logo
08 EYLÜL 2026

Dünya dolardan uzaklaşırken Türkiye nereye bakıyor?

08.09.2026 00:00:00
 
Bir soru ile başlayalım: Türkiye ekonomik olarak ne kadar bağımsızdır?

Bir ülke sürekli borçlanıyor, bütçesinin önemli bölümünü faize ayırıyor, özel sektörü yüksek finansman maliyetleri altında eziliyor ve üretmek için dahi dış finansmana ihtiyaç duyuyorsa ekonomik bağımsızlıktan ne kadar söz edilebilir? Borç yalnızca ekonomik bir mesele değildir; aynı zamanda egemenlik meselesidir. Çünkü borç alan, zamanla borç verenin şartlarını da dikkate almak zorunda kalır. Bugün dünyada yaşanan gelişmeleri de bu açıdan okumamız gerekiyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ekonomik düzen, dolar merkezli bir uluslararası finans sistemi meydana getirdi. Dünya Bankası, IMF ve uluslararası ticaretin önemli bölümünün dolar üzerinden yürütülmesi, ABD'ye yalnız ekonomik değil, siyasi bir güç de kazandırdı.

Prof. Dr. Haydar Baş bu sistemi yıllar önce farklı bir açıdan ele almıştı. ABD'nin en önemli güçlerinden birinin kendi parasını dünya parası hâline getirmesi olduğunu söylüyordu. Doların dünya ticaretinde ve rezervlerde kazandığı ayrıcalıklı konum sayesinde ABD'nin kendi parası üzerinden diğer ülkelerin üretim ve emeğine ulaşma imkânı elde ettiğine dikkat çekiyordu. Fakat Haydar Baş yalnızca teşhis koymadı, çözümünü de ortaya koydu: Millî paralarla ticaret. Millî Ekonomi Modeli'nin önemli tezlerinden biri, devletlerin birbirleriyle yaptıkları ticarette üçüncü bir ülkenin parasına mahkûm olmamalarıdır. Düşünün... Türkiye Rusya'dan bir ürün alıyor, Rusya Türkiye'den başka bir ürün alıyor. Peki, iki ülke arasındaki ticaret neden üçüncü bir devletin parası üzerinden yapılsın? İşte Millî Ekonomi Modeli'nin yıllar önce sorduğu temel sorulardan biri buydu. Haydar Baş, devletlerin kendi millî paralarıyla ticaret yapmaları hâlinde hem kendi paralarının değer kazanacağını hem de emeğin ve üretimin karşılığının başka bir ülkenin para politikalarına bağımlı olmaktan kurtulacağını savundu.

O yıllarda fazla tartışılmayan bu mesele bugün dünyanın önemli gündemlerinden biri hâline geldi. Nitekim Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Eylül 2026'da, Rusya'nın Şanghay İşbirliği Örgütü üyesi ülkelerle yaptığı işlemlerde millî paraların payının yüzde 98'i aştığını açıkladı.Rusya-Hindistan ticaretinde de ruble ve rupinin kullanıldığı ödemelerin payının yüzde 96'ya ulaşması, yaşanan dönüşümün boyutunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Bir ülkenin parasını uluslararası ticarette daha fazla kullanabilmesi, kendi parasının, üretiminin ve emeğinin uluslararası ekonomik ilişkilerdeki ağırlığını artırabilir. Buna karşılık dünya ticaretinin ve finans sisteminin büyük ölçüde tek bir rezerv para etrafında şekillenmesi, o parayı çıkaran ülkeye önemli avantajlar sağlar. Haydar Baş'ın yıllar önce kullandığı çarpıcı bir ifade vardı: Amerika'nın iki önemli gücü vardır; biri ordusu, diğeri parasıdır. Ordusunun görevi de parasının hâkimiyetini korumaktır. Bugün dünyada yaşanan mücadeleye baktığımızda bu söz üzerinde yeniden düşünmemiz gerekiyor. Fakat Türkiye açısından daha önemli bir soru var: Dünya yeni ekonomik modeller ve yeni ödeme sistemleri ararken biz ne yapıyoruz?

Türkiye'nin çözümü bir ekonomik bağımlılık merkezinden çıkıp başka bir merkeze bağlanmak değildir. Batı'ya bağımlılığın yerine Doğu'ya bağımlılığı koymak ekonomik bağımsızlık sayılamaz. Esas olan Türkiye'nin kendi üretim gücünü harekete geçirmesi, kaynaklarını milletinin hizmetine sunması, parasına gerçek fonksiyonunu kazandırması ve ekonomik ilişkilerini millî menfaatleri doğrultusunda kurmasıdır. İşte Millî Ekonomi Modeli burada önem kazanıyor. Bu model ne kapitalizmin farklı bir versiyonudur ne de sosyalizm veya karma ekonominin yeni bir biçimidir. Prof. Dr. Haydar Baş'ın uzun yıllar üzerinde çalışarak ortaya koyduğu özgün bir ekonomik tezdir. Model, paraya ve devlete klasik iktisat anlayışından farklı fonksiyonlar yükler. Devleti ekonominin dışında seyirci olarak görmek yerine, üretim ve tüketim dengesinin kurulmasında, millî kaynakların harekete geçirilmesinde ve vatandaşın ekonomik haklarının korunmasında aktif bir aktör olarak konumlandırır.

Ekonominin merkezinde insan olmalıdır. Bir ekonomik sistem büyüme rakamları üretiyor fakat emekliyi açlık sınırının altında bırakıyor, çalışanı geçim sıkıntısına mahkûm ediyor ve ülkeyi sürekli borçlandırıyorsa o sistemin başarısını sorgulamak gerekir. Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla borç bulmak değil, borca olan ihtiyacını ortadan kaldıracak bir ekonomik yapıdır. Daha fazla faiz ödemek değil, kendi kaynaklarını harekete geçirmektir. Başka ülkelerin parasına bağımlı olmak değil, Türk lirasını ve Türk milletinin emeğini değerli hâle getirmektir.

Dünya dolar merkezli ekonomik düzeni tartışırken Türkiye'nin bu değişimi uzaktan seyretme lüksü yoktur. Yıllar önce bu topraklardan dünyaya sunulmuş bir tez vardır: Millî Ekonomi Modeli. Türkiye'nin yapması gereken bu modeli yeniden okumak, anlamak ve uygulamaktır. Çünkü ekonomik bağımsızlık olmadan tam bağımsızlık olmaz.





 
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.