Türkiye'de asıl soru ‘enflasyon kaç’ sorusu değil
2026 yılı başında Merkez Bankası'nın enflasyon hedefleri de yukarı yönlü revize edildi
08.09.2026 09:45:00
Yaşar Cebesoy
Yaşar Cebesoy





Türkiye'de enflasyon yalnızca market rafındaki fiyat artışlarından ibaret değil. Kur hareketlerinden enerji maliyetlerine, kira ve hizmet fiyatlarından gıda üretimine, ücret politikasından beklentilere kadar birbirini besleyen çok sayıda faktör, fiyatların yüksek seviyede kalmasına neden oluyor.
2026 yılı başında Merkez Bankası'nın enflasyon hedefleri de yukarı yönlü revize edildi. Mayıs ayında 2026 ara hedefi yüzde 24'e çıkarılırken, Ağustos ayında yıl sonu tahmini yüzde 28'e yükseltildi.

Türkiye'de fiyatların gizli belirleyicisi
Türkiye üretimde çok sayıda ithal girdi kullanıyor. Enerji, hammadde, makine, ilaç ve çeşitli ara mallarında dışa bağımlılık, döviz kurundaki her hareketin maliyetlere yansımasına yol açıyor.
Dolar veya euro yükseldiğinde yalnızca ithal ürün pahalanmıyor. İthal girdi kullanan yerli üreticinin maliyeti de artıyor. Üretici bu artışı zaman içinde satış fiyatına yansıtıyor. Böylece kur, maliyet, fiyat, beklenti zinciri oluşuyor.

Tarladan sofraya uzanan pahalı zincir
Türkiye'de enflasyonun vatandaş tarafından en fazla hissedildiği alanlardan biri gıda.
Mazot, gübre, yem, elektrik, sulama, ilaç, nakliye ve depolama maliyetlerindeki artış üreticinin maliyetini yükseltiyor. Ürün tüketiciye ulaşana kadar tedarik zincirindeki her aşamada yeni bir maliyet ekleniyor.
Merkez Bankası da 2026 raporlarında gıda fiyatlarını enflasyon görünümündeki önemli risklerden biri olarak değerlendiriyor.

Enflasyonun yapışkan bölgesi: Kira ve hizmetler
Mal fiyatlarındaki artış yavaşlasa bile kira, eğitim, sağlık, lokanta, ulaşım ve diğer hizmetlerdeki fiyatların daha uzun süre yüksek kalması enflasyonun düşmesini zorlaştırıyor.
Özellikle kira artışları hane bütçesinin büyük bölümünü doğrudan etkiliyor. Kiradaki yükseliş aynı zamanda işletmelerin maliyetlerine de yansıyor. İşletme kira maliyetini ürün ve hizmet fiyatlarına eklediğinde enflasyon yeniden başka alanlara taşınıyor.
Bu nedenle hizmet enflasyonu, Türkiye'deki fiyat artışlarının en zor kırılan halkalarından biri haline geliyor. TCMB de hizmet fiyatlarındaki katılığın enflasyon açısından önemine dikkat çekiyor.

Faiz ve kredi maliyetleri
Enflasyonla mücadelede yüksek faiz, talebi frenlemek için kullanılan temel araçlardan biri.
Ancak bunun başka bir tarafı da var: Yüksek kredi maliyeti işletmelerin finansman giderlerini artırıyor.
KOBİ kredi kullanıyorsa, işletme sermayesini yüksek maliyetle finanse ediyorsa veya yatırımını borçla yapıyorsa bu maliyetin bir bölümünü fiyatlarına yansıtmak isteyebiliyor.
Yani faiz artışı talebi soğuturken bazı sektörlerde maliyet baskısını da artırabiliyor.

Ücret-fiyat döngüsü
Çalışan açısından tablo oldukça açık: Fiyatlar yükseliyor, ücretlerin satın alma gücü azalıyor, çalışan daha yüksek ücret talep ediyor.
Ücret artışı sonrasında işletmenin işçilik maliyeti yükseliyor. İşletme de bunu fiyatlara yansıtıyor. Ardından yeniden fiyat artışı yaşanıyor ve çalışan tekrar ücret artışı talep ediyor.
"Yarın daha pahalı olacak" düşüncesi
Enflasyon yalnızca bugünün fiyatlarını değil, insanların yarına ilişkin beklentilerini de etkiliyor.
Tüketici "nasıl olsa gelecek ay zam gelecek" diyerek alışverişini öne çekebiliyor. Firma "maliyetlerim artacak" düşüncesiyle fiyatını önceden yükseltebiliyor. Bu davranışlar gerçekleştiğinde beklenti, kendi kendini gerçekleştiren bir mekanizmaya dönüşebiliyor.
TCMB verilerinde hane halkı ve reel sektörün enflasyon beklentilerinin hâlâ yüksek seviyelerde bulunması bu açıdan önem taşıyor.

Kamu maliyesi ve vergiler
Devletin vergi, harç ve çeşitli düzenlemelerde yaptığı artışlar da bazı fiyatlara doğrudan yansıyabiliyor. Özellikle akaryakıt, enerji, ulaştırma ve tüketim üzerinden alınan vergiler, maliyet zincirinin önemli parçalarından biri.
Ancak burada da tek başına "vergiler enflasyonun sebebidir" demek yeterli değil. Vergilerin yanı sıra kamu harcamalarının yapısı, bütçe açığı, borçlanma ve para politikasıyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

Enerji ve dış şoklar
Türkiye enerji ithalatına önemli ölçüde bağımlı. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki küresel hareketler Türkiye'nin üretim ve ulaştırma maliyetlerini etkiliyor.
Üstelik jeopolitik krizler enerji fiyatlarında ani yükselişlere yol açabiliyor. TCMB de enerji fiyatları ve jeopolitik gelişmeleri enflasyon açısından önemli riskler arasında izliyor.
Türkiye'de asıl mesele artık sadece "Enflasyon kaç" sorusu değil.
Asıl soru şu: Vatandaşın satın alma gücü ne zaman yeniden yükselecek?
2026 yılı başında Merkez Bankası'nın enflasyon hedefleri de yukarı yönlü revize edildi. Mayıs ayında 2026 ara hedefi yüzde 24'e çıkarılırken, Ağustos ayında yıl sonu tahmini yüzde 28'e yükseltildi.

Türkiye'de fiyatların gizli belirleyicisi
Türkiye üretimde çok sayıda ithal girdi kullanıyor. Enerji, hammadde, makine, ilaç ve çeşitli ara mallarında dışa bağımlılık, döviz kurundaki her hareketin maliyetlere yansımasına yol açıyor.
Dolar veya euro yükseldiğinde yalnızca ithal ürün pahalanmıyor. İthal girdi kullanan yerli üreticinin maliyeti de artıyor. Üretici bu artışı zaman içinde satış fiyatına yansıtıyor. Böylece kur, maliyet, fiyat, beklenti zinciri oluşuyor.

Tarladan sofraya uzanan pahalı zincir
Türkiye'de enflasyonun vatandaş tarafından en fazla hissedildiği alanlardan biri gıda.
Mazot, gübre, yem, elektrik, sulama, ilaç, nakliye ve depolama maliyetlerindeki artış üreticinin maliyetini yükseltiyor. Ürün tüketiciye ulaşana kadar tedarik zincirindeki her aşamada yeni bir maliyet ekleniyor.
Merkez Bankası da 2026 raporlarında gıda fiyatlarını enflasyon görünümündeki önemli risklerden biri olarak değerlendiriyor.

Enflasyonun yapışkan bölgesi: Kira ve hizmetler
Mal fiyatlarındaki artış yavaşlasa bile kira, eğitim, sağlık, lokanta, ulaşım ve diğer hizmetlerdeki fiyatların daha uzun süre yüksek kalması enflasyonun düşmesini zorlaştırıyor.
Özellikle kira artışları hane bütçesinin büyük bölümünü doğrudan etkiliyor. Kiradaki yükseliş aynı zamanda işletmelerin maliyetlerine de yansıyor. İşletme kira maliyetini ürün ve hizmet fiyatlarına eklediğinde enflasyon yeniden başka alanlara taşınıyor.
Bu nedenle hizmet enflasyonu, Türkiye'deki fiyat artışlarının en zor kırılan halkalarından biri haline geliyor. TCMB de hizmet fiyatlarındaki katılığın enflasyon açısından önemine dikkat çekiyor.

Faiz ve kredi maliyetleri
Enflasyonla mücadelede yüksek faiz, talebi frenlemek için kullanılan temel araçlardan biri.
Ancak bunun başka bir tarafı da var: Yüksek kredi maliyeti işletmelerin finansman giderlerini artırıyor.
KOBİ kredi kullanıyorsa, işletme sermayesini yüksek maliyetle finanse ediyorsa veya yatırımını borçla yapıyorsa bu maliyetin bir bölümünü fiyatlarına yansıtmak isteyebiliyor.
Yani faiz artışı talebi soğuturken bazı sektörlerde maliyet baskısını da artırabiliyor.

Ücret-fiyat döngüsü
Çalışan açısından tablo oldukça açık: Fiyatlar yükseliyor, ücretlerin satın alma gücü azalıyor, çalışan daha yüksek ücret talep ediyor.
Ücret artışı sonrasında işletmenin işçilik maliyeti yükseliyor. İşletme de bunu fiyatlara yansıtıyor. Ardından yeniden fiyat artışı yaşanıyor ve çalışan tekrar ücret artışı talep ediyor.
"Yarın daha pahalı olacak" düşüncesi
Enflasyon yalnızca bugünün fiyatlarını değil, insanların yarına ilişkin beklentilerini de etkiliyor.
Tüketici "nasıl olsa gelecek ay zam gelecek" diyerek alışverişini öne çekebiliyor. Firma "maliyetlerim artacak" düşüncesiyle fiyatını önceden yükseltebiliyor. Bu davranışlar gerçekleştiğinde beklenti, kendi kendini gerçekleştiren bir mekanizmaya dönüşebiliyor.
TCMB verilerinde hane halkı ve reel sektörün enflasyon beklentilerinin hâlâ yüksek seviyelerde bulunması bu açıdan önem taşıyor.

Kamu maliyesi ve vergiler
Devletin vergi, harç ve çeşitli düzenlemelerde yaptığı artışlar da bazı fiyatlara doğrudan yansıyabiliyor. Özellikle akaryakıt, enerji, ulaştırma ve tüketim üzerinden alınan vergiler, maliyet zincirinin önemli parçalarından biri.
Ancak burada da tek başına "vergiler enflasyonun sebebidir" demek yeterli değil. Vergilerin yanı sıra kamu harcamalarının yapısı, bütçe açığı, borçlanma ve para politikasıyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

Enerji ve dış şoklar
Türkiye enerji ithalatına önemli ölçüde bağımlı. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki küresel hareketler Türkiye'nin üretim ve ulaştırma maliyetlerini etkiliyor.
Üstelik jeopolitik krizler enerji fiyatlarında ani yükselişlere yol açabiliyor. TCMB de enerji fiyatları ve jeopolitik gelişmeleri enflasyon açısından önemli riskler arasında izliyor.
Türkiye'de asıl mesele artık sadece "Enflasyon kaç" sorusu değil.
Asıl soru şu: Vatandaşın satın alma gücü ne zaman yeniden yükselecek?

































































































