Washington Latin Amerika’da neyin peşinde?
Brezilya'da gerçekleştirilen kritik devlet başkanlığı seçimlerinin ilk turunda aşırı sağcı aday Flavio Bolsonaro, görevdeki solcu lider Lula da Silva'yı geride bırakarak ilk sıraya yerleşti. Kıtanın en büyük gücünü yeniden sağ dalgaya entegre etmek isteyen Washington, stratejik mineraller ve Çin'in etkisini kırma hedefleriyle sandığın gölgesine yerleşti
Eyüp Kabil





Latin Amerika'nın en büyük ekonomisi ve jeopolitik kalbi olan Brezilya, tüm kıtayı derinden sarsacak tarihi bir seçimin ilk perdesini tamamladı. Gerçekleştirilen devlet başkanlığı seçimlerinde sandıktan mutlak çoğunluk çıkmadı; ancak ortaya çıkan tablo sol ittifak adına ciddi bir alarm niteliğinde.
Yüksek Seçim Mahkemesi'nin (TSE) resmi verilerine göre, ev hapsinde bulunan eski lider Jair Bolsonaro'nun oğlu, aşırı sağcı senatör Flavio Bolsonaro yüzde 47,03 (56,1 milyon oy) alarak yarışın favorisi haline geldi. Dördüncü dönemini hedefleyen mevcut solcu Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva ise yüzde 45,16 (53,8 milyon oy) alarak ikinci sırada kaldı. Bu sonuçlarla birlikte Brezilya, yapılacak olan ve kutuplaşmanın zirveye tırmanacağı ikinci tur randevusuna kilitlendi.
Kıtanın sağ eksenine Washington desteği
Brezilya'daki bu siyasi deprem, Latin Amerika'da son dönemde tırmanan köklü bir dönüşümün parçası. Arjantin'de kemer sıkma politikalarını sürdüren Javier Milei, Şili'de göreve başlayan Jose Antonio Kast ve Kolombiya'da "Trumpçı" lakabıyla iktidarı kazanan Abelardo de la Espriella'nın ardından, bölgedeki 20 devletin 11'i halihazırda sağ yönetimlerin kontrolüne geçmiş durumda.Bu "sağa kayış" dalgasının arkasında ise Beyaz Saray ve Donald Trump yönetiminin bölgeye yönelik ideolojik doktrinleri yer alıyor. Washington, egemenlik haklarını savunan sol hükümetlerin aksine, organize suçla mücadele ve sınır güvenliği gibi başlıklar altında kendisine biat edecek sağcı aktörleri açıkça destekliyor.
Nitekim sandıklar açılırken Brezilya Federal Polisi, ABD'nin seçimlere finansal ve kurumsal manipülasyon yoluyla müdahale ettiği iddialarına yönelik resmi bir soruşturma başlattığını duyurdu. İngiliz basınında çıkan ifşaatlara dayanan soruşturma, Washington fonlarının Brezilya yargısını istikrarsızlaştırmak ve siyasi tartışmaları manipüle etmek amacıyla belirli ağlara aktarıldığını ileri sürüyor.
Maden savaşları ve Çin'i kuşatma stratejisi
Washington'ın Brezilya seçimlerine bu denli odaklanmasının temelinde saf bir ideolojik yakınlıktan ziyade, derin ekonomik ve jeopolitik çıkarlar yatıyor. Lula da Silva liderliğindeki Brezilya, kaynaklarını tek bir hegemonik güce teslim etmek yerine Çin ile çok boyutlu ortaklıklar geliştirmiş, BRICS ekseninde özerk bir dış politika izlemişti. Hatta eylül ayında yürürlüğe giren yeni ulusal stratejiyle kritik minerallerin araştırılması ve işlenmesi süreçlerinde yerli sanayi kapasitesini koruma altına almıştı.ABD yönetimi ise yeşil dönüşüm ve savunma sanayisi için hayati önem taşıyan nadir toprak elementleri ve kritik minerallerde Çin'e olan bağımlılığını azaltmak için gözünü doğrudan Brezilya'nın yeraltı kaynaklarına dikmiş durumda. Flávio Bolsonaro, seçim kampanyası boyunca Washington ile adeta bir açık çek diplomasisi yürüterek bu kaynakları ABD'nin "Amerika Kıtası Kalkanı" koalisyonuna açmayı vaat etti.
"Arka Bahçe" doktrini yeniden yürürlükte
Seçim sonuçları, çok kutuplu dünya düzenine entegre olmaya çalışan bir Latin Amerika ile kıtayı yeniden kendi "arka bahçesi" haline getirmek isteyen bir ABD emperyalizmi arasındaki çatışmayı gözler önüne seriyor. İlk turda Bolsonaro cephesinin parlamentoda ve valiliklerde de ezici bir üstünlük kurması, Lula'nın ikinci turda işini tarihsel olarak imkansıza yakın bir noktaya taşıyor.Sandıktan çıkacak nihai sonuç, yalnızca Amazon'un geleceğini değil, Latin Amerika'nın Washington karşısındaki stratejik özerkliğini ya da yeniden ABD eksenli bir bağımlılık ilişkisine teslim olup olmayacağını tayin edecek.













































































