logo
08 EYLÜL 2026

OVP’nin acı reçetesi: Yüksek vergi, sapan hedefler ve derinleşen gelir adaletsizliği

08.09.2026 00:00:00
 

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından ortaklaşa hazırlanan ve Türkiye ekonomisinin önümüzdeki döneme ait haritasını çizen yeni Orta Vadeli Program (OVP), açıklanan makroekonomik veriler ve yapılan revizyonlarla vatandaşın omzuna yüklenecek ağır mali yükleri bir kez daha gözler önüne serdi. 

Geçmiş yıllarda kamuoyuna sunulan ve hedeflerden belirgin şekilde sapılan OVP metinlerinin bir yenisi olan bu son program; açlık, yoksulluk ve işsizlik baskısı altında ezilen geniş halk kitlelerine umut vermekten son derece uzak. 

Hükümetin makroekonomik göstergelerde yaptığı yukarı yönlü enflasyon ve kur güncellemeleri ile aşağı yönlü büyüme revizyonları, krizin faturasının yine vergi artışları ve kamu varlıklarının satışı yoluyla halka kesileceğinin en açık kanıtı.

Gelenekselleşen sapmalar ve gerçekçi olmayan enflasyon hedefleri

Yeni OVP'nin en dikkat çekici yönlerinden biri, bir önceki program döneminde açıklanan temel ekonomik büyüklüklerin neredeyse tamamında çok ciddi sapmaların yaşanması ve bu sapmaların resmi olarak kabul edilmesidir.

Bir önceki OVP metninde 2026 yıl sonu için yüzde 16 seviyesinde öngörülen enflasyon hedefi, yeni programda tam 12.4 puanlık muazzam bir artışla yüzde 28.4'e revize edilmiştir. 

Bu revizyon, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele politikalarının başarısızlığını gözler önüne sererken, tek haneli enflasyon beklentilerinin de uzunca bir süre hayal olacağını tescillemektedir. 

Programda enflasyonun 2027'de yüzde 21'e, 2028'de yüzde 15.5'e ve ancak 2029'da yüzde 9'a gerileyeceği öngörülmektedir.

Ekonomi yönetiminin ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) enflasyondaki bu kontrolden çıkışı geçmişten gelen atalete ve küresel konjonktüre bağlaması, yapısal sorunların üzerini örtme çabasından ibarettir. 

Enflasyon hedeflerindeki bu yukarı yönlü sıçramaya paralel olarak, Türkiye ekonomisinin büyüme tahminleri de geriye çekilmiştir. 

2026 yılı büyüme öngörüsü yüzde 3.8'den yüzde 3.5'e, 2027 beklentisi yüzde 4.5'ten yüzde 4.2'ye düşürülmüştür. 

Sanayi üretimindeki yavaşlama, düşen turizm gelirleri ve giderek büyüyen dış ticaret açığı, uygulanan daraltıcı ve kemer sıkmaya dayalı ekonomi politikalarının üretimi ve reel sektörü nasıl tıkanıklığa sürüklediğini açıkça göstermektedir.

Kağıt üstündeki zenginlik ve vatandaşa düşen ağır vergi yükü

OVP metninde milli gelirin ve kişi başına düşen gelirin sürekli artacağı yönünde pembe bir tablo çizilmektedir. 

Kişi başı gelirin 2026'da 20 bin 523 dolar, 2029'da ise 24 bin 842 dolara ulaşacağı iddia edilmektedir. 

Ancak Türkiye'deki mevcut gelir dağılımı adaletsizliği göz önüne alındığında, kağıt üzerinde görülen bu istatistiki artışların sokaktaki vatandaşın, asgari ücretlinin, emeklinin ve memurun cebine yansımadığı açık bir gerçektir. 

Satın alma gücü her geçen gün eriyen geniş halk kitleleri için bu rakamlar soyut birer göstergeden öteye geçmemektedir. 

Gerçek ve sağlıklı bir milli gelir artışı, toplumun tüm kesimlerinin refahını artırarak satın alma gücünü yükselten bir büyüme modeliyle mümkündür.

Vatandaşın gelirine yansımayan bu büyüme masalının karşılığında, hükümetin bütçe açıklarını kapatmak adına vergi gelirlerinde adeta gaza basacağı anlaşılmaktadır. 

Program verilerine göre önümüzdeki 3 yılda (2027-2029) toplamda 71.5 trilyon TL vergi toplanması planlanmaktadır. 

Özellikle dolaylı vergiler üzerinden doğrudan dar ve orta gelirli kesimin sırtına yüklenecek olan bu devasa vergi yükü, halkın geçim sıkıntısını daha da derinleştirecektir. 

Bütçeden trilyonlarca liranın faiz giderlerine aktarılacak olması da faiz lobilerine kaynak transferinin devam edeceğini, buna karşılık halkın payına ise açlık ve yokluğun düşeceğini göstermektedir.

Geleceği ipotek altına alan özelleştirmeler ve çözüm arayışı

Vergi artışlarının yanı sıra hükümetin bütçeyi dengelemek adına başvurduğu bir diğer yöntem ise kamu varlıklarının haraç mezat satılmasıdır. 

OVP, önümüzdeki 4 yıllık süreçte özelleştirme gelirlerinden tam 596.8 milyar TL toplama hedefini ortaya koymuştur. 

Köprüler, otoyollar, madenler, araziler ve millete ait stratejik kurumların satışı anlamına gelen bu hamleler, bugünkü mali krizleri kurtarmak uğruna Türkiye'nin geleceğini ipotek altına almaktan başka bir anlam taşımamaktadır. 

Kamu mülkiyetindeki stratejik varlıkların elden çıkarılması, devletin üretimden ve ekonomiden tamamen çekilerek kontrolü küresel ve yerel sermaye gruplarına teslim etmesi demektir.

Kur tahminlerinde Dolar/TL'nin 2027'de 56 TL'yi, 2029'da ise yaklaşık 70 TL'yi aşacağının öngörülmesi, dışa bağımlı Türkiye ekonomisinde iğneden ipliğe her şeye fahiş zamların geleceğinin habercisidir. 

Büyümenin düştüğü, enflasyonun yüksek seyrettiği, vergilerin arttığı ve milli varlıkların satıldığı bu tablonun sürdürülebilir olmadığı açıktır. 

Borç ve faiz ekonomisine dayalı geleneksel kapitalist programlar ve hükümetin umut vadetmekten uzak OVP'leri vatandaşa çıkış yolu sunamamaktadır. 

Bu kronik ekonomik krizden çıkışın, halkın satın alma gücünü artıran, tüketim ile üretimi adil bir dengede buluşturan ve gelir dağılımında adaleti sağlayan Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli olduğu, yaşanan bu süreçle bir kez daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Bu manada, bu eşsiz modeli Türkiye'de uygulayacak olan Bağımsız Türkiye Partisi'ne (BTP) ve lideri Hüseyin Baş'a acilen fırsat verilmelidir.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.