından değerlendirmede bulunan Adalet Bakanı Akın Gürlek, amacın birikimlerin istismarına izin vermemek ve mağduriyetin kanunun öngördüğü koşullar çerçevesinde giderilmesinin amaçlandığını bildirdi. Bakan Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından "suç işlemek amacıyla örgüt kurma-üye olma", "nitelikli dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" ve "sermaye piyasası kanununa muhalefet" suçları kapsamında yürütülen soruşturmada, para hareketlerinin tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü aktardı.

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

28.09.2026 13:35:00
AA
 
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un katılımıyla, 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla ilk olarak Meclis'teki Atatürk Anıtı'na saat 13.00'te çelenk konulacak, saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı okunacak.

Anıttaki törenin ardından TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanı Kurtulmuş başkanlığında saat 14.00'te açılacak.

Kurtulmuş, yapacağı sunuş konuşması sonrasında Genel Kurul'a Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı takdim edecek, ardından İstiklal Marşı okunacak. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul'a hitap edecek.

Meclis başkanlarının yasama yılı açılışı dolayısıyla geleneksel olarak verdiği resepsiyon, Kurtulmuş'un ev sahipliğinde TBMM Tören Salonu'nda saat 18.30'da gerçekleştirilecek.

Yasama yılının açılışında devlet protokolü ile davetiye gönderilen izleyiciler dışında TBMM'ye ziyaretçi kabul edilmeyecek.

Genel Kurul, yeni yasama yılının ilk mesaisini 6 Ekim'de yapacak.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti

28.09.2026 13:30:00
Haber Merkezi
 
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti.

AYM'nin 24 Eylül'de yayımladığı 29 Eylül Genel Kurul gündeminin ilk sırasında, E.2026/9 (Değişik İşler) numaralı dosya yer aldı. Gündemde dosyanın konusu, "Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek anılan Kanun'un 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebi" olarak belirtildi.

Süreç, Yenilik Partisi'nin itirazıyla başladı
Öztürk Yılmaz'ın genel başkanlığını yaptığı Yenilik Partisi, "Yeni Parti" adının kendi parti adıyla karıştırılabileceğini savunarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Yılmaz, "Yeni" ve "Yenilik" ifadelerinin seçmen açısından karışıklığa yol açabileceğini ve Yeni Parti isminde ayırt edici bir ek bulunmadığını ileri sürdü.

Başvurunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Eylül'de Yeni Parti'ye isim değişikliği talebi içeren bir tebligat gönderdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise parti adının belirlenmesinde mevcut içtihatların dikkate alındığını belirterek isim benzerliği iddiasına karşı çıktı.

İki seçenek konuşuluyor
Yeni Parti yetkilileri isim benzerliği olmadığını belirtmiş, "Buna rağmen aksi yönde bir karar çıkarsa küçük bir değişiklikle yola devam ederiz" mesajını vermişti.

Kulislerde "Halkın Yeni Partisi" ve "Değişim Partisi" gündeme gelen seçenekler arasında yer alıyor.

Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Trabzon'da balıkçılar, tezgahlarında yerini alan palamudu tanesi 100 ile 125 lira arasında değişen fiyatlardan satışa sunuyor

 

28.09.2026 12:20:00
Anadolu Ajansı
 
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Ortahisar ilçesindeki Moloz mevkisinde yer alan balıkçı tezgahlarında palamudun tanesi 100 ile 125 liradan satılırken, istavritin kilogramı 100, somon 200, çipura 500, levrek ise 600 liradan alıcı buluyor.

Balıkçı Ahmet Çoğalmış, AA muhabirine, vatandaşların bu sezon daha çok palamuda ilgi gösterdiğini söyledi.

Tezgahlardaki palamutların taze olduğunu belirten Çoğalmış, sıcak havanın balıkların görünümünü etkileyebildiğini ifade etti.

Çoğalmış, piyasadaki herkesin şu an taze balık sattığına dikkati çekerek, "Havalar sıcak gittiği için balıklar ezik gibi görünÜyor ama ezik değil. Havaların sıcaklığından dolayı biraz gevşek oluyor. Vatandaş bayat balık aldığını sanıyor ama öyle değil. Şu an piyasa herkes taze balık satıyor." diye konuştu.

Balıkçı Emin Avcı da bu sezon palamudun daha fazla, hamsinin ise daha az olmasını beklediklerini dile getirdi.

Hamsinin şu anda Marmara tarafından geldiğini aktaran Avcı, "Hamsi palamut gibi olmaz, az olur. Şu anda hamsi geliyor ama Marmara tarafından geliyor. Bizim yerli hamsi daha çıkmadı. Palamut olduğu zaman hamsi biraz daha az oluyor" dedi.

İBB davasının 88. duruşması başladı

İBB davasına ilişkin 57'si tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın 88. duruşması başladı

28.09.2026 12:09:00
Anadolu Ajansı
 
İBB davasının 88. duruşması başladı
İBB davasının 88. duruşması başladı

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen duruşmaya, görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bazı tutuksuz sanıklar ile avukatlarının da bulunduğu duruşmada, sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İBB Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaat ile sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğuna" ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu, kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma" ve "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet" ve 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Beyoğlu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan İnan Güney'in de aralarında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan, Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8 aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Birleşen ikinci dosya

Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinden usulsüzce kurgusal ihale sistematiği işletilerek ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma tamamlanmış ve 29 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

Sanıklar Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş ve Ali Sukas'ın "ihaleye fesat karıştırma", "resmi belgede sahtecilik", "rüşvet alma ve verme" ile "rüşvete aracılık etme" suçlarından 62'şer yıldan 168'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları, diğer 26 sanık hakkında ise aynı suçlardan 3 yıldan 168 yıla kadar değişen sürelerde hapis cezası isteniyor.

Yargılama sürecinde, birleşen dosyalarla birlikte 59 sanığın tahliye edilmesiyle davada 57 tutuklu sanık bulunuyor.

Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor

28.09.2026 11:30:00
Haber Merkezi
 
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor.

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor.

İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen iddianameye göre bu suçlamalar, "cumhurbaşkanına hakaret", "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" ve "suçu ve suçluyu övme" olarak sıralanıyor.

Göktaş'ın X hesabından yapılan 27 Eylül'de yapılan bir paylaşımda komedyenin yeni bir mektubu yer aldı.

Duruşmayı hatırlatarak başlayan mektupta, "88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim? İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş" ifadeleri yer aldı.

32 yaşındaki Göktaş, "kuyu tipi" olarak adlandırılan Tekirdağ Karatepe Cezaevi'nde güneş görmeyen bir hücrede tutuluyor.

Gösterisindeki ifadeleri nedeniyle 29 Haziran'da hakkında soruşturma başlatılan Göktaş, yurtdışı tatili dönüşünde 2 Temmuz'da havalimanında gözaltına alınmış ve 3 Temmuz'da tutuklanmıştı.

28 Ağustos'ta komedyen hakkında "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ve "cumhurbaşkanına hakaret" suçlamalarından tahliye kararı verilmiş ancak cezaevinden çıkmadan "suçu ve suçluyu övmek" suçlamasıyla yeniden tutuklanmıştı.

Ancak savcılık Göktaş'ın tahliye kararının kaldırılarak üzerine atılı suçlardan yeniden tutuklanmasını talep etti ve komedyenin "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ile "cumhurbaşkanına hakaret" suçlarından ayrı ayrı tutuklanmasına oy birliğiyle karar verildi.

Daltonlar isimli suç örgütünün eylemlerini övme suçu işlediği iddiasıyla mahkemeye çıkarılan Göktaş, SEGBİS ile yaptığı savunmada suçlamayı reddetmişti.

Göktaş uzun süredir sergilediği gösteriyi 24 Haziran'da YouTube'a yüklemişti.

Video üç ayda 15 milyondan fazla izlendi.

İddianamede neler var?
İddianamede Göktaş'ın "Ölü Deniz" adlı gösterisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullandığı bazı ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığı ve Cumhurbaşkanı'nın şeref ve saygınlığını zedelediği öne sürülüyor.

Savcılık ayrıca gösteride yer alan bazı bölümlerin, İslam dininin mensuplarını ve dini pratikleri konu alan ifadeler nedeniyle toplumun bir kesimini diğer kesimine karşı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği görüşünü dile getiriyor.

Bu bölümde özellikle oruç tutan canlı bombalar ve Kur'an konulu şakalar ile Göktaş'ın dalgıçlarla ilgili sözlerinin haşema giyen kadınlarla ilgili olduğu çıkarımı yer alıyor.

Bir diğer suçlama ise kamuoyunda "Daltonlar" olarak bilinen suç örgütüne ilişkin stand-up bölümüne dayanıyor.

Savcılık, bu bölümdeki ifadelerin suç örgütünün faaliyetlerini övücü ve meşrulaştırıcı nitelik taşıdığını savunarak "suçu ve suçluyu övme" suçunun oluştuğunu ileri sürüyor.

İddianamede, gösteriyle ilgili 500'den fazla CİMER başvurusu ve çok sayıda şikâyet dilekçesi verildiği belirtildi.

Söz konusu ifadelerin kamu düzeni açısından "açık ve yakın tehlike" oluşturduğu değerlendirmesi de yer aldı.

Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi

28.09.2026 10:08:00
Haber Merkezi
 
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı, Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa iddialarını köşesine taşıdı. Altaylı, Kaya ve eşinin Tera üzerinden yaptığı öne sürülen işlemlerdeki yüksek getiriyi gündeme getirirken, soruşturmanın toplam büyüklüğü olarak dile getirilen 25 milyar dolara dikkat çekti: "Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak?"

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi.

Altaylı, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Kaya hakkında ortaya attığı iddiaları ilk duyduğunda bunların gerçeği yansıtmayacağını düşündüğünü belirtti. Ancak daha sonra gündeme gelen rakamların dikkat çekici olduğunu ifade etti.

63 MİLYON TL'DEN 1,3 MİLYAR TL'YE

Altaylı'nın aktardığı iddiaya göre Kaya, nisan ayında Tera üzerinden yaklaşık 63 milyon TL tutarında yatırım yaptı. İddiaya göre bu para eylül ayında yaklaşık 1 milyar 344 milyon TL olarak geri çekildi.

Altaylı, söz konusu rakamları dolar üzerinden de hesaplayarak, yaklaşık 1 milyon 432 bin dolarlık yatırımın 5 ay içerisinde 28 milyon dolara ulaştığı iddiasını gündeme getirdi. Yazar, bunun dolar bazında yaklaşık yüzde 2 binlik artış anlamına geldiğini yazdı.

EŞİNE AİT İŞLEMLER DE GÜNDEMDE

Altaylı, Kaya'nın eşi İlyas Kaya hakkındaki iddiaları da yazısına taşıdı.

Buna göre İlyas Kaya'nın nisan ayında yaklaşık 99 milyon TL yatırdığı, eylül ayında ise yaklaşık 826 milyon TL ile çıktığı öne sürüldü.

Altaylı, bu rakamların dolar karşılığının yaklaşık 2 milyon 250 bin dolardan 17 milyon 210 bin dolara yükselmek anlamına geldiğini belirterek, işlemlerin fonun batmasından hemen önce gerçekleştiği iddiasına dikkat çekti.

"SADECE FATMA BETÜL SAYAN KAYA MI?"



Altaylı'nın yazısının odağındaki soru ise fon soruşturmasının tamamına ilişkin oldu.

Yazar, "Sadece Fatma Betül Sayan Kaya mı yapmıştır bu işi? Başka kimler böyle servet edindi?" sorusunu gündeme getirdi.

Altaylı, ardından soruşturmayla bağlantılı olarak dile getirilen 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğe dikkat çekerek şu soruyu sordu:

"Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak! Çıkacak mı?"

ESKİ DOSYA: İBB'DEN 85 BİN 791 DOLARLIK EĞİTİM ÖDEMESİ

Kaya'nın adı daha önce de ABD'deki eğitimi nedeniyle İBB iştiraki İSBAK'tan aldığı öne sürülen ödemelerle gündeme gelmişti.

İBB'nin eski yönetimi döneminde, Kaya'nın 14 Kasım 2008'de İSBAK AŞ'de elektrik-elektronik mühendisi olarak işe başladığı, yaklaşık iki ay sonra da ABD'de eğitim için İBB bursuyla gönderildiği kamuoyuna yansıyan kayıtlarda yer aldı.

İSBAK tarafından Kaya'ya yurtdışı eğitim sözleşmesi kapsamında 85 bin 791 dolar ve 20 bin 289 TL ödeme yapıldığı belirtildi.

İBB PARAYI GERİ İSTEMİŞTİ

Konu 2021 yılında İBB Teftiş Kurulu'nun incelemesiyle yeniden gündeme geldi.

Dönemin İBB yönetimi, Kaya'dan ve kefil olan aile üyelerinden 85 bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL'nin, masraflar ve yasal faiziyle birlikte geri ödenmesini talep etti. Ayrıca dönemin bazı İSBAK yöneticileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.

İBB müfettişlerinin raporuna ilişkin haberlerde, yurtdışı eğitim sözleşmesindeki bazı hükümlerin ihlal edildiği iddiaları da yer aldı. Bunlar arasında eğitim sonrasında İSBAK'ta çalışma yükümlülüğü ve eğitim süresinin uzatılmasına ilişkin sözleşme hükümleri tartışma konusu oldu.

Ancak bu eski dosyada da önemli bir ayrım bulunuyor: Kaya hakkında 2021 sonunda işlem başlatıldığı, sonrasında takipsizlik kararlarının verildiği basına yansıdı. Ayrıca Kaya'nın başvurusu üzerine İBB bursuyla ilgili çok sayıda internet içeriğine 2024'te erişim engeli getirildi.

ALTAYLI'NIN VURGUSU NE?



Altaylı'nın yazısındaki temel vurgu, yalnızca Kaya hakkındaki iddialar değil. Yazar, Kaya üzerinden ortaya çıkan rakamların, eğer soruşturmadaki toplam para büyüklüğü iddiasıyla birlikte değerlendirilecekse, "başka kimlerin bu sistemden ne kadar kazanç sağladığı" sorusunu gündeme getirdiğini belirtiyor.

Dolayısıyla "25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan'dan çıktı" ifadesi, 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğün tamamının Kaya'ya ait olduğu anlamına gelmiyor. Altaylı, Kaya hakkında öne sürülen yaklaşık 45 milyon dolarlık tutarı, soruşturmada konuşulan 25 milyar dolarlık toplam rakamla karşılaştırarak geriye kalan miktarın akıbetini sorguluyor.

Kaya ise iddiaların ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı ve diğer görevlerinden istifa etti. Hakkındaki borsa işlemlerine ilişkin iddiaların hukuki olarak kesinleşmiş bir suç veya mahkûmiyet anlamına gelmediği de ayrıca belirtilmeli.

İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu

İstanbul'da gök gürültülü sağanak hayatı olumsuz etkiledi, birçok ilçede su baskınları yaşandı

28.09.2026 06:30:00
AA
 
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde kısa süreli etkili olan kuvvetli yağış nedeniyle cadde ve sokaklarda su birikintileri oluşurken bazı alt geçitleri, evleri ve iş yerlerini su bastı.

Avrupa Yakası'nda Beşiktaş, Fatih, Şişli, Bakırköy, Sultangazi, Eyüpsultan, Esenler, Küçükçekmece ve Kağıthane ilçelerinde gök gürültülü sağanak etkisini gösterdi.

Yoğun yağış nedeniyle Zincirlikuyu'daki su basan alt geçitte ekiplerin çalışmaları devam ediyor. Araç trafiğine kapatılan alt geçidin su tahliyesinin sabah saatlerine kadar süreceği öğrenildi.

Fatih'teki Zeyrek Mahallesi Eski Mutaflar Caddesi'nde bir otomobil ile kamyonet çökme sonucu meydana gelen çukura girdi. Çevredeki vatandaşlar araçları iterek, bulundukları yerden çıkardı. Yola şerit çekilerek trafiğe kapatıldı.

Eyüpsultan Merkez Mahallesi Sayfiye Sokak'ta ise binaların arasında kalan arsada yağışın etkisiyle toprak kayması yaşandı. İhbar üzerine bölgeye gelen itfaiye ve AFAD ekiplerince çevredeki binalarda yaşayan 25 kişi tahliye edildi. Bölge, şerit çekilerek emniyete alındı.

Esenler'de Mehmet Akif İnan Caddesi'nde seyir halindeki motosiklet, yağış nedeniyle sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu devrildi. Kazada sürücü ve motosiklet savrulurken, olay anı güvenlik kamerasınca kaydedildi.

Küçükçekmece Kanarya Mahallesi Çalıkuşu Sokak'ta ise bir binanın bodrum katındaki otoparkı su bastı. Vatandaşlar otoparktaki araçlarını kendi imkanlarıyla dışarı çıkardı.

Yağış aralıklarla etkisini sürdürüyor. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.