Sömürgecilik -3-
Bugün gelişmiş ülkelerden hiçbirisi, Milli Devlet olmanın özelliklerinden vazgeçmemekte, ulusal çıkarlarını globalizmin şartları içinde dahi muhafaza etmeye çalışmaktadırlar
15.06.2026 00:06:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Bugün gelişmiş ülkelerden hiçbirisi, Milli Devlet olmanın özelliklerinden vazgeçmemekte, ulusal çıkarlarını globalizmin şartları içinde dahi muhafaza etmeye çalışmaktadırlar.
En büyük küreselleşme taraftarı ABD, bunun en açık örneğidir. Nitekim 12 Temmuz 2000 tarihinde ABD'de yayınlanan bir raporda, Birleşik Devletlerin ulusal çıkarları 4 kategoriye ayrılıyordu. Hayati çıkarlar, çok önemli çıkarlar, önemli çıkarlar ve ikinci derecede önemli çıkarlar.

Hayati çıkarlar 5 maddede düzenlenmişti:
1– ABD'ye veya yurtdışındaki ABD kuvvetlerine karşı nükleer, biyolojik ve kimyasal tehditleri önlemek,
2– Müttefik ülkelerin varlığını korumak ve ABD ile işbirliğini sağlamak,
3– ABD'nin sınırlarında güçlü hasım ülkelerin veya çökmekte olan devletlerin ortaya çıkmasını engellemek,
4– Uluslararası ticaret, mali piyasalar ve çevresel konularda dünya çapındaki sistemlerin varlığını ve istikrarını korumak,
5– ABD'nin stratejik hasmı olması muhtemel olan Çin ve Rusya gibi ülkelerle ABD'nin ulusal çıkarlarına uygun biçimde verimli işbirliğini sağlamak.

11 Eylül 2001 tarihinden itibaren güçlenen Amerikan milliyetçiliği, her ne pahasına olursa olsun ABD'nin "süper güç" vasfını korumayı amaçlamaktadır.
Yukarıdaki hayati konulara dahil olmasa da, bugün kendi güvenliğini gerekçe göstererek Afganistan'da, Irak'ta, Afrika'da, Libya'da ve Suriye'de milyonlarca masumu katleden Birleşik Devletlerin, bölgedeki enerji kaynaklarının kontrolünü eline geçirmesi de küreselleşmenin bir neticesidir.
Terör saldırılarının ardından artık dış politika, iç politikanın bir uzantısı gibi görünmekte ve kongreden çıkan kararlara diğer ülkelerin de riayet etmesi istenmektedir.
Fransa'nın Dışişleri eski bakanlarından Hubert Vedrine, 1999 yılında yaptığı bir konuşmada ABD için şunları söylemişti: "ABD 20. yüzyıldaki süper güç statüsünün de üzerine çıktı.
ABD'nin bugünkü üstünlüğü askeri alanın yanı sıra, ekonomiyi, mali konuları, insanların yaşam biçimine yön vermeyi, İngilizce diline etkinlik kazandırmayı ve dünyayı istila eden ve kitlelere hitap eden kültür ürünlerinin üretimini de kapsıyor"

Sosyal Devlet/Milli Devlet Modelinde ulus devlet anlayışı korunmaktadır. Bundaki amaç ise, Yeni Dünya düzeninde sömürünün adı olan globalizmin, milletleri ve devletleri ezmesini engellemektir.
Milletin kaynaklarını ve kimliğini koruyarak, devletlerin uluslararası alanda varlığını devam ettirmesine katkıda bulunmaktır. Milli Devlet anlayışı hiçbir zaman dünya ile kurulacak ilişkilere karşı değildir.
Devletlerin aralarında, uluslararası hukuk kuralları ve mütekabiliyet esası çerçevesinde, kendi değerlerini muhafaza ederek teknolojik konularda işbirliği yapması, iktisadi ve siyasi ilişkiler kurup dayanışma içerisinde olması elbette desteklenmektedir.
Karşılıklı menfaat dengesine göre belirlenen devletlerarası hukukta da Milli Devletin korunması esastır. Ancak bu sayede, milletlerin varlığından ve imkanlarından milletin kendisinin istifadesinden bahsedilebilir.

Milli bir siyasetin izlenmesinin gerekliliği, Mustafa Kemal Atatürk'ün üzerinde son derece önemle durduğu bir konudur. Nitekim "Bizim kendisinde açıklık ve uygulama imkanı bulduğumuz ilke milli siyasettir... Milletimizin güçlü, mutlu ve istikrarlı yaşayabilmesi için devletin bütünüyle milli bir siyaset izlemesi, bu siyasetin iç teşkilatımıza tam olarak uyması ve ona dayanması gerekir. Milli siyaset dediğim zaman kastettiğim anlam ve öz şudur: Milli sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçek saadet ve refahına çalışmak…" demektedir.

Bütün dünyanın kaynaklarını ve gelirlerini azdan da az mutlu bir azınlığa aktarmayı amaçlayan globalleşme, liberal –kapitalist ekonomi modellerinin, yeryüzündeki kaynakları sınırlı görmesinden dolayı "bu sınırlı kaynakların herkese yetmeyeceği" kaygısının politik ürünüdür.
Bu açıdan bakıldığında hem kapitalist modeller, hem de onun politik projesi olan globalleşme insanoğlunun ihtiyaçlarının ürünü değildir. Aksine mutlu bir azınlığın ihtiraslarının ürünüdür." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
En büyük küreselleşme taraftarı ABD, bunun en açık örneğidir. Nitekim 12 Temmuz 2000 tarihinde ABD'de yayınlanan bir raporda, Birleşik Devletlerin ulusal çıkarları 4 kategoriye ayrılıyordu. Hayati çıkarlar, çok önemli çıkarlar, önemli çıkarlar ve ikinci derecede önemli çıkarlar.

Hayati çıkarlar 5 maddede düzenlenmişti:
1– ABD'ye veya yurtdışındaki ABD kuvvetlerine karşı nükleer, biyolojik ve kimyasal tehditleri önlemek,
2– Müttefik ülkelerin varlığını korumak ve ABD ile işbirliğini sağlamak,
3– ABD'nin sınırlarında güçlü hasım ülkelerin veya çökmekte olan devletlerin ortaya çıkmasını engellemek,
4– Uluslararası ticaret, mali piyasalar ve çevresel konularda dünya çapındaki sistemlerin varlığını ve istikrarını korumak,
5– ABD'nin stratejik hasmı olması muhtemel olan Çin ve Rusya gibi ülkelerle ABD'nin ulusal çıkarlarına uygun biçimde verimli işbirliğini sağlamak.

11 Eylül 2001 tarihinden itibaren güçlenen Amerikan milliyetçiliği, her ne pahasına olursa olsun ABD'nin "süper güç" vasfını korumayı amaçlamaktadır.
Yukarıdaki hayati konulara dahil olmasa da, bugün kendi güvenliğini gerekçe göstererek Afganistan'da, Irak'ta, Afrika'da, Libya'da ve Suriye'de milyonlarca masumu katleden Birleşik Devletlerin, bölgedeki enerji kaynaklarının kontrolünü eline geçirmesi de küreselleşmenin bir neticesidir.
Terör saldırılarının ardından artık dış politika, iç politikanın bir uzantısı gibi görünmekte ve kongreden çıkan kararlara diğer ülkelerin de riayet etmesi istenmektedir.
Fransa'nın Dışişleri eski bakanlarından Hubert Vedrine, 1999 yılında yaptığı bir konuşmada ABD için şunları söylemişti: "ABD 20. yüzyıldaki süper güç statüsünün de üzerine çıktı.
ABD'nin bugünkü üstünlüğü askeri alanın yanı sıra, ekonomiyi, mali konuları, insanların yaşam biçimine yön vermeyi, İngilizce diline etkinlik kazandırmayı ve dünyayı istila eden ve kitlelere hitap eden kültür ürünlerinin üretimini de kapsıyor"

Sosyal Devlet/Milli Devlet Modelinde ulus devlet anlayışı korunmaktadır. Bundaki amaç ise, Yeni Dünya düzeninde sömürünün adı olan globalizmin, milletleri ve devletleri ezmesini engellemektir.
Milletin kaynaklarını ve kimliğini koruyarak, devletlerin uluslararası alanda varlığını devam ettirmesine katkıda bulunmaktır. Milli Devlet anlayışı hiçbir zaman dünya ile kurulacak ilişkilere karşı değildir.
Devletlerin aralarında, uluslararası hukuk kuralları ve mütekabiliyet esası çerçevesinde, kendi değerlerini muhafaza ederek teknolojik konularda işbirliği yapması, iktisadi ve siyasi ilişkiler kurup dayanışma içerisinde olması elbette desteklenmektedir.
Karşılıklı menfaat dengesine göre belirlenen devletlerarası hukukta da Milli Devletin korunması esastır. Ancak bu sayede, milletlerin varlığından ve imkanlarından milletin kendisinin istifadesinden bahsedilebilir.

Milli bir siyasetin izlenmesinin gerekliliği, Mustafa Kemal Atatürk'ün üzerinde son derece önemle durduğu bir konudur. Nitekim "Bizim kendisinde açıklık ve uygulama imkanı bulduğumuz ilke milli siyasettir... Milletimizin güçlü, mutlu ve istikrarlı yaşayabilmesi için devletin bütünüyle milli bir siyaset izlemesi, bu siyasetin iç teşkilatımıza tam olarak uyması ve ona dayanması gerekir. Milli siyaset dediğim zaman kastettiğim anlam ve öz şudur: Milli sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçek saadet ve refahına çalışmak…" demektedir.

Bütün dünyanın kaynaklarını ve gelirlerini azdan da az mutlu bir azınlığa aktarmayı amaçlayan globalleşme, liberal –kapitalist ekonomi modellerinin, yeryüzündeki kaynakları sınırlı görmesinden dolayı "bu sınırlı kaynakların herkese yetmeyeceği" kaygısının politik ürünüdür.
Bu açıdan bakıldığında hem kapitalist modeller, hem de onun politik projesi olan globalleşme insanoğlunun ihtiyaçlarının ürünü değildir. Aksine mutlu bir azınlığın ihtiraslarının ürünüdür." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

























































































