Perdeleri tek tek aşmak
İnsanoğlu, kabul etsek de etmesek de fıtratı gereği maddeyi kazanmak ister
23.09.2024 08:42:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





İnsanoğlu, kabul etsek de etmesek de fıtratı gereği maddeyi kazanmak ister. Bir onu kendi nefsi adına kazanarak onunla tanınayım, şöhret olayım, zengin olayım, imkânlarım olsun. Niyeti ve düşüncesi vardır. Buna göre bir hayat tarzı kendine tayin eder.
Hayır! "Evet, ben zengin olacağım, efendime söyleyeyim, yatırımlar yapacağım ama bununla birlikte insanlara hizmet edeceğim, açların karnını doyuracağım, fakirlere iş imkânları tanıyacağım, açın karnını doyuracağım, çıplağın sırtını giydireceğim, okuma imkânı olmayan insanlara imkân tanıyacağım, benim servetimin gayesi insanıma, insanlarımıza, milletimize, inanan kişilere ve gruplara hizmet etmektir.
O zaman ne olmuş oluyor? Sen, maddeyi binek yapıyorsun sırtına biniyorsun. Hem insanların rızasını kazanıyorsun, hem Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanıyorsun…
Hiçbir şeyiniz yoktur. Ama hırsınız çok öndedir. O bir hardal tanesine esir olup gidersiniz. Yani bir türlü onu aşamazsınız. Onun için evvela bu kalbi eğitimi devreye koyup bu işi gönülden halletmemiz lazım.
"Ben kuluma şah damarından daha yakınım" diyor Cenâb-ı Hak. Yani, bize bizden daha yakın olduğunu Cenâb-ı Hak ifade ediyor.
Birisi, bizim yanımızda olsa diyelim. Onun varlığını bir şekilde hissedersin. Yanında biri var diye bize, bizden daha yakın ama niye insan hissedemiyor.
Bize, bizden de yakın. Ama bizimle, O'nun arsında öyle bir uçurum var ki, yedi tane perde, âlem. Siz bu perdelerin en arkasında, diyelim ki emmâredesiniz.
Aşmadıktan sonra bir ömür değil on tane ömürde geçirseniz O'nun, size olan yakınlığını yaşamanız, duymanız asla mümkün değildir.
Ne zaman ki tek tek o perdeleri aralar oradan yürümeye başlarsınız o perdeleri tek tek kaldırırsınız. Nefs-i emmâre, nefs-i levvâme, nefs-i mülhime, nefs-i mutmainne bunları geçersiniz; bunların da bir burağı var. O burak nedir? Allah'ı zikretmektir. Kur'an'ını okumaktır. Feyizli, muhabbetli sohbetlerde bulunmaktır. Hayır, hasenat istikametinde ameller yapmaktır.
Bu kulvarda tamamen şartlanırsınız o benlik yerine perdeler, kalktıkça seni Yaratanın varlık sinyallerini almaya başlarsın.
Mesela; nefs-i mülhime makamı bu makamlardan biridir. "Ha! Demek Allah varmış." Şimdi bu hazzı yaşadığında bir üst makama geçmek senin hedefin ve gayen olur.
Onu nasıl geçersin? İşte bu hususta ehil insanlar var. Onlarla oturacaksın, konuşacaksın, sohbet edeceksin gerekiyorsa dediklerini yapacaksın. Yap, dediğini yapacaksın, yapma dediğinden kaçınacaksın.
Ha! Bundan efendim kendi isteğini, kendi rızasını, kendi yöntemini mi ortaya koyuyor? Hayır, bu Allah'a giden yolculukta da Peygamber Aleyhisselam Efendimiz'den zamanımıza kadar on iki imam dediğimiz Ehl-i Beyt imamlarının da yürüdüğü, onların döneminde de insanların, Allah'a vuslat etme caddelerinin uygulandığı, yaşandığı o yol hala devam ediyor.
Oraya girip aynı kuralları hayatımıza geçirmekle perdeler kalkınca o yakınlığı da yaşarsınız. Hakk'a vuslat edersiniz.
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun. Ve ona yaklaşmaya vesile arayın" diyor Yüce Allah.
İşte az evvel söylediğim vesile bu; On iki imam, Ehl-i Beyt imamlarının meşreb-i sufiyye dediğimiz yolda onların tavsiye ettiği yolu hayata geçirenlerin yoludur. Bu hem onlar, hem Kur'ân-ı Kerim okumak, Kur'ân eğitimi almak. Kur'ân okuyanların meclisinde bulunmak, hayır, hasenat yapanlarla birlikte olmak.
Yani, size Allah'ı hatırlatacak O'nun emirlerini yaşatacak, nehiylerinden kaçındıracak ne olursa olsun velev ki bir işaret dahi olsa.
İşte bütün bunları devreye koymak vesileye sarılmak ama en ideal en kâmil manada vesile Hz. Fahr-i Âlem Efendimiz, Hz. Kur'ân ve ondan sonra onların varisleridir…" (Prof. Dr. Haydar Baş Ramazan Sohbetlerinden)
Hayır! "Evet, ben zengin olacağım, efendime söyleyeyim, yatırımlar yapacağım ama bununla birlikte insanlara hizmet edeceğim, açların karnını doyuracağım, fakirlere iş imkânları tanıyacağım, açın karnını doyuracağım, çıplağın sırtını giydireceğim, okuma imkânı olmayan insanlara imkân tanıyacağım, benim servetimin gayesi insanıma, insanlarımıza, milletimize, inanan kişilere ve gruplara hizmet etmektir.
O zaman ne olmuş oluyor? Sen, maddeyi binek yapıyorsun sırtına biniyorsun. Hem insanların rızasını kazanıyorsun, hem Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanıyorsun…
Hiçbir şeyiniz yoktur. Ama hırsınız çok öndedir. O bir hardal tanesine esir olup gidersiniz. Yani bir türlü onu aşamazsınız. Onun için evvela bu kalbi eğitimi devreye koyup bu işi gönülden halletmemiz lazım.
"Ben kuluma şah damarından daha yakınım" diyor Cenâb-ı Hak. Yani, bize bizden daha yakın olduğunu Cenâb-ı Hak ifade ediyor.
Birisi, bizim yanımızda olsa diyelim. Onun varlığını bir şekilde hissedersin. Yanında biri var diye bize, bizden daha yakın ama niye insan hissedemiyor.
Bize, bizden de yakın. Ama bizimle, O'nun arsında öyle bir uçurum var ki, yedi tane perde, âlem. Siz bu perdelerin en arkasında, diyelim ki emmâredesiniz.
Aşmadıktan sonra bir ömür değil on tane ömürde geçirseniz O'nun, size olan yakınlığını yaşamanız, duymanız asla mümkün değildir.
Ne zaman ki tek tek o perdeleri aralar oradan yürümeye başlarsınız o perdeleri tek tek kaldırırsınız. Nefs-i emmâre, nefs-i levvâme, nefs-i mülhime, nefs-i mutmainne bunları geçersiniz; bunların da bir burağı var. O burak nedir? Allah'ı zikretmektir. Kur'an'ını okumaktır. Feyizli, muhabbetli sohbetlerde bulunmaktır. Hayır, hasenat istikametinde ameller yapmaktır.
Bu kulvarda tamamen şartlanırsınız o benlik yerine perdeler, kalktıkça seni Yaratanın varlık sinyallerini almaya başlarsın.
Mesela; nefs-i mülhime makamı bu makamlardan biridir. "Ha! Demek Allah varmış." Şimdi bu hazzı yaşadığında bir üst makama geçmek senin hedefin ve gayen olur.
Onu nasıl geçersin? İşte bu hususta ehil insanlar var. Onlarla oturacaksın, konuşacaksın, sohbet edeceksin gerekiyorsa dediklerini yapacaksın. Yap, dediğini yapacaksın, yapma dediğinden kaçınacaksın.
Ha! Bundan efendim kendi isteğini, kendi rızasını, kendi yöntemini mi ortaya koyuyor? Hayır, bu Allah'a giden yolculukta da Peygamber Aleyhisselam Efendimiz'den zamanımıza kadar on iki imam dediğimiz Ehl-i Beyt imamlarının da yürüdüğü, onların döneminde de insanların, Allah'a vuslat etme caddelerinin uygulandığı, yaşandığı o yol hala devam ediyor.
Oraya girip aynı kuralları hayatımıza geçirmekle perdeler kalkınca o yakınlığı da yaşarsınız. Hakk'a vuslat edersiniz.
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun. Ve ona yaklaşmaya vesile arayın" diyor Yüce Allah.
İşte az evvel söylediğim vesile bu; On iki imam, Ehl-i Beyt imamlarının meşreb-i sufiyye dediğimiz yolda onların tavsiye ettiği yolu hayata geçirenlerin yoludur. Bu hem onlar, hem Kur'ân-ı Kerim okumak, Kur'ân eğitimi almak. Kur'ân okuyanların meclisinde bulunmak, hayır, hasenat yapanlarla birlikte olmak.
Yani, size Allah'ı hatırlatacak O'nun emirlerini yaşatacak, nehiylerinden kaçındıracak ne olursa olsun velev ki bir işaret dahi olsa.
İşte bütün bunları devreye koymak vesileye sarılmak ama en ideal en kâmil manada vesile Hz. Fahr-i Âlem Efendimiz, Hz. Kur'ân ve ondan sonra onların varisleridir…" (Prof. Dr. Haydar Baş Ramazan Sohbetlerinden)
















































































