Bilindiği gibi geride bıraktığımız günlerde Samsun ilimizde bütün bir ülkeyi yasa boğan bir afet yaşandı.
Aşırı yağışların oluşturduğu sel, TOKİ tarafından dere yatağına yapılan konutların bodrum katlarına doldu ve çoğu çocuk olmak üzere dokuz insanımızın boğulmalarına sebep oldu.
Dili dönen herkesin dua ettiğinden eminiz de fiili dua dediğimiz gerekeni yapma, tedbir alma görevini yerine getirdiğinden emin değiliz.
Benzeri olaylar nerde yaşandı ise yerel yönetimler olsun, merkezi hükümet yetkilileri olsun hep vatandaşı suçladı, dere yatağına ev kurmuşlar diye.
Hatta geçtiğimiz yıllarda İstanbul’da yaşanan felaketin ardından Sayın Başbakanın söylediği cümleyi net hatırlıyoruz; “derenin intikamı acı olur” demişti.
Şimdi buyurun bu gün yaşanan felakete bakalım.
Yer Samsun’un Canik ilçesi ve TOKİ konutları...
Bütün binaların alt katları çamur havuzuna dönmüş, ev eşyaları sürüklenmiş bir tarafa...
Çocuklarını arayan anaların feryadı, bir birini arayan eşlerin feryadı, kurtarma çalışmalarını yürüten ekiplerin, iş makinalarının sesleri bir birine karışmış vaziyette. İşte tam bu sırada, binaların yapıldığı dönemin TOKİ başkanı şimdi ise Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Bayraktar’a mikrofon uzatılıyor.
Gayet rahat, sakin ve tane tane konuşuyor:
“TOKİ olarak hiç bir eksiğimiz yoktur, yapılar bütün mevzuatlara uygundur falan...”
İzlerken gayri ihtiyari şunu dedim; pişkinliğin bu kadarı da fazla gerçekten.
Her şey kitabına uygunsa, her şey yerli yerinde yapılmışsa bu feryad figan ne o zaman, niçin koca ilçede sadece TOKİ konutları seller altında?
Bu işten anlayan, bu işle ilgili sivil toplum kuruluşları feryad ediyor, burada derenin yatağı değiştirildi, derenin eski yerine binalar yapıldı diyor ki yaşanan felaket de onları doğruluyor.
Çığlıklara kulakları tıkayarak, çamur havuzuna dönmüş binaların bodrum katlarını görmezlikten gelerek “TOKİ’nin hiç bir eksiği yoktur” demek, pişkinlikten de öte bir şey...
Ve bu durum mevcut iktidarın genel havasını yansıtan çok önemli bir ölçü olarak karşımıza çıkıyor; hatayı kabul etmemek, yanlıştan geri adım atmamak, “en doğru benim” deyip devam etmek...
Böyle el yordamı ile nereye kadar?..
Aşırı yağışların oluşturduğu sel, TOKİ tarafından dere yatağına yapılan konutların bodrum katlarına doldu ve çoğu çocuk olmak üzere dokuz insanımızın boğulmalarına sebep oldu.
Dili dönen herkesin dua ettiğinden eminiz de fiili dua dediğimiz gerekeni yapma, tedbir alma görevini yerine getirdiğinden emin değiliz.
Benzeri olaylar nerde yaşandı ise yerel yönetimler olsun, merkezi hükümet yetkilileri olsun hep vatandaşı suçladı, dere yatağına ev kurmuşlar diye.
Hatta geçtiğimiz yıllarda İstanbul’da yaşanan felaketin ardından Sayın Başbakanın söylediği cümleyi net hatırlıyoruz; “derenin intikamı acı olur” demişti.
Şimdi buyurun bu gün yaşanan felakete bakalım.
Yer Samsun’un Canik ilçesi ve TOKİ konutları...
Bütün binaların alt katları çamur havuzuna dönmüş, ev eşyaları sürüklenmiş bir tarafa...
Çocuklarını arayan anaların feryadı, bir birini arayan eşlerin feryadı, kurtarma çalışmalarını yürüten ekiplerin, iş makinalarının sesleri bir birine karışmış vaziyette. İşte tam bu sırada, binaların yapıldığı dönemin TOKİ başkanı şimdi ise Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Bayraktar’a mikrofon uzatılıyor.
Gayet rahat, sakin ve tane tane konuşuyor:
“TOKİ olarak hiç bir eksiğimiz yoktur, yapılar bütün mevzuatlara uygundur falan...”
İzlerken gayri ihtiyari şunu dedim; pişkinliğin bu kadarı da fazla gerçekten.
Her şey kitabına uygunsa, her şey yerli yerinde yapılmışsa bu feryad figan ne o zaman, niçin koca ilçede sadece TOKİ konutları seller altında?
Bu işten anlayan, bu işle ilgili sivil toplum kuruluşları feryad ediyor, burada derenin yatağı değiştirildi, derenin eski yerine binalar yapıldı diyor ki yaşanan felaket de onları doğruluyor.
Çığlıklara kulakları tıkayarak, çamur havuzuna dönmüş binaların bodrum katlarını görmezlikten gelerek “TOKİ’nin hiç bir eksiği yoktur” demek, pişkinlikten de öte bir şey...
Ve bu durum mevcut iktidarın genel havasını yansıtan çok önemli bir ölçü olarak karşımıza çıkıyor; hatayı kabul etmemek, yanlıştan geri adım atmamak, “en doğru benim” deyip devam etmek...
Böyle el yordamı ile nereye kadar?..
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Kanayan bir yara görünce… / 23.04.2026
- Dert eklemiş eski derdin üstüne / 22.04.2026
- Muhafazakâr iktidar neyi muhafaza etmiş? / 21.04.2026
- Yıllarımız yele gitti erenler / 20.04.2026
- Depremin yaraları daha sarılmamışken… / 18.04.2026
- ‘Dikkat! Asıl müfsitler onlardır…’ / 16.04.2026
- Bahar gelsin şu dağlara çıkalım belki derdimize çare bir çiçek / 14.04.2026
- Vurguncu keyif çatıyor yoksul yokluk içinde / 13.04.2026
- Türkiye yüz yılında dert denizinde yüzer olduk / 11.04.2026
- Bu savaş ortamında Kur’an’ı tekrar tekrar okumak / 10.04.2026
- Dert eklemiş eski derdin üstüne / 22.04.2026
- Muhafazakâr iktidar neyi muhafaza etmiş? / 21.04.2026
- Yıllarımız yele gitti erenler / 20.04.2026
- Depremin yaraları daha sarılmamışken… / 18.04.2026
- ‘Dikkat! Asıl müfsitler onlardır…’ / 16.04.2026
- Bahar gelsin şu dağlara çıkalım belki derdimize çare bir çiçek / 14.04.2026
- Vurguncu keyif çatıyor yoksul yokluk içinde / 13.04.2026
- Türkiye yüz yılında dert denizinde yüzer olduk / 11.04.2026
- Bu savaş ortamında Kur’an’ı tekrar tekrar okumak / 10.04.2026






























































