Ortadoğu'da İsrail provokasyonları, işgalleri, katliamları ve küresel sessizlik
Ortadoğu, sınırların sadece haritalar üzerinde değil, insan hayatı ve uluslararası hukuk ihlalleriyle yeniden çizildiği karanlık bir dönemden geçiyor.
Gazze'de ilan edilen ateşkes kararlarına rağmen sürdürülen bombardımanlar, Batı Şeria'da tırmanan mülk gaspları, Suriye sınırında genişletilen askeri hatlar ve sivil havacılık güvenliğini sarsan şüpheli olaylar zinciri, tek bir gerçeğe işaret ediyor:
Bölgede yaşananlar anlık askeri kararlar veya tek bir liderin siyasi istikbalinden ibaret değil; sistemli, sürekliliği olan ve devlet politikasına dönüşmüş bir yayılmacılık anlayışının sonucudur.
Flydubai olayı ve "sahte bayrak" şüphesi: İstihbarat zafiyeti mi, bilinçli provokasyon mu?
Dubai'den Tel Aviv'e hareket eden Flydubai uçağında yaşanan ve kokpitteki arbedeyle uçuş güvenliğini tehlikeye atan hadise, bölgesel gerilimin ne kadar tehlikeli boyutlara ulaştığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Ancak olayın basına yansıyan detayları ve istihbarat akışı incelediğinde, arkasında ciddi soru işaretleri bırakan bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Uluslararası sivil havacılık protokolleri gereği, yolcu ve mürettebat bilgileri (APIS) uçuş öncesinde ilgili ülkenin güvenlik birimlerine eksiksiz iletilir.
Haaretz gibi İsrail basınına yansıyan belgeler, İsrail Ulaştırma Bakanlığı ve dış istihbarat servisi Mossad'ın, uçuşta görevli Ummanlı yardımcı pilotun bilgilerini en az 48 saat önceden bildiğini doğrulamaktadır.
Normalleşme anlaşmaları gereği Umman vatandaşlarının bu uçuşlarda görev yapması açıkça yasakken, bu bilgiye sahip olunmasına rağmen müdahale edilmemesi basit bir dikkatsizlikle açıklanamaz.
İç siyasette ve uluslararası alanda sıkışan yönetimlerin, güvenlik krizlerini tırmandırarak veya kontrollü gerilimler yaratarak kamuoyunu konsolide etmeye çalışması tarihsel bir olgudur.
Yolcu listesinin bilinmesine rağmen göz yumulması, ardından olayın hızla "terör eylemi" ve "savaş sebebi" olarak köpürtülmesi, bu hadisenin İsrail tarafından organize edilen veya bilerek önü açılan bir "sahte bayrak" operasyonu ve yeni bir savaş provokasyonu olma ihtimalini güçlü bir şekilde gündeme getirmektedir.
Sınır tanımayan yayılmacılık: Gazze, Batı Şeria ve Suriye'de kalıcı işgal
Ateşkeslere rağmen sahadaki askeri hareketlilik hız kesmeden sürmektedir.
Gazze'de Sağlık Bakanlığı verilerine göre ateşkes döneminde dahi yüzlerce sivil hayatını kaybetmeye, yerleşim alanları ve araçlar hava saldırılarıyla hedef alınmaya devam etmektedir.
Ekim 2023'ten bu yana yaşanan toplam can kaybının 74 bini geçmiş olması, durumun boyutunu ve insani felaketin derinliğini kanıtlamaktadır.
Benzer bir durum işgal altındaki Batı Şeria ve Suriye sınırında da yaşanmaktadır:
Batı Şeria'da mülk gaspları: Yasadışı yerleşimcilerin ve İsrail ordusunun ortaklaşa yürüttüğü baskınlar, araç yakmalar ve ev tahripleriyle yerel halk zorla yerinden edilmekte, işgal fiilen genişletilmektedir.
Suriye ve Golan'da "Sufa 53" Projesi: Kuneytra kırsalında yürütülen hendek ve askeri yol çalışmaları (Sufa 53), 1974 anlaşmalarını hiçe sayarak tampon bölge statüsünü yok etmekte ve işgali kalıcı bir askeri altyapıya kavuşturmaktadır.
Tüm bu adımlar, İsrail'in işgal ettiği topraklardan çekilmek bir yana, mevcut sınırları karadan ve denizden ablukaya alarak kalıcı hale getirme stratejisini açıkça ortaya koymaktadır.
Netanyahu'yu aşan gerçek: İsrail'in devlet doktrini ve Batı'nın cezasızlık kalkanı
Ortadoğu'da yaşanan bu insanlık dramını ve hukuk ihlallerini yalnızca Netanyahu'nun kişisel hırslarına veya iktidarda kalma çabasına bağlamak son derece yüzeysel bir yaklaşımdır.
İsrail muhalefetinin tutumu incelendiğinde, eleştirilerin Filistin halkına uygulanan şiddet veya işgal politikalarına değil; aksine 7 Ekim'deki istihbarat zafiyetine ve operasyonel başarısızlıklara odaklandığı görülmektedir.
Dolayısıyla hükümet değişse dahi İsrail'in temel güvenlik ve yayılmacılık doktrininin değişmeyeceği açıktır.
Bu sürecin sürdürülebilir olmasını sağlayan en kritik faktör ise uluslararası sistemin ve Batılı güçlerin sağladığı koşulsuz destektir:
BM ve kurumsal baskılar: BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Direktörü Ben Davis'in Gazze'deki açlık ve kıtlığa dikkat çektiği için görevine son verilmesi ve kurum yönetiminin "Burada insan hakları oyunu oynatmayız" şeklindeki açıklamaları, uluslararası mekanizmaların nasıl vesayet altına alındığını özetlemektedir.
Küresel desteğin rolü: ABD ve Batılı devletlerin sağladığı sınırsız askeri, diplomatik ve finansal kalkan, İsrail'in uluslararası hukuku ve BM kararlarını tanımamasının en büyük güvencesidir. Bölge ülkelerinin tepkisizliği ve caydırıcı adımlar atamaması da bu cezasızlık zırhını güçlendirmektedir.
Sahte bayrak operasyonu şüpheleri uyandıran havacılık krizlerinden, sahadaki sivil katliamlara ve uluslararası kurumlara uygulanan sansüre kadar yaşanan tüm süreç, bireysel hataların değil, köklü bir devlet politikasının tezahürüdür.
Ortadoğu'daki krizin çözümü, sadece liderlerin değişmesinden değil; bu yayılmacı devlet anlayışının ve ona sağlanan küresel desteğin sorgulanmasından ve sonlandırılmasından geçmektedir.
- Ortadoğu'da İsrail provokasyonları, işgalleri, katliamları ve küresel sessizlik / 05.10.2026
- Siyasi beka hırsı, askeri tahkimat ve provokasyon kıskacındaki Ortadoğu / 04.10.2026
- Görünürde “Irak’tan çekilme”, derinde kirli senaryolar / 03.10.2026
- Mutfaktaki yangından üretim krizine, Türkiye nereye koşuyor? / 02.10.2026
- Çürüyen sistem, sarsılan adalet ve sönen umutlar / 01.10.2026
- İsrail gölgesinde ABD dış politikası ve Hürmüz’de tırmanan riskler / 30.09.2026
- Gazze’den Batı Şeria’ya: İşgalin adı değişiyor, politikası değişmiyor / 29.09.2026
- Sefalet kıskacında bir ülke: Emeklilerin yaşam mücadelesi ve çıkış yolu / 28.09.2026
- Orta Doğu girdabı / 27.09.2026


























































