'Bir sabah hastalık Efendimizi sardığı sırada Bilal gelerek, 'Namaz vaktidir' dedi. Bu söz Efendimize duyurulunca, 'Bir başkası namaz kıldırsın Ben, kendimle meşgulüm' buyurdu.
Aişe, 'Ebu Bekir'e emir buyurun (namaz kıldırsın)' diyerek ileri atılırken, Hafsa da, 'Ömer'e emir buyurun' diyordu.
Resulüllah, daha hayatta iken bu ikisinin babalarını yüceltmek için bunca hırslı davrandıklarını görünce, 'Kendinize gelin, sizler (bu hâlinizle) Yusuf Peygamberin etrafını saran kadınlar gibisiniz' buyurdu.
Alelacele kalkarak giyindi ve o ikisinden birinin halka namaz kıldırmak için diğerinden öne geçmesini önlemek için ve Aişe ile Hafsa'nın konuşmalarından bu iki kişinin, emrini dinlemeyip Üsame ile yola çıkmadıklarını anlayarak, herhangi bir karışıklık çıkmaması için ve muhtemel şüpheleri gidermek için camiye yöneldi.
Hastalığın etkisi ile o kadar güçsüzleşmişti ki normal olarak ayaklarına basıp yürüyemiyordu.
Ali b. Ebi Tâlib ve Fazl b. Abbas koltuğuna girmiş ayaklarını yerde sürüyerek camiye girdi. Ebu Bekir'in mihrapta durduğunu görünce kenara çekilmesi için mübarek eliyle işaret etti.
Ebu Bekir kenara çekilince Efendimiz yerine geçip yeniden tekbir getirerek namaz kıldırdı. O'nun kaldığı yerden devam ettirmedi." (Şeyh Müfid, El-İrşad eserinden)
Artık Resulûllah'ın vefatı an meselesiydi. Ruhunu teslim etmeden az önce Ali'ye, "Ya Ali, başımı kucağına al, Allah'ın emri gerçekleşmek üzeredir. Ruhumu teslim edince başımı kendine doğru çek. Beni kıbleye doğru yatır. Bana, kendin gusül ver. Ve sen kefenle. Herkesten önce sen, Bana namaz kıl ve Beni defnetmeden önce Benden ayrılma ve bütün bunları yaparken de Allah'tan yardım dile" buyurdu…
Ebu Eyyub el-Ensari şöyle der: "Hz. Resulüllah hastalandı. Fatıma, O'nun ziyaretine gelerek ağladı. Resulullah, O'nun bu durumunu görünce şöyle buyurdu: "Ey Fatıma! Allah, seni çok sevmektedir. Seni geçmişi herkesten parlak olan ve ilmi herkesten daha çok olan biriyle evlendirdi.
Allah, yeryüzündeki insanlara özel bir şekilde teveccüh edip onların arasından Beni seçti. Beni mürsel bir peygamber kıldı, yine yeryüzüne teveccüh etti. Onların arasından kocanı seçti. Ve seni, onunla evlendirmek ve onu vasi kılmam için Bana vahyetti.
Ey Fatıma! En üstün peygamber bizdendir. O da Babandır. En üstün vasi bizdendir. O da eşindir. En üstün şehitler bizdendir. Onlar da babanın amcası Hamza ve iki kanadıyla cennette uçan ve cennette istediği yere giden babanın amcasının oğlu Cafer'dir.
Cennet gençlerinin efendileri olan Hasan ve Hüseyin bizdendir. Ve senin evlatlarındır. Canım elinde olan Allah'a hamd olsun ki, bu ümmetin Mehdisi bizdendir. O da senin torunlarındandır."
Allah Resulü ruhunu teslim etti. Ali sağ eliyle Efendimizin çenesini tutuyordu. O'nu kıbleye doğru yatırıp çenesini bağladı. Üzerini örterek gusül ve kefen işlerine başladı.
Hz. Ali, Hz. Peygambere gusül verdi, hanut yaptı ve Allah Resulü'nü kefenledi. Fazl b. Abbas bu işlerde kendisine yardım ediyordu. Gusül ve kefen işlerini bitirince Hz. Ali tek başına O'na namaz kıldı.
Ardından dışarıda bekleyen kalabalığa şöyle dedi; "Resulüllah sağlığında da öldükten sonra da bizim imamımızdır. Kimse imamlık etmeden grup grup Efendimize namaz kılın. Allah hangi peygamberin ruhunu nerede alırsa onun defnedileceği yerdir. Ben, Efendimizi vefat ettiği odasına defnedeceğim" dedi.
Daha sonra Mekke'nin mezar kazıcısı Ebu Ubeyde b. el-Cerrah ve Medine'nin mezar kazıcısı Zeyd b. Salh'i çağırarak mezar kazdırdı. Mezar hazır olunca Hz. Ali, Hz. Abbas ve Fazl b. Abbas, Usame b. Zeyd ve Ensar'dan Avs b. Huli, Peygamberimizin mübarek naşını mezara yerleştirdiler. Hz. Ali bizzat kendi eliyle baş taraftan açıp yüzünün sağ tarafına yatırıp kıble yönüne doğrulttu. Ve avucuyla toprak alıp üzerine kapattı.
Bu acı olay Hicret'in 11. yılında Safer ayının 28'inde Pazartesi günü meydana geldi. (Prof. Dr. Haydar Baş, Rahmet-el lil Alemin)
Peygamberimiz son nefesini yeni vermişti ki, birçok kimse Allah'ın (c.c) ayetlerini, Efendimizin binlerce (Ehl-i Beyt ve vasisi hususundaki) hadislerini, müjdelerini, tehditlerini, Veda Hutbesindeki iki emanetin mahiyetini, Gadir Hum'da verdikleri sözü bir kenara bıraktılar.
"Muhacirlerin çoğuyla, Useyd bin Heziyre, Beni Abdul Eşhel, Evs kabilesinden bir grup ve Zeyd bin Sâbit'le Beşir ibn-i Sa'd gibi Ensar'dan müteşekkil bir grup Ebubekir'in etrafına toplanarak aceleyle Benî Sâide Sakifesi'ne doğru hareket ettiler.
Bir grup Ensar da, Sa'd bin Ubade"nin etrafında toplanmıştı. Konuşmalar başladı. Her kafadan bir ses çıkmaya başlayınca ortada hiçbir söz birliği yokken Ömer, kimseye danışmaksızın Ebubekir'in eline sarıldı; nezaketli ifadelerle birbirlerini halife olmaya davet ettiler.
Derken Ömer, Ebubekir'e biat etti. Beşir bin Sa'd'le Zeyd bin Sâbit de konuşma yaparak Ebubekir'le biat konusunda Ensar'ı ikna etmeye çalıştılar. Muhacirlerle, Ensar'ın çoğunluğunun biati sağlandı ve halife tayini işi böylece gerçekleşmiş oldu.
Kaynaklarda Sakife'de 42 ile 45 arasında kişi olduğu ifade edilir. Bu kişilerden 18'i (ki, bu sahabeler İslam tarihinin en seçkin isimleri arasında hep en önde anılan isimlerdir) biat etmediler. Ayet ve hadisler ile halifenin kim olacağını anlattılar.)
Ama nasıl bir ortam hasıl olduysa insanlar daha 2 ay önce verdikleri sözleri, yaptıkları biati unutup Ebu Bekir'e biat ettikler.
Sakife haberi İmam Ali'ye (k.v) ulaşınca şöyle demişti;
"…Allah'a (c.c) hamd olsun ki, hiçbir zaman Arabın, Peygamberden sonra imamet ve liderliği Onun Ehl-i Beyt'inden alacağı, hilafeti Benden uzaklaştıracağı aklımın ucundan geçmezdi.
Beni üzen, halkın biat etmek için filancanın etrafında toplanmasıydı. Elimi çektim. Ta ki, gözlerimle gördüm, bir grup İslam'dan çıkmış, Hz. Muhammed'in (sav) dinini yok etmek istiyorlardı.
Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem, İslam'ın parçalanıp, yok olmasına tanık olmaktan korktum.
Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü birkaç günlük dünya faydasıdır ki, zelil olup, son bulacaktır. Serabın sona erdiği veya bulutların birbirinden koptuğu gibi.
Ama Ben, bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) batıl ortadan kalkıp, yok oldu. Din ayakta kalıp, sağlamlaştı." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Ali eseri sh:361)
Sakife'deki seçimin batıl olduğu çok açık ama birileri ısrarla bunun hak olduğuna, bu konuların gündem edenleri ve asıl hak sahibini açıklayanları tenkit hatta fesatçılıkla suçlayanlara ayet ve hadislerle verilecek onlarca cevap vardır.
Ama tek soru soruyorum. Emin olun bu soruyu bu zihniyetten bazılarına sordum hala cevap veremediler.
Soru; Selman-ı Farisi, Ebu Zer Gıfari, Mikdad b. Esved, Ammar b. Yasir, Halid b. Said b. As, Bureyde Eslemi, Ubey b. Ka'b, Huzeyme b. Sabit, Ebu Heysem b. Teyhan, Sehl b. Huneyf, Osman b. Huneyf, Ebu Eyyub el-Ensari, Cabir b. Abdullah el-Ensari, Huzeyfe b. Yeman, Sa'd b. Ubade, Kays b. Sa'd, Abdullah b. Abbas, Zeyd b. Erkam Sakife'de Ebu bekir'e biat etmeyerek Hilafetin İmam Ali'nin hakkı olduğunu açıkladılar.
Çoğunluğun aksine görüş belirttikleri için bu seçkin sahibeler fitneci midir? Bölücü müdür?
Birkaç Hadisi Şerif ile İmam Ali'yi unutmamak üzere hatırlayalım;
"Ben kimin Mevlâ'sı isem Ali de onun Mevlâ'sıdır! Allah'ım! Onu dost edineni sen de dost edin! Ona düşman olana sen de düşman ol!" (Heysemi, Mecmauzzevaid, 7/17)
"Ali ve onun yolunu izleyenler yaratılmışların en iyileridirler! Canım gücü elinde olana ant olsun ki, kıyamet günü kurtulanlar ve muratlarına erenler Ali ve onun yolunu izleyenlerdir!" (Firûzebâdi, Fedâilülhamse, 1/277–278, 2/93–95)
"Ben, kimin önderiysem Ali de, onun önderidir!" (Ali Kari, Şifa Şerhi, 1/511)
Allah Elçisi buyurdu ki; "Ben insanların önderiyim! Ali de Arapların önderidir!" (Heysemi, Mecmauzzevaid, 9/116)
"Ali'ye bakmak ibadettir!" (Heysemi, Mecmauzzevaid, 9/119)
"Kim Ali'den nefret ederse benden nefret etmiş olur! Kim de benden nefret ederse Allah'tan nefret etmiş olur! Kim onu severse Allah'ı sevmiş olur!" (Heysemi, Mecmauzzevaid, 9/129)
"Ali Kuranla, Kuran da Ali iledir! Havuzuma gelinceye kadar, bunlar birbirinden ayrılmayacaklardır!" (Heysemi, Mecmauzzevaid, 9/134)
"Ey Ali! Kim benden ayrılırsa Allah'tan ayrılmış olur! Kim de senden ayrılırsa benden ayrılmış olur! Kıyamet günü elinde cennet asalarından birisi bulunacaktır! Onunla münafıkları benim havuzumun başından kovacaksın!" (Heysemi, Mecmauzzevaid, 9/135)
Hz. Ali buyurdu ki; "Allah'a ant olsun ki inen her ayetin ne için, kimin hakkında ve nerede indiğini bilirim!" (İbn Sa'd, Tabakat, 2/338)
Rabbim, bizleri Nuh'un Gemisi gibi olan Ehl-i Beyt ile beraber eylesin. (amin)
Aişe, 'Ebu Bekir'e emir buyurun (namaz kıldırsın)' diyerek ileri atılırken, Hafsa da, 'Ömer'e emir buyurun' diyordu.
Resulüllah, daha hayatta iken bu ikisinin babalarını yüceltmek için bunca hırslı davrandıklarını görünce, 'Kendinize gelin, sizler (bu hâlinizle) Yusuf Peygamberin etrafını saran kadınlar gibisiniz' buyurdu.
Alelacele kalkarak giyindi ve o ikisinden birinin halka namaz kıldırmak için diğerinden öne geçmesini önlemek için ve Aişe ile Hafsa'nın konuşmalarından bu iki kişinin, emrini dinlemeyip Üsame ile yola çıkmadıklarını anlayarak, herhangi bir karışıklık çıkmaması için ve muhtemel şüpheleri gidermek için camiye yöneldi.
Hastalığın etkisi ile o kadar güçsüzleşmişti ki normal olarak ayaklarına basıp yürüyemiyordu.
Ali b. Ebi Tâlib ve Fazl b. Abbas koltuğuna girmiş ayaklarını yerde sürüyerek camiye girdi. Ebu Bekir'in mihrapta durduğunu görünce kenara çekilmesi için mübarek eliyle işaret etti.
Ebu Bekir kenara çekilince Efendimiz yerine geçip yeniden tekbir getirerek namaz kıldırdı. O'nun kaldığı yerden devam ettirmedi." (Şeyh Müfid, El-İrşad eserinden)
Artık Resulûllah'ın vefatı an meselesiydi. Ruhunu teslim etmeden az önce Ali'ye, "Ya Ali, başımı kucağına al, Allah'ın emri gerçekleşmek üzeredir. Ruhumu teslim edince başımı kendine doğru çek. Beni kıbleye doğru yatır. Bana, kendin gusül ver. Ve sen kefenle. Herkesten önce sen, Bana namaz kıl ve Beni defnetmeden önce Benden ayrılma ve bütün bunları yaparken de Allah'tan yardım dile" buyurdu…
Ebu Eyyub el-Ensari şöyle der: "Hz. Resulüllah hastalandı. Fatıma, O'nun ziyaretine gelerek ağladı. Resulullah, O'nun bu durumunu görünce şöyle buyurdu: "Ey Fatıma! Allah, seni çok sevmektedir. Seni geçmişi herkesten parlak olan ve ilmi herkesten daha çok olan biriyle evlendirdi.
Allah, yeryüzündeki insanlara özel bir şekilde teveccüh edip onların arasından Beni seçti. Beni mürsel bir peygamber kıldı, yine yeryüzüne teveccüh etti. Onların arasından kocanı seçti. Ve seni, onunla evlendirmek ve onu vasi kılmam için Bana vahyetti.
Ey Fatıma! En üstün peygamber bizdendir. O da Babandır. En üstün vasi bizdendir. O da eşindir. En üstün şehitler bizdendir. Onlar da babanın amcası Hamza ve iki kanadıyla cennette uçan ve cennette istediği yere giden babanın amcasının oğlu Cafer'dir.
Cennet gençlerinin efendileri olan Hasan ve Hüseyin bizdendir. Ve senin evlatlarındır. Canım elinde olan Allah'a hamd olsun ki, bu ümmetin Mehdisi bizdendir. O da senin torunlarındandır."
Allah Resulü ruhunu teslim etti. Ali sağ eliyle Efendimizin çenesini tutuyordu. O'nu kıbleye doğru yatırıp çenesini bağladı. Üzerini örterek gusül ve kefen işlerine başladı.
Hz. Ali, Hz. Peygambere gusül verdi, hanut yaptı ve Allah Resulü'nü kefenledi. Fazl b. Abbas bu işlerde kendisine yardım ediyordu. Gusül ve kefen işlerini bitirince Hz. Ali tek başına O'na namaz kıldı.
Ardından dışarıda bekleyen kalabalığa şöyle dedi; "Resulüllah sağlığında da öldükten sonra da bizim imamımızdır. Kimse imamlık etmeden grup grup Efendimize namaz kılın. Allah hangi peygamberin ruhunu nerede alırsa onun defnedileceği yerdir. Ben, Efendimizi vefat ettiği odasına defnedeceğim" dedi.
Daha sonra Mekke'nin mezar kazıcısı Ebu Ubeyde b. el-Cerrah ve Medine'nin mezar kazıcısı Zeyd b. Salh'i çağırarak mezar kazdırdı. Mezar hazır olunca Hz. Ali, Hz. Abbas ve Fazl b. Abbas, Usame b. Zeyd ve Ensar'dan Avs b. Huli, Peygamberimizin mübarek naşını mezara yerleştirdiler. Hz. Ali bizzat kendi eliyle baş taraftan açıp yüzünün sağ tarafına yatırıp kıble yönüne doğrulttu. Ve avucuyla toprak alıp üzerine kapattı.
Bu acı olay Hicret'in 11. yılında Safer ayının 28'inde Pazartesi günü meydana geldi. (Prof. Dr. Haydar Baş, Rahmet-el lil Alemin)
Peygamberimiz son nefesini yeni vermişti ki, birçok kimse Allah'ın (c.c) ayetlerini, Efendimizin binlerce (Ehl-i Beyt ve vasisi hususundaki) hadislerini, müjdelerini, tehditlerini, Veda Hutbesindeki iki emanetin mahiyetini, Gadir Hum'da verdikleri sözü bir kenara bıraktılar.
"Muhacirlerin çoğuyla, Useyd bin Heziyre, Beni Abdul Eşhel, Evs kabilesinden bir grup ve Zeyd bin Sâbit'le Beşir ibn-i Sa'd gibi Ensar'dan müteşekkil bir grup Ebubekir'in etrafına toplanarak aceleyle Benî Sâide Sakifesi'ne doğru hareket ettiler.
Bir grup Ensar da, Sa'd bin Ubade"nin etrafında toplanmıştı. Konuşmalar başladı. Her kafadan bir ses çıkmaya başlayınca ortada hiçbir söz birliği yokken Ömer, kimseye danışmaksızın Ebubekir'in eline sarıldı; nezaketli ifadelerle birbirlerini halife olmaya davet ettiler.
Derken Ömer, Ebubekir'e biat etti. Beşir bin Sa'd'le Zeyd bin Sâbit de konuşma yaparak Ebubekir'le biat konusunda Ensar'ı ikna etmeye çalıştılar. Muhacirlerle, Ensar'ın çoğunluğunun biati sağlandı ve halife tayini işi böylece gerçekleşmiş oldu.
Kaynaklarda Sakife'de 42 ile 45 arasında kişi olduğu ifade edilir. Bu kişilerden 18'i (ki, bu sahabeler İslam tarihinin en seçkin isimleri arasında hep en önde anılan isimlerdir) biat etmediler. Ayet ve hadisler ile halifenin kim olacağını anlattılar.)
Ama nasıl bir ortam hasıl olduysa insanlar daha 2 ay önce verdikleri sözleri, yaptıkları biati unutup Ebu Bekir'e biat ettikler.
Sakife haberi İmam Ali'ye (k.v) ulaşınca şöyle demişti;
"…Allah'a (c.c) hamd olsun ki, hiçbir zaman Arabın, Peygamberden sonra imamet ve liderliği Onun Ehl-i Beyt'inden alacağı, hilafeti Benden uzaklaştıracağı aklımın ucundan geçmezdi.
Beni üzen, halkın biat etmek için filancanın etrafında toplanmasıydı. Elimi çektim. Ta ki, gözlerimle gördüm, bir grup İslam'dan çıkmış, Hz. Muhammed'in (sav) dinini yok etmek istiyorlardı.
Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem, İslam'ın parçalanıp, yok olmasına tanık olmaktan korktum.
Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü birkaç günlük dünya faydasıdır ki, zelil olup, son bulacaktır. Serabın sona erdiği veya bulutların birbirinden koptuğu gibi.
Ama Ben, bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) batıl ortadan kalkıp, yok oldu. Din ayakta kalıp, sağlamlaştı." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Ali eseri sh:361)
Sakife'deki seçimin batıl olduğu çok açık ama birileri ısrarla bunun hak olduğuna, bu konuların gündem edenleri ve asıl hak sahibini açıklayanları tenkit hatta fesatçılıkla suçlayanlara ayet ve hadislerle verilecek onlarca cevap vardır.
Ama tek soru soruyorum. Emin olun bu soruyu bu zihniyetten bazılarına sordum hala cevap veremediler.
Soru; Selman-ı Farisi, Ebu Zer Gıfari, Mikdad b. Esved, Ammar b. Yasir, Halid b. Said b. As, Bureyde Eslemi, Ubey b. Ka'b, Huzeyme b. Sabit, Ebu Heysem b. Teyhan, Sehl b. Huneyf, Osman b. Huneyf, Ebu Eyyub el-Ensari, Cabir b. Abdullah el-Ensari, Huzeyfe b. Yeman, Sa'd b. Ubade, Kays b. Sa'd, Abdullah b. Abbas, Zeyd b. Erkam Sakife'de Ebu bekir'e biat etmeyerek Hilafetin İmam Ali'nin hakkı olduğunu açıkladılar.
Çoğunluğun aksine görüş belirttikleri için bu seçkin sahibeler fitneci midir? Bölücü müdür?
Birkaç Hadisi Şerif ile İmam Ali'yi unutmamak üzere hatırlayalım;
"Ben kimin Mevlâ'sı isem Ali de onun Mevlâ'sıdır! Allah'ım! Onu dost edineni sen de dost edin! Ona düşman olana sen de düşman ol!" (Heysemi, Mecmauzzevaid, 7/17)
"Ali ve onun yolunu izleyenler yaratılmışların en iyileridirler! Canım gücü elinde olana ant olsun ki, kıyamet günü kurtulanlar ve muratlarına erenler Ali ve onun yolunu izleyenlerdir!" (Firûzebâdi, Fedâilülhamse, 1/277–278, 2/93–95)
"Ben, kimin önderiysem Ali de, onun önderidir!" (Ali Kari, Şifa Şerhi, 1/511)
Allah Elçisi buyurdu ki; "Ben insanların önderiyim! Ali de Arapların önderidir!" (Heysemi, Mecmauzzevaid, 9/116)
"Ali'ye bakmak ibadettir!" (Heysemi, Mecmauzzevaid, 9/119)
"Kim Ali'den nefret ederse benden nefret etmiş olur! Kim de benden nefret ederse Allah'tan nefret etmiş olur! Kim onu severse Allah'ı sevmiş olur!" (Heysemi, Mecmauzzevaid, 9/129)
"Ali Kuranla, Kuran da Ali iledir! Havuzuma gelinceye kadar, bunlar birbirinden ayrılmayacaklardır!" (Heysemi, Mecmauzzevaid, 9/134)
"Ey Ali! Kim benden ayrılırsa Allah'tan ayrılmış olur! Kim de senden ayrılırsa benden ayrılmış olur! Kıyamet günü elinde cennet asalarından birisi bulunacaktır! Onunla münafıkları benim havuzumun başından kovacaksın!" (Heysemi, Mecmauzzevaid, 9/135)
Hz. Ali buyurdu ki; "Allah'a ant olsun ki inen her ayetin ne için, kimin hakkında ve nerede indiğini bilirim!" (İbn Sa'd, Tabakat, 2/338)
Rabbim, bizleri Nuh'un Gemisi gibi olan Ehl-i Beyt ile beraber eylesin. (amin)
Akın Aydın / diğer yazıları
- İran, ABD gemilerini kapana kıstırdı / 03.03.2026
- İslam İşbirliği Teşkilatı’nın sadece adında ‘İslam’ var / 02.03.2026
- Az bir dünyalık karşılığı din nasıl satılır? / 01.03.2026
- ABD-İsrail, İran ile savaşabilir mi? / 28.02.2026
- Gün gelecek bu ülkede 28 Şubat değil 27 Şubat gündem olacak / 27.02.2026
- Turkey's Kurdish Problem / 25.02.2026
- İran Kürdistan’ı (!) ve ülkemizdeki komisyon / 24.02.2026
- Ürdün Kral’ın, Erdoğan’a verdiği nişan / 23.02.2026
- Bilal Erdoğan ve kayıp çocuklar / 22.02.2026
- Esad-SDG-İmralı üçgeni / 21.02.2026
- İslam İşbirliği Teşkilatı’nın sadece adında ‘İslam’ var / 02.03.2026
- Az bir dünyalık karşılığı din nasıl satılır? / 01.03.2026
- ABD-İsrail, İran ile savaşabilir mi? / 28.02.2026
- Gün gelecek bu ülkede 28 Şubat değil 27 Şubat gündem olacak / 27.02.2026
- Turkey's Kurdish Problem / 25.02.2026
- İran Kürdistan’ı (!) ve ülkemizdeki komisyon / 24.02.2026
- Ürdün Kral’ın, Erdoğan’a verdiği nişan / 23.02.2026
- Bilal Erdoğan ve kayıp çocuklar / 22.02.2026
- Esad-SDG-İmralı üçgeni / 21.02.2026



























































