HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 23 HAZİRAN 2021, ÇARŞAMBA

Ulusal güvenlik-4 MHP parantezi

16.08.2001 00:00:00
Galiba MHP hakikaten küçücük bir parantezin içine sığabilecek kadar ufaldı.

Mesut Yılmaz "görevini" yapıyor. Mesut yılmaz her gece üç TV kanalında canlı yayında. Fanatik sunucuların çanak sorularını cevaplıyor, millet aç iken, kepenkler inmişken, fındık harmanda beklerken o üst yapı devrimleriyle uğraşıyor, "tabu"lar yıkıyor.

Hükümet ortaklarını da bir anlamda "rahatlatan" bir tavırla AB konusundaki nihai hesaplaşmayı Meclis dışına kaydırdı, siyasilerden önce askeri karşısına aldı.

Yılmaz her gece üç televizyonda; ama askerin TV'si yok.

Askerin, çağrıldığında ekrana oturma gibi bir alışkanlığı yok.

Ve en önemlisi askerin TBMM'de kaldıracak parmağı yok.

Askerin AB konusunda Meclisin içinde müttefike ihtiyacı var.

Beğenir veya beğenmezsiniz ama Mesut "erkekçe" AB'ye kul-köleyim dedi, Eylül'e kadar gerekli değişiklikleri yapmazsanız tren kaçar dedi, milletin üçte ikisi AB'ye taraftar ama anlatınca iş tersine dönüyor dedi.

AB muhipleri millete AB'yi anlatmıyorlar.

Millete AB'yi anlatacak, askerden başka bir güce, bir siyasi kuruluşa ihtiyaç var.

Yılmaz "Muhatabım asker değil, siyasi partiler" dedi ama siyasi partiler meydandan kaçtığı için meydan askere kaldı.

MHPliler diyor ki; "Biz önce Devlet, sonra parti" diyoruz, asker "Önce Vatan" diyor, bu noktada anlaşıyoruz.

Asker sizin "Önce Devlet" derken, gerçekte hangi "Devlet"i kastettiğinizi son zamanlarda anlamakta zorluk çekiyor.

Mesut'un "erkekçe" AB'liyim dediği Meclis'te "ürkekçe" olmayan bir üslûpta AB'ye karşı çıkacak bir müttefik arıyor asker.

Ve Meclis'te işte tam o noktada bir vakum-boşluk var.

Siyaset boşluk kabul etmez.

Askeri Ankara'da veya taşrada yalnız bırakmayacak, onun Meclis dışında gösterdiği muhalefeti Meclis'e taşıyacak, egemenliği ve tam bağımsızlığı Meclis'te savunacak bir siyasi oluşuma ihtiyaç var.

Ve bu, MHP değil. MHP olmadığı son krizde açıkça ortaya çıktı.

O da mı acaba AB'nin ve ABD'nin vesayetini Türk askerinin icazetine tercih edenlere katıldı?

Artık Türkiye'de Kuvay-ı Milliye ruhuna sahip tertemiz bir kadronun lazım geldiğini herkes görmelidir.

Türkiye'de siyasi hayat isteseniz de istemeseniz de AB'ci yâni mandacı olmak veya tam bağımsızlıkçı olmaya kilitlenmiştir. Usta bir manevra ile milletin açlığı, ürünlerin tarlada, tezgâhların sessiz kaldığı unutturulmuş; fert başına cebimize konulan 300 dolar karşılığı mandayı kabul etmemiz alternatifi ballı börek gibi sofraya konulmuştur.

Yılmaz AB'ye verilen UP'nin UG'ye aykırı olmadığını söylüyor.

Pası aldı ya, Deniz Gökçe hemen soruyor; "Peki efendim UP, MGK'da görüşülmedi mi?"

Cevap; "Sadece güvenlik ile ilgili konular görüşüldü."

Peki ama neden muhterem?

UP'nin güvenlik ile ilgili olmayan konuları başka nerede görüşüldü? AB'ye, IMF'ye neler verildiğini kim, kaç kişi biliyor?

Kaç bakan, kaç milletvekili biliyor?

"Şeffaf demokrasi" dediğiniz şey bu mu? Neden görüşmüyor, tartışmıyor, yangından mal kaçırıyorsunuz?

Sırasıyla milletin, egemenliği kullanmak üzere yetki verdiği vekillerinin ve onların seçtiği bakanlar kurulunun "milliyetçilik" duyguları; zirvede işleri kotaran üç genel başkandan daha mı aşağı seviyede? Kim, nasıl karar verdi buna?

Şeffaf ve meşru demokrasi deyince muhteremlerin aklına şu klâsik örnek gelir ve şu beylik lâfı tekrarlarlar: "En iyi askerî idare, en kötü demokrasiden daha berbattır". Evren, zamanında Yunanistan'ın Nato'nun askerî kanadına dönmesine re'sen karar vermişmiş, demokrasilerde böyle şey olmazmış.

Evren'in hiçbir şeyini asla onaylamadığımı okuyucu iyi bilir.

Peki KEİB'e, en ufak bir ilgisi olmadığı halde Yunanistan'ı çeke çeke alan da Özal, yâni şeffaf demokrasinin bir ürünü değil miydi?

Bayramoğlu "iddialarına delil olarak" şu müthiş keşfi sunuyor;

"'Meşruiyet, hükümetin yönetme veya bir kurumun karar alma hakkını kabul etme isteğidir. Meşruiyet soyut bir kavramdır. Genel seçimler her zaman meşruiyeti yansıtmaz." (Harp Akademileri Komutanlığı'nın 'Alçak Yoğunluklu Çatışma' başlıklı yayını)

İtirazınız mı var? Peki o zaman sizce Ecevit'in Güneş Motel olayı; Erbakan'ın, Kaddafi'nin komutan yardımcılığı olayı, Özal'ın "kardeşlerimiz" peşmergeleri kimseye sormadan tek başına kabul etmesi, yukarıdaki KEİB ve Körfez harekâtı sırasında Genel Kurmay Başkanı'nın istifa etmesine yol açan "Bir koyup, beş alalım" tutkusu, genel seçimler sonucu iş başına gelen meşrû bir yönetimin hareket tarzları mıdır?

Öyle olmadığı, "hükümetin yönetme hakkının kabul edilmemesi" yoluyla kendini zaten göstermiştir.

Üç defa Başbakanlık yapmış ve halen de Başbakan Yardımcılığı koltuğunu işgal etmekte bulunan Mesut Yılmaz "Millî Güvenlik Siyaset Belgesi"nin altında Başbakanların imzasının bulunduğunu, zaman zaman bu belgenin güncellendiğini, " Millî Askerî Stratejik Konsept"in de o belgeye göre hazırlandığını bilmez mi?

Yoksa başbakanlık koltuğuna oturur oturmaz zafer sarhoşluğu içinde iken tuğla kalınlığındaki bu son derece ciddî çalışmayı okumak işine mi gelmemişti?

Yılmaz'ın şuur altında bir Saddam heyûlası mevcuttur.

Geçen sefer de "Baskıcı rejimlerde daha karanlık olur" demiş, ertesi gün tepkiyi görünce de Saddam'ı kastettiğini

ifade etmişti.

Bu sefer de "Ya AB veya Ulusal Güvenlik yâni Saddam" demiştir.

Başbakanı Ecevit'in, Körfez Harekâtı'nın en kritik günlerinde Ürdün üzerinden Saddam'a gidip moral verdiğini hiç mi hatırlamamaktadır?
 
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.