Suudi Arabistan ile iran'ı kapıştırma planı devrede
Daha önce Türkiye ile İran'ı vuruşturmak için senaryo geliştiren Batı dünyası, İslam dünyasının iki güçlü ülkesi Suudi Arabistan ile İran'ı kapıştırmak için kolları sıvadı. Suudi Arabistan ile İran'ın savaşması halinde ortaya çıkacak duruma ilişkin peş peşe analizlerin yayınlanması dikkat çekiyor.
Dünyanın merkezi Ortadoğu'da İsrail merkezli çirkin senaryoların ardı arkası kesilmiyor. Bitmek tükenmek bilmeyen satın alınmış liderler furyası, doğrudan müdahaleler, ülkelerarası çatışmalar, halk isyanları, kumpas dalgaları sürekli bu coğrafyada gerçekleşiyor.
Ortadoğu'nun son 40 yılına bakıldığında Batı dünyasının körüklediği İran-Irak savaşının 8 yıl sürdüğüne tanık oluyoruz. İran ile Irak'ı kapıştıran ABD, bununla yetinmeyerek son 37 yıl içinde Irak'a iki kez doğrudan savaş ilan etti.
Irak altyapısıyla, üst yapısıyla, coğrafyasıyla, insanıyla yerle bir edildi. Irak, Kuveyt'e saldırdı. İsrail defaatle Lübnan'ı vurdu, Filistin coğrafyasını paramparça etti.
Parçalanmayan ülke kalmadı
Arap Baharı sürecinde Libya parçalandı, devlet kimliğini kaybetti. Arap dünyasının en kalabalık ülkesi Mısır bitmek tükenmek bilmeyen iç çatışmaların ve kutuplaşmanın dehlizine sürüklendi. Suriye'yi parçalama emelleri Moskova'dan geri döndü ancak Suriye de bölük pörçük hale getirildi.
Ülkenin yüzde 25'lik bölümü PYD/YPG adı altında doğrudan ABD işgali altında bulunuyor. ABD'nin işgal edilmiş bu bölgede 13 askeri üssü yer alıyor.
Arap dünyasının Süveyş Kanalı ve Umman Körfezi ile Basra Körfezi'nin arasında yer alan Hürmüz Boğazı'yla birlikte en önemli geçiş noktası olan Aden Körfezi'ne ev sahipliği yapan Yemen'de Suudi Arabistan ile İran tipik bir vekâlet savaşı veriyor.
Ancak Suudi Arabistan'ın Yemen'de Batı yanlısı yönetime verdiği desteğin yanında İran'ın, başkent Sana'yı ele geçiren Husilere sağladığı katkı 'minik' kalıyor.
Suudi Arabistan, her gün Yemen'e hava saldırısı düzenleyerek, ABD'nin Afganistan, Suriye ve Irak'ta yaptığının bir benzerini burada hayata geçirmiş durumda.
Mesajı Trump vermişti
Suudi Arabistan'ı İran'ın üzerine sürme stratejisinin ipuçlarını ABD Başkanı Trump, 22 Mayıs'ta Riyad'da vermişti. Sıkı İsrail yanlısı politika izleyen, buna rağmen ABD'deki derin Yahudi lobisine kendini kabul ettirmekte zorlanan Trump, Suudi Arabistan'da Prens Muhammed bin Salman'ın Veliaht Prens olarak atanmasını temin ederek senaryoyu bir adım daha öteye taşıdı.
Prens Muhammed bin Salman'ın ülkede dizginleri ele geçirmesiyle Riyad ile Tel Aviv (İsrail) arasındaki bağlar güçlendikçe, Riyad ile Tahran arasındaki ilişkiler o denli gerildi.
Trump'ın yanı sıra Suudi Kralı Selman ile Mısır Cuhurbaşkanı Sisi'nin meşhur küre buluşmasından sonra Suudi Arabistan'ın İran'a arşı İsrail'den de şiddetli sözlü taarruza geçmesi dikkat çekiyor. Hatta bu bağlamda "İsrail'in yerini Suudi Arabistan aldı" desek yanılmayız.
Senaryo sayfalara taşındı
Suudi Arabistan'ın İran'a sert mesajlar göndermesi, Batılı analistleri de memnun ediyor. Bu gelişmeden yola çıkan analistler, iki ülke arasında süregelen bu rekabetin sıcak çatışmaya dönüşebileceğini ve Şiiler ile Sünniler arasında yeni çatışmaların yaşanacağını seslendirmeye başladı.
Analizlerde bu hafta içinde Yemen'den Riyad'a fırlatılan Kral Selman'ın resmi konutu El Yamama Sarayı'nı hedef alan füze saldırısının bardağı taşırdığı aktarılıyor. Havada imha edilen söz konusu füzeyi Yemen'deki Husiler fırlatmıştı.
Suudi Arabistan, füzenin İran yapımı Burkan olduğunu savunuyor ve füze saldırılarından İran'ı sorumlu tutuyor. İran ise Yemen'deki hiçbir grupla silah alışverişi anlamında bir bağlantısı olmadığını söylüyor.
İran yine ayakta kalır ama Suud biter
İran ile Suudi Arabistan arasındaki gerginlik, İngiliz devletinin yayın kuruluşu BBC tarafından gündeme taşınması dikkat çekiyor.
BBC'nin 'The Inquiry-Soruşturma' programında Suudi Arabistan ile İran arasındaki gerilimin sıcak bir çatışmaya dönüşmesi halinde neler olabileceği sorusuna cevap aranması da dikkat çekti. Program kapsamında görüşülen dört uzman olası senaryoları gündeme getirdi.
Uzmanlar, iki ülkenin Yemen'de halihazırda dolaylı olarak çatışma içinde olduğunu savunuyor. Programda Suudi Arabistan ile İran rekabetinin yansıdığı diğer ülkeler olarak da Irak, Lübnan ve Bahreyn gösterildi.
Programda konuşturulan Batılı analistler, iki taraf arasındaki gerilimin sıcak çatışmaya dönüşmesi halinde bunun özellikle hava güçleri arasında yaşanacağını savundu.
Her iki ülke için de elektrik üretim ve içme suyu tesisleri gibi kritik altyapının hava saldırılarına karşı kırılganlığının yüksek olduğu ifade ediliyor. Ayrıca hava saldırısına karşı korumasız bir diğer alanda petrol ve doğalgaz üretim tesisleri?
Kısaca iki ülkenin çatışması halinde Hem İran, hem de Suudi Arabistan biter. Analistler, Suudi Arabistan ve İran arasında yaşanacak sıcak bir çatışmanın sadece bu iki ülkeyle sınırlı kalmayacağı görüşünde. Suudi Arabistan, başta ABD olmak üzere İsrail, İngiltere ve Fransa tarafından desteklenmesi mümkün...
İran'ın da Rusya ile sıkı ilişkileri bulunuyor. Analistler, ABD'nin bu bölgede çok sayıda üssünün bulunduğunu, 35 bin askerinin konuşlu olduğunu ve uçak gemilerinin de hazır beklediğini belirtiyor. Bu da ABD'ye 'birkaç saat içerisinde' çatışmaya dahil olma gücü sağlıyor.
Peki, Suudi Arabistan Saddam Hüseyin gibi Batı'nın kumpasına gelirse ne olur? Saddam'ın akıbetini yaşar. İran, 8 yıllık Irak savaşından ağır yara alsa da 'sağlam devlet geleneği' sayesinde ayakta kalmayı başararak çıktı. Ancak ABD kafasına uyarak İran'a bulaşan Saddam perişan oldu.
Benzer bir akıbet eğer Batı'nın kumpasına alet olursa 'aşiret zihniyeti'nden kurtulamayan Suudi Arabistan'ı ve İsrail dostluğuna hevesli Veliaht Prens'i Muhammed bin Selman'ı bekliyor.














































































