HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 05 AĞUSTOS 2021, PERŞEMBE

Tarih ibret almak için yazılıyorsa - I

15.06.2021 00:00:00
'Tarih ibret almak için yazılıyorsa - I' seslendirme dosyası:

Haçlı ve Moğol istilalarının yıkıntıları arasından filizlenen Osmanlı Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti idaresinin onayı ile kurulan bir uç beyliği idi. Uç beyliği, devletin sınırlarında bulunan, devletin merkezî yönetimine bağlı özerk yerel yönetimleri tanımlamak için kullanılan bir terimdir. 1299-1300 yıllarında, bugünkü Söğüt ve Domaniç civarında kurulmuş olan beylik, iyice zayıflamış Selçuklu otoritesi ve Selçuklu sınırının diğer tarafında Selçuklu gibi zayıf ve kargaşalarla dolu Bizans arasında, gelişmesine ve genişlemesine son derece elverişli siyasî bir ortamda hızla büyümüştür.

Anadolu Selçuklu Devleti 1308 yılında tamamen ortadan kalkınca Osmanlı Beyliği bağımsız hale gelmiştir. 1299 yılından İstanbul'un fethedildiği 1453 yılına kadar olan dönem, Osmanlı Devleti'nin kuruluş dönemi olarak kabul edilir. Bu dönemde Osmanlı Devleti bir taraftan Bizans'a karşı elde ettiği başarılarla topraklarını genişletirken, diğer taraftan Anadolu'daki diğer beyliklerin de Osmanlı Devleti'ne katılması ile Anadolu'daki Müslüman Türk nüfusun birleştiği adres haline geliyordu. Diğer Türk beyliklerinin aile fertleri ile Osmanlı beylerinin aileleri arasında yapılan evlilikler, Osmanlı etrafındaki birleşmeyi daha kolay hale getirmiştir. Diğer beylikler ile savaşmak yerine barışçıl ilişkileri geliştirmeyi tercih ederek Müslüman kanı dökmekten uzak durmaya çalışan Osmanlı, askerî gücünü tamamen Bizans üzerine yoğunlaştıran cihat politikası ile Müslümanlar arasında giderek artan bir itibar kazanıyordu.

Bu olumlu etkenlere rağmen Anadolu'da Türk birliğini sağlamak, Osmanlı için o kadar da kolay olmamıştır. Beyliklerin tamamı kendi istekleri ile Osmanlı Devletine katılmış değildir. Örneğin Osmanlı'dan daha önce, 1256 yılında ve Osmanlı'dan daha geniş bir alanı yönetme yetkisi ile kurulmuş olan ve çoğunluğa göre Anadolu'daki beyliklerin en güçlüsü kabul edilen Karamanoğulları, 1487 yılına kadar varlığını sürdürebilmiştir. Diğer taraftan Osmanlı şehzadelerinin taht mücadeleleri birliğin oluşma sürecini sıkıntıya sokuyordu. Bunların dışında, Osmanlı'ya katılan beyliklerin idarecilerinin soylarından gelenlerin bazıları bağımsızlık isteği ile başkaldırdığı da oluyordu. Bütün bu olumsuzluklarda Bizans'ın dahlini de unutmamak gerekir. Zaman zaman Osmanlı şehzadelerini ve diğer bey ailelerinin gençlerini isyan için kışkırtmıştır Bizans. Bazen de şehzadelerden birini destekleyerek Osmanlı Devleti'nin başına kimin geçeceğini belirlemeye çalışmıştır. Sadece hükümdarın kim olacağını belirlemek değildir mesele. Asıl önemli olan, desteklediği şehzade iktidarı ele geçirebilirse, desteklerine karşılık Bizans'a neler vereceğidir. 1453'te Fatih Sultan Mehmet Bizans'ı ortadan kaldırana kadar Bizans fitneleri, hileleri, provokasyonları devam eder. Türk'ü Türk'e, Müslüman'ı Müslüman'a kırdırma oyunları ancak Bizans'ın yıkılışıyla bir süreliğine sekteye uğrar.

Burada ibret alınması gereken noktalardan biraz bahsetmek istiyorum kıymetli okurlar. İnancımıza göre haksız yere cana kıymak büyük bir suçtur. Bitki ve hayvanlar gelişigüzel öldürülemez. Onlara karşı cihat etmekle yükümlü olduğumuz kâfirleri bile öldürmek, ancak belli şartlar ortaya çıkmışsa söz konusu olabilir. Her canlının yaşama hakkı kutsaldır, dinimizce teminat altına alınmıştır. Bunun da uygulayıcısı, takipçisi, yani bütün canlıların yaşama haklarının garantörü, Müslüman insandır. Müslümanlar arasındaki hukuka gelecek olursak, Müslüman'ın kanı Müslüman'a haramdır. Haksız yere Müslüman'ı katledenlerin ahiretteki yerleri de ebediyen cehennem olacaktır. Bu Kur'anî bir ölçüdür. Nisa Suresi'nin 93. ayeti gibi pek çok ayet ile Allah (c.c.) bize bunu bildirmiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.A.) da, mahşer günü, haksız yere bir Müslüman'ın canına kıyan şöyle dursun, kıyılmasına zerre kadar katkıda bulunanın alnına "bunun Allah'ın rahmetinden nasibi yoktur" yazılacağını bize kesin bir dille bildirmiştir. Bu konudaki ayet ve hadislerin sayısının oldukça fazla oluşu da mevzunun önemini anlatmaya yeterlidir. Böyle olduğu bilinmesine rağmen, Müslümanların gerek kişisel meselelerde, gerekse devlet meselelerinde pek çok defa bu hataya düştüğüne şahit olmaktayız. Şahsî meseleleri bir tarafa bırakalım. Devlet meselelerinde bu vahim hataya düşmek, sayısız Müslüman'ın hayatına mal olmuştur, maalesef olmaya da devam etmektedir. Kişisel ikbal hırsı, bazen o denli kuvvetli olabiliyor ki, kişinin bir devlet yönetiminde söz sahibi olması durumunda bu hırs kitleler halindeki insanların ölümüne sebep olabiliyor. Dinimizin ölçüleri apaçık ortadayken, nefisler devreye girince ayet ve hadisler gibi kutsal manevi değerler bile hiçe sayılabiliyor. 

Türk töresinde de yabancıların kışkırtmaları ile onların vaat ve aldatmaları ile velev ki önceden yapılmış anlaşmalar olsun, kendi soydaşlarımıza kılıç çekmek yoktur. 29 ve 30 Mart 2021 tarihli yazılarımızda Bizans ile Türkler arasında 1049 ve 1071 yıllarında yaşanmış tarihî vakaları anlatırken bu konuyu işaret etmiştik.

Az önce beylikler ve Bizans üzerinden verdiğimiz misaller, Bizans'tan önce ve sonra olduğu gibi bugün de yaşanmaya devam ediyor. Müslümanlar arasında anlaşmazlık söz konusu olursa diğer Müslümanlara düşen görev, tarafların arasını bulmak, onları uzlaştırmak ve barıştırmaktır. Kan dökülmesinin önüne geçmektir. Akl-ı selim ile soğukkanlılıkla, hakkaniyetle hareket edebilmek ve hataları yeri geldiğinde affedebilmek… Önceden yaşanmış güzel olayları hatırlayıp onların hürmetine bazı yanlışları görmezden gelebilmek, vefa ve hatır gözetebilmek,  "Müslümanlar ancak kardeştir" düsturunu yaşayabilmek…

Halkı ve idarecileri Müslüman olan devletlerin tutum ve davranışları da aynı ölçülere tabidir. Barışı korumak, sorunlara barışçıl çözümler bulmak, ortak değerler ve menfaatlere dayalı birliktelikler içerisinde olmak…" Küfür tek millettir" hadis-i şerifini, "su uyur, düşman uyumaz" atasözünü hiç unutmamak…

 
Hüseyin Kuloğlu / diğer yazıları
Megadentist



logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.