Henry J. Barkey, ABD'nin Dış ilişkiler uzmanı ve akademik bir isim. Graham E. Fuller ise eski bir CIA yetkilisi ve Ortadoğu uzmanı.
Bu iki isim 1998 yılında yayımlanan 'Türkiye'nin Kürt Meselesi' adlı kitabın yazarları.
Bu kitaba en büyük tepkiyi bilin bakalım kim vermişti. Evet, evet Devlet Bahçeli. Devlet Bahçeli bu kitabı sıradan bir akademik çalışma olarak değil, 'CIA'nın Türkiye'yi bölme planı-Amerikan mutfağında hazırlanan bir operasyon' olarak adlandırıyordu.
Kitapta yer alan 'adem-i merkeziyetçilik', Kürt kimliğinin anayasal tanınması, anadilde eğitim' gibi öneriler, Bahçeli tarafından Türkiye'nin üniter yapısına ve milli devlet kimliğine saldırı ve bu tür önerilerin hayata geçirilmesinin Türkiye'nin bölünmesine giden yolu açacağını hararetle savunuyordu.
Oslo'da kim, görüştü? Görüşen şudur, budur' cümlelerinin kurulduğu 2009 yılında Bahçeli ve MHP kurmayları sık sık bu kitaba atıfta bulunarak: 'AK Parti'nin izlediği politikanın Barkey-Fuller raporundaki maddelerin kopyası, ABD'nin dayatması' olarak eleştiriyorlardı.
Kitapta öne çıkan temel öneriler
1- Kürt kimliğinin anayasal ve yasal çerçevede kabul edilmesi, Kürtlerin, kendilerini Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit vatandaşları olarak hissetmelerinin sağlanması.
2- Kürtçe dilinin üzerindeki engellerin kaldırılması, Kürtçe eğitimine imkan tanınması ve Kürt kültürünün özgürce ifade edilebilmesi.
3- Kürt siyasi partilerinin kapatılması veya baskı altına alınması yerine, bu yapıların meşru siyasetin içinde tutulması ve korunması.
4- Yetkilerin merkezi yönetimden yerel yönetimlere devredilmesi. (Adem-i Merkeziyetçilik)
5- Güneydoğu'daki askeri varlığın azaltılması ve soruna askeri bir mesele değil, siyasi bir mesele olarak yaklaşılması.
6- Farklı kesimlerden ve siyasi görüşlerden gelen Kürt temsilcilerle doğrudan ve esaslı bir diyalog sürecinin başlatılması.
7- Türkiye genelinde ifade özgürlüğü, hoşgörü ve demokrasi ortamının genişletilmesinin, çözümün vazgeçilmez bir önkoşulu olduğu belirtilir.
8- Diyalog sürecinde devletin Kürt milletvekillerine diledikleri kişilerle diledikleri yerlerde görüşmelerine izin vermesi.
9- Şiddet içermeyen siyasi "suçlar" yüzünden cezaevinde veya yurtdışında sürgünde bulunan Kürtlerin topluma yeniden dönmelerine ve seçimlere katılmalarına izin verilmelidir.
Yol haritasını da çizmişler
1- Türkiye'deki tüm yurttaşların demokratik biçimde temsil edilmesinin sağlanması adına meclis, tüm partileri temsil eden vekillerden oluşan bir komisyon kurabilir.
2- Komisyona girecek kişilerin, Kürtlerin talep ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek reformlar ve değişimler üzerine tavsiyeler sunabilecekte nitelikte olmaları gerekecektir.
3- Müzakerelerin yasal statüsü de ışık tutulmaya muhtaç ayrı bir meseledir. Demokratik yollarla seçilmiş Kürt aracılar devletle hangi yasal temel üzerinde müzakere edeceklerdir?
4- Dahası, çok sayıda reform yalnızca yürütmenin yetki alanında değildir: Bunlar Türkiye'nin güvenlik yasasında, seçim yasasında, anayasasında ve ulusal idaresinin merkezi yapısını daha fazla ölçüde ademi merkeziyete götürecek değişiklikler gerektirmektedir.
5- Devlet, meclisin onayını gerektiren bu değişiklikleri nasıl gerçekleştirebilir? Yoksa Kürt sorunu gibi son derece ihtilaflı bir meselenin ele alınması için en uygun mecra meclis midir?
6- Kürtlerin statüsünde yaşanacak tüm bu değişimler tüm siyasi sistemin onayına mı muhtaç olacaktır?
7- Böyle bir durumda, Kürt meselesiyle ilgili neredeyse hiç konuşmayan veya konuşmaktan korkan meclisin yaklaşık üçte birini teşkil eden Kürt milletvekilleri, çoğunluğu oluşturan Türk milletvekilleriyle zedeleyici bir siyasi çatışmaya gireceklerdir.
8- Çözülmesi gereken usule ilişkin birtakım karmaşık mesele vardır, ama irade olduktan sonra yaratıcı devlet adamlarının yapamayacakları hiçbir şey yoktur.
Planı hayata geçirenler
Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan'ın statüsünün netleşmesini istediğini belirterek: "PKK'nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacak? Terörsüz Türkiye'ye hizmet eden İmralı'nın statüsünün açığı nasıl kapatılacaktır? Silahsız döneme geçenlerin topluma kazandırılması aşama aşama değerlendirilecektir."
Recep Tayyip Erdoğan: "Attığımız her adımda bizleri hayır duasıyla yalnız bırakmayan aziz milletimizle birlikte bu süreci ilmek ilmek dokuyoruz.
Anaların ağlamadığı, hayatının baharındaki fidanların vakitsiz kırılmadığı, ocaklara ateşlerin düşmediği bir Türkiye'yi inşallah birlikte inşa edeceğiz.
Şunu tüm samimiyetimle burada bir kere daha dile getirmek isterim. Terörsüz Türkiye sürecinde varılan nokta; sizlerin kahramanlığı, gazilerimizin cesareti ve kalbimizin en mutena köşesinde hatıralarını yaşattığımız aziz şehitlerimizin destansı mücadelesinin eseridir.
Özgür Özel: "Bu süreç başarıya ulaştığında bunun kaybedeni olmayacak, kazananı Türkiye olacaktır. Bu süreç için elimizden geleni yapacağız."
Yıl 2015
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş şöyle diyordu:
"Yapılacak olan iş, net! Amerika'nın kafası. Ak Parti, Milliyetçi Hareket Parti'si… İşte onları beraber yapacak. Türkiye'yi bölmek senaryosu hayata geçtiğinde el atından üç parti; HADEP, Milliyetçi Hareket Partisi ve Ak Parti bir olup Türkiye'yi bölecekler. Cumhuriyet Halk Partisi de göstermelik muhalefet yapacak. Tiyatro bu.
Ben işin hepsini biliyorum. Yani benim malumum. Ama millet; ecnebi kafasıyla hareket edenlere 'evet' dedi. Milli olan, dini olan insanların arkasına gitmedi. Ecnebilerin peşine gitti. Bakalım kim yanıldı. Bakalım kim batacak. Bakalım kim çıkacak. Bakalım kimin dediği doğru olacak. Göreceğiz. Ben hodri meydan diyorum."
Sen ne diyorsun Türk Milleti?
Bu iki isim 1998 yılında yayımlanan 'Türkiye'nin Kürt Meselesi' adlı kitabın yazarları.
Bu kitaba en büyük tepkiyi bilin bakalım kim vermişti. Evet, evet Devlet Bahçeli. Devlet Bahçeli bu kitabı sıradan bir akademik çalışma olarak değil, 'CIA'nın Türkiye'yi bölme planı-Amerikan mutfağında hazırlanan bir operasyon' olarak adlandırıyordu.
Kitapta yer alan 'adem-i merkeziyetçilik', Kürt kimliğinin anayasal tanınması, anadilde eğitim' gibi öneriler, Bahçeli tarafından Türkiye'nin üniter yapısına ve milli devlet kimliğine saldırı ve bu tür önerilerin hayata geçirilmesinin Türkiye'nin bölünmesine giden yolu açacağını hararetle savunuyordu.
Oslo'da kim, görüştü? Görüşen şudur, budur' cümlelerinin kurulduğu 2009 yılında Bahçeli ve MHP kurmayları sık sık bu kitaba atıfta bulunarak: 'AK Parti'nin izlediği politikanın Barkey-Fuller raporundaki maddelerin kopyası, ABD'nin dayatması' olarak eleştiriyorlardı.
Kitapta öne çıkan temel öneriler
1- Kürt kimliğinin anayasal ve yasal çerçevede kabul edilmesi, Kürtlerin, kendilerini Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit vatandaşları olarak hissetmelerinin sağlanması.
2- Kürtçe dilinin üzerindeki engellerin kaldırılması, Kürtçe eğitimine imkan tanınması ve Kürt kültürünün özgürce ifade edilebilmesi.
3- Kürt siyasi partilerinin kapatılması veya baskı altına alınması yerine, bu yapıların meşru siyasetin içinde tutulması ve korunması.
4- Yetkilerin merkezi yönetimden yerel yönetimlere devredilmesi. (Adem-i Merkeziyetçilik)
5- Güneydoğu'daki askeri varlığın azaltılması ve soruna askeri bir mesele değil, siyasi bir mesele olarak yaklaşılması.
6- Farklı kesimlerden ve siyasi görüşlerden gelen Kürt temsilcilerle doğrudan ve esaslı bir diyalog sürecinin başlatılması.
7- Türkiye genelinde ifade özgürlüğü, hoşgörü ve demokrasi ortamının genişletilmesinin, çözümün vazgeçilmez bir önkoşulu olduğu belirtilir.
8- Diyalog sürecinde devletin Kürt milletvekillerine diledikleri kişilerle diledikleri yerlerde görüşmelerine izin vermesi.
9- Şiddet içermeyen siyasi "suçlar" yüzünden cezaevinde veya yurtdışında sürgünde bulunan Kürtlerin topluma yeniden dönmelerine ve seçimlere katılmalarına izin verilmelidir.
Yol haritasını da çizmişler
1- Türkiye'deki tüm yurttaşların demokratik biçimde temsil edilmesinin sağlanması adına meclis, tüm partileri temsil eden vekillerden oluşan bir komisyon kurabilir.
2- Komisyona girecek kişilerin, Kürtlerin talep ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek reformlar ve değişimler üzerine tavsiyeler sunabilecekte nitelikte olmaları gerekecektir.
3- Müzakerelerin yasal statüsü de ışık tutulmaya muhtaç ayrı bir meseledir. Demokratik yollarla seçilmiş Kürt aracılar devletle hangi yasal temel üzerinde müzakere edeceklerdir?
4- Dahası, çok sayıda reform yalnızca yürütmenin yetki alanında değildir: Bunlar Türkiye'nin güvenlik yasasında, seçim yasasında, anayasasında ve ulusal idaresinin merkezi yapısını daha fazla ölçüde ademi merkeziyete götürecek değişiklikler gerektirmektedir.
5- Devlet, meclisin onayını gerektiren bu değişiklikleri nasıl gerçekleştirebilir? Yoksa Kürt sorunu gibi son derece ihtilaflı bir meselenin ele alınması için en uygun mecra meclis midir?
6- Kürtlerin statüsünde yaşanacak tüm bu değişimler tüm siyasi sistemin onayına mı muhtaç olacaktır?
7- Böyle bir durumda, Kürt meselesiyle ilgili neredeyse hiç konuşmayan veya konuşmaktan korkan meclisin yaklaşık üçte birini teşkil eden Kürt milletvekilleri, çoğunluğu oluşturan Türk milletvekilleriyle zedeleyici bir siyasi çatışmaya gireceklerdir.
8- Çözülmesi gereken usule ilişkin birtakım karmaşık mesele vardır, ama irade olduktan sonra yaratıcı devlet adamlarının yapamayacakları hiçbir şey yoktur.
Planı hayata geçirenler
Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan'ın statüsünün netleşmesini istediğini belirterek: "PKK'nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacak? Terörsüz Türkiye'ye hizmet eden İmralı'nın statüsünün açığı nasıl kapatılacaktır? Silahsız döneme geçenlerin topluma kazandırılması aşama aşama değerlendirilecektir."
Recep Tayyip Erdoğan: "Attığımız her adımda bizleri hayır duasıyla yalnız bırakmayan aziz milletimizle birlikte bu süreci ilmek ilmek dokuyoruz.
Anaların ağlamadığı, hayatının baharındaki fidanların vakitsiz kırılmadığı, ocaklara ateşlerin düşmediği bir Türkiye'yi inşallah birlikte inşa edeceğiz.
Şunu tüm samimiyetimle burada bir kere daha dile getirmek isterim. Terörsüz Türkiye sürecinde varılan nokta; sizlerin kahramanlığı, gazilerimizin cesareti ve kalbimizin en mutena köşesinde hatıralarını yaşattığımız aziz şehitlerimizin destansı mücadelesinin eseridir.
Özgür Özel: "Bu süreç başarıya ulaştığında bunun kaybedeni olmayacak, kazananı Türkiye olacaktır. Bu süreç için elimizden geleni yapacağız."
Yıl 2015
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş şöyle diyordu:
"Yapılacak olan iş, net! Amerika'nın kafası. Ak Parti, Milliyetçi Hareket Parti'si… İşte onları beraber yapacak. Türkiye'yi bölmek senaryosu hayata geçtiğinde el atından üç parti; HADEP, Milliyetçi Hareket Partisi ve Ak Parti bir olup Türkiye'yi bölecekler. Cumhuriyet Halk Partisi de göstermelik muhalefet yapacak. Tiyatro bu.
Ben işin hepsini biliyorum. Yani benim malumum. Ama millet; ecnebi kafasıyla hareket edenlere 'evet' dedi. Milli olan, dini olan insanların arkasına gitmedi. Ecnebilerin peşine gitti. Bakalım kim yanıldı. Bakalım kim batacak. Bakalım kim çıkacak. Bakalım kimin dediği doğru olacak. Göreceğiz. Ben hodri meydan diyorum."
Sen ne diyorsun Türk Milleti?
Akın Aydın / diğer yazıları
- İslam İşbirliği Teşkilatı’nın sadece adında ‘İslam’ var / 02.03.2026
- Az bir dünyalık karşılığı din nasıl satılır? / 01.03.2026
- ABD-İsrail, İran ile savaşabilir mi? / 28.02.2026
- Gün gelecek bu ülkede 28 Şubat değil 27 Şubat gündem olacak / 27.02.2026
- Turkey's Kurdish Problem / 25.02.2026
- İran Kürdistan’ı (!) ve ülkemizdeki komisyon / 24.02.2026
- Ürdün Kral’ın, Erdoğan’a verdiği nişan / 23.02.2026
- Bilal Erdoğan ve kayıp çocuklar / 22.02.2026
- Esad-SDG-İmralı üçgeni / 21.02.2026
- Tevhitten, marifetten, sabırdan, dayanışmadan hormonlara kadar oruç / 20.02.2026
- Az bir dünyalık karşılığı din nasıl satılır? / 01.03.2026
- ABD-İsrail, İran ile savaşabilir mi? / 28.02.2026
- Gün gelecek bu ülkede 28 Şubat değil 27 Şubat gündem olacak / 27.02.2026
- Turkey's Kurdish Problem / 25.02.2026
- İran Kürdistan’ı (!) ve ülkemizdeki komisyon / 24.02.2026
- Ürdün Kral’ın, Erdoğan’a verdiği nişan / 23.02.2026
- Bilal Erdoğan ve kayıp çocuklar / 22.02.2026
- Esad-SDG-İmralı üçgeni / 21.02.2026
- Tevhitten, marifetten, sabırdan, dayanışmadan hormonlara kadar oruç / 20.02.2026






























































