logo
30 AĞUSTOS 2026

Türkiye yine sıfır çekti

10.12.2010 00:00:00
 
3 yılda bir yapılan ve tüm dünya ülkelerinde eğitim alanında referans kabul edilen PISA eğitim araştırmasında 2000 yılından bu yana "sıfır" çeken Türkiye yine son sıralarda yer aldı

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ile Uluslararası Öğrencileri Değerlendirme Programı'nın tüm dünyada eğitim alanında referans araştırma olarak gösterilen "PISA" çalışmasının sonuçları açıklandı. 2000 yılından bu yana her üç yılda bir 15 yaşındaki öğrencileri değerlendiren PISA testinde Türkiye 2000 yılından bu yana son 3 içinde yer alma "geleneğini" sürdürdü. Ortalama bir Güney Koreli ya da Finlandiyalı öğrencinin bir Türk öğrenciye göre hem sözel, hem sayısal hem de fen bilgisinde yüzde 30 dolayında daha başarılı olduğu ortaya çıktı.

Eğitim sisteminin karnesi

PISA testi, dünyada o kadar itibar görüyor ki, ülkelerin eğitim politikalarını değerlendirmesini sağlıyor ve eğitim sistemlerini geliştirmek nelerin eksik olduğunu ortaya koyuyor. Her ülkenin 15 ile 16 yaş aralığında 5 bin öğrenciyi sınava tabi tuttuğu araştırmalarda İzlanda ve Lüksemburg gibi nüfusu yeterli olmayan ülkeler bütün öğrenci nüfusuyla sınava katılıyor ve yoğun nüfuslu bazı ülkeler de 5 binden fazla öğrenci gönderiyorlar. Yayınlandıktan sonra her ülkenin manşetine taşınan araştırmalar eğitim politikalarını tartışmaya açmasıyla biliniyor. 2006'da yapılan araştırmada sondan birinci olan Türk öğrenciler metin anlama, fen ve matematik alanlarında yine son sıralarda kendine yer buldu.

Türkiye sondan üçüncü olabildi

Ülkelerin eğitim politikalarını değerlendirmek ve eğitim sistemlerini geliştirmek için yapılan araştırmada OECD üyesi olan ülkelerin sıralandığı listede Türk öğrenciler metin anlama, matematik ve fen bilimlerinde 800 üzerinden sırasıyla 464, 445 ve 454 puan aldı. Böylelikle Türkiye, araştırmaya yeni dahil olan Şili'yi ve her araştırmada son sırayı kimseye bırakmayan Meksika'yı geride bırakarak sondan ikinci oldu.

Daha öncekilerden ders alınmamış

Üç yıl önceki PISA sonuçlarının açıklanmasının ardından Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bir değerlendirme raporu hazırlamış ve şu ifadeleri kullanmıştı: "PISA çalışmasıyla eğitim sistemimizin zayıf yönleri ortaya çıkmıştır. Örneğin PISA çalışmasıyla ölçülen olasılık, değişim ve ilişkiler, örüntü, metinler arası ilişki kurma gibi boyutlar mevcut programlarımızda yer almamaktadır. Yeni müfredatlarda bu eksiklikler giderilmiş ve kazanımlar yerleştirilmiştir. Eğitim sistemimizde yapılan yeniliklerin öğrenci başarısını yansımaları yine diğer ülkelerle karşılaştırılmalı olarak izlenecek, bu yolla eğitimimizde yapılan yeniliklerin ilk sonuçlarının uluslararası perspektif açısından görülmesi mümkün olacaktır." Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ise "Siz arpa ekip buğday biçme beklentisi içinde olamazsınız. Arpa ekerseniz, arpa biçersiniz. Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan bellidir. Bu konuda kehanete gerek yok. Ben 2006 PISA programından da ekstra bir başarı beklemiyorum. Ne zaman başarı bekleyeceğiz. Müfredatımız tam devreye girdikten sonra, PISA' da da müfredatımızın dayandığı temel paradigmaya uygun olarak sorular sorulduğu için Türkiye esas başarı skalasında yerini alacak" ifadesini kullanmıştı.

Baş Hocamızın son 30 Ağustos mesajı

30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle yazılı bir mesaj yayımlayan Prof. Dr. Haydar Baş, “30 Ağustos Zaferi, tarihte eşine az rastlanır bir kahramanlık destanıdır. Bu mücadele iki ordu arasında gerçekleşmiş olsa da gerçekte, Tevhit medeniyetiyle Teslis medeniyetinin mücadelesidir” dedi

30.08.2026 11:56:00
Haber Merkezi
 
Baş Hocamızın son 30 Ağustos mesajı
Baş Hocamızın son 30 Ağustos mesajı
30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle yazılı bir mesaj yayımlayan Prof. Dr. Haydar Baş, "30 Ağustos Zaferi, tarihte eşine az rastlanır bir kahramanlık destanıdır. Bu mücadele iki ordu arasında gerçekleşmiş olsa da gerçekte, Tevhit medeniyetiyle Teslis medeniyetinin mücadelesidir" dedi

30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle yazılı bir mesaj yayımlayan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde Türk milletinin kanları ve canlarını ortaya koyarak kazandıkları 30 Ağustos Zaferi'nin, tarihte eşine az rastlanır bir kahramanlık destanı olduğunu söyledi.

Mesajında; "Türk milletinin 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı tebrik ediyor, bu bayramı ve Cumhuriyet mirasını bizlere bırakan Gazi Mustafa Kemal'in şahsında tüm gazilerimize ve aziz şehitlerimize rahmetler diliyorum" ifadelerini kullanan Prof. Dr. Baş, milli mücadele ve Büyük Taarruz günlerinin, Türk milletinin büyüklüğünün göstergesi olduğuna dikkat çekti.

30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle yayımladığı mesajında BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş mesajında şunları kaydetti: "Tarih boyunca Türk milletine karşı oynanan oyunlar başka hiçbir millete karşı oynanmamıştır. Hiçbir millet de işgallere karşı Türk milleti gibi büyük bir Kurtuluş Savaşı verememiştir.

Bu kahramanca mücadele milletimizin büyüklüğünün göstergelerinden bir tanesidir. 30 Ağustos, ekonomik, politik ve askeri olarak sömürgeleştirilerek bağımsızlığı elinden alınmak istenen Türk milletinin varlık-yokluk mücadelesi zaferi ve bayramıdır.

İki medeniyet mücadele etti

Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz zaferleriyle bezenmiş 1921 ve 1922 Ağustos ayları, Türk Milletinin iradesi, imanı, kültürü ve siyasetinin Mustafa Kemal adı etrafında ortaya çıktığı günlerdir.

26 Ağustos'ta Başkumandan Mustafa Kemal riyasetinde şahlanan milli irade; 9 Eylül'de Haçlı ordularını İzmir'de denize döktü. Bu büyük mücadele iki ordu arasında gerçekleşmiş olsa da gerçekte iki medeniyetin çarpışmasıdır. Tevhit medeniyetiyle Teslis medeniyetinin mücadelesidir.

Dün Türk milletini esaret altına almak isteyen güçler, maalesef bugün de vatanımıza ve milletimize yönelik benzer planlar kurmaktadır. Bugün Türkiye'yi hedef alan planları, geçmişte olduğu gibi yine milletimizin azmi ve kararlılığı boşa çıkaracaktır. Bu bağlamda sivil–asker ve devlet-millet bütünlüğü, bu güçlü milli iradenin en önemli teminatıdır.

Şuna inancımız tamdır ki, yüce milletimizin bu azim ve kararlılığı, uluslararası kongrelerde bilim adamları tarafından baş tacı edilen Sosyal Devlet–Milli Devlet projesi ve Milli Ekonomi Modeli tezimizle bütünleştiği takdirde, ülkemizin önünde aşılamayacak engel, milletimizin ulaşamayacağı zafer yoktur."

Büyük zaferin 104. yıldönümü: Türk milletinin bağımsızlık destanı

26 Ağustos’ta Malazgirt’in yıl dönümünde başlayan Büyük Taarruz, bugün yıldönümünü kutladığımız 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat yönettiği Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile kesin bir zafere dönüştü. Zaferin ardından 9 Eylül’de İzmir’in kurtarılmasıyla Anadolu toprakları işgalden tamamen temizlendi

30.08.2026 07:00:00
Haber Merkezi
 
Büyük zaferin 104. yıldönümü: Türk milletinin bağımsızlık destanı
Büyük zaferin 104. yıldönümü: Türk milletinin bağımsızlık destanı
Türk milletinin varoluş mücadelesinin en kritik dönüm noktalarından biri olan Büyük Taarruz, sadece askerî bir askerî strateji değil; maddi ve manevi değerlerin birleştiği, bağımsızlık iradesinin mühürlendiği tarihi bir zaferdir. 26 Ağustos'ta Malazgirt'in yıl dönümünde başlayan bu büyük harekât, 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da Mustafa Kemal Paşa'nın bizzat yönettiği Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile kesin bir zafere dönüştü.
 

Malazgirt'ten Kocatepe'ye uzanan manevi miras

 
26 Ağustos tarihi, Türk tarihi açısından çifte bir zafer anlamı taşır. 1071 yılında Sultan Alparslan'ın Malazgirt'te kazandığı zafer ile 1922'de Mustafa Kemal Paşa'nın Kocatepe'den başlattığı Büyük Taarruz aynı tarih şeridinde buluşur. Anadolu topraklarını vatan kılan bu sürecin arkasında, Horasan erenlerinden Hacı Bektaş-ı Veli geleneğine, Kuvayı Milliye ruhuna rehberlik eden din adamlarından milletin yekvücut oluşuna kadar uzanan derin bir manevi birikim yer almaktadır. Büyük Taarruz'un başladığı 26 Ağustos gününden itibaren yanında olan yaveri Muzaffer Kılıç Attaürk'ün Kocatepe'deki halini şu sözlerle anlatıyor: "28 Ağustos'ta bizim Kocatepe'deki topçu ateşimiz başladığı zaman, Mustafa Kemal, 'Ya Rabbi! Sen Türk ordusunu muzaffer et. Türklüğün, Müslümanlığın düşman ayakları altında, esaret zincirinde kalmasına müsaade etme' dedi. O anda gözlerinden birkaç damla yaşın süzüldüğünü gördüm."
 

30 Ağustos sabahı 'Türk'ün hakiki kurtuluş güneşi' doğdu

 
TBMM tarafından 20 Temmuz 1922'de kendisine dördüncü kez Başkomutanlık yetkisi verilen Mustafa Kemal Paşa, taarruz kararını haziran ayında alarak hazırlıkları büyük bir gizlilik içinde yürüttü. 26 Ağustos'ta Afyon'da başlayan harekât, adım adım düşman birliklerinin kuşatılmasıyla gelişti. 29 Ağustos'u 30 Ağustos'a bağlayan gece, Türk ordusu düşman kuvvetlerini Dumlupınar civarında tamamen çembere aldı. Mustafa Kemal Atatürk, 1924 yılında Çal köyünde yaptığı tarihi konuşmada o anları şu sözlerle dile getirir: "29/30 Ağustos gecesi sabaha karşı, ordularımız düşmanın mühim kuvvetlerini kuşatmaya müsait bir vaziyet almış bulunuyorlardı. Türk'ün hakiki kurtuluş güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şaşaası ile doğacaktır." Çal köyü civarında şiddetlenen çatışmalarda Türk süngüsünün hücumu karşısında düşman hatları dağıtılmış, süvari ve piyade birliklerinin kararlı takibiyle düşman ordusu imha edilmiştir. Zaferin ardından 9 Eylül'de İzmir'in kurtarılmasıyla Anadolu toprakları işgalden tamamen temizlenmiştir.
 

Sadece orduların değil, medeniyetlerin çarpışması

 
Atatürk'e göre 30 Ağustos, sadece iki ordunun cephede karşı karşıya gelmesi değildir. Meydan muharebeleri; milletlerin kültürleri, ahlakları, ilim ve fen sahasındaki seviyeleri ile tüm maddi ve manevi kudretlerinin sınandığı bir imtihan sahasıdır. Dumlupınar'da elde edilen netice, Türk milletinin kayıtsız şartsız hakimiyetini eline aldığını ve ahlaki üstünlüğünü tüm dünyaya ilan etmiştir. İlk olarak 1924 yılında Atatürk'ün katılımıyla Çal köyünde "Başkumandan Zaferi" adıyla anılan ve Meçhul Asker Abidesi'nin temeli atılan bu özel gün, 1926 yılında çıkarılan kanunla resmi olarak "Zafer Bayramı" ilan edilmiştir. Kara, deniz ve hava kuvvetlerinin ortak bayramı olan 30 Ağustos, aynı zamanda ordudaki rütbe terfileri ve askerî okulların mezuniyet günü olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin ebedi muhafızlarının simgesi haline gelmiştir.
 

BTP lideri Hüseyin Baş'tan anlamlı mesaj


Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın 30 Ağustos Zafer Bayramı ile ilgili dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Evlere bayrak asın" çağrısında bulundu. BTP lideri mesajında şunları ifade etti: "Yarın 30 Ağustos Zafer Bayramı… Bize bu toprakları ebedi vatan kılan en büyük zaferin yıl dönümü. Bu kutlu zaferin ruhunu diri tutmak ve coşkusunu nesilden nesile taşımak adına merhum babam Prof. Dr. Haydar Baş'ın hafızalarımıza kazınan o tarihi çağrısını bir kez daha hatırlatmak istiyorum: 'Evlerinize bayrak asın; eğer siz asmazsanız, gelir başka milletler kendi bayrağını asar.' Bizler bu geceden itibaren balkonlarımızı, pencerelerimizi al bayrağımızla donatıyoruz. Allah bu millete bir daha esaret günleri yaşatmasın; vatanımızı ve bayrağımızı ilelebet payidar kılsın. Zafer Bayramımız kutlu olsun!"
 

BTP İstanbul'dan Avcılar'da Zafer Korteji daveti

 
BTP İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Ümit Semerci, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın 104. yıl dönümünde tüm İstanbul gençliğini Avcılar'daki Zafer Korteji'ne davet etti. Semerci, paylaştığı mesajda, "Kocatepe'de yakılan bağımsızlık meşalesini gururla taşımak ve Cumhuriyetimize sahip çıkmak için sen de yerini al!" ifadelerini kullandı. Zafer yürüyüşü, 30 Ağustos saat 18.00'de Avcılar'da Marmara Caddesi Atatürk Anıtı Önü'nden başlayacak.

Muğla'dan Antalya'ya sıçrayan yangına müdahale sürüyor

Muğla'nın Seydikemer ilçesinde başladıktan sonra rüzgarın etkisiyle Antalya'nın Kaş ilçesine sıçrayan orman yangını büyük ölçüde kontrol altına alındı

30.08.2026 00:30:00
AA
 
Muğla'dan Antalya'ya sıçrayan yangına müdahale sürüyor
Muğla'dan Antalya'ya sıçrayan yangına müdahale sürüyor

Seydikemer Korubükü köyü yakınlarında tarım alanında yangın çıktı. Yangın şiddetli rüzgarın etkisiyle ormanlık alana sıçradı.

Saklıkent Kanyonu'na yakın bir noktada çıkan yangın, kuzeyden esen şiddetli rüzgarla birlikte kanyondan gelen dereyi aşarak Antalya'nın Kaş sınırlarında kalan ormanlık alana geçti.

Yangın nedeniyle Palamut Mahallesi'ndeki bazı evlerde hasar oluştu.

Bölgedeki şiddetli rüzgarın etkisiyle alevler yayılarak Çavdır Mahallesi merkezine ulaştı.

Tahliye edilen mahalledeki bazı ev ve seralar yandı.

Ekipler, yangını kontrol altına almak için havadan ve karadan müdahalelerini sürdürüyor.

"Güneyden kuzeye esmeye başlayan rüzgar biraz avantaj sağladı"

Kaş'taki çalışmaları yerinde takip eden Antalya Valisi Hulusi Şahin, Çavdır Mahallesi'nde oluşturulan merkezde gazetecilere yaptığı açıklamada, yangının saat 10.40 sıralarında Muğla'nın Seydikemer ilçesi Eşen Çayı hattından rüzgarın etkisiyle Kaş ilçesine ulaştığını söyledi.

Alevlerin Kaş'ın eskiden belde olan Palamut ve Çavdır mahallelerine sıçradığını dile getiren Şahin, mahallede evlerin ormanla iç içe olmasının çalışmaları zorlaştırdığını vurguladı.

Hem seraların tutuştuğunu hem de seralardan çıkan zehirli gazın personele zor anlar yaşattığını anlatan Şahin, "Hem de vatandaşlarımız evlerini ve seralarını kurtarmaya çalıştılar. Onların tahliyesi de bizim açımızdan zor oldu. Rüzgar da bizi çok zorladı. Fakat bazı kayıplarımıza rağmen büyük oranda hem vatandaşlarımızın can emniyetini sağladık hem de evlerin büyük çoğunluğunu koruduk. Yangın devam ediyor, fakat rüzgar hafifledi. Güneyden kuzeye başlayan rüzgar biraz avantaj sağladı." diye konuştu.

Emniyet, jandarma, AFAD ve tüm ekiplerin sahada çalıştığını belirten Şahin, "4 uçak ve 16 helikopter, 938 personel ve 170 araç, 37 tanker durmaksızın çalışıyor. Yangın henüz kontrol altına alınmaktan uzak ancak personelimizin birinci önceliği olan meskun mahallelerin etrafının çevrilme sürecini büyük oranda tamamladık. Çalışmalar devam ediyor." ifadelerini kullandı.

Yangının 10 kilometrelik alanı etkilediğini bildiren Şahin, sıcaklık 30 derecenin üzerinde, nem yüzde 30'un altında ve rüzgarın hızının saatte 30 kilometrenin üzerinde olduğu dönemlerde çok dikkatli olmak gerektiğini söyledi.

"Şükürler olsun can kaybımız yok"

Rüzgarın hızının gün içinde 40-50 hatta 60 kilometreyi bulduğuna dikkati çeken Şahin, şunları kaydetti:

"Bir kıvılcım bile körük etkisiyle beraber geri dönüşü olmayan bir yola bizi sokabiliyor. Bu hususta vatandaşlarımıza özellikle istirham ediyoruz. Biz alarm veriyoruz. Acil koduyla tüm uyarıları yapıyoruz. Hatta WhatsApp gruplarımız var. Antalya Valiliği olarak özel bir proje yürütüyoruz. Bu projede imamlardan jandarma teşkilatına, orman teşkilatından tarım teşkilatına, sulama kooperatiflerine kadar herkesin olduğu bir mekanizma kurduk. Epey mesafe katettiğimizi söyleyebilirim. Bir yangın bile dev bir zayiat karşı karşıya bırakabiliyor. O yüzden hiç yangın çıkmamalı. Çıkan yangını da kısa zamanda söndürebilmeliyiz."

Vali Şahin, "Şükürler olsun can kaybımız yok. Olabilirdi çünkü bu bölgede çok büyük nüfus var. Evlerinden ayrılmak istemiyor vatandaşlar çünkü evleri ve seraları var. Epey bir mücadele verdik. Şu an itibarıyla can kaybı yok. Bir yaralanma da ihbar edilmedi. Henüz duman ortadan kalkmadı. Dolayısıyla nerelerde nasıl zararlarımız var söyleyemeyiz. Çok miktarda seranın yandığını, ve yanan evler olduğunu söyleyebilirim." dedi.

Yangının enerjisi düşürüldü

Orman Genel Müdürlüğünün ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yapılan paylaşımda, "Muğla'nın Seydikemer ilçesinde orman dışı alanda başlayarak, Antalya'nın Kaş ilçesine sıçrayan yangının enerjisini düşürdük. Yangını tamamen kontrol altına almak için havadan ve karadan mücadelemiz devam ediyor." bilgisi yer aldı.

Genel Müdürlükten yapılan başka bir paylaşımında ise "Muğla'nın Seydikemer ilçesindeki orman dışı alanda başlayarak Antalya'nın Kaş ilçesine sıçrayan yangın, ekiplerimizin havadan ve karadan yoğun müdahalesi sonucunda büyük ölçüde kontrol altına alındı. Yangını tamamen kontrol altına almak için mücadelemiz sürüyor." ifadelerine yer verildi. 

Devlet hazineden çalan çalana!

Antalya'nın Kemer ilçesindeki Hazine taşınmazlarına yönelik soruşturmada adliyeye sevk edilen 21 şüpheliden 2'si savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılırken, 10'u tutuklandı, 9'u hakkında ise adli kontrol kararı verildi.

29.08.2026 13:29:00 / Güncelleme: 29.08.2026 13:33:31
İhlas Haber Ajansı
 
Devlet hazineden çalan çalana!
Devlet hazineden çalan çalana!
Antalya'nın Kemer ilçesindeki Hazine taşınmazlarına yönelik soruşturmada adliyeye sevk edilen 21 şüpheliden 2'si savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılırken, 10'u tutuklandı, 9'u hakkında ise adli kontrol kararı verildi.

Kemer ilçesinde Hazineye ait yaklaşık 10 milyar lira değerindeki 80 taşınmazın mevzuata aykırı şekilde belirli kişilere devredildiği iddiasıyla yürütülen soruşturmada 27 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerden 6'sı jandarmadaki ifadelerinin ardından serbest bırakılırken, 21'i Antalya Adliyesine sevk edildi. Savcılık ifadelerinin ardından 2 şüpheli daha serbest bırakıldı, 19 şüpheli ise tutuklama ve adli kontrol talepleriyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Hakimlikçe sorgulanan şüphelilerden 10'u tutuklandı. Diğer 9 şüpheliden 3'ü konutu terk etmeme, 2'si imza verme, 4'ü ise yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirleri uygulanarak serbest bırakıldı.

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Antalya'nın Kemer, Kepez ve Konyaaltı ilçeleri ile Adana, Burdur, Isparta ve Nevşehir'deki 21 adrese eş zamanlı operasyon düzenlenmişti. Gözaltına alınanlar arasında Milli Emlak personeli, tapu müdürü, mevcut ve eski mahalle muhtarları ile sivillerin bulunduğu bildirilmişti.
Yakın incelemeye alınan 80 Hazine taşınmazının güncel piyasa değerleri üzerinden ekonomik büyüklüğünün yaklaşık 10 milyar lira olduğu değerlendirilmişti.

"Devletin malı milletimizin ortak hakkıdır"

Adalet Bakanı Akın Gürlek, soruşturmanın kamuoyuna duyurulmasının ardından yaptığı açıklamada, "Devletin malı milletimizin ortak hakkıdır. Kamu görevini kişisel menfaat için kullanan, Hazine taşınmazları üzerinden haksız kazanç sağlayan veya buna aracılık eden kim olursa olsun hukuk önünde hesap verecektir. Soruşturma, yapılanmanın tüm boyutlarının ve elde edilen ekonomik değerin nihai olarak kimlere ulaştığının ortaya çıkarılması amacıyla çok yönlü olarak sürdürülmektedir" ifadelerini kullanmıştı.

Spor yaparken, yaş tahtaya basmayın!


 
 
Spora yeni başlayan ya da uzun bir aranın ardından yeniden egzersiz yapan pek çok kişi, ilk antrenmandan saatler sonra kas ağrısı, sertlik ve hareket kısıtlılığı yaşayabiliyor.

29.08.2026 08:49:00
Murat Çorbacı
 
Spor yaparken, yaş tahtaya basmayın!
Spor yaparken, yaş tahtaya basmayın!

Spora yeni başlayan ya da uzun bir aranın ardından yeniden egzersiz yapan pek çok kişi, ilk antrenmandan saatler sonra kas ağrısı, sertlik ve hareket kısıtlılığı yaşayabiliyor. 'Acemi Sporcu Sendromu' olarak adlandırılan bu tablo, kasların alışık olmadığı yoğunlukta veya türde bir egzersize maruz kalması sonucu gelişiyor. Sendrom, sadece spora yeni başlayanlarda değil, deneyimli sporcularda da alışılmadık şiddette antrenman yapıldığında ortaya çıkabiliyor. Masa başında çalışanlar bu dertten daha fazla muzdarip oluyor

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, acemi sporcu sendromunun spor esnasında yapılan hatalardan kaynaklandığına dikkat çekerek, "Kas ağrısının şiddeti antrenmanın ne kadar etkili olduğunun göstergesi değildir. Ağrıyı bir başarı ölçütü olarak görmek, kişinin kaslarına gereğinden fazla yüklenmesine ve dinlenme sürecini atlamasına yol açabilir. Doğru yaklaşım; vücuda kademeli uyum süresi tanımak, ısınma ve dinlenmeyi ihmal etmemektir" diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, Acemi Sporcu Sendromu hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı; korunmaya yönelik 7 etkili öneride bulundu. Yaş ilerledikçe kas ve tendon yapısındaki esnekliğin azalması nedeniyle orta yaş ve üzerindeki kişilerde belirtilerin daha belirgin seyredebileceğini ifade eden Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, fiziksel aktivitesi düşük ve uzun süre oturarak çalışan kişilerin de spora başladıklarında daha şiddetli yakınmalar yaşayabileceklerini belirtiyor.

Antrenmana ısınmadan başlamayın

Acemi sporcu sendromu, özellikle 'eksantrik' olarak tanımlanan, kasın yük altında uzadığı, hareketlerin yoğun olduğu egzersizlerin ardından daha sık ve şiddetli görülebiliyor. Merdiven inmek, yokuş aşağı koşmak, ağırlık antrenmanlarında ağırlığı yavaşça indirmek, çömelmek, pilates yapmak ve yeni bir grup egzersizine başlamak bu hareketlere örnek oluşturuyor. Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, temel sorunun kasa aniden ve hazırlıksız şekilde alışık olmadığı bir yük bindirilmesi olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: "Yeterince ısınmadan ve germe hareketleri yapmadan antrenmana başlamak, ilk seanstan itibaren yüksek ağırlık  veya tekrar sayısıyla çalışmak ve vücuda kademeli uyum süresi tanımadan antrenman sıklığını hızla artırmak en sık yapılan hatalardır. Özellikle kasın yük altında uzadığı hareketlerin tecrübesiz şekilde ve yüksek şiddette uygulanması belirtileri artırabilir." Antrenman sonrasında kasların toparlanmasına yeterli süre tanımamak, aynı kas grubunu art arda günlerde aşırı zorlamak, yeterince sıvı tüketmemek, dengesiz beslenmek, uykusuzluk ve kronik yorgunluk hâlinde egzersiz yapmak da acemi sporcu sendromuna zemin hazırlayabiliyor.

Acemi Sporcu Sendromuna karşı 7 etkili önlem!

Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, Acemi Sporcu Sendromu'na karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor:
• Antrenmana mutlaka dinamik bir ısınma bölümüyle başlayın ve ardından germe hareketleri yapın.
• Egzersizin yükünü, şiddetini ve süresini kademeli olarak artırın; haftalık antrenman yükünüzü bir öncekine göre yüzde 10'dan fazla artırmayın, ilk haftalarda "az ve düzenli" yaklaşımını benimseyin.
• Kasın yük altında uzadığı yokuş aşağı koşu ve ağır çömelme gibi hareketleri tecrübe kazanana kadar düşük şiddette uygulayın.
• Antrenmanlar arasında kas gruplarına yeterli dinlenme süresi tanıyın ve aynı kas grubunu art arda günlerde aşırı zorlamayın.
• Yeterli su tüketin, dengeli beslenin ve beslenmenizde yeterli miktarda proteine yer verin.
• Uyku düzeninize dikkat edin; yorgun veya uykusuz olduğunuzda yoğun antrenman yapmayın.
• Mümkünse spora başladığınız ilk dönemde bir eğitmen veya uzman eşliğinde doğru teknikle çalışın; ani ve kontrolsüz hareketlerden kaçının. 

Fazla kilo ve bel çevresindeki yağlanma riskli


 
Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, karın çevresindeki yağlanmanın metabolik sağlık açısından önemli bir gösterge olduğuna işaret ederek, "Bel çevresindeki artış, insülin direnci ve diğer metabolik sorunlarla görülebiliyor" dedi.
 

29.08.2026 00:54:00
AA
 
Fazla kilo ve bel çevresindeki yağlanma riskli
Fazla kilo ve bel çevresindeki yağlanma riskli

Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, fazla kilo ve özellikle bel çevresindeki yağlanmanın, testosteron düzeylerini olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Salabaş, erkeklerde testosteron düzeyinin yalnızca cinsel sağlık açısından değil, genel sağlık ve metabolik denge açısından da önem taşıdığını aktardı. Özellikle karın bölgesindeki yağlanmanın dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Salabaş, fazla kilonun ve geniş bel çevresinin testosteron düzeylerindeki düşüşle ilişkili olabileceğini, yalnızca tartıdaki kiloya değil, vücuttaki yağ dağılımına da dikkat edilmesi gerektiğini bildirdi.

Estetik bir sorun değil

Salabaş, karın çevresindeki yağlanmanın, metabolik sağlık açısından önemli bir gösterge olduğunun altını çizerek, "Bel çevresindeki artış, insülin direnci ve diğer metabolik sorunlarla görülebiliyor. Bu tablo, testosteron düzeylerini de olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle genişleyen bel çevresini yalnızca estetik bir sorun olarak değerlendirmemek gerekir" ifadelerini kullandı.

Testosteron düşüklüğünün bazı erkeklerde yaşam tarzı ve kilo artışıyla ilişkili olabileceğini, kilo kontrolü sağlanmasının ve metabolik sağlığın iyileştirilmesinin hormon düzeyleri üzerinde olumlu etki oluşturabileceğini vurgulayan Salabaş, şunları kaydetti: "Testosteron düşüklüğünde en anlamlı belirtiler, cinsel istekte azalma, sabah ve gece sertleşmelerinin azalması ve sertleşme problemidir. Bu tabloya yorgunluk, enerji kaybı ve motivasyon azalması da eşlik edebilir, ancak bu şikayetler tek başına testosteron eksikliği anlamına gelmez. Uluslararası üroloji kılavuzlarının toplam testosteronda 350 ng/dL düzeyi, önemli bir eşik kabul edilir. 350 ng/dL'nin üzerindeki değerlerde testosteron eksikliği olasılığı düşük. 231 ng/dL'nin altında ise eksikliğin ve buna bağlı belirtilerin görülme olasılığı artar. 231 ile 350 ng/dL arasındaki değerler ise gri bölge girer, bu aralıkta yalnızca laboratuvar sonucuna bakarak tanı koymak doğru değil." Salabaş, özellikle fazla kilolu erkeklerde serbest testosteron düzeyinin de değerlendirilmesi gerekebileceğini, testosteron ölçümünün tercihen sabah saat 10.00'dan önce ve aç karnına yapılması gerektiğini vurguladı. 

Spor salonlarındaki gizli tehlikelere dikkat!


 
Pek çok kişi hareketsiz yaşam, fast-food ve hazır gıdaların tüketimiyle birlikte fazla kilolarından kurtulmak veya daha fit bir görünüme kavuşmak için spor salonlarının yolunu tutuyor. Ancak uzmanlar, yoğun talep gören bu merkezlerde yeterli hijyen kurallarına uyulmadığı takdirde sağlığın ciddi şekilde tehlikeye girebileceği konusunda uyarıyor.

29.08.2026 00:51:00
Murat Çorbacı
 
Spor salonlarındaki gizli tehlikelere dikkat!
Spor salonlarındaki gizli tehlikelere dikkat!

Altınbaş Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'ndan Mikrobiyolog Dr. Öğr. Üyesi İpek Ada, spor salonlarının görünmeyen risklerine dikkat çekerek şu değerlendirmelerde bulundu: "Spor salonlarında terle birlikte yoğun nemli ortamlar meydana gelmektedir. Özellikle hastalık yapıcı bakteriler ve mantarların da pek çoğu nemli ortamlarda üremektedir. Diğer yandan gün içerisinde pek çok kişinin nemli ve terli vücut yüzeyleri ile temas eden spor aleti yüzeyleri ve tutunma ekipmanları ile spor esnasında kullanılan matlar, muhtemel bulaşıcı hastalıklar konusunda ciddi risk teşkil etmektedir."

Spor merkezlerinden bulaşan olası enfeksiyonlar

Spor merkezlerinin özellikle deri yoluyla temas eden pek çok mikroorganizma barındırdığını belirten Dr. Öğr. Üyesi İpek Ada, bu riskleri şu sözlerle özetledi:
"Özellikle ıslak zeminler ile duşlarda sıklıkla karşılaşılan ayak mantarı; nemli cilt, havlu ve matlarla bulaşabilen kasık ve saç derisi mantarları; deri yaralarıyla geçen Stafilokok cinsi bakteriler; kabuklu yaralara temasa bağlı impetigo ve kişisel eşyaların ortak kullanımıyla yayılan İnsan Papilloma Virüsü (HPV), bu risklerin başında geliyor."

Spor salonlarının ve aletleri dezenfekte edilmeli

Kişiden kişiye bulaşabilecek hastalıkların önüne geçilmesi için işletmelere ve sporculara büyük görev düştüğünü vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi İpek Ada, "Özellikle yoğun ortak kullanım alanlarından biri olan spor salonları ve spor aletlerinin, kişiden kişiye olası bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için her gün düzenli olarak dezenfekte edilmesi gerekmektedir. Spor yapacak kişilerin mümkünse havlu, mat, terlik vb. gibi kişisel eşyalarını kendileri getirmeleri ve ortak kullanımdan kaçınmaları önem arz etmektedir."

Spor kıyafetleri seçerken bu detaya dikkat!

Olası enfeksiyon risklerine karşı kıyafet seçiminin de kritik bir rol oynadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi İpek Ada, sözlerini şöyle tamamladı: "Ter ve nem, bakteri ile mantar üremesini artırdığından dolayı spordan önce ve sonrasında kişisel hijyene dikkat edilmesi gerekir. Ayrıca spor kıyafetlerini tercih ederken naylon, polyester ya da jarse kıyafetler yerine terletmeyen pamuklu kıyafetler seçilmesi sağlığınız açısından oldukça önemlidir."

‘İkinci Bahar’ için altın öneriler


 
 
Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte, kadınların hayatında yeni bir dönemin kapısını aralayan menopozu iyi hissederek, güçlü, fit ve zinde geçirmek büyük önem taşıyor. 

29.08.2026 00:45:00
Murat Çorbacı
 
‘İkinci Bahar’ için altın öneriler
‘İkinci Bahar’ için altın öneriler

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova, "Menopoz yalnızca hormonların değiştiği bir dönem değil, kadının bedenini yeniden tanıdığı, ihtiyaçlarını yeniden keşfettiği ve gelecekte nasıl yaş almak istediğine bugünden karar verdiği yeni bir yaşam evresidir. Bu dönemde hedef; sadece sıcak basmalarını azaltmak, uyku problemlerini çözmek veya kilo kontrolünü sağlamakla sınırlı kalmamalı. Asıl hedef; kaslarımızı, kemiklerimizi, kalbimizi, beynimizi ve ruhsal iyilik halimizi birlikte koruyarak sağlıklı, güçlü, hareketli ve kaliteli bir yaşam sürmek olmalı"  dedi. Dr. Seyidova, menopozda fit ve zinde olmanın basit ama etkili 7 yolunu anlattı; bu süreci 'ikinci bahar'a çevirmek için mutlaka yanıtlanması gereken kritik soruyu açıkladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.


Kaslarınıza yatırım yapın

Menopoz döneminde en önemli konulardan biri kas sağlığıdır. Yaşla ve hormonal değişimlerle birlikte kas kütlesinde ve gücünde azalma görülebilir. Oysa kaslarımız yalnızca bedenimizi şekillendirmez; metabolik sağlığımızı, insülin duyarlılığımızı, dengemizi, kemiklerimizi ve ileri yaşlardaki bağımsızlığımızı da destekler. Bu nedenle yürüyüş çok kıymetli olsa da tek başına yeterli olmayabilir. Haftalık yaşam düzeninize mutlaka kuvvet ve direnç egzersizlerini ekleyin. Güçlü ve zinde olmak, tartıdaki rakamdan çok daha önemli.

⁠Kemiklerinizi geleceğiniz gibi koruyun

Menopoz sonrası östrojen seviyelerinin azalmasıyla kemik kaybı hızlanabilir. Bu nedenle kemik sağlığını menopozun ilk yıllarından itibaren korumak çok değerlidir. Ağırlık taşıyan egzersizler, direnç çalışmaları, yeterli protein ve dengeli beslenme temel yaklaşımımız olmalı. Kalsiyum ve D vitamini gereksinimi ise her kadının bireysel özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda kemik mineral yoğunluğu ölçümü ve osteoporoz açısından kişisel risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Çünkü güçlü kemikler, ileri yaşlarda özgürce hareket edebilmenin temelidir.

Metabolizmanızı aç bırakmayın, doğru besleyin

Menopoz döneminde vücut kompozisyonu değişebilir ve özellikle karın çevresinde yağlanma eğilimi artabilir. Burada çözüm sürekli daha az yemek değildir. Benim yaklaşımım; bedeni aç bırakmak yerine doğru beslemektir. Yeterli ve kaliteli protein, rengarenk sebzeler, liften zengin besinler, sağlıklı yağlar ve mümkün olduğunca az işlenmiş gıdalar günlük beslenmenin temelini oluşturmalıdır. Beslenme planı yalnızca kilo vermeyi değil; kasları, bağırsak mikrobiyotasını, kan şekeri dengesini, kalp-damar sağlığını ve enerjiyi desteklemelidir. Amaç, "diyet yapmak" değil, bedeni uzun ve sağlıklı bir yaşama hazırlamaktır.

Uykunuzu lüks değil, tedavinin bir parçası olarak görün.

Menopoz döneminde uykuya dalmakta güçlük, gece uyanmaları veya sıcak basmalarına bağlı uyku bölünmeleri sık görülebilir. Oysa kaliteli uyku; sağlıklı yaş alma ve zinde, uzun yaşam için vazgeçilmez bir unsurdur. Çünkü bedenin kendini yenilediği en kıymetli zamanlardan biri uykudur. Hormonal ve metabolik dengeden iştah kontrolüne, bağışıklık sisteminden zihinsel performansa kadar birçok süreci etkiler. Düzenli uyku saatleri, akşam ışığının azaltılması, geç saatlerde ağır yemek ve aşırı kafeinden kaçınmak gibi küçük değişiklikler bile önemlidir.

⁠Ruhunuzu da bedeniniz kadar önemseyin

Sağlıklı yaş almak yalnızca laboratuvar sonuçlarından ibaret değildir. Bir kadının kendini nasıl hissettiği, hayattan ne kadar keyif aldığı, sosyal ilişkileri, stres düzeyi ve kendisine ayırdığı zaman da iyilik halinin bir parçasıdır. İbadet, dua, nefes çalışmaları, doğada yürüyüş, sevdiğimiz insanlarla zaman geçirmek, yeni şeyler öğrenmek ve bazen yalnızca kendimizle kalabilmek. Bunların hepsi sağlıklı yaş alma yolculuğunun parçalarıdır. Bedenimize gösterdiğimiz özeni ruhumuza da göstermeliyiz.

⁠Menopoz planınız size özel olsun

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova, her kadının menopoz hikayesinin farklı olduğunu, bu nedenle herkese aynı vitaminleri, aynı beslenme programını veya aynı hormon yaklaşımını uygulamanın doğru olmadığını belirterek şöyle konuşuyor: "Menopoz değerlendirmesinde semptomların yanında; kalp-damar ve metabolik riskler, kemik sağlığı, kas kütlesi ve gücü, uyku, ruhsal iyilik hali, cinsel sağlık ve yaşam tarzı birlikte ele alınmalıdır. Uygun kadınlarda menopoz hormon tedavisi de yaş, menopozdan geçen süre, belirtiler, kişisel ve ailesel riskler dikkate alınarak hekimle birlikte bireysel olarak değerlendirilmelidir."

Bu soruyu mutlaka sorun: 10-20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz?

Menopozu ikinci bahara çevirmek için her kadının mutlaka kendine sorması gereken tek bir soru olduğunu vurguyan Dr. Seyidova, bu soruyu şöyle açıklıyor: "10–20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz? Güçlü mü? Enerjik mi? Hareketli mi? Bağımsız mı? Hayatın içinde ve kendisiyle barışık mı? İşte ruhsal, zihinsel ve bedensel açıdan sağlıklı ve zinde olmak, sağlıklı yaş almak tam olarak burada başlıyor."

Adalet Bakanı Akın Gürlek süresiz nafaka konusunda "Hakimlerimiz tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olaydaki kusurları dikkate alınarak süresiz nafaka verebileceği gibi olayların durumuna göre gerekirse bir süre koyup nafaka ödenmesine de hükmedebilecek" dedi

Adalet Bakanı Akın Gürlek süresiz nafaka konusunda "Hakimlerimiz tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olaydaki kusurları dikkate alınarak süresiz nafaka verebileceği gibi olayların durumuna göre gerekirse bir süre koyup nafaka ödenmesine de hükmedebilecek" dedi

28.08.2026 13:30:00
Haber Merkezi
 
 Adalet Bakanı Akın Gürlek süresiz nafaka konusunda "Hakimlerimiz tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olaydaki kusurları dikkate alınarak süresiz nafaka verebileceği gibi olayların durumuna göre gerekirse bir süre koyup nafaka ödenmesine de hükmedebilecek" dedi
 Adalet Bakanı Akın Gürlek süresiz nafaka konusunda "Hakimlerimiz tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olaydaki kusurları dikkate alınarak süresiz nafaka verebileceği gibi olayların durumuna göre gerekirse bir süre koyup nafaka ödenmesine de hükmedebilecek" dedi
Adalet Bakanı Akın Gürlek süresiz nafaka konusunda "Hakimlerimiz tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olaydaki kusurları dikkate alınarak süresiz nafaka verebileceği gibi olayların durumuna göre gerekirse bir süre koyup nafaka ödenmesine de hükmedebilecek" dedi.
Adalet Bakanı Gürlek, boşanma davalarının kısa sürmesi konusunda düzenlemelerinin bulunduğunu söyledi.

'Boşanma uzayınca şiddet artıyor'
"Hakim tarafları dinleyip bu aşamadan sonra artık tarafların bu evliliği yürütemeyeceğine kanaat getirirse boşanma yönünden karar verecek. Ferileri dediğimiz, nafaka, velayet, diğer onlar konusunda ayıracak. Boşanma davası uzun sürdükçe eşlerin birbirine karşı şiddet eylemleri de oluyor. Özellikle bayanlarımız şiddet görüyor. Bunlar inşallah yaşanmayacak. Biz bu konuda hassasız. 12. Yargı Paketi'nde bir kısmını çözdük. Ekim ayındaki pakette de özellikle boşanma davalarında ağır kusur halini kaldırdığımız zaman ben inanıyorum ki 2-3 ayda boşanma davaları karara bağlanacak."

Süresiz nafaka düzenlemesi değişecek mi?
Süresiz nafakaya ilişkin bir düzenlemenin olup olmadığına ilişkin soruya Gürlek, Anayasa Mahkemesinin süresiz nafakayı iptal ettiğini, 9 ay sonra bu maddenin uygulanmayacağını söyledi.
Ekim ayında yapılacak düzenlemeyle bunun yasalaşacağını kaydeden Akın Gürlek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Süresiz nafaka gerçekten hem hakkaniyete hem de vicdanlara aykırı. 1-2 gün evli kalan bir şahsın ömür boyu nafaka ödemesi adaletsiz. Burada özellikle kadınlarımızı üzmeyecek, hakime tamamen takdir hakkı veren bir formül üzerinde çalıştık. Hakim gerekirse tekrardan süresiz nafakaya hükmedebilecek ama hakime en azından durum ve şartlara göre nafakayı sınırlandırabileceği bir düzenleme yaptık. Hakimlerimiz tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olaydaki kusurları dikkate alınarak süresiz nafaka verebileceği gibi olayların durumuna göre gerekirse bir süre koyup nafaka ödenmesine de hükmedebilecek. Bunlar inşallah ekim ayında Meclis'e sunulacak pakette var."

İstanbul’da 2026-2027 eğitim öğretim yılının başlayacağı 14 Eylül Pazartesi günü 06.00-16.00 saatlerinde, bilet entegrasyonuna dahil toplu ulaşım araçlarının ücretsiz hizmet vermesi öngörülüyor

İstanbul’da 2026-2027 eğitim öğretim yılının başlayacağı 14 Eylül Pazartesi günü 06.00-16.00 saatlerinde, bilet entegrasyonuna dahil toplu ulaşım araçlarının ücretsiz hizmet vermesi öngörülüyor. İETT, metrobüs ve Metro İstanbul’da 3 bin 665 ilave sefer planlanırken okul çevrelerinde kapsamlı trafik tedbirleri uygulanacak

27.08.2026 23:30:00
Haber Merkezi
 
 İstanbul’da 2026-2027 eğitim öğretim yılının başlayacağı 14 Eylül Pazartesi günü 06.00-16.00 saatlerinde, bilet entegrasyonuna dahil toplu ulaşım araçlarının ücretsiz hizmet vermesi öngörülüyor
 İstanbul’da 2026-2027 eğitim öğretim yılının başlayacağı 14 Eylül Pazartesi günü 06.00-16.00 saatlerinde, bilet entegrasyonuna dahil toplu ulaşım araçlarının ücretsiz hizmet vermesi öngörülüyor
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) toplantısında, 2026-2027 eğitim öğretim yılının başlaması nedeniyle kent genelinde uygulanacak ulaşım ve trafik tedbirlerini içeren eylem planı paylaşıldı.
Plan kapsamında okulların açılacağı 14 Eylül Pazartesi günü saat 06.00-16.00 arasında, bilet entegrasyonuna dahil olan toplu ulaşım araçlarının ücretsiz hizmet vermesi öngörülüyor. İETT, metrobüs ve Metro İstanbul'da ise toplam 3 bin 665 ilave sefer planlanıyor.

14 Eylül'de toplu ulaşım ücretsiz olacak
İBB Genel Sekreter Yardımcısı Pelin Alpkökin başkanlığında Afet Koordinasyon Merkezi'nde (AKOM) gerçekleştirilen UKOME toplantısında, yeni eğitim öğretim yılına yönelik hazırlıklar ele alındı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İBB, İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği ile İstanbul Umum Servis Aracı İşletmecileri Esnaf Odasının yer aldığı eylem planına ilişkin sunum yapıldı.
Plan doğrultusunda 14 Eylül Pazartesi günü 06.00-16.00 saatlerinde toplu ulaşımın ücretsiz olması öngörülüyor.

3 bin 665 ilave sefer planlanıyor
Okulların açılmasıyla İstanbul'da yaklaşık 18 bin okul servis aracının trafiğe çıkması ve yaklaşık 300 bin öğrencinin servislerle taşınması bekleniyor.
Toplu ulaşım kullanımını artırmak amacıyla İETT, metrobüs ve Metro İstanbul'da 3 bin 665 ilave seferle kapasite artışına gidilmesi planlanıyor.
Bu seferlerle yaklaşık 790 bin 830 yolcunun toplu taşımaya yönlendirilmesi, trafikten ise yaklaşık 674 bin 809 aracın çekilmesi hedefleniyor.

Okul çevrelerinde trafik düzenlemeleri yapılacak
Trafik güvenliğinin artırılması amacıyla okul çevrelerinde yol ve trafik düzenlemeleri gerçekleştirilecek.
Ulaşım Daire Başkanlığı Trafik Şube Müdürlüğü tarafından ocak ayında başlatılan sinyalizasyon bakım, onarım, yıkama ve programlama işlemlerinin okullar açılmadan tamamlanması planlanıyor.
Okul çevrelerindeki yaya geçitlerinin düşey işaretlerinin bakım ve onarımları da eğitim öğretim dönemi başlamadan bitirilecek. Trafik Şube Müdürlüğünce hazırlanan "Ben Duyarlı Sürücüyüm" levhaları ise sinyal direklerine bir hafta süreyle asılacak.

Okul servisleri denetlenecek
Öğrencilerin adres ve iletişim bilgilerinin okul müdürlüklerinden alınarak okul servislerinin güzergahlarının belirlenmesi planlanıyor.
Servis araçları, şoförler ve rehber personelin ilgili mevzuata uygun çalışması için bilgilendirme yapılacak. Şoförlerin Toplu Taşıma Aracı Kullanım Belgeleri de İBB'nin ilgili sistemi üzerinden kontrol edilecek.
Servislerde taşıma sınırının üzerinde öğrenci taşınmaması ve öğrencilerin belirlenen indirme-bindirme noktaları dışında araçlardan indirilmemesi sağlanacak.

İstanbul Emniyeti binlerce personelle sahada olacak
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 808 noktada 1496 ekip ve 3 bin 151 personel, 569 Çocuk Şube Müdürlüğü ekibi, 47 Mobil Okul Timi ve 331 ekipten oluşan yoğunlaştırılmış güvenlik uygulaması gerçekleştirecek.
Trafik güvenliği açısından önem taşıyan 478 noktada ise 309 ekip, 177 motosikletli ve 39 yayadan oluşan toplam 866 personel görev yapacak.
Maddi hasarlı kazalara 33 çekiciyle müdahale edilmesi, okul çevrelerindeki önemli kavşaklarda 10 ekibin, okul önü ve çevrelerinde ise 100 yunus ekibinin görevlendirilmesi planlanıyor.
İl Jandarma Komutanlığı da sorumluluk alanındaki okulların önleri ve yakınlarında trafik, emniyet ve asayiş tedbirleri alacak.

231 zabıta personeli görev yapacak
İBB Zabıta Daire Başkanlığınca 111 ekipteki 231 zabıta personelinin aktif olarak okullarda görev yapması planlanıyor.
Trafiğin yoğun olduğu kavşaklarda 8 çekici aracı hizmet verecek, sabah ve akşam saatlerinde trafik denetimi ve yönlendirmeler gerçekleştirilecek.

Yol ve altyapı çalışmalarına bir hafta ara verilecek
Okulların açıldığı hafta yol bakım ve altyapı çalışmalarının yürütüldüğü şantiyelerde çalışma yapılmayacak.
Mevcut çalışmaların okul açılışı öncesinde tamamlanması ve trafik sirkülasyonunu etkileyebilecek ana arterlerdeki malzemelerin kaldırılması planlanıyor.
Devam etmesi zorunlu çalışmalar ise 22.00-05.00 saatlerinde gece vardiyasında sürdürülecek. Acil durumlara müdahale için 7 gün 24 saat nöbetçi ekip bulundurulacak.

İstanbul trafiği üç gün boyunca AKOM'dan izlenecek
Yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla İBB ve eğitimle ilgili kurumların Ulaşım Yönetim Merkezi (UYM) ve AKOM'da saat 07.00 itibarıyla toplanarak üç gün boyunca görev yapması planlanıyor.
Kent içi trafik kameraları üzerinden İstanbul trafiği takip edilecek ve yoğunluk oluşan arterlere ilgili birimlerin hızlı şekilde müdahale etmesi sağlanacak.

Adalar'daki 60 elektrikli araç için uzatma teklifi reddedildi
UKOME toplantısında, Adalar'daki elektrikli araçların 30 Temmuz'da dolan tescil süresinin 30 Eylül 2027'ye kadar uzatılmasına yönelik teklif de görüşüldü.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı 1. Bölge Müdürü Serdar Yücel, yaklaşık 6 yıldır bu araçların tescillerinin UKOME kararıyla uzatıldığını hatırlatarak, bundan sonraki dönem için tescilin uzatılmaması yönünde görüş bildirdi.
Toplam 60 elektrikli aracın tescil süresinin uzatılmasını içeren teklif oy çokluğuyla reddedildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.