Şiirin usta kalemi, Attila İlhan
Türk edebiyatının en önemli şairlerinden biri olan Attila İlhan, şiir yazmaya genç yaşta başladı. İlhan, ilk şiirlerini Varlık dergisinde yayımladı. Türk şiirine yaptığı önemli katkılarla tanınan İlhan, günümüzde de en çok okunan ve sevilen şairlerdendir
Fahri Fatih Özcan





İlhan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Mezun olduktan sonra öğretmenlik ve gazetecilik yaptı. Ayrıca çeşitli dergilerde şiir, deneme ve eleştiri yazıları yazdı.
Attila İlhan'ın şiirleri, güçlü imgeleri, derin duyguları ve özgün diliyle dikkat çeker. Şiirlerinde aşk, ölüm, yalnızlık, vatan gibi temaları işlemiştir. İlhan'ın şiirleri, hem geleneksel hem de modern unsurları barındırır.
İlhan'ın en önemli şiir kitapları şunlardır:
Ben Sana Mecburum (1953)
Sisler Bulvarı (1954)
Yağmur Kaçağı (1955)
Duvar (1958)
Ben Sana Vurgunum (1960)
Böyle Bir Sevmek (1979)
Mihrabın Altında (1986)
Bir Başkadır Benim Memleketim (1991)
Attila İlhan, şiir alanındaki başarılarından dolayı birçok ödül de almıştır. Bunlar arasında:
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Büyük Ödülü (1998)
Sedat Simavi Edebiyat Ödülü (1979)
Yunus Nadi Şiir Ödülü (1955)
Attila İlhan, 10 Ekim 2005'te İstanbul'da vefat etti. Türk şiirine yaptığı önemli katkılarla tanınan İlhan, günümüzde de en çok okunan ve sevilen şairlerden biridir. Şiirleri, birçok dile çevrilmiş ve dünya çapında beğeni toplamıştır.
Attila İlhan'ın en sevilen şiirlerinden 'Ben sana mecburum' u hep birlikte hatırlayalım...
Ben sana mecburum
ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum
ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski İstanbul mudur?
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun
belki Haziranda mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
kötü rüzgâr saçlarını götürüyor
ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin..











































































