Bir ülkenin gerçek fotoğrafı manşetlerde değil; sabahın erken saatinde işe yetişmeye çalışanlarda, akşam eve dönerken hesabını yapanlarda ve "yarın ne olacak?" sorusuyla uykuya dalanlarda gizlidir. Bugün Türkiye'de geniş bir kesim, sesini yükseltmeden ama yükünü derinden hissederek yaşamını sürdürüyor. Bu sessiz çoğunluğun ortak paydası ise açık: geçim sıkıntısı, zayıflayan aidiyet duygusu ve adalet beklentisi.
Toplumun büyük bölümü artık büyük tartışmaların değil, günlük hayatın gerçeklerinin içinde. Siyaset, ideoloji ya da polemiklerden önce ay sonu geliyor. Faturalar, mutfak masrafı, kira, eğitim ve sağlık giderleri; hayatın merkezine yerleşmiş durumda. Bu tablo yalnızca belirli bir kesimi değil; çalışanı, emekliyi, esnafı, çiftçiyi, memuru kapsayan geniş bir alanı ilgilendiriyor.
Geçim meselesi: Emek karşılığını buluyor mu?
Çalışmanın karşılığını almak, Anayasa'da tanımlanan sosyal devlet ilkesinin temel unsurudur. Ancak bugün gelinen noktada, çalışmak çoğu zaman geçinmeye yetmiyor. Ücretler ile hayat pahalılığı arasındaki makas açıldıkça, emek değer kaybediyor algısı güçleniyor. İnsanlar ilerlemek için değil, yerinde sayabilmek için çaba harcıyor.
Bu durum yalnızca ekonomik bir mesele değildir; aynı zamanda toplumsal ruh hâlini etkileyen bir güven sorunudur. "Çalışırsam karşılığını alırım" inancı zedelendiğinde, toplumsal sözleşme de yıpranır. Oysa hukuk devleti, emeğin korunmasını ve sosyal dengeyi sağlamakla yükümlüdür.
Aidiyet duygusu: Güvenle inşa edilir
Aidiyet, sadece sembollerle değil; adil uygulamalarla güçlenir. İnsanlar kendilerini bu ülkenin eşit bir parçası olarak hissetmek ister. Fırsat eşitliğine dair inanç zayıfladığında, gönül bağı da zedelenir. İşe alımlarda, terfilerde ve kamu kaynaklarının kullanımında adalet algısı ne kadar güçlü olursa, toplumun devlete olan güveni de o kadar sağlam olur.
Sessiz çoğunluğun talebi ayrıcalık değildir. Kimsenin önüne geçmeden, kimsenin gerisinde kalmadan yaşamak… Bu talep ne aşırıdır ne de radikal; hukukun ve toplumsal vicdanın doğal sonucudur.
Adalet beklentisi: Toplumsal huzurun temeli
Türk hukuk düzeni; kanun önünde eşitlik, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkını güvence altına alır. Ancak adalet duygusu yalnızca mahkeme kararlarıyla sınırlı değildir. Günlük hayatta hissedilen adalet, toplumun psikolojisini belirler.
Kuralların herkese eşit uygulanmadığına dair algı güçlendikçe, sisteme olan güven zayıflar. Bu da toplumsal huzuru doğrudan etkiler. Sessiz çoğunluğun beklentisi nettir: Hukukun istisnasız, şeffaf ve öngörülebilir şekilde uygulanması.
Sessiz çoğunluğun söylediği şey basit
Sessiz çoğunluk kaos istemiyor, kavga aramıyor. Talep edilen son derece temel şeylerdir:
• Emeğin karşılığını bulabildiği bir ekonomik denge,
• Liyakati esas alan şeffaf bir yönetim anlayışı,
• Hukukun herkes için aynı mesafede durduğu bir adalet sistemi.
Yarını bugünden daha zor yaşamamak, aslında mütevazı bir beklentidir. Ancak bu beklenti karşılanmadığında, toplumun tamamı ağır bir yorgunluğun içine sürüklenir.
Dolaysıyla bir ülkenin gücü, sessiz çoğunluğun hayat kalitesiyle ölçülür. İnsanlar konuşmaktan çok susmayı, umut etmekten çok tedbir almayı tercih ediyorsa; bu durum dikkatle ele alınmalıdır. Çözüm, hukuk sınırları içinde, adalet duygusunu güçlendiren ve ortak aklı önceleyen bir anlayıştan geçer. Çünkü huzur, yüksek seslerde değil; adil bir düzen içinde sessizce yeşerir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
İsmail Çetin / diğer yazıları
- Dijital tekel kıskacında Türkiye ekonomisi: Emek, kalite ve marka değil, algoritma kazanıyor / 27.01.2026
- Yarını bugünden daha zor yaşamamak: Geçim, aidiyet ve adalet / 25.01.2026
- Türk devlet geleneğinde “Kut” kavramı / 22.01.2026
- Ehli Beş perspektifi: Türkiye’nin Kurtuluş Formülü / 20.01.2026
- Millet-devlet-maneviyat dengesi: İnanç gönülde, hukuk devlette / 19.01.2026
- Haydar Baş: Bektaşilik ve Ahiliği Cumhuriyet senteziyle yeni toplumsal zemine taşımıştır / 14.01.2026
- Birlik harcının çimentosu: Hacı Bektaş-ı Veli / 10.01.2026
- Enerji, göç ve güvenlik üçgeninde Türkiye / 08.01.2026
- Atatürk, etnik kimlik gözetmeden 86 milyonun namus ve onurunu kurtardı / 03.01.2026
- Zam enflasyonu tetikliyor, enflasyon zammı yutuyor: Kısır döngünün anatomisi / 01.01.2026
- Yarını bugünden daha zor yaşamamak: Geçim, aidiyet ve adalet / 25.01.2026
- Türk devlet geleneğinde “Kut” kavramı / 22.01.2026
- Ehli Beş perspektifi: Türkiye’nin Kurtuluş Formülü / 20.01.2026
- Millet-devlet-maneviyat dengesi: İnanç gönülde, hukuk devlette / 19.01.2026
- Haydar Baş: Bektaşilik ve Ahiliği Cumhuriyet senteziyle yeni toplumsal zemine taşımıştır / 14.01.2026
- Birlik harcının çimentosu: Hacı Bektaş-ı Veli / 10.01.2026
- Enerji, göç ve güvenlik üçgeninde Türkiye / 08.01.2026
- Atatürk, etnik kimlik gözetmeden 86 milyonun namus ve onurunu kurtardı / 03.01.2026
- Zam enflasyonu tetikliyor, enflasyon zammı yutuyor: Kısır döngünün anatomisi / 01.01.2026



























































































