Salih ameller ile kulun ulaşacağı haller
Allah-u Teâlâ’nın Peygamberi (s.a.a.v.) lisanla buyurduğunu dinleyelim: “Kulum Bana ibadet etmekle yaklaşır ve onu severim. Sevince de tutan eli, işiten kulağı, gören gözü, yürüyen ayağı olurum; hep işlerini Benimle görür
13.05.2026 00:24:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





"Allah-u Teâlâ'nın Peygamberi (s.a.a.v.) lisanla buyurduğunu dinleyelim: "Kulum Bana ibadet etmekle yaklaşır ve onu severim. Sevince de tutan eli, işiten kulağı, gören gözü, yürüyen ayağı olurum; hep işlerini Benimle görür."
Bu hale ermek için: Bütün kötü arzun, hevesin kırılmadıkça, Hak seninle olmaz. Bu hevan-hevesin yok olunca da sende hiçbir şey durmaz olur artık…
Sende ne iyilik eğlenebilir, ne de kötülük. Ne akıl kalır, ne de fikir. Hiçbir şeyi seçemez olursun. Varla yok arasında bir hal alırsın.
Allah seni öldürür, yeniden diriltir. Sende yeni ve bambaşka bir irade zuhura getirir. Her istediğini o irade ile istersin.
Bu hale ki geldin ve her istediğin buna uydu, Hak Teâlâ seni yok eder. Bu halle sonunda Münkesiretü'l-Kulub zümresine dâhil olursun. Bu makamda, haberin olmadan çeşit çeşit hikmetli işler olur. Sonra benliğin erimeye başlar. Böylece iş sonuna ermiş olur. Ve Hakk'a kavuşmuş olursun…

İbadetlerin yapılışında da bir sıra vardır
Mü'min evvela farzları yapmalı. Bundan sonra, sünnet-i şerifleri yerine getirmeye gayret etmelidir. Daha sonra, bunların dışında kalan ibadetleri yaparak faziletli işleri takip etmelidir.
Farzı bitirmeden sünnetle uğraşmak; pek akıl kârı değildir. Zaten farzları terk ederek yapılacak işler makbul değildir. Buna bir misal vermek lazım gelirse, şöyle demek yerinde olur:
Bir kişiyi padişah, emrini yapmaya çağırıyor; o zata gelince, gitmek istemiyor; padişahın hizmetçilerinden birinin sözünü yerine getirmeye uğraşıyor.
Hazreti Ali (r.a.) bir hadis-i şerifi şöyle rivayet eder: "Farzı bırakıp nâfile ibadetle uğraşan; doğuracağı zamana yakın çocuğunu düşüren kadına benzer."

Salih amel işlemeyip Rabb'ine karşı büyük cürümler işleyenin sırtı ise günahlarının ağırlığı altında ezilir. İçinde açlık, susuzluk ve korku; önünde ise zillet vardır. Kendisini ardındaki melekler sürer.
Mahşer meydanına sürüne sürüne ve nefes nefese gelir. Sonra münakaşa ve muhasebe vakti gelir ve inceden inceye hesaba çekilir.
Sonra cehenneme atılır ve azap görür. Şayet tevhid ehliyse günahları miktarınca azap görür, sonra Allah merhamet ederek onu cehennemden çıkartır. Kâfirse, kendisi gibilerle sonsuza dek cehennemde kalır.
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) şöyle buyurduğu naklediliyor: "İki nimet var ki, insanların çoğu onlar konusunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit."
Sağlığını bozacak bir hastalık ve boş vaktini dolduracak bir meşguliyet gelmezden evvel sağlığını ve boş vaktini Allah'a ibadet etmek için fırsat bil!

Kalbe uygun olmayan her hal anlamsızdır
Resulullah (s.a.v.)'in, "İnsanların etini yiyip duranlar oruç tutmamıştır" buyruğu hiç kulağına çalınmadı mı?
Peygamberimiz (s.a.v.) bu sözü ile açıklamaktadır ki, oruç sadece yemeyi, içmeyi ve orucu bozan şeyleri terk değildir. Günahların terk edilmesi de buna eklenmelidir.
Birbirinizi çekiştirmekten uzak durun. Çünkü çekiştirme ateşin odunu yiyip tükettiği gibi, güzellikleri yer bitirir. Başkalarını çekiştirmekle ünlenmiş kişiye de insanların saygısı az olur.
Şehvetle bakmaktan da sakınınız. Çünkü o kalplerinize günah tohumları eker ve dünya ve ahirette hiç de hoş değildir.
Yalan yere yemin etmekten de sakınınız. Çünkü o, memleketleri kurak bırakır, malların ve alacakların bereketini kurutur.
Yalan yere yemin ederek sermayeni boş yere harcıyorsun ve alacağında zarar ediyorsun. Senin azıcık aklın olsa bunun ziyanın ta kendisi olduğunu bilirsin. Yalan şahitlik ediyorsun ve doğru söylüyorum diye Allah'a yemin ediyorsun.

A sahte ve yapmacık işler peşinde koşan!
Bu iş, senin üzerinde bulunduğun hal ile gerçekleşmez. Bu iş, nefsin, heva-hevesi, tabiat, cahillik ve kötü ahlak yerli yerinde dururken; gündüz oruç tutmakla, gece ibadet etmekle, gelişi güzel şeyler yemek ve giyinmekle tamam olmaz. Böyle yapmak sana hiçbir şey kazandırmaz.
Özün de, sözün de doğru olsun ki, maksadına erip himmetine yaklaşarak yücelebilesin. Kendini teslim et ki, selamet bulasın. Razı ol ki senden de razı olunsun. Ve bütün bunları yapmakta acele et ki, Hak sana olan nimetini tamama erdirsin…
Ubbade b. Samit (r.a.) Resulullah (s.a.v.) Efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı: "Gecenin son üçte biri kaldığı zaman; Yüce Mukaddes Allah şöyle buyurur: "İsteyen yok mu ki, dilediği verilsin; bağışlanmasını dileyen yok mu ki, bağışlansın; sıkıntıda olan biri yok mudur ki, onun sıkıntısını alayım. Bu durum, sabah namazı kılıncaya kadar sürer…"

Ubbade b. Samit'den gelen bir başka rivayet ise, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Yüce Mukaddes Allah, gecenin son üçte biri kaldığı zaman şöyle buyurur:
"Kullarımdan kimse yok mu ki, bana dua ede, onun duasını kabul edeyim. Nefsini körleten kimse yok mu ki, onu bağışlayayım.
Rızkı dar olan kimse yok mudur ki, onun rızkını bol edeyim. Beni hatırlayan bir mazlum yok mu ki, ona yardım edeyim. Güç durumda kalan biri yok mu ki, onun güçlüğünü çözeyim. Sabah yeri aydınlanıncaya kadar, bu durum böyle devam eder…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
Bu hale ermek için: Bütün kötü arzun, hevesin kırılmadıkça, Hak seninle olmaz. Bu hevan-hevesin yok olunca da sende hiçbir şey durmaz olur artık…
Sende ne iyilik eğlenebilir, ne de kötülük. Ne akıl kalır, ne de fikir. Hiçbir şeyi seçemez olursun. Varla yok arasında bir hal alırsın.
Allah seni öldürür, yeniden diriltir. Sende yeni ve bambaşka bir irade zuhura getirir. Her istediğini o irade ile istersin.
Bu hale ki geldin ve her istediğin buna uydu, Hak Teâlâ seni yok eder. Bu halle sonunda Münkesiretü'l-Kulub zümresine dâhil olursun. Bu makamda, haberin olmadan çeşit çeşit hikmetli işler olur. Sonra benliğin erimeye başlar. Böylece iş sonuna ermiş olur. Ve Hakk'a kavuşmuş olursun…

İbadetlerin yapılışında da bir sıra vardır
Mü'min evvela farzları yapmalı. Bundan sonra, sünnet-i şerifleri yerine getirmeye gayret etmelidir. Daha sonra, bunların dışında kalan ibadetleri yaparak faziletli işleri takip etmelidir.
Farzı bitirmeden sünnetle uğraşmak; pek akıl kârı değildir. Zaten farzları terk ederek yapılacak işler makbul değildir. Buna bir misal vermek lazım gelirse, şöyle demek yerinde olur:
Bir kişiyi padişah, emrini yapmaya çağırıyor; o zata gelince, gitmek istemiyor; padişahın hizmetçilerinden birinin sözünü yerine getirmeye uğraşıyor.
Hazreti Ali (r.a.) bir hadis-i şerifi şöyle rivayet eder: "Farzı bırakıp nâfile ibadetle uğraşan; doğuracağı zamana yakın çocuğunu düşüren kadına benzer."

Salih amel işlemeyip Rabb'ine karşı büyük cürümler işleyenin sırtı ise günahlarının ağırlığı altında ezilir. İçinde açlık, susuzluk ve korku; önünde ise zillet vardır. Kendisini ardındaki melekler sürer.
Mahşer meydanına sürüne sürüne ve nefes nefese gelir. Sonra münakaşa ve muhasebe vakti gelir ve inceden inceye hesaba çekilir.
Sonra cehenneme atılır ve azap görür. Şayet tevhid ehliyse günahları miktarınca azap görür, sonra Allah merhamet ederek onu cehennemden çıkartır. Kâfirse, kendisi gibilerle sonsuza dek cehennemde kalır.
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) şöyle buyurduğu naklediliyor: "İki nimet var ki, insanların çoğu onlar konusunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit."
Sağlığını bozacak bir hastalık ve boş vaktini dolduracak bir meşguliyet gelmezden evvel sağlığını ve boş vaktini Allah'a ibadet etmek için fırsat bil!

Kalbe uygun olmayan her hal anlamsızdır
Resulullah (s.a.v.)'in, "İnsanların etini yiyip duranlar oruç tutmamıştır" buyruğu hiç kulağına çalınmadı mı?
Peygamberimiz (s.a.v.) bu sözü ile açıklamaktadır ki, oruç sadece yemeyi, içmeyi ve orucu bozan şeyleri terk değildir. Günahların terk edilmesi de buna eklenmelidir.
Birbirinizi çekiştirmekten uzak durun. Çünkü çekiştirme ateşin odunu yiyip tükettiği gibi, güzellikleri yer bitirir. Başkalarını çekiştirmekle ünlenmiş kişiye de insanların saygısı az olur.
Şehvetle bakmaktan da sakınınız. Çünkü o kalplerinize günah tohumları eker ve dünya ve ahirette hiç de hoş değildir.
Yalan yere yemin etmekten de sakınınız. Çünkü o, memleketleri kurak bırakır, malların ve alacakların bereketini kurutur.
Yalan yere yemin ederek sermayeni boş yere harcıyorsun ve alacağında zarar ediyorsun. Senin azıcık aklın olsa bunun ziyanın ta kendisi olduğunu bilirsin. Yalan şahitlik ediyorsun ve doğru söylüyorum diye Allah'a yemin ediyorsun.

A sahte ve yapmacık işler peşinde koşan!
Bu iş, senin üzerinde bulunduğun hal ile gerçekleşmez. Bu iş, nefsin, heva-hevesi, tabiat, cahillik ve kötü ahlak yerli yerinde dururken; gündüz oruç tutmakla, gece ibadet etmekle, gelişi güzel şeyler yemek ve giyinmekle tamam olmaz. Böyle yapmak sana hiçbir şey kazandırmaz.
Özün de, sözün de doğru olsun ki, maksadına erip himmetine yaklaşarak yücelebilesin. Kendini teslim et ki, selamet bulasın. Razı ol ki senden de razı olunsun. Ve bütün bunları yapmakta acele et ki, Hak sana olan nimetini tamama erdirsin…
Ubbade b. Samit (r.a.) Resulullah (s.a.v.) Efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı: "Gecenin son üçte biri kaldığı zaman; Yüce Mukaddes Allah şöyle buyurur: "İsteyen yok mu ki, dilediği verilsin; bağışlanmasını dileyen yok mu ki, bağışlansın; sıkıntıda olan biri yok mudur ki, onun sıkıntısını alayım. Bu durum, sabah namazı kılıncaya kadar sürer…"

Ubbade b. Samit'den gelen bir başka rivayet ise, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Yüce Mukaddes Allah, gecenin son üçte biri kaldığı zaman şöyle buyurur:
"Kullarımdan kimse yok mu ki, bana dua ede, onun duasını kabul edeyim. Nefsini körleten kimse yok mu ki, onu bağışlayayım.
Rızkı dar olan kimse yok mudur ki, onun rızkını bol edeyim. Beni hatırlayan bir mazlum yok mu ki, ona yardım edeyim. Güç durumda kalan biri yok mu ki, onun güçlüğünü çözeyim. Sabah yeri aydınlanıncaya kadar, bu durum böyle devam eder…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)





























































