Türkiye'deki iktidar avrasyacı olamaz
AB ile kopuşun siyasi, ekonomik ve güvenlik maliyetlerine dikkat çeken Prof. Barış Doster, "Efelenmelerin hayatta karşılığı olmaz" dedi. İktidarın duruşu ve dayandığı sınıfların anti-emperyalizmle ilgisi olmadığını belirtirken, "Batı'dan hiçbir teklife hayır demediler" diyen Doster, "Bu siyaset anlayışı heyet en fazla Körfezci olabilir" saptaması yaptı.
Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin çok sağlıklı bir eksende yürümediğini belirten Doster, bunun iki taraftan da kaynaklanan boyutlarına dikkat çekti. Restleşmenin her iki taraf açısından da ekonomik, siyasi ve güvenlik politikaları açısından maliyetinin yüksek olduğuna vurgu yapan Doster, "Bu bağlamda karşılıklı hava atmaların, 'Reis dik dur, eğilme!' çıkışlarının çok da sürdürülebilir olduğunu düşünmeyenlerdenim" dedi.
Gümrük Birliği bir deli gömleği
AB'nin Türkiye'nin en büyük dış ticaret ortağı olduğuna dikkat çeken Doster, 1995'te imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması'nın en fazla kazanan tarafının AB olduğunu anımsatarak şu değerlendirmeyi yaptı: "Bu öyle bir deli gömleği, öyle bir sömürge anlaşması ki, AB kararları alıyor ve Türkiye o kararların alındığı sırada, o kararlar olgunlaştırılırken masada olmadığı halde o kararlara uymak zorunda kalıyor. Bu anlamda Türkiye, AB üyesi olmayan ve hala gümrük birliğine üye olan ilk ve tek örnek. Bu da bizim dış ticaret açığımızda büyük bir gedik açıyor. Bunu tartışmadan, daha eşitlikçi, daha hakkaniyetli, daha mütekabiliyet esaslı bir ilişki kurmadan, ağırlıklı olarak iç kamuoyuna yönelik mesajlarla bu süreci yürütmek çok sağlıklı değil. Gerek Türkiye'yi yöneten siyasi akıl, siyasal heyet, gerekse Avrupa Parlamentosu (AP), kendi iç kamuoylarına oynuyorlar."
Türkiye'yi dışlamak akıllıca değil
Avrupa Parlementosundan çıkan '479 oyun' bir siyasi çoğunluğun yanında bir siyasi iradeyi de temsil ettiğine vurgu yapan Doster, "ABD menşeili büyük kredi derecelendirme kuruluşlarından sonra, onların Türk ekonomisine verdiği 'durağan' veya 'negatif' şeklindeki puanlardan sonra, bu karar da bizim politik olarak görünürlüğümüzü kıran karnemizdeki notu biraz aşağı çeken bir karar. Bundan daha ileri birşey beklenmez" vurgusu yaparak, "Çünkü politik olarak Türkiye'yi tamamen dışlamak bu kadar büyük bir gücü tamamen yok saymak, bu kadar önemli hacimli genç tüketici bir pazarı itmek hiç akıllıca olmaz" diye konuştu.
Anti-emperyalist olmak bu hükümet için imkansız!
Siyasi iktidar kanadından "anti-emperyalist" çıkışların, AK Parti'nin kendi tarihiyle çeliştiğini ve geçerliliği bulunmadığını da anımsatan Doster, "Uzun süre kendisini Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanı olarak niteleyen bir iktidar şimdi kalkmış anti emperyalist laflar ediyor. Anti emperyalist lafını kullanmak en son mevcut siyasal heyete düşer" dedi.
İktidarın bugüne değin Batı'dan gelen hiçbir teklife 'hayır' demediğini anlatırken, şu örnekleri de verdi: "Suriye'de -ki bu konuda önemli bir turnusol kağıdıdır- tamamen Batı'nın yanında onun bölgedeki Suudi Arabistan ve Katar gibi müttefikleriyle birlikte saf tutacaksın, sonra iç politikaya oynamak amacıyla anti emperyalist 'millici, yerlici' bir retorik tutturacaksın. Bir kere bunun hiçbir inandırıcılığı hiçbir tutarlılığı yok."
'Bu hükümet en fazla Körfezci olabilir'
ŞİÖ'de ağırlığı olan Rusya ve Çin gibi ülkelerin de Türkiye'nin bir NATO üyeliği ve aidiyetinin ve 1963'den beri AB kapısında beklerken bir anda gümrük birliğinden çıkamayacağının bilincinde olduklarını da belirten Doster, "Türkiye'deki mevcut siyasal heyet, iktidar, iktidar bloku, seçkinleri, yönetici elit, acaba beslediği ve beslendiği sınıflar, iş çevreleri itibariyle ve kendi ideolojik bagajı itibariyle, kendi ittifakları itibarıyle, ne kadar Orta Asya'cı, Avrasya'cı olabilir?" diye sordu.
Doster, "Eğer Körfez ve Ortadoğu derseniz ben buna imza atarım. Ama bunlardan bir Avrasyacı, bir anti-emperyalist çıkar mı derseniz, şüpheyle bakarım" dedi. Doster'e göre 'böyle bir mucize gerçekleşse ve Türkiye bugün NATO'dan çıkmaya karar verse bile çıkış için 20-25 yıla ihtiyaç var. NATO'nun Türkiye'nin üzerindeki tahribatını ve etkisini geçirmek ve tedavi için bir 25 yıla daha ihtiyaç var" dedi.














































































