logo
05 EKİM 2026

Kürtçü yazarlardan itiraf: “Kürtlerin soyu Türklere dayanıyor”

05.10.2026 00:00:00
 
Bu meseleyi neden ısrarla gündeme getirdiğimi merak edenleriniz olabilir.

Çünkü bu mesele, Türk milleti ve Atatürk Cumhuriyetini parçalamak için özellikle de son asırda çok yoğun bir şekilde gündeme getirilen ve istismar edilen bir mevzudur.

Bu hususun en doğru bir şekilde anlaşılabilmesi ve toplumun doğru yönde aydınlatılabilmesi için, en başa kadar giderek tarihin akışı içerisinde Kürtler konusunun ilk defa ne zaman ve ne şekilde gündeme geldiğini bulmaya ve anlamaya çalıştık.

Yeniden aynı detaylara girecek değiliz elbette.

Fakat yazımın detaylarına girmeden önce şu hususu peşinen vurgulamak isterim.

Kürtler soy olarak, bütünüyle Türk soyundan gelmektedir.

Bu hakikati en iyi bilenler, Batılılardır.

Bunu bildikleri içinde sürekli olarak ve yapay şekilde "Kürt sorunu" vardır demeye devam etmektedirler.

Batı'nın Şark meselesi esas itibariyle, 1915 Viyana Kongresi ile başlamıştır.

Osmanlı'nın bölünmesi ve Balkanlardaki Türklerin sürülmesi meselesini ihtiva eden bu kongre, 1.Dünya Savaşı sonrası farklı şekillere evrilmiştir.

1.Dünya Savaşına kadar Ruslar; ondan sonra ise İngiliz ve Amerikalılar tarafından ısrarla gündeme getirilen konu, Kürtler ve Kürdistan'ın kurulması meselesi olmuştur.

Bu mevzu, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin başını çok ağrıtmış bir meseledir.

Peki, nedir bu Kürt meselesi ve niçin Batılılar tarafından bu kadar önemsenmektedir?

Esasen sorunun cevabı çok açık ve nettir.

Çünkü Türkler, tarihin ilk gününden beri var olan ve tüm medeniyetlerin babası sayılan kadim bir millettir.

Yazıyı, kağıdı ve matbaayı ilk bulan millet, Türk milletidir.

Atatürk'ün ders kitaplarında yer alması ve okutulmasını istediği Türklerin göç yollarını gösteren harita bilgileri, maalesef 1938 yılı sonrası Batılıların isteği üzerine tamamen gündemden kaldırılmıştır.

Türklerin Anadolu'ya ilk gelişleri 1071'de değil, 15 bin yıl öncesine dayandığı gerçeği, Anadolu'nun dört bir yanında adeta fışkırmakta olan yazıtlarla kesinlik kazanmıştır.

Mesela İtalya ve Amerika'nın ilk yerlileri, Türklerdir.

Roma İmparatorluğunu kuranların Türkler olduğunu söylersek belki de buna hiç kimse inanmayacaktır, ama gerçek tam olarak budur.

Mısır piramitlerinden 3 bin sene önce Çin piramitlerini inşa edenler, Türklerdir.

Bu kadar asil ve kadim bir millet olan Türkler, esasen herhangi bir ırka veya etnisite temeline dayanmamaktadır.

Okutulan Türk tarihinde yanılgıya düşülen bir başka meselede, ilk Türk devletinin Hunlar olduğu varsayımıdır.

Oysa ilk Türk devleti, 9 bin yıl önce kurulan 'Bir Oy Bil' devletidir.

Türk adı nereden gelmektedir ve nasıl bir mana taşımaktadır meselesi de, çokça karıştırılan bir husustur.

Oysa tarihte ilk kez Türk adına, yazılı olması bakımından ORHUN Kitabelerinde rastlamaktayız.

Orhun yazıtlarını ilk kez okuyan ve fakat ciddi yanlışlıklara meydan veren tarihçi, Danimarkalı dil bilimci ve Türkolog Vilhelm Thomsen'dir.

Ancak Thomsen yazıtlarda geçen "Ökük Türük" ifadesini, "Kök Türük" olarak okumuş ve bu yanlış okuma daha sonra Türkçeye, "Göktürk" olarak geçmiştir.

Ders kitaplarımıza tarih tezi olarak giren "Göktürk devleti" esasen hiçbir zaman olmamış ve kurulmamıştır.

Bu bilgi, sadece bir yanlış okumanın sonucu olarak günümüze kadar ulaşmıştır.

Peki, doğrusu neydi?

Doğrusu, "Ökük Türük"tür.

Ne demek "Ökük Türük"?

Bu soruya en doğru cevabını bütün Batılıların önünde diz çöktüğü Kazım Mirşan vermiştir.

Kazım Mirşan'a göre "Ökük Türük", 'Rabbani Türk' demektir.

Yani bu ifade; 'Allah'ını bilen, Allah'ını tanıyan imanlı Türk' manasına gelen bir tanımı içermektedir.

İlk Türk devletini kuran Türk hakan, Türk geleneğine göre Tanrı tarafından seçilmektedir.

Onun için, Tanrı'dan kut almış Hakan denirdi.

İşin çok çarpıcı olan ve bugüne kadar hiçbir eser ve yerde geçmeyen hakikat tarafı, şu şekilde cereyan etmiştir.

9 bin yıl önce İlk Türk devletini kuran Türk Hakanı, Türkçe konuşsa bile Allah'a inanmayan ve imanlı olmayanların hiçbirisini, kurduğu devlete kabul etmemiştir.

Zira o dönemde Türkçe konuşan Ok'lar, imanlı olmayı kabul etmedikleri için, Çin sahillerinden Semerkant'a kadar uzanan coğrafyada kurulmuş olan bu devlete kabul edilmemişlerdir.

Bu bilgiyi Kazım Mirşan, yazıtları okuyarak deşifre etmiştir.

Şimdiye kadar Türk milletinden gizlenen bu gerçekler, ilk kez Yeni Mesaj'da okurları ile buluşmaktadır.

Dolayısıyla Türk adı bir ırkı veya etnisiteyi değil, ortak bir kültür ve inancı ifade etmektedir.

Aynı ortak inanç, ideal ve ülkü etrafında birleşen halkların tümünün adına, Türk ve Türk milleti denilmiştir.

İşte bu gerçeği bizden çok daha önceleri bilen Batılılar, bir gün gelir bu hakikat Türkler tarafında anlaşılırsa, bütün dünyanın şekli yeniden değişir ve tarihi yeniden yazılır endişesini taşımışlardır.

O yüzdendir ki Batılılar; Türkler bu gerçeği öğrenmeden önce cambaza bak oyunu ile bir 'Kürt meselesi' tartışmasını başlatmayı amaçlamışlar ve bunda da başarılı olmuşlardır.

Yapay bir 'Kürt ulusu ve Kürk sorunu' gibi başlıkların açılmasına en büyük katkı, kendi içimizdeki Türk düşmanları ve hainler tarafından sunulmuştur.

Bazı aklı evvellerin, "MED'ler Kürtlerin atasıdır" şeklindeki savları, bilimsel gerçeklikten tamamen uzak ve komik bir değerlendirmeden ileri gitmemektedir.

Etimolojik olarak "Kürt" sözünün hangi anlamlara geldiğine dair detaylı bilgileri başka yazımıza bırakalım isterseniz.

Ajan faaliyetinden başka bir anlam taşımayan ve kendisini Kürt ve Kürtçü olarak adlandıran bazı isimlerin ısrarla, "MED'ler Kürtlerin atalarıdır ve bu coğrafyaya Türklerden çok daha önce gelmişlerdir" şeklindeki açıklamalarına gelince.

MED'ler, tarihte MADA Kağanlığı olarak yer almaktadır.

MADA'lar ise, Türk soyundan gelmektedir.

MED'ler, Sakalar'dan ayrılma bir boy olan ve sonraları Kağanlık haline gelen Türklerden başkası değildir.

Kürtlerin atası MED'ler ise ve MED'lerde Türk soyuna dayanıyorsa, siz buradan nasıl bir sonuç çıkartıyorsunuz çok merak ediyorum!

Dolayısıyla bu tartışmayı artık sonlandırmanın zamanı gelmiş ve geçmektedir diye düşünüyorum.

Bu konuda çok büyük çabaları olan aziz Atatürk'ün, tercümesini yaptırıp basılmasını istediği 132 eserden hiçbirisi basılmamıştır.

Şayet bu eserler basılmış ve ders kitaplarında yer almış olsaydı, bugün yaşadığımız ve karşı karşıya bırakıldığımız bu kısır ve yapay tartışmaların hiç birisini yapmıyor olacaktık.

Bu arada her şeye rağmen ve halen daha namuslu Batılı yazarların olması, oldukça sevindiricidir.

Bizdeki mankurt aydınlar üç maymunu oynaya dursunlar, Batılı bazı bilim adamları MED'lerin Türk soyuna dayandığını ve dolayısıyla Kürtlerin de Türk olduğunu eserlerinde kayda geçirmişlerdir.

İşte bunlarda bazıları:

Jules Oppert

Henry Rawlinson

Watson

Lendsberg

W.Leonard King

Sir Aurol Stein

Gel gelelim zamanında Kürtçülük yapan bazı yazarların itiraflarına. Dünyanın ilk tarihçisi Bilge Atung Ukuk adlı bir Öntürk kumandanıdır.

Başlangıçta ateşli Kürtçülerden olan Mehmet Şükrü Sekban, daha sonraki yıllarda "Kürt Sorunu-Azınlıkların Meseleleri" isimli kitabında, 37 yılını uğrunda harcadığı bu 'mesele' hakkında bakınız neler söylüyor:

"Kürtler asla Ari değildir; Sami de değildirler.

Tarihin en eski devirlerinde bile, Türklerin bugünkü Orta Anadolu'da mevcudiyeti de, Kürtlerin Turani menşeli olduklarını doğrulamaktadır. Antropolojik olarak saf Türk olan Türkmen ile Kürdü ayırt etmek mümkün değildir.

Kürtler de - Türkler de aynı ırktan olduklarına göre, birlikte olmaktan ve yaşamaktan başka yol görülmemektedir.

Bu milletin canlı ruhu bundan böyle, sadece bir ideal için çarpan kalplere, ateş ve canlılık verecektir.

Hiçbir kuvvet, 'Kardeş Çocukları' olan bu milletin kaynaşmasını engelleyemeyecektir.

Hakikatte Türk; bizim aile adımızdır."

Gençlik yıllarında Kürtçülük hareketine katılan, Cumhuriyetin ilanından sonra ise 150'liklerle yurt dışına sürülen ve 1938 yılındaki afla Türkiye'ye dönen Mesud Fâni Bilgili de, daha sonraları Türklerin ve Kürtlerin aynı kökenden olduğunu kabul ederek, 1933 yılında Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Fransızca olarak hazırladığı "Kürt Milleti ve Sosyal Gelişimi" isimli doktora tezinde şunları savunmuştur:

"Kuzey Asya Kürtleri, tamamen Türk kökenlidir.

 Özellikle de bu bölgelerde, en eski zamanlardan beri onlar, Türkler ve Türkmenlerle beraber yaşamaktadırlar.

Med ve Part gibi güçlü krallıklar, esasen Türkmen halklarından oluşuyordu."

Bu konuda Ziya Gökalp ise şunları söylemektedir.

"Doğu'dan gelenlere "Kürt", Karadenizlilere "Laz" denilmesini şaşılacak bir iştir.

Doğu Anadolu'da Türk ve Kürt topluluklarını incelemeye başladım ve gördüm ki, Diyarbakır'da konuşulan Türkçe, Azeri ağzının bir koludur.

Bir kere daha ve kesin olarak kanaat getirdim ve dedim ki, Türkiye asla bir mozaik değildir. Anadolu'da yaşayanların istisnasız olarak tamamına, Türk denir"

Prof. Niyazi Berkes'in de belirttiği gibi, Atatürk'ün ölümünden itibaren, Türk Kimliğinin güçlendirilmesine bilinçli olarak gereken önem verilmemiştir.

Batı'dan pompalanan 'Asimilasyon' yaygaralarıyla çok kültürlülük özendirilerek, milletleşmenin önü kesilmeye çalışılmıştır.

Çünkü Batı, Kürtlerin Türk soyundan geldiği gerçeğinin tümüyle anlaşılması halinde ortaya nasıl bir güç çıkacağını çok iyi bilmektedir.

Ne yazık ki, geçmişte, Türkiye'nin bir 'Mozaik' olduğu şeklindeki söylemler, resmi ağızlar tarafından bile telaffuz edilmiş ve edilmeye de devam edilmektedir!

Bu yazımızın tarihe bir ışık tutması dileği ile…
 
Hacı Gaydan / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.