Bu çağın Müslümanı var olan can alıcı problemleri yok sayarak, görmezlikten gelerek, hep yarına erteleyerek günü birlik yaşamayı adet haline getirmiştir.
Yok sayarak, görmezlikten gelerek, erteleyerek, halının altına süpürerek ve "inşaallah iyi olacak" avuntusu ile zamanı israf etmek bu gün Müslümanın yapışık bir huyu, ayrılmaz parçası olmuştur.
Bir elma şekere fit olan, bir elma şekerle sevinip mutlu olan çocuklar gibi bu günün Müslümanı da, sempati duyduğu, destekleyip alkışladığı siyasi parti liderinin ne yapıp ettiğine bakmadan, yapıp ettiklerinin bu ülkeye kaça mal odluğuna bakmadan, içinde "inşallah-maşallah" geçen sözlerinden ötürü seviniyor, mutlu oluyor ve bununla yetiniyor.
Var olan problemleri yok sayarak yaşamak azar azar yok olmaya razı olmak demektir.
Bu ülkede aile kurumunun özellikle son yıllarda ciddi yara almış olması, evlenen çiftlerin, daha evliliklerinin ilk yılında boşanmak için mahkemeye başvurma oranlarının yüzde kırklara dayanmış olması, herkesin ve her kesimin uykusunu kaçıracak, vicdanını sızlatacak vahim bir durum değil midir?
Bir milleti ayakta tutan temel dinamiklerinden ve temel direklerinden biri aile olduğuna göre, bir milletin istiklali ve istikbali de ailelerden yetişecek nesillere bağlı olduğuna göre, bu vahim gidişat yok sayılabilir mi, bu problem ertelenebilir mi?
Sırf dertleşmek için, sadece çözüm aramak için bu ve benzeri konuları açtığınız zaman, mevcut iktidarı sorgusuz-sualsiz destekleyen arkadaşlar, bu iktidardan önce bu problemler yok muydu diyerek hemen savunmaya geçiyorlar.
İstatistik sonuçları gösteriyor ki, sizin alkışladığınız iktidar döneminde bu problemi çözmek için bir adım atılmamış, bir çare üretilmemiş ve tam aksine her geçen gün dağılan yuvalar arttıkça artmış.
Bu konuda çalışan araştırmacıların tespitine göre boşanmaların, aile içinde baş gösteren bunalım ve buhranların büyük bir kısmının sebebi ekonomiktir ve geçim sıkıntısıdır.
Faize dayalı kapitalist sistemde, zengini daha zengin fakiri daha fakir kılan mevcut sistemde bu çok hayati yaraya merhem bulamadığına ve bulamayacağına göre, yıllarca bu işe kafa yormuş ve çözüm bulmuş olanlara, mesela Haydar Hoca'ya niçin kulak vermiyorsunuz sorusu bir süre havada kalıyor ve gözler yere iniyor.
İki bin on altı yılının ilk yarısını tamamlamak üzere olduğumuz an itibariyle, sahipsizlikten ötürü, gıda terörüne maruz kalmaktan ötürü, açgözlü küresel tefecilerin insafına terk edilmekten ötürü dağlar gibi artmış olan maddi hastalıklarımızın yanı sıra bizi içten içe kemiren diğer hastalıklarda da tehlikeli boyutlarda artışlar var.
Hem bilmiyoruz hem de bir bilene sormuyoruz.
Hem öğrenmiyoruz hem de öğrenmiş olanın kapısını çalmıyoruz.
Kafa yormuyoruz, dert etmiyoruz diğer taraftan kafa yoranları, dert edinenleri küçümsüyoruz.
Dışarıdan esen ve estirilen sam yellerine, sam yellerinin getirdiği yalan haberlere kulağımızı, zihnimizi ve gönlümüzü ardına kadar açıyoruz ama Anadolu'nun bağrından esen seher yellerine, seher yellerinin getirdiği doğru haberlere hem kulaklarımızı, hem zihinlerimizi hem de gönüllerimizi sıkı sıkıya kapatıyoruz.
Sam amcanın ülkesinden esen sam yelleri bütün değerlerimizi, kaynaklarımızı ve emeklerimizi esip-savuruyor, kasıp-kavuruyor ve ne yazık ki seher yelinin diriltici soluğuna kapalı olduğumuz için acılar içinde can çekişmeye devam ediyoruz.
Unutmayalım, var olan problemleri yok sayarak, yokmuş gibi davranarak günü gün etmek, yavaş yavaş, azar azar yok oluşu onaylamak demektir.
Yok sayarak, görmezlikten gelerek, erteleyerek, halının altına süpürerek ve "inşaallah iyi olacak" avuntusu ile zamanı israf etmek bu gün Müslümanın yapışık bir huyu, ayrılmaz parçası olmuştur.
Bir elma şekere fit olan, bir elma şekerle sevinip mutlu olan çocuklar gibi bu günün Müslümanı da, sempati duyduğu, destekleyip alkışladığı siyasi parti liderinin ne yapıp ettiğine bakmadan, yapıp ettiklerinin bu ülkeye kaça mal odluğuna bakmadan, içinde "inşallah-maşallah" geçen sözlerinden ötürü seviniyor, mutlu oluyor ve bununla yetiniyor.
Var olan problemleri yok sayarak yaşamak azar azar yok olmaya razı olmak demektir.
Bu ülkede aile kurumunun özellikle son yıllarda ciddi yara almış olması, evlenen çiftlerin, daha evliliklerinin ilk yılında boşanmak için mahkemeye başvurma oranlarının yüzde kırklara dayanmış olması, herkesin ve her kesimin uykusunu kaçıracak, vicdanını sızlatacak vahim bir durum değil midir?
Bir milleti ayakta tutan temel dinamiklerinden ve temel direklerinden biri aile olduğuna göre, bir milletin istiklali ve istikbali de ailelerden yetişecek nesillere bağlı olduğuna göre, bu vahim gidişat yok sayılabilir mi, bu problem ertelenebilir mi?
Sırf dertleşmek için, sadece çözüm aramak için bu ve benzeri konuları açtığınız zaman, mevcut iktidarı sorgusuz-sualsiz destekleyen arkadaşlar, bu iktidardan önce bu problemler yok muydu diyerek hemen savunmaya geçiyorlar.
İstatistik sonuçları gösteriyor ki, sizin alkışladığınız iktidar döneminde bu problemi çözmek için bir adım atılmamış, bir çare üretilmemiş ve tam aksine her geçen gün dağılan yuvalar arttıkça artmış.
Bu konuda çalışan araştırmacıların tespitine göre boşanmaların, aile içinde baş gösteren bunalım ve buhranların büyük bir kısmının sebebi ekonomiktir ve geçim sıkıntısıdır.
Faize dayalı kapitalist sistemde, zengini daha zengin fakiri daha fakir kılan mevcut sistemde bu çok hayati yaraya merhem bulamadığına ve bulamayacağına göre, yıllarca bu işe kafa yormuş ve çözüm bulmuş olanlara, mesela Haydar Hoca'ya niçin kulak vermiyorsunuz sorusu bir süre havada kalıyor ve gözler yere iniyor.
İki bin on altı yılının ilk yarısını tamamlamak üzere olduğumuz an itibariyle, sahipsizlikten ötürü, gıda terörüne maruz kalmaktan ötürü, açgözlü küresel tefecilerin insafına terk edilmekten ötürü dağlar gibi artmış olan maddi hastalıklarımızın yanı sıra bizi içten içe kemiren diğer hastalıklarda da tehlikeli boyutlarda artışlar var.
Hem bilmiyoruz hem de bir bilene sormuyoruz.
Hem öğrenmiyoruz hem de öğrenmiş olanın kapısını çalmıyoruz.
Kafa yormuyoruz, dert etmiyoruz diğer taraftan kafa yoranları, dert edinenleri küçümsüyoruz.
Dışarıdan esen ve estirilen sam yellerine, sam yellerinin getirdiği yalan haberlere kulağımızı, zihnimizi ve gönlümüzü ardına kadar açıyoruz ama Anadolu'nun bağrından esen seher yellerine, seher yellerinin getirdiği doğru haberlere hem kulaklarımızı, hem zihinlerimizi hem de gönüllerimizi sıkı sıkıya kapatıyoruz.
Sam amcanın ülkesinden esen sam yelleri bütün değerlerimizi, kaynaklarımızı ve emeklerimizi esip-savuruyor, kasıp-kavuruyor ve ne yazık ki seher yelinin diriltici soluğuna kapalı olduğumuz için acılar içinde can çekişmeye devam ediyoruz.
Unutmayalım, var olan problemleri yok sayarak, yokmuş gibi davranarak günü gün etmek, yavaş yavaş, azar azar yok oluşu onaylamak demektir.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Yalanlar yılana tebdil olurken… / 13.02.2026
- En kanlı yalan / 12.02.2026
- BTP’nin Viyana çıkarması muhteşemdi / 11.02.2026
- Saçmalamalarda çıta yükseliyor / 05.02.2026
- Basiret bağlanması bu olsa gerek / 03.02.2026
- Kur’an ayı Ramazan yaklaşırken / 02.02.2026
- Ufuklar karanlık vicdanlar kara saymakla biter mi dert sıra sıra / 01.02.2026
- Yanlışta ısrar yöneticilerin ayrılmaz sıfatı olmuş / 31.01.2026
- İniltileri ninni zanneden mutlu azınlık / 30.01.2026
- Çok mu fena duydukların? / 29.01.2026
- En kanlı yalan / 12.02.2026
- BTP’nin Viyana çıkarması muhteşemdi / 11.02.2026
- Saçmalamalarda çıta yükseliyor / 05.02.2026
- Basiret bağlanması bu olsa gerek / 03.02.2026
- Kur’an ayı Ramazan yaklaşırken / 02.02.2026
- Ufuklar karanlık vicdanlar kara saymakla biter mi dert sıra sıra / 01.02.2026
- Yanlışta ısrar yöneticilerin ayrılmaz sıfatı olmuş / 31.01.2026
- İniltileri ninni zanneden mutlu azınlık / 30.01.2026
- Çok mu fena duydukların? / 29.01.2026




























































