Türk-İş açıkladı.
Mart ayında 4 kişilik ailenin açlık sınırı 9 bin 591 lira, yoksulluk sınırı ise 31 bin 241 lira olmuş.
Bekâr bir çalışanın 'aylık yaşama maliyeti' de 12 bin 469 lira.
Malumunuz hâlihazırda asgari ücret 8 bin 506 lira seviyesinde. Ve milyonlarca insanın geliri de asgari ücretten fazla değil.
Bu veriler gösteriyor ki geçinebilmenin zorlaştığı, bırakın et yemeyi peynir yemenin, süt içmenin dahi lüks hale geldiği, yani yoksulluğun ve de fakirliğin zirve yaptığı bir dönemde 14 Mayıs'ta seçime gidiyoruz.
Normal şartlar altında son 21 yıldır ülkeyi yöneten ve bu dönemde ortaya koydukları icraatla fakirliği ve yoksulluğu tabana yayan bir hükümetin girdiği seçimlerden büyük hezimet yaşayarak, boyunun ölçüsünü alarak çıkması lazım.
Ama dediğim gibi normal şartlar altında…
Ve Türkiye'de hiçbir zaman, özellikle de seçim dönemleri asla normal şartlar altında yapılamadı, yine yapılamayacak.
Ülkede normal şartlar değil de anormal şartlar hâkim olunca, vatandaşların da elbette sağlıklı kararlar vermesi de zorlaşıyor.
Bu yüzden kriz dönemleri başarısız politikacılar için yeniden iktidar olabilmenin yolunu açar fırsatlar olarak görülmektedir.
Ve bu fırsatları başarısız politikacılar asla kaçırmazlar.
İşte böyle bir dönemde son yılların en kritik seçimine gireceğiz.
Peki, kim kazanacak, kim kaybedecek?
Anketlerde bugün önde olanların kazanmasına kesin gözüyle mi bakmalıyız?
Artık tüm ihtimaller mümkün.
İktidar ya da muhalefet olsun yüzde 100 kazanacağı zannedilen adayın kaybedebileceği bir sandık tablosu 15 Mayıs'ta karşımıza çıkabilir.
Ben bu gerçekle muhalefetten çok daha fazla iktidarın yüzleştiğini ve tedbir almak için ne gerekiyorsa yaptığını görüyorum.
Bu bağlamda Erdoğan, Yeniden Refah ve Hüda Par'ı saflarına katarak genişleme politikası yürüttü. Aynı zamanda devletin imkânlarını da bugüne kadar hiç olmadığı kadar seçmenin hoşuna gidecek kararlar almak için seferber eden bir Erdoğan var karşımızda.
Muhalefet cephesi ise kazanması için ittifakı genişletme gibi atılması gereken stratejik adımları atmadı/atamadı maalesef.
Bunun sebebi seçimi kazanmayı garanti görmek midir bilinmez ancak, su bir gerçektir ki seçimi kazanmayı garanti gören ve rehavete kapılanlar her zaman kaybetmeye en yakın olanlardır.
Rusya NATO arasında bıçak kemiğe dayandı
NATO fiilen Ukrayna tarafında savaşıyor, çatışmanın daha derinine inecek bir yer kalmadı. Bunu Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov söyledi. Lavrov'a göre uzun süre önce Ukrayna'daki çatışmaya dahil olan ve gittikçe daha derinine inen NATO için artık inecek yer kalmadı.
Bu açıklama da gösteriyor ki, Ukrayna savaşında artık bıçak kemiğe dayanmış durumda.
Yani Rusya ile NATO'nun resmen bir sıcak çatışmanın içerisine sürüklenmesine ramak kalmış durumda.
Bu durum hem bu savaşın daha uzun zaman devam edeceğini, hem de içine başka ülkelerine çekebileceğini gösteriyor. Ve bana göre bu konuda en büyük tehdit de ülkemizin üzerinde yoğunlaşıyor.
Yanı başımızda Şubat 2022'de fitili ateşlenen çatışmalar bir dünya savaşına doğru hızla evrilirken, başta dış politika olmak üzere Türkiye'nin diplomatik akılla yönetilmesi ve Suriye ve Mısır gibi ülkelerle ilişkilerde yapılan hataların benzerlerinin tekrarlanması gerektiği bir süreçten geçiliyor.
- Enerji masasında Türkiye neden yok? / 08.11.2025
- Çağdaş Nemrutların ateşinden hiç korkmadı! / 13.04.2025
- Ya Öcalan cumhurbaşkanı olursa... / 10.04.2025
- DEM Parti’ye mağdur rolü mü biçildi? / 05.11.2024
- Bin tane Öcalan’ın çağrısı terörü bitirir mi? / 29.10.2024
- Türkiye’nin refleksleri yok edildi / 24.10.2024
- Vatikan çok üzüldü… / 22.10.2024
- Bir savcı çok şeyi değiştirir / 20.10.2024
- Kaç Erdoğan var? / 19.10.2024































































































