logo
07 ŞUBAT 2026

Özgür Özel'den 'Anayasaya Sahip Çıkıyoruz' mitingine çağrı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ve Parti Meclisi (PM) toplantısının ardından yaptığı açıklamada “Demokrasiye sahip çıkacağımız, anayasaya sahip çıkacağımız, geleceğimize, emeğimize, ekmeğimize, ülkemize, vatanımıza sahip çıkacağımız büyük miting için 14 Ocak Pazar günü saat 13.00’te tüm vatandaşlarımızı, tüm siyasi partileri, tüm meslek örgütlerini, tüm sivil toplum örgütlerini ve bu ülkenin geleceğine sahip çıkmak isteyen her ferdini, bilhassa gençlerini Tandoğan meydanında geleceğimize, adalete, hukuka ve ülkemize sahip çıkan mitingimize davet ediyoruz” dedi.

04.01.2024 19:49:00
Haber Merkezi
Özgür Özel'den 'Anayasaya Sahip Çıkıyoruz' mitingine çağrı
Özgür Özel'den 'Anayasaya Sahip Çıkıyoruz' mitingine çağrı
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ve Parti Meclisi (PM) toplantısının ardından Can Atalay hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmaması hakkında konuştu.

Gezi davası sonucu verilen hapis cezasını anımsatan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, "AVM yapılmasın diyenden darbeci olur mu? Onlar o gün bunları istemeseydi, bugün orada övündükleri Atatürk Kültür Merkezi değil bir yandaşın AVM'si yükselecekti" dedi.

Genel Başkan Özgür Özel, "Demokrasiye sahip çıkacağımız, anayasaya sahip çıkacağımız, geleceğimize, emeğimize, ekmeğimize, ülkemize, vatanımıza sahip çıkacağımız büyük miting için 14 Ocak Pazar günü saat 13.00'te tüm vatandaşlarımızı, tüm siyasi partileri, tüm meslek örgütlerini, tüm sivil toplum örgütlerini ve bu ülkenin geleceğine sahip çıkmak isteyen her ferdini, bilhassa gençlerini Tandoğan meydanında geleceğimize, adalete, hukuka ve ülkemize sahip çıkan mitingimize davet ediyoruz" dedi.

"ÜLKEMİZ OLAĞANÜSTÜ GÜNLERDEN GEÇİYOR"

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, toplantıların ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi:

"CHP'nin Parti Meclisi toplantısının son kısmını basına açarak ve toplantımızda aldığımız kararları halkımızla, milletimizle paylaşarak sonlandırmak istedik. Bugün Parti Meclisimiz toplanarak, yaklaşan yerel seçimlere ilişkin belediye başkan adaylarımızın belirlenme sürecinde yeni adayların açıklanmasına yönelik gündemle toplanacaktı. Neredeyse her hafta yaptığımız gibi. Ancak ülkemiz olağanüstü günlerden geçiyor ve dün ortaya çıkan bir karar bugün bizim yerel seçim gündemiyle aday belirlememiz ve bunun üzerinden gündemi takip etmemizi olanaklı kılmadı. Bu toplantımızı önümüzdeki hafta, tahminen çarşamba gününe aldık. Bugün beklenen kararlar ve o güne kadar belirginleşecek adaylıkları sizlerle paylaşacağız. Ancak ilk bilgi olarak temel prensip olarak ön seçim yaptığımız bölgelerdeki adayları sandık sonuçlarına aynen uyarak adaylaştırıyoruz, geçtiğimiz hafta ön seçimi tamamlanan arkadaşlarımızın aday olarak bildirilmesini bugün karara bağladık. O konuda herhangi bir gecikme yaşamamak adına…"

"GEZİ DAVASI BAŞTAN AŞAĞIYA HUKUKSUZ BİR DAVADIR"

"Parti Meclisimiz tamamen karşı karşıya olduğumuz yargı eliyle Anayasa'yı askıya alma, yok sayma ve anayasasızlaştırma süreciyle bir sivil darbe girişimini gündeme almış durumda. Öncelikle şunu söyleyelim. Dün Yargıtay 3. Ceza Dairesinin aldığı karar, Hatay halkı tarafından milletvekili seçilmiş olan Can Atalay'ın salıverilmemesine,  dokunulmazlık hakkından yararlanmamasına, yargılamasının durdurulmasına ve gereğinin yapılmasına yönelik bir karar ve kriz olarak görünmekle beraber, bunu çok aşan bir noktaya gelmiş durumdadır. Öncelikle şunu söyleyelim, bugün Can Atalay serbest kalmış olsaydı onunla birlikte aynı koğuş ve hücrede esir tutulan Tayfun Kahraman, bir başka hücrede esir tutulan Osman Kavala, Bakırköy Kadın Cezaevinde esir tutulan Mine Özerdem, Çiğdem Mater, yargılandıkları ve delil olmadığı için ikişer kez beraat ettikleri bu davada birileri onları beraat ettirmek istedi ancak 'Ben bunu kabul etmiyorum' diyen Recep Tayyip Erdoğan'ın açık talimatıyla yeniden yargılanıp, yine hiçbir delil olmadan, delillerin olmadığı bir ortamda tamamen hukuka aykırı şekilde, bir kişinin husumeti sonucunda cezalandırıldıkları gerçeğini değiştirmezdi.

"GEZİ DAVASI ERDOĞAN'IN SİYASİ KİN DAVASIDIR"

Gezi davası baştan aşağıya hukuksuz bir davadır. Gezi davası, Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi kin davasıdır. Gezi davası, kan davasıdır. Recep Tayyip Erdoğan'ın Gezi davası, kendisini meşrulaştırmak için suçsuz insanları meşrulaştırdığı bir davadır. Bugün içeride tutulan o suçsuz insanlar, Gezi olayları sırasında temsil ettikleri meslek örgütleri adına katıldıkları platformlarda ara buluculuk rolü üstlenmişler, o günlerde yapılan görüşmelerde 'Eğer şunlar yapılırsa Gezi parkı boşalır' şartları ortaya sunulurken örneğin hükümetin istifasını istememişlerdir. Dönemin Başbakanının yurda gelmesini talep etmemişlerdir. O zaman yurtdışındaydı. Bakanların görevden uzaklaştırılmasını istememişlerdir. Onlar şartları çok basittir. Şu anda internete girip bakan tüm gençler, vatandaşlarımız görebilir. Bu güzel insanlar, 'Ağaçlar kesilmesin, bu parkın yerine topçu kışlası yapılmasın, Atatürk Kültür Merkezi yıkılıp yerine AVM yapılmasın ve haksız yere gözaltına alınan üniversite, lise öğrencisi gençler, haksız yere gözaltında tutulan arkadaşlar bırakılsın' demişlerdir. Bunun neresi darbedir? Darbe Başbakana karşı, bakanlara, milletvekillerine karşı yapılır. Yönetimi ele geçirmek, devleti ele geçirmek için yapılır. Ağaç kesilmesin diyenden darbeci olur mu? AVM yapılmasın diyenden darbeci olur mu? Onlar o gün bunları istemeseydi, bugün orada övündükleri AKM değil bir yandaşın AVM'si yükselecekti. Hepimiz biliyoruz, kimi kandırıyorsunuz? O gün orada bir AVM niyeti olmasa Taksim Platformu neden 'AKM yıkılıp AVM yapılmasın' desin? 'Neden ağaçlar kesilmeyip topçu kışlası yapılmasın' desin? Bir büyük yalanı tarih önünde, milletin vicdanında mahkum etmek boynumuzun borcudur."

"BİRİLERİ 600 MİLLETVEKİLİNE 'SİZ BİLMEZSİNİZ' DEMİŞTİR"

"Orada haksız yere yargılananlardan bir tanesi de Can Atalay'dır. Can Atalay milletvekili adayı olmuştur. Memleketi Hatay'dan milletvekili seçilmiştir. Kararı kim vermiştir? Hataylılar vermiştir. Can Atalay milletvekilliği için başvurduğunda ona 'Milletvekili olabilirsin' diye evrak verilmiştir. O evrakla Yüksek Seçim Kurulu'na başvurmuştur, ilgili seçim kuruluna başvurmuştur. Onun ismi birleşik oy pusulasına yazılmıştır, devlet tarafından. Daha sonra seçilince adına düzenlenen mazbata avukatına, vekiline verilmiştir. O mazbata Millet Meclisi'ne verilmiş, kayda sokulmuş, milletvekili olarak işlem yapılmış, yemin töreninde herkes gibi sırası gelince oturumu yöneten en yaşlı üye sıfatıyla Sayın Bahçeli tarafından, en genç üye, katip üyeye verilen talimatla 'Hatay, okuyun' denmiş, Can Atalay'ın ismi okunmuş ama kürsüye gelmemiştir. Çünkü birileri Can Atalay'ı Hatay halkına, 'Siz milletvekili seçebilirsiniz ama siz bilmezsiniz, o bilir. Onun talimatıyla biz biliriz' demiştir.

Birileri Can Atalay'a mazbata düzenleyenlere, 'Siz bilmezsiniz, onun talimatıyla biz biliriz' demiştir. Birileri, TBMM'ye ve hepimiz adına yöneten Bahçeli'ye 'Sen bilmezsin, onun talimatıyla biz biliriz' demiştir. Daha sonra Can Atalay 600 milletvekilinin oylarıyla İnsan Hakları Komisyonuna seçilmiştir. Birileri 600 milletvekiline 'Hadi oradan, siz bilmezsiniz. Birilerinin talimatıyla biz biliriz' demiştir. Mesele bu kadar açık ve nettir. Kimsenin ağrına gitmiyorsa, Meclis'in geçici başkanı sıfatıyla Devlet Bahçeli'nin ağrına gitmiyorsa, bu milletin ağrına gidiyordur. 600 milletvekilinin ağrına gitmiyorsa, bu milletin ağrına gidiyordur. Mahkemede tarafsız davranacağına yemin etmişlerin ağrına gitmiyorsa, bu milletin ağrına gidiyordur. Mesele öyle Can Atalay meselesi falan filan değildir. Mesele birilerinin kin ve kan davası uğruna kendi yetkilerini aldığı bu Anayasa'nın bir maddesini hiçe sayma meselesidir. O madde bugün 153'üncü maddedir. Açıp, okuyan görür ki Anayasa Mahkemesi kararları gerekçeli olarak yayınlanır. Yayınlandığı anda 'Anayasa Mahkemesi kararları yürütme, yasama ve yargı organları için bağlayıcıdır' demektedir. Ama birileri…

O Erdoğan. Yani anayasalar her doğan için yapılması gerekirken, kendisi için anayasa yaptıran Erdoğan. Kendini bu anayasanın da üstünde görmektedir. 'Nasılsa ben istedim diye bazı maddelerini OHAL'de elde sopa, bazı yerde döve döve, bazı yerde devletin imkanlarını kullana kullana değiştirttim. Bilseydim bunu da değiştirirdim. Keyif beni değil mi? 153 benim için yok hükmündedir' deyip, 153'üncü maddeyi yırtıp atmıştır. Onun adına 5 hakim yapmıştır ama sonra gelip o karara sahip çıkınca Recep Tayyip Erdoğan Anayasa'yı ortadan kaldırmaya çalışan bu darbe girişiminin başında olduğunu itiraf etmiştir."

"YILMAZ TUNÇ DARBE GİRİŞİMİNİN YAVERİ OLDUĞUNU İTİRAF ETMİŞTİR"

"Bugün de Yılmaz Tunç, Erdoğan'ın atadığı Adalet Bakanı. Kararı hatırlatıp, 'Meclis'in önündedir' diyerek darbe girişiminin yaverliğine, darbenin komutanının yaveri olduğunu itiraf etmiştir. Buradaki tehlike şudur, bugün 153'üncü maddenin yırtılıp atılmasına ses çıkarmazsanız, bir gün gelirler 75'inci maddeyi yırtıp atarlar. Artık biz milletvekili, Sayın Bahçeli milletvekili, MHP'liler milletvekili, AK Parti grubu milletvekili filan olmaz. Bugün Anayasa Mahkemesi yok hükmündeyse, yarın 75'i yırtıp atarlar, Millet Meclis'i yok hükmündedir. Bir gün sen bunu yaptın diye bundan cesaret alan biri, bence de 101 yok hükmünde der, Cumhurbaşkanı yok hükmündedir. Yapılan iş bindiği dalı kesmektir. Yapılan iş hepimizin meşruiyetini tartışmaya açmaktır. Yapılan iş varlığımızı borçlu olduğumuz ve bakmayın bunlar değiştirince turkuazını da bastılar da, kafalarına atınca rengini düzelttiler, rengini bayraktan alan Anayasa'yı tartışmaya açmaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bu toplumun, ortak toplum sözleşmesidir. Sınırları korumak da o sınırları koruyan Mehmetçik, silahlı kuvvetler de ülke savaşa girse, ülkeyi koruyan asker de asayişimizi sağlayan polis de öğrencimizi ve evladımızı okutan öğretmen de hastamıza bakan doktor da ilacını veren eczacı da bizi günü gelince savunan avukat da yetkisini bu Anayasa'dan almaktadır. Anayasa yoksa, devlet yoktur. Devlet yoksa düzen yoktur. Bir ülkede iktidar ama en çok iktidar, devleti ve düzeni savunmak zorundadır. Devleti inkar etmek, devleti yönetmekle görevlendirilmiş birine ve onu destekleyen Devlet Beye düşmez. Onların görevi devleti korumak, devleti savunmaktır. Ama ne var ki gücün zehirlediği bu şahıs ve güç zehirlenmesindeki bu şahsa kayıtsız destek veren bu yapı, memleketi artık yönetilemez bir hale getirmiştir. Memleket muz cumhuriyetine dönmüştür. Muz cumhuriyetlerinde bile kurallar vardır, o muz ticareti bile o kurallara göre yapılmaktadır. Siz burada yazan kuralları terk ederseniz, muz ticareti bile yapamazsınız. Çünkü koyduğunuz kurala neye göre diye sorarlar. Neye göre diye…"

VATANDAŞLARA UYARI

"Bugün vatandaşlarımızı uyarmak isterim. Bu Anayasa aynı zamanda senin babandan kalmış 80 metrekarelik dairenin de güvencesidir. Çünkü bu Anayasa'da yazıyor, mülkiyet hakkı. Elindeki paranın, malının ve canının güvencesi bu Anayasa'dır. 'Bu Anayasa'nın bir maddesi artık yok' diyen, yarın 'Senin malın da yok, senin canını da korumam, canın da bana emanet' der. O yüzden Anayasa'ya sahip çıkmak, bu ülkenin geleceğine, kendi çoluğunun çocuğunun geleceğine, güvencesine sahip çıkmaktır. Anayasa'yı savunmayan üyesi olduğu sendikayı savunamaz. Anayasa'yı savunmayan üyesi olduğu meslek örgütlerini, bu memleketi savunamaz. Bu Anayasa bu memleketin Anayasasıdır. Anayasalar bu ülkedeki herkesin, bu ülkenin iyiliğini isteyen herkesin canı gibi savunması, malı gibi savunması, gözü gibi bakması gereken belgelerdir. Hepimizin üzerinde uzlaştığı yapılardır.
Buraya nasıl geldik? Bu tartışmalar nereden çıktı, uzun uzun hatırlatmayacağım. Ama bir gerçek var ki neyi unutturmaya çalışıyorlar?"

"GENCECİK ÇOCUK OKULUNDAN KOPARILIYORSA BİR MESAJ VARDIR"

"Birincisi 'Yapmayın, etmeyin' dediğimiz halde Suudi Arabistan'a gidip Cumhuriyet'in 100'üncü yılında, Cumhuriyetten önce kurulmuş iki kulübünün yaptığı Türkiye'nin onuru ve gururu bir müsabakayı Atatürk ve Cumhuriyete saygısı olmayan, geldiğinde Anıtkabir'e gitmeyen, askerimizi Türkçe selamlamaktan imtina eden Suudi Arabistan'a götürenler, orada Atatürk'ü pazarlık konusu yapanlar, bu milletin tamamından, CHP'lisinden, İYİ Partilisine, MHP'lisinden AK Partilisine, HDP'lisinden bu Meclis'te bulunmayan partilerine herkesi utandırmışlardır. O ayıplarını örtemeden 1 Ocak günü sabah erken saatlerde bir miting tertip etmişler, bir yüksek tansiyondan ve sürtüşmeden, yılbaşı gecesinden dönenlerle sabah namaza gidenleri sürtüştürmeden bir tansiyon beklentisine girmişlerdir. Sonunda hiç tasvip etmediğimiz bir sonuç ortaya çıkmıştır. Elinde bir bayrak taşıyan vatandaşı, bir gencimiz arasındaki sürtüşmeden, karşılıklı yumruklaşmaya ve bir yaralanmaya sebebiyet vermiştir. Olayı duyduğumda 'Olacağı buydu' demekten kendimi alıkoyamadım. Ardından yaşananları dikkatle takip ettik.

Ege'nin babası Zafer Beyi aradım, ilk söz şunu söyledim: 'Zafer Bey biz şiddete karşıyız. Ege'nin attığı yumruğu savunamayız. Ama bir basit yumruklama Türkiye'nin neresinde, geçmişinde hiçbir sabıkası olmayan basit müessir fiil. Geçmişinde sabıkası olmayan, adresi belli. 22-21 yaşındaki bir genci nerede tutuklamışlar? Bırakın genci, basit müessir fiilden hangi sabıkasızı tutuklamışlar.' Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, darbe komutanın yaveri Yılmaz Tunç açıklasın bakalım. Dedik ki 'Yumruğun karşısındayız ama Ege'nin tutuklanmasının da karşısındayız.' Babası dedi ki 'Ege 4 üzerinde 3,5 not ortalamalı. Pırıl pırıl bir çocuktur. Hiç böyle bir şey olmaz. Nasıl oldu biz de anlamadık.' Sonra Ege'nin savunmasını okuduk, pişman olmuş, üzgün olduğunu ve ilave yaşananların üzerine üzüntülerini dile getirmiş. Ama tutup cezaevine koydular Ege'yi. Arkadaşımız gitti ve ziyaret etti. İlk sözü şu oldu, 'Genel Başkanımızın selamı var, yumruk yanlış ama senin burada tutulman da yanlış.' Biz yumruğu savunmayız ama yumruk Türkiye'nin dört bir yanında, 81 ilde, 1000 ilçede her gün binlerce basit müessir fiil… Al ifadesini yolla. Tutup savcıya götürsen 'Niye getirdiniz bana' diyeceği bir husustan, bir gencecik çocuk okulundan, ailesinden koparılıyorsa orada başka bir husumet ve mesaj var. Bunu da görmemezlik etmedik ve etmeyeceğiz."

"MİLLETİN YOLUNDAN DEĞİL KENDİ ÇIKARLARININ YOLUNDAN YÜRÜYENLERE ARTIK YETER DEDİK"

"Bundan sonraki süreçte, son grup toplantımızda açıkça söylemiştik. Biz söylerken köpürüyorlardı, şimdi soruşturma açıldı. Cumhurbaşkanının ifadelerinden belli ki dile getirdiğimiz sorular son derece haklı. Gencecik evlatlarımızın şehit edilmesinde 'At imzayı, geç kenara, sorgulama' diyorlar ya, biz ona artık yeter dedik o gün. 'Milletin yolundan değil kendi çıkarlarının yolundan yürüyenlere artık yeter' dedik. 'Vatandaşı yoksulluğa mahkum edip, sürekli kendi çevrelerini zenginleştirenlere artık yeter' dedik. 'Devletin temel niteliklerinden olan hukuk devletini ayaklar altına alanlara artık yeter' dedik. 'Seçilmiş bir milletvekilini salmayan, bırakmayan, Anayasa Mahkemesi'nin kararına rağmen, dediğim dedik, aldığım talimat budur, başkasını tanımam' diyenlere yeter dedik. Artık ister Gezi'den, ister attığı tweetten, ister Furkan gibi aleni mahkeme tutanaklarını haberleştirmekten dolayı saray rejiminin esir tuttuğu herkesin durumuna, 'Artık yeter' dedik ve bundan sonra da 'Artık yeter' demeye devam edeceğiz."

"BİRLİK VE BERABERLİĞE SAHİP ÇIKIYORUZ"

"CHP olarak halkımızın birlik ve beraberliğine sahip çıkıyoruz. Anayasal düzen içinde bir hukuk devleti olarak Anayasal düzene sahip çıkıyoruz. Demokrasiye, adalete hep birlikte refah ve huzura, bu ülkenin refah ve huzur içinde zenginleşme umuduna sahip çıkıyoruz. Halkın iradesine, Meclis iradesine sahip çıkıyoruz. Sözün özü biz demokrasiye, biz memlekete, biz Hatay ve Türkiye'ye, bu ülkenin geleceğine sahip çıkıyoruz. Bu ülkenin geleceğine sahip çıkmak için bundan sonra atacağımız adımları sizlerle paylaşmak isterim. Birincisi, Anayasa'nın 153'üncü maddesi açıktır. Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme, yargı organlarının, irade makamlarını gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamamak, Anayasa'yı fiili olarak askıya almaya teşebbüs etmek, Anayasal düzene karşı bir kalkışmadır. Bu sebeple Anayasal düzene karşı işlenen suçla mücadele etmeleri için hukuki ve siyasi hiçbir adımdan kaçınmayacağız. İlk olarak CHP tüzel kişiliği olarak bu suçu işleyen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi üyeleri hakkında Hakimler, Savcılar Kurulu'na, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin ilgili üyeleri hakkında Yargıtay'ın birinci basamak kuruluna kurumsal başvurularımızı yapıyoruz. Yargıtay Birinci Basamak Başkanlık Kurulu'nun görevden el çektirme, bu 5 hakim için görevden el çektirme kararını bir an önce almalarını kendi Anayasal görevleri olduğunu hatırlatıyoruz. Ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na bu kararı bu şekilde 5 hakimin uygulamasının Yargıtay'daki ilgili dairedeki diğer 13 hakim ve Yargıtay'daki görev yapan tüm hakimler açısından bir suçta ortaklaşma zarureti gibi algılatılıp, bunun bir Yargıtay kararı olarak dayatılması, bu hukuk insanlarının her birinin mesleki gelecek ve onurlarına lekedir. Bu yüzden cımbızla üçüncü daireden çekilen bu 5 celladın bu kararına diğer 13 hakimin iştirak etmediğini biliyoruz. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nı bu kararı, görüşülmek üzere Ceza Genel Kurulu'na götürmeye davet ediyoruz. Götürün Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na çıkalım bakalım oradan Anayasa Mahkemesi kararı uygulanır mı, uygulanmaz mı? Bu ayıba, rezalete, hukuk tanımazlığa, saraydan cesaretle adalet cellatlığına Yargıtay'ın bütün üyelerinin ortak edilmesini asla kabul etmiyoruz. Ceza Genel Kurulu'nun bu dosyayı görüşmesini, evet ilk örnek mi? Bu yol hep açık ama böyle bir hukuk tanımazlığa ilk kez birileri başvuruyor. Nerede itiraz edilecek? İşte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itiraz edecek. Neresi karara bağlayacak? Yargıtay Genel Kurulu karara bağlayacak. Yapın bakalım, güveniyorsanız kendinize, Yargıtay Genel Kurulu çıksın ve 'Bu karar hukukidir. Anayasa'ya uygundur' desin. 5 tane, 3'ü saraydan, 2'si ortağından talimatlandırılmış, 5 celladın hukuku katletmesine, geleceğimizi karartmasına sessiz kalmayacağız."

"14 OCAK PAZAR GÜNÜ GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ"

"Ayrıca tüm muhalefet partilerinin toplandığında katılacaklarını bildirdikleri, CHP ve Gelecek Partisi, Saadet Partisi, TİP, Demokrat Parti tarafından imzalanan, DEVA Partisi tarafından imzalanan, İYİ Parti ve DEM tarafından da toplandığında oturuma katılacakları ifade edilen 9 Ocak 2024 Salı günü saat 15.00'te Genel Kurulu toplantıya çağırdığımız başvurumuz burada. TBMM'yi kendi iradesine karşı yapılan bu darbe girişimi için önümüzdeki Salı günü saat 15.00'te olağanüstü toplantıya çağırıyoruz. Ayrıca CHP olarak toplumda, sivil toplumda bu darbe girişimine karşı hangi demokratik çağrı varsa o demokratik çağrılara en yürekten katkıyı katılımı sağlayacağımızı ifade ediyoruz ve gelecek hafta 14 Ocak Pazar günü 'Geleceğimize sahip çıkıyoruz' diyeceğimiz, demokrasiye sahip çıkacağımız, anayasaya sahip çıkacağımız, geleceğimize, emeğimize, ekmeğimize, ülkemize, vatanımıza sahip çıkacağımız büyük miting için 14 Ocak Pazar günü saat 13.00'te tüm vatandaşlarımızı, tüm siyasi partileri, tüm meslek örgütlerini, tüm sivil toplum örgütlerini ve bu ülkenin geleceğine sahip çıkmak isteyen her ferdini, bilhassa gençlerini Tandoğan meydanında saat 13.00'te geleceğimize, adalete, hukuka ve ülkemize sahip çıkan mitingimize davet ediyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum, sağ olun var olun."

Japonya'nın en çok satan romanı nihayet Türkçede


 
Klasik Japon edebiyatını geniş kitlelerle buluşturan eserleri ve özgün romanlarıyla yüzyılın en önemli yazarları arasında yer alan Eiji (Eici) Yoshikawa’nın (Yoşikava) klasik epiğinin ilk cildi "Musashi: Kılıç ve Delikanlı" insanın kendine rağmen mükemmelin peşinden koşmasını anlatırken aynı zamanda Japonya’nın içsavaşlarla sarsıldığı Sengoku döneminin de çarpıcı bir portresini sunuyor. Eser, Japonya’da tüm zamanların en çok satan romanı konumunda.

07.02.2026 19:50:00
AHMET TURAN YİĞİT
Japonya'nın en çok satan romanı nihayet Türkçede
Japonya'nın en çok satan romanı nihayet Türkçede

Can Yayınları şubat ayı yayın programını açıkladı. Bu ayın programında da çağdaş, modern ve klasik edebiyattan nitelikli eserler yer alıyor. Yayınevinden bu ay çıkacak bazı kitaplar şunlar:

Laszlo Krasznahorkai, Yeşaya Geldi (çev. Leyla Önal)

2025 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi László Krasznahorkai imzalı "Yeşaya Geldi", yazarın insanlığın hiç bitmeyen savaşını ve yıkımı Savaş ve Savaş'ın başkahramanı György Korin'in iç sesiyle birleştirerek sarsıcı bir bekleyiş duygusuyla anlattığı karanlık bir eşik.

Gaye Keskin, İçimdeki Kilitleri Tek Tek

Gaye Keskin, ilk kitabında insanın kimi zaman kendiyle, kimi zaman yakın çevresiyle arasındaki girift ilişkileri, yabancılaşmayı ve yoksunluğu ele alıyor. İçimdeki Kilitleri Tek Tek, Madam Violet'ten Mümtaz'a, Eleni'den Neriman'a uzanan yolculukta okura yoğun, içten ve güçlü öyküler vaat ediyor.

Guido Morselli, İnsanlığın Sonu (çev. Leyla Tonguç Basmacı)

Guido Morselli'nin kendi hayatına son vermeden hemen önce tamamladığı ve insansız bir dünyayı tasvir ettiği romanı "İnsanlığın Sonu", modern insanın yalnızlık, varoluş, anlam ve özgürlük karşısındaki kırılganlığını sorgulayan sarsıcı bir kıyamet tablosu.

Jacqueline Harpman, Erkek Nedir Bilmeyen Ben (çev. S. İpek Ortaer Montanari)

Jacqueline Harpman, "Erkek Nedir Bilmeyen Ben" romanında uygarlığın çöküşünü, iktidarın doğasını ve cinsiyetler arasındaki görünmez sınırları yalın ama ürpertici bir dille sorgularken, distopyayla felsefi anlatıyı ustalıkla birleştiriyor.

Eiji Yoshikawa, Musashi: I. Kitap - Kılıç ve Delikanlı (çev.   Fatma Çelik İto)

Klasik Japon edebiyatını geniş kitlelerle buluşturan eserleri ve özgün romanlarıyla yüzyılın en önemli yazarları arasında yer alan Eiji (Eici) Yoshikawa'nın (Yoşikava) klasik epiğinin ilk cildi "Musashi: Kılıç ve Delikanlı" insanın kendine rağmen mükemmelin peşinden koşmasını anlatırken aynı zamanda Japonya'nın içsavaşlarla sarsıldığı Sengoku döneminin de çarpıcı bir portresini sunuyor. Eser, Japonya'da tüm zamanların en çok satan romanı konumunda.

Atiq Rahimi, Sakalar (çev. Soner Sezer)

Atiq Rahimi, Bamyan'daki Budaların yıkıldığı gün iki farklı şehirde iki Afgan erkeğinin kesişen hikâyesi üzerinden sürgünü, belleği ve inancı çağrışımlarla örülü, şiirsel bir dille anlatıyor. Sakalar'ın geçmişten kaçan karakterleri suyun doğasına benzer biçimde dönüp dolaşıp kendi özlerine varıyor. 

Kanserde tanı hızlandı, tedavi kişiselleşti


 
Kanserde tanı süreçleri artık günlerle değil, dakikalarla ölçülüyor. Yeni nesil moleküler ve genetik testler sayesinde, normalde yaklaşık bir ay süren analizler çok kısa sürede tamamlanarak tümörün temel biyolojik özellikleri ortaya konabiliyor.

07.02.2026 19:33:00 / Güncelleme: 07.02.2026 19:36:15
AHMET SAFA TERZİ
Kanserde tanı hızlandı, tedavi kişiselleşti
Kanserde tanı hızlandı, tedavi kişiselleşti

Yeni gelişen teknolojiler sayesinde kanserde teşhis (tanı) süresi oldukça kısaldı. Tanı süreçlerindeki bu hız kazanımı, özellikle cerrahi sırasında alınan kararlar açısından hayati önem taşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, tanıya hız kazandıran bu teknolojilerin klasik patoloji anlayışını kökten değiştirmekte olduğunu belirtiyor. Tanı süreçlerinde gelinen bu ileri noktanın en çarpıcı örneklerinden biri beyin tümörleri alanında yaşanıyor. Artık yalnızca mikroskop altında görülen hücre yapıları değil, tümörün moleküler ve epigenetik imzası da tanının merkezine yerleşiyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) güncel sınıflamalarında da bu yaklaşımın benimsendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, beyin tümörlerinde tanının artık tek bir test ya da tek bir görüntüye dayanmadığını vurguluyor. Tümörün mikroskopik özellikleri, genetik yapısı, hastanın klinik bulguları ve MR görüntüleri birlikte değerlendiriliyor; böylece tanı doğruluğu artıyor ve hastaya en uygun tedavi planı oluşturulabiliyor.

Tümörün temel moleküler profili ortaya çıkarılıyor

Tanı hızlandıkça tedavi yaklaşımı da değişiyor. "Kansere dakikalar içinde tanı" ifadesi, tüm DNA'nın baştan sona analiz edilmesinden ziyade, hastalık açısından kritik genetik bilgilerin çok kısa sürede elde edilebilmesini ifade ediyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, "Yürütmekte olduğumuz projelerde, 'frozen-dondurulmuş' yöntemiyle ameliyat sırasında tümörden alınan doku örneklerinin anında dondurulup incelenmesiyle, dakikalar içinde tümörün temel moleküler profilini elde edebiliyoruz. Bu yaklaşım, günler sürebilen klasik testlere kıyasla klinik karar süreçlerinde büyük bir dönüşüm anlamına geliyor" dedi.

Hangi alanlarda kullanılıyor?

Moleküler testler bugün en yaygın olarak beyin tümörleri, akciğer kanseri, meme ve kolorektal kanserler ile hematolojik kanserlerde kullanılıyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, mikroskop altında birbirine çok benzeyen iki tümörün moleküler olarak tamamen farklı olabildiğini ve bunun hastanın alacağı tedaviyi kökten değiştirebildiğini belirterek, "Mikroskop altında aynı görünen tümörler biyolojik olarak çok farklı davranabiliyor. Bu fark bilinmeden uygulanan bir tedavi, hastayı yanlış bir yola sürükleyebilir. Özellikle akciğer kanseri gibi bazı tümörlerde, belirli genetik mutasyonlar saptandığında kemoterapi yerine hedefe yönelik akıllı ilaçlarla çok daha etkili sonuçlar elde edilebiliyor" dedi. Genetik testler artık yalnızca "Bu tümör nedir?" sorusuna değil, "Bu hastada hangi tedavi işe yarar?" sorusuna da cevap veriyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, "Bazı genetik değişiklikler, belirli ilaçlara duyarlılığı ya da direnç riskini önceden gösterebiliyor. Bu sayede hastalar etkisiz tedavilerden korunurken, en uygun tedaviye daha baştan yönlendirilebiliyor" ifadelerini kullandı. 

İstanbul merkezli MLKP operasyonu: 77 şüpheli tutuklandı

İstanbul merkezli, MLKP silahlı terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yakalanan 77 şüpheli tutuklandı

07.02.2026 11:05:00
İhlas Haber Ajansı
İstanbul merkezli MLKP operasyonu: 77 şüpheli tutuklandı
İstanbul merkezli MLKP operasyonu: 77 şüpheli tutuklandı
İstanbul merkezli, MLKP silahlı terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yakalanan 77 şüpheli tutuklandı.

MLKP silahlı terör örgütünün deşifre edilmesine yönelik yapılan çalışmalarda örgütün açık ve illegal alan yapılanmaları olan SGDF, SKM, Kaktüs Genç Kadın Derneği, KGÖ, KKÖ, ETHA, LÖB, BEKSAV, EHB yapılarında faaliyet yürüten 121 şahıs tespit edildi.

Şüpheli şahıslardan 6'sının cezaevinde, 6'sının yurtdışında olduğu belirlenirken, 110 şahsın yakalanmasına yönelik İstanbul'da 70 ve 21 ilde 42 şüpheliye yönelik 3 Şubat günü operasyon düzenlendi. Operasyonda yakalanan 102 şüpheli emniyetteki işlemlerinin ardından İstanbul Adliyesi'ne sevk edildi.

Savcılıkta ifade işlemleri tamamlanan şüpheliler Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edildi. Hakimlik tarafından 102 şüpheliden 77'si tutuklanırken, 23 şüpheli adli kontrol şartı 2 şüpheli ise ev hapsi ile serbest bırakıldı.

Kayseri merkezli 7 ilde yasa dışı bahis operasyonu

Kayseri merkezli 7 ilde düzenlenen yasa dışı bahis operasyonunda 46 şüpheli gözaltına alınırken 2 milyar 865 milyon TL'lik işlem hacmi tespit edildi

07.02.2026 10:42:00
İhlas Haber Ajansı
Kayseri merkezli 7 ilde yasa dışı bahis operasyonu
Kayseri merkezli 7 ilde yasa dışı bahis operasyonu
Kayseri merkezli 7 ilde düzenlenen yasa dışı bahis operasyonunda 46 şüpheli gözaltına alınırken 2 milyar 865 milyon TL'lik işlem hacmi tespit edildi.

Edinilen bilgiye göre, Kayseri İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, çevrimiçi yasa dışı bahis suçlarına yönelik MASAK koordinesinde çalışma başlattı.



Yapılan çalışmalarda, çeşitli illegal bahis siteleri üzerinden yasadışı bahis oynatıldığı, bu yöntemle haksız kazanç sağlayan şüphelilerin banka hesaplarında yaklaşık 2 milyar 865 milyon TL işlem hacmi bulunduğu tespit edildi.



Şüpheli şahısların tespiti amacıyla yürütülen soruşturma kapsamında yapılan çalışmalar sonucunda; Kayseri merkezli olmak üzere Nevşehir, İstanbul, Bursa, Sivas, Sinop ve Adana'da yasadışı bahis organizasyonunda 'setçi ve kasa' olarak faaliyet yürüten ve banka hesaplarını menfaat karşılığı kullandıran şahısların da aralarında bulunduğu, toplam 47 şüpheli şahıs tespit eden ekipler, eş zamanlı operasyon düzenledi.



Operasyonlarda 46 şüpheli şahıs yakalanırken, çok sayıda dijital materyale de el konuldu.

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 23 şüpheliden 16'sı tutuklanırken, 7 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Erzincan'da 4,9 büyüklüğünde deprem

Erzincan'ın Kemah ilçesinde 4,9 büyüklüğünde deprem meydana geldi

 

06.02.2026 14:38:00 / Güncelleme: 06.02.2026 15:04:20
Anadolu Ajansı
Erzincan'da 4,9 büyüklüğünde deprem
Erzincan'da 4,9 büyüklüğünde deprem

Erzincan'ın Kemah ilçesinde saat 14.16'da 4,9 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, merkez üssü Kemah ilçesi olan 4,9 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.

Depremin 4,52 kilometre derinlikte meydana geldiği belirlendi.

Vali Hamza Aydoğdu, sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamada, "Erzincan Kemah'ta meydana gelen 4,9 şiddetindeki depremde çok şükür herhangi bir can ve mal kaybı yoktur. Rabbim milletimizi, Erzincanlı hemşehrilerimizi her türlü afetten ve beladan muhafaza eylesin. Geçmiş olsun Erzincan" ifadelerini kullandı.

ABB'den Melih Gökçek atağı

Danıştay'ın Melih Gökçek hakkında soruşturma izni verilmemesine yönelik İçişleri Bakanlığı kararını kaldırmasının ardından Ankara Büyükşehir Belediyesi, Bülent Arınç'ın soruşturmada tanık olarak dinlenmesi talebiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu

06.02.2026 13:04:00 / Güncelleme: 06.02.2026 13:09:13
Haber Merkezi
ABB'den Melih Gökçek atağı
ABB'den Melih Gökçek atağı
Danıştay 1. Dairesi, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkında yürütülen soruşturma sürecinde kritik bir adım attı.

İçişleri Bakanlığı'nın, Gökçek ve dönemin belediye yöneticileriyle ilgili imar planı değişiklikleri yoluyla haksız menfaat sağlandığı iddiasına ilişkin "soruşturma izni verilmemesi" ve şikayetin "işleme konulmaması" kararını oy birliğiyle kaldırdı. (karar 3 Şubat 2026 tarihinde duyuruldu). Bu kararın ardından dosya, yeniden ön inceleme yapılmak üzere İçişleri Bakanlığı'na geri gönderildi.

İçişleri Bakanlığı soruşturmayı engelliyordu

Süreç, Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin (ABB) 2020 yılında başlattığı suç duyurusu üzerine şekillenmişti. İddialar, Gökçek döneminde bazı taşınmazlara yönelik imar planı değişiklikleriyle FETÖ ve FETÖ bağlantılı kişi/şirketlere bireysel menfaat sağlandığı yönündeydi. Daha önce İçişleri Bakanlığı'nın engeli nedeniyle ilerlemeyen dosya, Danıştay'ın müdahalesiyle yeniden hareket kazandı.

ABB, Bülent Arınç'ın tanık olarak dinlenmesini talep etti

Bugün ise Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na resmi başvuru yaparak eski TBMM Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın soruşturma kapsamında tanık olarak dinlenmesini talep etti. Başvuruda, Arınç'ın kamuoyuna yansıyan açıklamaları özellikle vurgulandı. Arınç, daha önce Gökçek dönemini eleştirerek "Ankara'yı parsel parsel sattılar" ifadesini kullanmış ve 2015'ten beri bu konuda savcılar tarafından çağrılmadığını belirterek "Çağırırlarsa ifade veririm" demişti.

Bu talep, sürecin siyasi boyutunu da öne çıkarıyor. Arınç'ın tanıklığı, iddiaların dayanağı olarak görülen açıklamaların soruşturmada delil değeri taşıyabileceği anlamına geliyor. Başvuru, ABB'nin Gökçek dönemi imar uygulamalarına ilişkin ısrarlı takibinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Top savcılıkta

Savcılık tarafından başvurunun kabul edilip Arınç'ın ifadesine başvurulup başvurulmayacağı henüz netleşmedi. Ancak Danıştay'ın kararıyla soruşturma izni engeli kalktığı için dosyanın ön inceleme aşamasında ilerlemesi ve olası iddianame sürecine evrilmesi bekleniyor.

Kapalıçarşı'da döviz firmalarına 'siber' operasyonu: 48 gözaltı

Siber dolandırıcılık eylemlerinin gelirleri Kapalıçarşı'da döviz firmalarına aktarıldı: 48 gözaltı

06.02.2026 10:32:00
İhlas Haber Ajansı
Kapalıçarşı'da döviz firmalarına 'siber' operasyonu: 48 gözaltı
Kapalıçarşı'da döviz firmalarına 'siber' operasyonu: 48 gözaltı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, siber dolandırıcılık eylemleri sonucu elde edilen suç gelirlerinin Kapalıçarşı'da faaliyet gösteren döviz firmalarına aktarıldığı tespit edildi.

MASAK tarafından yapılan analizlerde, bu gelirlerin altın alım-satımı yapılmış gibi gösterilerek muhasebeleştirildiği ve yaklaşık 313 milyon TL tutarındaki suç gelirinin yasal finansal sisteme dahil edildiği belirlendi. Soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonlar ile 48 şüpheli yakalandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Forex yatırım dolandırıcılığı ile BİMCELL, PTTCELL, İZBAN ve benzeri firmaların internet siteleri birebir kopyalanarak gerçekleştirilen siber dolandırıcılık eylemleri sonucu elde edilen suç gelirlerinin paravan şirketler ve gerçek kişiler adına açılmış hesaplar aracılığıyla Kapalıçarşı'da faaliyet gösteren döviz firmalarına aktarıldığı tespit edildi.

Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından yapılan analizlerde, bu gelirlerin altın alım-satımı yapılmış gibi gösterilerek muhasebeleştirildiği ve bu yöntemle yaklaşık 313 milyon TL tutarındaki suç gelirinin yasal finansal sisteme dahil edildiği belirlendi.

Şüphelilerin 120 milyon TL değerindeki mal varlığına el konuldu

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Aklama Suçları Birimi ekipleriyle koordineli şekilde yürütülen soruşturmada, suça iştirak ettiği değerlendirilen bir döviz bürosu ile şüphelilerin suç tarihinden itibaren edindikleri 9 mesken, 4 daire, 14 arsa, 2 depo, 11 otomobil ve 6 motosiklet olmak üzere yaklaşık 120 milyon TL değerindeki mal varlığına el konuldu.

İstanbul merkezli olarak Ankara, Antalya, Bolu, Bursa, İzmir, Kocaeli, Mersin, Osmaniye, Sakarya, Siirt ve Yalova'da düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda 59 şüpheli şahsa yönelik işlem gerçekleştirildi. Düzenlenen operasyonlar ile 48 kişi yakalanırken, diğer şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü öğrenildi.

Bursa'da 13 yabancı uyruklu şahıs yakalandı

Bursa Emniyet Müdürlüğü ekipleri, göçmen kaçakçılığıyla mücadele kapsamında Mudanya ilçesinde faaliyet gösteren bir iş yerine operasyon düzenledi

06.02.2026 10:26:00
İhlas Haber Ajansı
Bursa'da 13 yabancı uyruklu şahıs yakalandı
Bursa'da 13 yabancı uyruklu şahıs yakalandı
Bursa Emniyet Müdürlüğü ekipleri, göçmen kaçakçılığıyla mücadele kapsamında Mudanya ilçesinde faaliyet gösteren bir iş yerine operasyon düzenledi.

Yapılan denetimlerde, iş yerinde çalıştırılan yabancı uyruklu şahıslardan 11'inin kimliksiz, 2'sinin ise çalışma izninin bulunmadığı belirlendi.



Kaçak olarak çalıştırıldığı tespit edilen toplam 13 yabancı uyruklu şahıs, deport edilmek üzere gerekli işlemlerin yapılması amacıyla İl Göç İdaresi Müdürlüğü'ne sevk edildi.

Öte yandan, yabancı uyruklu şahısları temin ederek çalıştırdığı belirlenen şüphelilerden 1 kişi yakalanarak adli makamlara sevk edilirken, diğer şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi.

Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.

Mermer tüccarlığından İsrail casusluğuna: 2 gözaltı

Milli İstihbarat Teşkilatı, "MONİTUM Faaliyeti" sonucu İsrail İstihbarat Servisi'ne çalıştığını tespit ettiği 2 kişiyi yakaladı

06.02.2026 10:20:00
İhlas Haber Ajansı
Mermer tüccarlığından İsrail casusluğuna: 2 gözaltı
Mermer tüccarlığından İsrail casusluğuna: 2 gözaltı
Milli İstihbarat Teşkilatı, "MONİTUM Faaliyeti" sonucu İsrail İstihbarat Servisi'ne çalıştığını tespit ettiği 2 kişiyi yakaladı.

MİT, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar sonucu Mehmet Budak Derya ve Veysel Kerimoğlu gözaltına alındı.

Mermer tüccarlığından İsrail casusluğuna

Maden Mühendisi olan Mehmet Budak Derya, 2005 yılında kendi şirketini kurdu, Mersin Silifke'de mermer ocağı açtı. Dünyanın birçok ülkesine ticaret yapmaya başladı. Bu sayede İsrail İstihbarat Servisi'nin dikkatini çekti.

İsrail'in kurduğu paravan şirketin yetkilisi Ali Ahmed Yassın kod adlı şahıs, Eylül 2012'de Mehmet Budak Derya'yı ofisinde ziyaret ederek şirketinin onunla iş yapmak istediğini söyledi. Patronları ile tanışması için Avrupa'da bir ülkeye davet etti. Bunu bir iş fırsatı olarak gören Mehmet Budak Derya, Ocak 2013'te Avrupa'da şirketi sahibi kimliği altında İsrail İstihbarat Servisi mensupları ile bir araya geldi. Mehmet Budak Derya ile bir araya geldiği kişiler yapacakları mermer ticaretine ilişkin hususları görüştü.

Kod adı Luis olan İsrail istihbaratçısı, M.B. Derya'ya Filistin asıllı Türk vatandaşı Veysel Kerimoğlu'nu işe almasını söyledi. Mehmet Budak Derya, Kerimoğlu ile birlikte yürüttükleri faaliyetler hakkında kendilerine bilgi vermeleri yönünde talimat aldı. Eş zamanlı olarak Mehmet Budak Derya ile ilk irtibatı kuran Ali Ahmed Yassın da Veysel Kerimoğlu'nu M.B. Derya ile çalışması hususunda yönlendirdi.

Kaynaklarının konumunu yükseltmek için işçi buldular

İsrail İstihbarat Servisi mensuplarından aldığı talimat doğrultusunda Veysel Kerimoğlu'nu işe alan ve maaşını bile istihbaratçılardan temin eden Mehmet Budak Derya, arkadaşlık ilişkisi de geliştirdi. M.B. Derya, V. Kerimoğlu ile attıkları her adımı İsrail servisi ile paylaştı. Mehmet Budak Derya, Veysel Kerimoğlu vesilesiyle Orta Doğu ülkelerine yönelik ticari faaliyetlerini arttırdı. Yine V. Kerimoğlu sayesinde tanıştığı, İsrail'in Orta Doğu ülkelerine yönelik politikalarına muhalif Filistinliler ile sosyal ve ticari ilişkilerini geliştirdi. Bu şahıslar hakkında topladığı bilgileri İsrail servisine aktardı. İsrail'in Gazze'yi işgal politikası çerçevesinde tesis ettiği ticari ilişkileri de kullanarak Gazze'ye giriş izni almaya çalıştı. Gazze'de aradığı depoların fotoğraflarını İsrail istihbaratına iletti.

İsrail Servisi'nin desteği ile işlerini büyüttü

Ticari faaliyetlerini mermer alanıyla kısıtlamak istemeyen Veysel Kerimoğlu, 2016 yılı başlarında Mehmet Budak Derya'ya dron parçaları ticareti yapmaları üzerine bir teklifte bulundu. Attıkları her adımı İsrail servisine bildiren M.B. Derya, bu teklifi anında görüştüğü istihbaratçılara iletti. İsrail servisinin de işine gelen bu girişimin ilk numuneleri de İsrail İstihbarat Servisi tarafından temin edildi. Mehmet Budak Derya ve Veysel Kerimoğlu'nun birlikte dron satmaya çalıştığı Mohamed Zouari, İsrail İstihbarat Servisi tarafından Aralık 2016'da Tunus'ta suikasta uğradı.

Üçüncü ülke görüşmesi

Mehmet Budak Derya, İsrail istihbaratı ile 2013'te başlayan ilişkisini bugüne kadar sürdürdü. Bu süreç içerisinde Luis, Jesus/Jose, Dr.Roberto/Ricardo, Dan/Dennis, Mark, Elly/Emmy ve Michael kod adlı birçok istihbaratçı ile çeşitli Avrupa ülkelerinde üçüncü ülke görüşmeleri gerçekleştirdi.

İsrail servisinin testlerini geçti

İsrail servisi, uzun yıllardır yürüttükleri operasyonu riske atmamak adına gizliliğe son derece önem veriyordu. Bu kapsamda, İsrail servisi Mehmet Budak Derya'ya kriptolu bir haberleşme sistemi sağladı. Ayrıca, M.B. Derya sıkı tedbirler çerçevesinde 2016 yılında bir Asya ülkesinde yalan makinesi uygulamasına tabi tutuldu. M.B. Derya testi başarı ile tamamladı. Yalan makinesi testine girmesi sonrasında durumun ciddiyetini anlayan M.B. Derya, içinde bulunduğu faaliyet konusunda daha da hassas davranmaya başladı. İsrail servisi tarafından M.B. Derya'ya ikinci yalan makinesi testi Ağustos 2024'te bir Avrupa ülkesindeki otelde yapıldı. İsrail'in Bu testini de sorunsuz atlatan Derya, operasyonda bir üst aşamaya geçti. Mehmet Budak Derya, İsrail İstihbarat Servisi mensuplarının talimatları doğrultusunda Türkiye ve diğer ülkelerden sim kartları, internet modem ve router cihazları satın alarak, bunların şifre, seri numarası, üretim bilgileri ve MAC adresleri gibi bilgilerinin yer aldığı etiketlerin fotoğraflarını muhataplarına iletti.

Paravan şirket kuracakken yakalandı

Ocak 2026'da yurt dışında İsrail İstihbarat Servisi görevlileri ile çok önemli bir görüşme yapan Mehmet Budak Derya'nın operasyonel amaçlarla kullanılmak üzere yurt dışında paravan bir firma kurması yönünde planlar yapıldı. Yapılan planlamaya göre; söz konusu kurulacak paravan firmalar ile uluslararası ticari tedarik zincirine sızılması amaçlandı. Paravan şirket aracılığı ile İsrail İstihbarat Servisi'nin belirlediği ülkelerden temin edilecek ürünlerin yine İsrail servisi tarafından nihai kullanıcının bulunduğu ülkeye sevkiyatı koordine edilecekti. Planlamaya göre, sevkiyat sürecinde Asya ülkelerinde faaliyet gösteren yasal üç firma bulunacak ve bahse konu firmalar ile işbirliği yapılacaktı.

Bulunacak firmalardan ilki, ürünleri piyasadan temin ederek deposuna alacak ve ambalajlarını değiştirecekti. İkinci firma ürünleri ilk firmadan teslim alarak kendi deposunda bir süre muhafaza edecekti. Üçüncü firma ise ikinci firmadan teslim alacağı söz konusu ürünleri İsrail İstihbarat Servisince satılması istenen nihai kullanıcıya ait şirkete ihraç edecekti. Mehmet Budak Derya idaresinde kurulacak paravan firmanın görevi, ürünlerin temininden ihraç aşamasına kadar olan tedarik zincirini İsrail İstihbarat Servisi adına yönetmekti. M.B. Derya'nın servis görevlileri ile Ocak 2026'da yaptığı son görüşmede de bu plan çerçevesinde paravan firma için gereken banka hesabının oluşturulması, web sitesinin tasarlanması ve sosyal medya hesaplarının açılması gibi işlemler ile ortaklık yapılacak firmalara dair araştırmaları ele alındı.

MİT'ten kaçamadılar

Bir süredir MİT'in takibinde olan Mehmet Budak Derya ve Veysel Kerimoğlu; MİT, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar neticesinde gözaltına 

6 Şubat depreminde bir araya gelemeyen partiler Öcalan için anlaştı! BTP Genel Sekreteri Mustafa Ergan sert çıktı

Teröristbaşı Öcalan'a umut hakkı tartışmalarını değerlendiren BTP Genel Sekreteri Mustafa Hayri Ergan, "binlerce vatandaşın öldüğü ortamda kavga eden partiler Öcalan'a umut hakkı olduğunda bir araya geliyor" dedi

06.02.2026 00:37:00
Ahmet Turan Yiğit
6 Şubat depreminde bir araya gelemeyen partiler Öcalan için anlaştı! BTP Genel Sekreteri Mustafa Ergan sert çıktı
6 Şubat depreminde bir araya gelemeyen partiler Öcalan için anlaştı! BTP Genel Sekreteri Mustafa Ergan sert çıktı
Teröristbaşı Öcalan'a umut hakkı tartışmalarını değerlendiren BTP Genel Sekreteri Mustafa Hayri Ergan, "Bakın deprem oldu bu ülkede. Bunu genel başkanımız Hüsyin Baş da söylemişti. Bu ülkede deprem oldu. Onun yıldönümündeyiz. 6 Şubat. Deprem oldu partiler bir araya gelemedi. Kavga ettiler. Yerel yönetimlerle merkezi hükümet kavga etti. Ne yapacaktık? Herkes bir tane yardım konvoyunu alıp oraya yardıma gidecektik. Burada bile kavga ettik. Ama depremde kavga eden siyasi partiler Öcalan'a umut hakkında bir araya geliyor. Evet. Çok ilginç bir depremde, bu ülkenin binlerce vatandaşın öldüğü ortamda kavga eden partiler Öcalan'a umut hakkı olduğunda bir araya
geliyor. Bu çok önemli. Aynı komisyonda buluşabiliyorlar. Aynı komisyonda buluşup aynı kararın
altına imza atabiliyorlar" dedi.

Mustafa Hayri Ergan'ın konuşmasını izleyin:
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.