logo
10 MART 2026


Yasağın sebebi iktidar

18.11.2005 00:00:00
Başörtüsü yasağının AİHM kararı ile iyice perçinlenmesinin sebebini başka yerlerde değil bizzat AKP iktidarının tavrında aramak gerektiğini söyleyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, "olayı bu noktaya taşıyan bizzat bu iktidar olduğu gibi yasaklama fiili de bizzat bu iktidara aittir" dedi BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Haftanın Sohbetinin bugün yayınlayacağımız ikinci bölümünde AİMH'nin başörtüsüyle ilgili olarak verdiği karar ile Şemdinli'de başlayan ve diğer ilçelere sıçrayan olayları değerlendirdi. - Hocam, AİHM'nin başörtüsüyle ilgili verdiği bir karar var. Leyla Şahin'in yaptığı başvuru üzerine AİHM, yasağın normal olduğu, hukuki olduğu değerlendirmesini yaptı. Şu anda AİHM'nin verdiği kararla birlikte bu insanların daha önceki hükümetler döneminde meydanlarda yaptıkları tepkileri şu anda yapmadıklarını görüyoruz. Hükümetin "tavrı biz bu işi çözeceğiz" şeklinde. Hükümet olmadan önce de böyle bir vaadi vardı. AB sürecinde çıkardıkları kanunlara rağmen hâlâ bu işi çözeceklerini söylüyorlar. Bu hususu nasıl değerlendiriyorsunuz?Prof. Dr. Haydar Baş- Hani bir söz vardır. Kol kırılır yen içinde kalır. Biz aslında bütün meseleleri kendi içimizde çözmemiz gerekir. Kalkıp bunu az evvel karakterini ortaya koymaya çalıştığımız Batılı şahsiyetinden beklememiz, "Bunlar bize haklarımız versin" dememiz biraz saflık oluyor. Kel derman bulsa başına sürer.Türban yasağının perde arkasıİkinci bir husus; Leyla Şahin hanımefendi kardeşimizin müracaatına AİHM nihai kararını verdi ve Türkiye'de verilen kararın doğru olduğunu onayladı. Bu karar Türkiye'de verildi ve bu kararın bozulması için oraya müracaat edildi. Şahin hanımefendiye denildi ki "Sen doğru değilsin. Senin hakkında karar verenler doğrudur." Burada geleceğim netice şudur: Şahin hanımefendinin müracaatı ile beraber "bu meseleyi çözeceğim" diyen iktidar da AİHM'ne bu dosya hakkında görüş beyan etti. Asıl önemli olan nokta burasıdır. Şimdi iktidar bunu çözecek mi çözmeyecek mi? Tarafsız olarak olaya bir bakalım. Tarihini pek hatırlamıyorum, biz Kayseri programındayız. O programda gazete elime geçiyor. İktidarın avukatı savunma veriyor. Diyor ki, "Biz, Leyla Şahin hanımefendiye verilen cezanın devam etmesinden yanayız." Kim bu? Hükümetin avukatı.- Yani hükümetin kendisi...Prof. Dr. Haydar Baş- Hükümet diyor bunu. Hükümetin dediği şey "Evet! Türkiye'de buna başörtüsünden dolayı yasak getirildi. Mağdur edildi. Bu haklı bir mağduriyettir. Hukuka terstir. Biz bu hukuka tersliği aynen kabul ediyor, burada da bu yasağın devamını temenni ediyoruz." Mahkemeye böyle beyanatta bulunuyorlar. Hatta ben o gün  gazeteyi okuyup orada bizi takip edenlere gösterdiğimde şunu söyledim: "Bakınız bu arkadaşlar bundan evvel ne derdi? 'Türk Silahlı Kuvvetleri bize müsaade etmiyor. Etmiş olsaydı biz başörtüsü konusunu halledecektik.'" Olayın özüne gelince, burada Türk Silahlı Kuvvetleri diye bir olay yok. Nereden biliyorsun? Allah selametini versin Doğan Güreş Paşaya bizim Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi bir ekiple ziyaret için gidiyorlar. Gittikleri zaman başörtüsü konusunun çok yoğun olarak tartışıldığı bir dönemdi. Bu konu açılıyor. Sayın paşanın tavrı çok enteresan. "Ne demek?" diyor. "Bu bizim simgemizdir. Sadece inanç değildir. Başörtüsü Türk milletinin adetidir. Hiçbir irade bunu önleyemez" diyor. Türk Silahlı Kuvvetleri yasak getirmiyorTürk Silahlı Kuvvetlerinin doruk noktadaki insanının görüşü bu. Ben de bunun üzerine dedim ki "Türk Silahlı Kuvvetleri başörtüsüne bir yasak getirmiyor. Yasağı getirenler aslında bu iktidarı bu noktaya taşıyan yabancı güçlerdir. Yasağı bunlar getirdiler. "Kime biz bu çamuru atalım. Nasıl olsa askerin konuşma hakkı yok, ona atalım" dediler. Olayın aslı bu. Hadisenin özü budur. Olayı ona kim yaptırmıyor? ABD yaptırmıyor. Kim yaptırmıyor? Global güçler yaptırmıyor. Onlara tabi olduğu, onların dediklerinin dışına bu iktidar bir milim çıkmadığı için netice bu noktaya geliyor. Sen iktidarsın. Her istediğin kanunu çıkartma yetkin olduğu halde bir başörtüsü konusunu halledemeyeceksin! Bu kadar zafiyet olur mu? Yapamıyorsan hükümet olmaSen nasıl iktidarsın, nasıl muktedirsin! O zaman hükümet olma. Milleti kandırma. "Ben bu işi yapacağım" deme. Vatandaş da başının çaresine baksın. Olay, tiyatro bu. Bu, aslında korkunç bir provokedir. Milletin devlete, sivilin askere karşı olma provokesidir. Ülkeyi meçhule doğru sürüklemenin provasıdır bunlar. Mesela Fransa'daki olayı geliyor, geliyor, beyefendi başörtüsüne bağlıyor. Sen Fransız kamuoyunu nereden biliyorsun? Tutmadı. "Ben onu demek istemedim" dedi. Böyle mantık mı olur? Böyle siyaset mi olur? Kısaca şunu demek istiyorum. Leyla hanımın davasında bizzat bu hükümetin, avukatıyla beraber dosyasında yasağın devam etme tavrı, görüşü vardır, kanaati vardır. Dosya açılsın, bakılsın.  "Sen şimdi hükümet olarak davadan vazgeçeceksin. Evet, o dönemde yapıldı ama şimdi bu iddiadan vazgeçtik" diyeceksin, Avrupa da "Yok. Bu bir kamu davasıdır" diyecek ve karar verecek öyle mi? Türkiye'de kamu davaları vardır. Müştekinin şikayetine bağlı değildir. Savcı kamu adına dava açar. Bunun gibi Avrupa da senin adına dava açacak. Böyle bir şey olmaz. Bunu isteyen hükümettir. Bu noktaya taşıyan hükümettir. Türk vatandaşlarının tamamı bunu çok açık ve net olarak böyle bilsin. AKP iktidarı başörtü sorununu çözmezSonra "Ben bu işi halledeceğim" diyor. Cumhurbaşkanı da "Halledemezsin. Mümkün değil" diyor. Niye mümkün değil? Anayasa'nın 90. maddesini bunlar değiştirdi. Bu iktidar değiştirdi. Anayasa'nın 90. maddesini, Avrupa hukukunun bir üst hukuk olduğunu, kararların çatışması halinde Avrupa'nın kararlarının tercih edileceği şeklinde değiştirdiler. Avrupa Mahkemelerinin verdiği kararların Türk hukukunun üstünde olduğunu bunlar kabul etti. Gerek AB'ye girme süreci adı altında gerekse daha evvel Anayasa'da yaptıkları değişiklikler adı altında bunu yaptılar. Sayın Cumhurbaşkanı da diyor ki, "Kardeşim! Senin madem böyle bir derdin vardı niye sen bu kanunu çıkardın. Bu çerçeve belgesinde 10. maddeye evet dedin. Sen aklını peynir ekmekle mi yedin?" demek istedi. "Bu iç meseledir" diyorlar. Ne iç meselesi? Siyaset milletin yararına bir hizmettirSen bunu dünya meselesi yaptın. Bunun halli olması için hukuki yolla 90. maddenin ilgası gerekir. Bu olmadıktan sonra hiçbir iradenin bunu yapması mümkün değildir. Bu iktidar bunu yapabilir mi?  Elcevap: Asla yapmaz. Yani yapamaz değil, yapmaz. Kesinlikle yapmaz. Böyle bir niyeti zaten yok. Sayın Abdullah Gül, muhalefette iken "Benim hanımımın başını zorla açıyorlar" diye AİHM'ye şikayet ediyor. Sonra kendisi bakan oluyor. Vazgeçiyor. Sayın Bakan, ne değişti? Niye vazgeçiyorsun? Siyaset böyle olmaz. Siyaset milletin yararına, devletin yararına, topyekün bu coğrafyada yaşayan canlıların yararına yapılan bir hizmettir. Bunu yapacaksın. Bunu yapmadıktan, gayesinden meseleyi uzaklaştırdıktan sonra hiçbir netice elde etmeniz   mümkün olmaz. Allah onun bereketini de vermez. Belanızı verin.- Yani devletle milletin kavgasından bir siyasi rant arayışı var burada değil mi Hocam?Prof. Dr. Haydar Baş- Bu çok net ve açık. Çok rahatlıkla çıkar, Meclise giderler, bizi dinledikten sonra kanun çıkartırlar. Önce 90. maddeyi ilga ederler, ondan sonra kanun çıkartırlar meseleyi hallederler. Sen bunu yapmıyorsun. Sonra başörtüsü yasağı diye bir şey yoktu. Bunların bu hukuki kulvara girişinden sonra mesele hukuki bir kimlik arzetti. Yani başörtüsünü yasaklama fiili bizzat bu iktidara aittir. - AB üyeliği ile bu türban yasağı nasıl bağdaştırılacak? Hem AB'ye gireceksiniz. Hem AB türban konusundaki görüşünü çok açık olarak söyleyecek. Bu nasıl bir şeydir?Prof. Dr. Haydar Baş- Ben ara sıra söylüyorum. Bir tiyatro oynanıyor.- Yani AB'ye girmek isteyen bir insanın türbanı savunması mümkün değil mi?Prof. Dr. Haydar Baş- Hiç mümkün değil. Ben bunu ifade ederken hukuki manada ölçü olarak bu hususu ele almıyorum. Yanlış anlaşılmasın. Bizim burada demek istediğimiz şey şu: Bu adamlar akaidlerini değiştirdi. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu, kendilerini ilgilendirir, beni ilgilendirmez. Sorunu BTP çözecek- Yani size göre başörtüsü meselesi askerin meselesi değil mi?Prof. Dr. Haydar Baş- Başta da söylediğim gibi sayın Doğan Güreş Paşa Genelkurmay Başkanı idi. Sıradan bir insan değildi. İfadesi ortada. Bana göre kesinlikle değil. Benim kanaatim, bunların inadına, Türk Silahlı Kuvvetleri bu meseleyi, zamanı gelecek, hayırlı bir iktidar döneminde, o iktidarla el ele vererek halledecektir. Göreceksiniz. Niçin onun meselesi olsun? Hatırlarsanız düğünlere, derneklere, birtakım üniversitelerdeki kutlamalara başörtülü insanları almıyorlardı. Ama Türk Silahlı Kuvvetlerinin törenlerine başörtülü hanımefendiler, ablalar rahatlıkla girebiliyordu. Bunlar daha dünün yaşanan hadiseleridir. Niye bunu görmüyoruz. Ben yine inancımda ısrar ediyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri, göreceksiniz, bizzat bunların inadına hayırlı bir siyasetle ki bu da inşallah Bağımsız Türkiye siyaseti olur, bu meseleyi kendisi halledecektir. Bu siviller eline yüzüne  bulaştırdı, insan haklarını ihlal etti, mahvetti diyerek bunu yapacaktır. Bunda benim inancım tamdır. Hiç kimse kendini koruyan iradeden endişe etmesin, şüphe etmesin. Zaten oynanan oyun budur. Çıkarılmak istenen fitne budur. Milleti birbirine kırdırmak, vuruşturmak, bölmek, parçalamaktır. Olay, yabancı güçlerin tezgahladığı tezgahtır. Bunu böyle bilmiş olalım.  ŞEMDİNLİ'NİN FAİLLERİ BELLİ - Hocam, malumunuz Şemdinli olayları var. Ülkemiz ciddi bir sıkıntının içine dahil oldu. Olaylar diğer bazı illere de sıçramaya başladı. Süreç oldukça tehlikeli seyrediyor. Bu olayı da Silahlı Kuvvetlere mal etme çabalarına ne dersiniz?Prof. Dr. Haydar Baş- Olayların haberlerini ben de izledim. Hatta bazı televizyonlar olayları sanki bayram edercesine veriyorlar. Orada bir tane şu bulundu, bu bulundu, asker bulundu, onun aracında silahlar bulundu, vs.vs. Ben hâlâ olayı öğrenmiş değilim. Ama benim bildiğim tek şey var. Askerin arabasında silah bulunmuş. Herhalde askerin arabasında şeker bulunmaz, çikolata bulunmaz, gül de bulunmaz. Ne bulunur? Silah bulunur. Daha başka ne bulunacak? Bu kadar mantıksız bir ifade olur mu? Tam bir provokasyon olay bu. Hadiseyi az çok bilen insanlara göre orada bir dükkan varmış. Bu dükkan PKK'nın merkezi imiş. Hadiselerin de oradan cereyan ettiğini ifade ediyorlar. Kısaca bununla Türk Silahlı Kuvvetlerinin, herhangi bir güvenlik gücünün kesinlikle direkt olarak alakası yoktur. Olması da mümkün değildir.Başka fail aramanın anlamıŞimdi ifade edeceğim hususa siz de dikkat edin, olmasının mümkün olmayacağını anlayacaksınız. Güneydoğu bölgesinde kimin hesabı var? Bir defa buradan yola çıkalım. Mesela Türkiye emniyetinin Güneydoğu bölgesi üzerinde bir hesabı var mı? Yani Türkiye emniyeti kalkacak burada bir bölge oluşturacak, kendisine ait bir devlet kuracak; bugüne kadar böyle bir şey duydunuz mu? Ben duymadım. İki; Türk Silahlı Kuvvetlerinin böyle bir gayesi, iddiası, "ben ayrı bir bölge oluşturacağım, burada bir devlet kuracağım, burası Türk Silahlı Kuvvetlerine ait olacak" var mı? Böyle bir yazı okudunuz mu? Söz duydunuz mu? Yok. Güneydoğu bölgesi  hakkında bu kurumların hiçbirinin böyle bir kanaati yok. "Türkiye cumhuriyetinin bir parçasıdır. Türkiye Cumhuriyetinin parçası olduğu için de biz burasını korumakla mükellefiz" inancı vardır, benim bildiğim.- Vatan toprağının müdafaası inancı var.Prof. Dr. Haydar Baş- Vatan toprağının müdafaası. O halde burada bir olay oluyor. Buradaki olay sıradan bir olay değil. Bu olayı kim yapabilir? Dediğim şekilde hesabı olanlar yapabilir. "Burasını biz kopartacağız. Kendimize ait bir coğrafya ilan edeceğiz ve burada devletimizi kuracağız." Bugüne kadar bu kim için söyleniyordu? PKK için söyleniyordu. PKK ne diyordu? "Ben bu bölgenin insanını ikna edeceğim. Orada bir Kürt devleti kuracağım. Kuzey Irak'la da bunun hukukunu temin edip federasyona gideceğiz" diyen PKK'lılar. Ortada yapacağı suçu, senelerden beri, 20 seneden beri itiraf eden bir fail varken yeni fail aramak kimin aklına geliyor? Eğer bu yeni faili arayan siyasetse demek siyaset de o PKK'nin yaptığı faaliyetleri örtme gayretleri içerisinde. "Ben faili bulacağım" diyorlar. Hadi oradan! Sen ne failini bulacaksın? Sen olan işi saptırıyorsun. Yani sanki burada Ahmet'in, Mehmet'in bir çıkarı var. Bu çıkar için bu eylemi yapacak. Ve ondan sonra kendini gizleyecek. Böyle bir şey yok ki. Buranın üzerinde hesabı olandan sen bunu soracaksın. O bölgede daha kimin hesabı var? Eğer tam konuşacaksak, meseleyi tam açacaksak CIA'nın hesabı var, Mossad'ın hesabı var. Onların bağlı oldukları yerlerin hesabı var. Fail bunların bir tanesidir veya her üçüdür. Şimdi AB bastırıyor. "Siz Kürtlere hak vereceksiniz. Alevilere hak vereceksiniz" diyor. Hadiselerin cereyan ettiği bölge neresidir? - Şemdinli, Güneydoğu Anadolu bölgesiProf. Dr. Haydar Baş- Kimler yaşıyor burada? Demek hadiseler orayla da alakalı. Sadece o bölgede değil o bölge gibi niza konusu olan yerlerde de aynı hadiselerin çıkacağını beklemek o kadar fazla ileri görmeyi gerektirmiyor. Yani iddianın ispatı bu yerlerde bu tip hadiselerin olmasını bize ifade ediyor. Geçenlerde sohbet ediyoruz. Sayın Nurettin Genç beyin iki üç ay evvel sayın Başbakanın  "Kürt meselesi benim sorunumdur" dediği günlerde bir sözü oldu. "Hocam! Göreceksiniz o bölgede bundan sonra, artık bir ay sonra olur, iki ay sonra olur, dört ay sonra olur, ama bana göre dört aya kadar büyük hadiseler patlak verecektir" dedi. "Nereden anladın?" dedim. "Baksana! Adam bunun sinyalini veriyor" dedi. Gören göz, işiten kulak hemen yorumun yapıyor, hadiseyi okuyor. Akşam Nurettin beyle yine konuşuyoruz. "Bunu kim yapar? Elbette ki bunlar yapar" dedi. Burada sayın iktidar kendi üzerine düşen vazifeyi şu ana kadar bihakkın ifa edemediği için o da mesuliyet sahibidir. Mesuliyetini şu, bu gerekçeyle, birtakım zanni suçlamalarla hiç kimsenin üzerine atmasın. Bu yükün altından kalkılmaz. Onu da iyi bilsin.İNSAN UNSURU ÇÜRÜDÜ- Hocam geldiğimiz noktada da Türk toplumunda ciddi kırılmalar görüyoruz. Fransa'daki olaylara da bir bakarsak Türk toplumunun geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?Prof. Dr. Haydar Baş- Topyekün insan meselesine baktığımız zaman hakikaten ifade buyurduğunuz gibi sadece Fransa'da değil dünyanın hemen hemen her tarafında insan dediğimiz unsur çürümeye yüz tuttu. Toplumlardaki nizamın, intizamın, bereketin, gayretin, çalışmanın, terakki etmenin sebebi insandır. İnsan bunları insan yapar. Bir yerde güzellik varsa oranın insanı güzeldir. Bir yerde güzellik yoksa başka bir suç da aramanıza gerek yok. Suçlu olanlar oradaki insanlardır. Peki durum ne? O halde biz insanımızı dünya genelinde kaybediyoruz, kaybettik. İnsanı kendi yararına kazanmadığımız müddetçe, kendi menfaatlerine kazanmadığımız müddetçe, toplumunun yararına onu barışık hale getirmediğimiz müddetçe ki isterseniz bunu şu cümle ile bütünleyelim; kendinin ve toplumunun yararına insanları biz kazanmadığımız müddetçe toplumlardaki hadiselerin önüne geçmenin imkan ve ihtimali olamayacaktır. Neden? Çünkü insan çıkarcıdır. Çıkarını nerede görürse o tarafta menfaatlerini arar, o tarafa meyleder, eylemlerini orada geliştirir. Şimdi nefsinin çıkarını düşünmüyor. Toplumunun da çıkarını düşünmüyor. Burada fonksiyon sahibi kim oluyor? Şeytan oluyor.  Şeytan da nereyi yakacak, nereyi yıkacak, o belli olmaz. An be an değişir. Dünyanın yaşadığı kader bu. Allah'a kul olmak lazımPeki bu hastalığın halli için tavsiyen ne olur diyorsanız, benim bütün insanlık ailesine tavsiyem, insanların, onları bu aleme bir imtihan kastı ile gönderen Yaratıcısıyla aralarındaki hukuku iyi bir noktaya taşımaları lazım. O'na yaranmak için, O'na kul olma esprisini anlayıp unutmamaları lazım. O kulluk kulvarında O'na yürümeye gayret etmeleri lazım. Bunu yaptığında O'nun rızasını, iyiliğini, güzelliğini kazanmak için yaptığında ki O'nun için bütün kullar eşit, aynı mesafede olduğundan herkes için aynı iyiliği O emrettiği için her tarafta güzellikler, hayırlar, yardımlar, barış, esenlik kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Fazla da konuşmaya gerek yok. Bu konularda bendenizin eskiden beri yazdığım makalelerim, kitaplarım, yaptığımız sohbetlerimiz vardır. Bizi takip eden kardeşlerimize bunları tavsiye ederim.Çok önemli uluslararası kongre - Hocam, 26-27 Kasım'da İstanbul'da bir kongre var. Birici gün Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde, ikinci gün de Grand Cevahir oditoryumunda bir kongre var. Bu kongrede sizin teziniz hakkında bulunmak üzere dünya çapında üniversitelerden profesörler gelecekler. Bildiğim kadarıyla ABD'den Harvard ve İllionis üniversitesinden dört bilim adamı var. Gene Rusya'daki birçok üniversiteden, Rusya Bilimler Akademisinden, Azerbaycan'da Bakü devlet Üniversitesi ve diğer üniversitelerden, Türkiye'deki çeşitli üniversitelerden değerli profesörler katılacaklar ve müzakerelerde bulunacaklar. Prof. Dr. Haydar Baş- Ortadoğu'dan, Tataristan'dan, Pakistan'dan da var. Yani güçlü bir kadro katılacak inşaallah Allah'ın hayırlar getirmesini niyaz ediyorum.- Değerli halkımızı da bu programa beklediğimizi ifade ediyor, verdiğiniz bilgiler için de size teşekkür ediyoruz.

Antalya'da göçmen botu faciası: 14 ölü

Antalya'nın Demre ilçesi açıklarında düzensiz göçmen botunun karıştığı kaza sonucu 14 düzensiz göçmen hayatını kaybetti 

09.03.2026 14:45:00
İhlas Haber Ajansı
Antalya'da göçmen botu faciası: 14 ölü
Antalya'da göçmen botu faciası: 14 ölü
Antalya'nın Demre ilçesi Beymelek Mahallesi açıklarında düzensiz göçmen botunun karıştığı kaza sonucu 14 düzensiz göçmenin hayatını kaybettiği açıklandı. Olaya ilişkin Antalya Valisi Hulusi Şahin, "Sahil Güvenlik ekiplerinin dur ihtarına uymayarak kaçmaya çalışan bot, yaptığı yüksek süratli manevralar nedeniyle Sahil Güvenlik teknesine temas etmiş ve göçmenlerden bir kısmı denize düşmüştür.

Sahile ulaşan 14 düzensiz göçmen Jandarma ekiplerimizce yakalanmış ve 7 göçmen ise Sahil Güvenlik ekiplerimiz tarafından denizden sağ olarak kurtarılmış olup ilk yardım ekipleri tarafından ilk müdahaleleri yapılmıştır. Bahse konu olayda maalesef denize düşerek hayatını kaybeden 14 kişinin cansız bedenine ulaşılmıştır" dedi.

Vali Şahin, Demre ilçesi Beymelek Mahallesi açıklarında saat 06.00 sıralarında içlerinde kadın ve çocukların da bulunduğu Afganistan uyruklu düzensiz göçmenlere ait bot tespit edildiğini belirterek, "Sahil Güvenlik ekiplerinin dur ihtarına uymayarak kaçmaya çalışan bot, yaptığı yüksek süratli manevralar nedeniyle Sahil Güvenlik teknesine temas etmiş ve göçmenlerden bir kısmı denize düşmüştür.

Botta kalan düzensiz göçmenlerden bir kısmı ise acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyacak şekilde kıyıya ulaşmıştır. Sahile ulaşan 14 düzensiz göçmen Jandarma ekiplerimizce yakalanmış ve 7 göçmen ise Sahil Güvenlik ekiplerimiz tarafından denizden sağ olarak kurtarılmış olup ilk yardım ekipleri tarafından ilk müdahaleleri yapılmıştır. Bahse konu olayda maalesef denize düşerek hayatını kaybeden 14 kişinin cansız bedenine ulaşılmıştır. Sahil Güvenlik Komutanlığımız ile Jandarma Komutanlığımıza bağlı ekipler karadan, denizden ve havadan arama kurtarma çalışmalarını sürdürmektedir. Olayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli, Valiliğimiz tarafından idari tahkikat başlatılmıştır" dedi.

Vali Köşger açıklama yaptığı sırada artçı depreme yakalandı

Denizli'de sabah saatlerinde meydana gelen depremin ardından bölgede incelemeler yapan Vali Yavuz Selim Köşger, açıklama yaptığı sırada artçı depreme yakalandı. Vali Köşger, "Şu an itibarıyla en sevindirici tarafı can kaybının olmamasıdır. Ekiplerimiz enkaz ve hasar oluşan alanlarda incelemelerini sürdürüyor. Hasar tespit çalışmaları devam ediyor ve durum yakından takip ediliyor" dedi

09.03.2026 12:47:00 / Güncelleme: 09.03.2026 12:49:33
İHA
Vali Köşger açıklama yaptığı sırada artçı depreme yakalandı
Vali Köşger açıklama yaptığı sırada artçı depreme yakalandı
Denizli'de sabah saat 9.21 ralarında Buldan ilçesi Yenicekent Mahallesi merkezli 5.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremin ardından Yenicekent Mahallesi'ndeki eski özellikle yapılarda hasar oluştu. Depremin ardından AFAD, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, itfaiye ekipleri depremin yaşandığı Buldan ilçesinde ve çevre ilçelerde teyakkuza geçti.

Denizli Valisi Yavuz Selim Köşger'de ilk olarak Buldan ilçe merkezine ardından Yenicekent Mahallesine gelerek incelemelerde bulundu, kurum amirlerinden bilgi aldı. Hasar gören yapıları ziyaret ederek vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileten Vali Köşger, deprem hakkında açıklama yapacağı sırada 3.0 büyüklüğünde artçı sarsıntıya yakalandı.



"Şu an itibarıyla en sevindirici tarafı can kaybının olmamasıdır"

Depremden etkilenen tüm vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileten Denizli Valisi Yavuz Selim Köşger, bölgede özellikle eski yapılarda sıkıntılar yaşandığını ifade etti.

Eski yapıların duvarlarında çatlaklar, iş kısımlarında çökmelerin meydana geldiğini söyleyen Vali Köşger, "Bazı binaların iç dizaynında çökmeler var. Bir kurum binasında ise kolon ve taşıyıcı sistemlerde hasar tespit edildi. Şu anda bütün ekipler sahada çalışmalarını sürdürüyor. AFAD ve jandarma ekiplerimiz bölgede incelemelerini yapıyor. Aynı zamanda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na bağlı ekipler de hasar tespit çalışmalarına başladı. Çevre Şehircilik İl Müdürlüğümüzün ekipleri de bölgede. Şu an itibarıyla en sevindirici tarafı can kaybının olmamasıdır. Ekiplerimiz enkaz ve hasar oluşan alanlarda incelemelerini sürdürüyor. Hasar tespit çalışmaları devam ediyor ve durum yakından takip ediliyor. Şu an itibarıyla okullarımızda da herhangi bir ciddi sıkıntı görünmüyor. Sadece bir okulumuzda yüzeysel sıva çatlakları var. Sadece o okul tahliye edildi. Arkadaşlarımız sahada tespit çalışmalarını yapıyorlar. Şu an için okullarımızda önemli bir hasar söz konusu değil. Bu nedenle okulların tatil edilmesi gibi bir durum da yok" dedi.

İmamoğlu davasında duruşmaya ara verildi

Ekrem İmamoğlu duruşmasında izleyiciler tezahürat yaptığı için mahkeme heyeti salonundan çıktı, duruşmaya saat 13.30'a kadar ara verildi. Tutuklu ve tutuksuz sanıklar çıkarıldı. Mahkeme başkanı izleyicilerin de salondan çıkarılmasına karar verdi. İzleyiciler duruşmaya alınmama ihtimaline karşın salondan ayrılmıyor

09.03.2026 12:30:00
İHA
İmamoğlu davasında duruşmaya ara verildi
İmamoğlu davasında duruşmaya ara verildi
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu'na yönelik yürütülen 'yolsuzluk' soruşturması tamamlanarak 11 Kasım 2025 tarihinde 3 bin 809 sayfalık iddianame hazırlanmıştı.

Hazırlanan iddianamede örgüt lideri olarak suçlanan Ekrem İmamoğlu'nun 2 bin 430 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, örgüt yöneticisi konumunda bulunan Fatih Keleş'in bin 542 yıl 8 aya kadar, Murat Ongun'un 251 yıla ve Adem Soytekin'in ise 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilmişti.

402 sanığın farklı suçlardan değişen oranlarda hapisle cezalandırılması istenen iddianame kapsamında ilk duruşma bugün İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde bulunan duruşma salonunda görülmeye başlamıştı.

Duruşma sürerken, seyirci kısmından da zaman zaman tezahüratlar yükseldi. Mahkeme başkanı, duruşmanın düzenin bozulduğu gerekçesiyle seyircilerin salondan çıkarılmasına karar verdi.

Sanıklar salondan çıkarılırken, izleyiciler, jandarma eşliğinde dışarı alındı. Mahkeme heyeti salondan çıktı.

Duruşmaya saat 13.30'a kadar ara verildi. İzleyiciler salona geri alınmama ihtimaline karşı salondan ayrılmıyor.

Van ve Hakkari'de 320 kg uyuşturucu madde yakalandı

İçişleri Bakanlığı, Van ve Hakkari'de uyuşturucu tacirlerine yönelik düzenlenen operasyonlarda 320 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildiğini açıkladı

09.03.2026 10:39:00
İhlas Haber Ajansı
Van ve Hakkari'de 320 kg uyuşturucu madde yakalandı
Van ve Hakkari'de 320 kg uyuşturucu madde yakalandı
İçişleri Bakanlığı, Van ve Hakkari'de uyuşturucu tacirlerine yönelik düzenlenen operasyonlarda 320 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildiğini açıkladı.

Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Van ve Hakkari İl Jandarma Komutanlıklarınca düzenlenen operasyonlarda 320 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildiği, olayla ilgili 15 şüphelinin yakalandığını bildirdi.



Açıklamada, "Van ve Hakkari'de uyuşturucu madde imalatçısı zehir tacirlerine yönelik Jandarmamız tarafından düzenlenen operasyonlarda 320 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildi.



Jandarma Genel Komutanlığı Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde; Van ve Hakkari İl Jandarma Komutanlıklarınca yürütülen istihbari çalışmalar sonucu düzenlenen operasyonlarda; 198 kilogram esrar, 112 kilogram metamfetamin, 10 kilogram eroin uyuşturucu maddesi ele geçirildi. 15 şüpheli zehir taciri yakalandı. Uyuşturucuya yönelik operasyonlarımız ülke genelinde etkin şekilde sürdürülmektedir. Daire Başkanlığımızı, Kahraman Jandarmamızı, Cumhuriyet Başsavcılıklarımızı ve emeği geçenleri tebrik ediyoruz" ifadelerine yer verildi.

Denizli'de 5,1 büyüklüğünde deprem

Denizli'nin Buldan ilçesinde 5,1 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Şu ana kadar depremle ilgili gelen olumsuz bir durumun olmadığı bildirildi

 

09.03.2026 10:07:00 / Güncelleme: 09.03.2026 11:06:51
Anadolu Ajansı
Denizli'de 5,1 büyüklüğünde deprem
Denizli'de 5,1 büyüklüğünde deprem

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Denizli'nin Buldan ilçesinde meydana gelen 5,1 büyüklüğündeki depreme ilişkin şu ana kadar gelen olumsuz bir durumun olmadığını bildirdi.

Bakan Kurum, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Geçmiş olsun Denizli. Buldan'da meydana gelen ve çevre illerde de hissedilen 5,1 büyüklüğündeki depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun. Şu ana kadar gelen olumsuz bir durum olmamakla birlikte olası ihbarlara göre il müdürlüğü ekiplerimiz hasar tespit çalışmalarına başlayacak." ifadelerine yer verdi.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığınca (AFAD) yapılan açıklamada ise şunlar kaydedildi:

"Denizli ilimizin Buldan ilçesinde saat 09.21'de meydana gelen ve Uşak, Aydın, Muğla, Burdur illerimizde de hissedilen 5,1 büyüklüğündeki deprem sonrası an itibarıyla olumsuz bir durum bulunmamaktadır. Saha tarama çalışmaları devam etmektedir. Etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunarız." 

Türkiye, KKTC'ye konuşlandıracak

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Sivil Havacılık Dairesi Müdür Vekili Aşkın Meşeli, Türkiye'nin yarın KKTC'ye 6 adet F-16 savaş uçağı göndereceğini açıkladı

09.03.2026 00:10:00
İhlas Haber Ajansı
Türkiye, KKTC'ye konuşlandıracak
Türkiye, KKTC'ye konuşlandıracak
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Sivil Havacılık Dairesi Müdür Vekili Aşkın Meşeli, Türkiye'nin yarın KKTC'ye 6 adet F-16 savaş uçağı göndereceğini açıkladı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Sivil Havacılık Dairesi Müdür Vekili Aşkın Meşeli, Türkiye'nin yarın sabah saatlerinde KKTC'ye 6 adet F-16 savaş uçağı göndereceğini açıkladı. Meşeli, uçakların güvenlik amacıyla gönderileceğini belirterek, söz konusu sevkiyatın sivil uçuşları etkilemeyeceğini ifade etti.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB) kaynakları, dün yaptıkları açıklamada, son gelişmeler kapsamında KKTC'nin güvenliğinin sağlanması amacıyla F-16 savaş uçaklarının adaya konuşlandırılmasının değerlendirildiğini bildirmişti.

Çanakkale'de 39 kaçak göçmen yakalandı

Çanakkale'nin Ayvacık ilçesi açıklarında Sahil Güvenlik Komutanlığı ekiplerince lastik bot içerisinde 16'sı çocuk 39 kaçak göçmen yakalandı

08.03.2026 15:57:00
İhlas Haber Ajansı
Çanakkale'de 39 kaçak göçmen yakalandı
Çanakkale'de 39 kaçak göçmen yakalandı
Çanakkale'nin Ayvacık ilçesi açıklarında Sahil Güvenlik Komutanlığı ekiplerince lastik bot içerisinde 16'sı çocuk 39 kaçak göçmen yakalandı.

Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri, Ayvacık açıklarında lastik bot içerisinde bir grup kaçak göçmen olduğunu tespit etti. Bölgeye sevk edilen Sahil Güvenlik botu 'KB-76' tarafından hareketli lastik bot durduruldu.

Durdurulan lastik botta 16'sı çocuk olmak üzere 39 kaçak göçmen yakalandı. Kaçak göçmenler, işlemlerinin ardından Ayvacık ilçesindeki Göçmen Ön Kabul ve Sevk Merkezine teslim edildi.

Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!


 
 
Ülkemizde erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen prostat kanserinin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanıyor. Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek “Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde yeni bir döneme girmiş bulunmaktayız" dedi.
 

07.03.2026 07:12:00
MURAT ÇORBACI
Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!
Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!

Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de görülme sıklığı artan prostat kanseri, artık sadece ileri yaşta değil, gençlerde de yaygınlaşıyor. Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek, "Prostat erkek üreme sistemine ait bir salgı bezidir. Prostat bezi hücrelerinden kaynaklanan prostat kanseri, dünya ülkelerinin çoğunda erkeklerde en sık görülen organ kanserdir. Erken tanı hayat kurtarmakta, kanser prostatta sınırlıyken yakalanıp tedavi edildiğinde tam başarı sağlanabilmektedir. Ancak ülkemizde erkek kanserlerinde akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer alan prostat kanseri sinsice ilerlediği ve erken dönemde herhangi bir belirti vermediğinden dolayı, geç tanı konulma oranı yüzde 30'u bulmakta ve bu imkan önemli oranda kaçırılmaktadır" dedi.

40 yaş sonrası tarama testi kritik önem taşıyor!

Erken tanı için, günümüzde 40 yaşından itibaren PSA testi yaptırılmasının ve prostat muayenesinin çok önemli oldunu vurgulayan Prof. Dr. Öbek, "Böylelikle kişinin mevcut durumunu ve ileride prostat kanseri riskini de tespit edebiliyoruz; takip sıklığımızı buna göre ayarlıyoruz. Erken tanı için PSA testi şart ancak kesin tanı muayenedeki bulgulara göre prostat biyopsisi ile konuluyor" diye konuştu.

Ameliyatın yerini bölgesel tedavi alıyor

Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde, teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemelerin de sayesinde büyük değişim yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Öbek, tedavi etkinliğinden ödün vermeden, hastanın yaşam kalitesini korumak odaklı, minimal girişimsel yöntemlerin daha çok tercih edildiğini söyledi. Prof. Dr. Öbek, sözlerine şöyle devam etti: "Robotik cerrahi, büyük ölçüde açık ameliyatın yerini aldı. Daha yakın dönemde, MR ve MR füzyon biyopsi teknolojisinin gelişmesi, fokal (bölgesel) tedavi yönteminin ortaya çıkmasına ve yaygınlaşmasına zemin hazırladı. Ameliyatsız bir yaklaşım olan fokal tedavi, giderek artan sıklıkta hastalar tarafından tercih edilmekte ve hekimler tarafından da uygulanmaktadır. Kanımca çok yakın gelecekte, ameliyatın pabucunu dama atmaya adaydır."

Ramazanda kefiri ne zaman tüketmeli?


 
 
Ramazan ayında kefirin probiyotik etkisi sayesinde bağırsak sağlığını desteklediğine değinen Diyetisyen Elif Berfin Aydoğdu, “Kabızlık ve sindirim sorunlarının önlenmesine yardımcı olur. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Tokluk hissi sağlayarak sahur öğününü destekler. Ramazan ayında kefir, iftardan 1-2 saat sonra ya da sahurda tüketilebilir” dedi.

07.03.2026 06:35:00
MURAT ÇORBACI
Ramazanda kefiri ne zaman tüketmeli?
Ramazanda kefiri ne zaman tüketmeli?

Ramazan ayında kefirin probiyotik etkisi sayesinde bağırsak sağlığını desteklediğine değinen Diyetisyen Elif Berfin Aydoğdu, "Kabızlık ve sindirim sorunlarının önlenmesine yardımcı olur. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Tokluk hissi sağlayarak sahur öğününü destekler. Ramazan ayında kefir, iftardan 1-2 saat sonra ya da sahurda tüketilebilir" dedi.

Kefirin protein, kalsiyum, fosfor, magnezyum ve B grubu vitaminleri açısından zengin bir besin olduğunu ifade eden Dyt. Aydoğdu, bilimsel çalışmaların kefirin bağırsak florasını güçlendirdiğini, sindirimi kolaylaştırdığını ve laktoz intoleransı olan bireylerde süte göre daha iyi tolere edildiğini gösterdiğini aktardı. Aydoğdu, "Bu özelliğiyle kefir, Ramazan'da mideyi yormayan, besleyici bir ara öğün ya da sahur desteği olabilir" diye konuştu.

Kefirin faydalı olmasına rağmen ölçülü tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Aydoğdu, "Sağlıklı bireyler için günde 1 su bardağı (200-250 ml) kefir yeterlidir. Ramazan ayında kefir, iftardan 1-2 saat sonra ya da sahurda tüketilebilir. İlk kez tüketmeye başlayan kişiler yarım bardakla başlayıp zamanla artırmalıdır" dedi.

Hiçbir yakınmanız olmasa bile, dikkat!


 
Diyabet, ülkemizde görme kaybının en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Uygun şekilde tedavi edilmediği ve düzenli takip edilmediği takdirde geri dönüşü olmayan kalıcı görme kaybına ve körlüğe yol açabiliyor.
 

07.03.2026 06:32:00
MURAT ÇORBACI
 Hiçbir yakınmanız olmasa bile, dikkat!
 Hiçbir yakınmanız olmasa bile, dikkat!
Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, diyabetik retinopatinin diyabetin en sık görülen ve tedavi edilmediği takdirde körlüğe neden olabilen en önemli komplikasyonu olduğunu belirterek, "Retina, gözün içini kaplayan ve görüntüyü algılayarak beyne ileten sinir tabakasıdır. Aslında görme fonksiyonunu gerçekleştiren ana yapıdır. Diyabetik retinopatide bu yapı yüksek kan şekerine bağlı olarak hasar görür ve tedavide gecikildiğinde kalıcı görme kaybı oluşur" dedi. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, bu nedenle diyabetik retinopatinin erken dönemde tedavi edilmesinin göz sağlığı açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, "Diyabet tanısının ardından, hiçbir yakınmaları olmasa bile hastaların düzenli göz kontrollerini yaptırmaları gerekmektedir. Bu sayede, ortaya çıkan sorunlara erken dönemde müdahale edilmesi, görme kaybı riskini önemli ölçüde azaltır ve çoğu zaman önlenebilir hale getirir" diye konuştu.

Her 10 hastadan yaklaşık 3'ünde görülüyor!

Gözün sinir tabakası olan retinanın hasar görmesiyle meydana gelen diyabetik retinopati, diyabetik hastaların yaklaşık yüzde 30-35'inde görülüyor. Prof. Dr. Berna Özkan, retinopati gelişme riskinin hastalığın süresiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayarak, "Genellikle diyabet başlangıcından yaklaşık 5 yıl sonra gözde ilk patolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar ve hastalık süresi uzadıkça retinopati görülme sıklığı da artar. Türk Diyabetik Retinopati Epidemiyoloji Çalışması'na göre, diyabet süresi 15 yılı aştığında hem kadınlarda hem erkeklerde görülme oranı yaklaşık yüzde 66'ya yükselir. Ayrıca, kan şekeri düzeylerinin iyi kontrol edilememesi ve hipergliseminin uzun süre devam etmesi, retinal hasarın şiddetini de belirgin şekilde artırır" dedi.

Kalıcı görme kaybına neden olabilir!

Diyabet temel olarak bir damar hastalığı olduğu için kanda yüksek düzeydeki glukozun uzun süre damar içinde dolaşması, damar duvarında yapısal bozulmaya yol açıyor. Bu hasar sonucu kan hücreleri, serum, proteinler ve lipidler, gözün sinir tabakası olan retinaya sızarak, ödem ve kanamalara neden oluyor. Bu tablo görme keskinliğinde azalmayla sonuçlanıyor. Prof. Dr. Berna Özkan, hastalık ilerledikçe hasar gören damar duvarlarının zayıfladığını ve damarlarda tıkanmalar oluştuğunu belirterek, "Bunun sonucunda retina yeterli kan ile oksijen alamaz; iskemi olarak adlandırılan süreç meydana gelir ve retina hücrelerinde kayıp başlar. Bu evrede ortaya çıkan görme kaybı sinir hücrelerinin yenilenme kapasitesi olmadığı için çoğu zaman geri dönüşsüz, yani kalıcı olur" diye konuştu.

Glokomdan katarakta…

Diyabet, retina dışında gözün başka yapılarını da etkileyebiliyor. Katarakt, glokom (göz tansiyonu), kornea ve oküler yüzey hastalıkları ile enfeksiyonlara yatkınlık bu etkiler arasında yer alıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, özellikle enfeksiyonlara yatkınlığın klinik açıdan büyük önem taşıdığını anlatarak, şöyle devam etti: "Diyabetik hastalarda immün yanıtın zayıflaması nedeniyle, normalde vücutta zararsız şekilde bulunabilen ya da günlük yaşamda karşılaşılan mikroorganizmalar, göz içinde ciddi, hatta görmeyi tehdit eden enfeksiyonlara (endoftalmi) yol açabilir. Ayrıca diyabet, göz hareketlerini sağlayan kranial sinirlerde mikroiskemik hasara neden olarak göz kaslarında felçlere ve buna bağlı çift görmeye (diplopi) sebep olabilir." 

Yılda bir kez göz muayenesi çok önemli!

Diyabetik retinopatide ilk damar değişiklikleri başladığında hastanın görme keskinliği hemen etkilenmeyebiliyor. Bu nedenle, diyabet tanısı konulduğunda düzenli göz muayeneleri ve ortaya çıkan sorunlara erken dönemde müdahale edilmesi, ciddi görme kaybının önlenmesi açısından kritik önem taşıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, diyabet tanısı alan ve henüz göz bulgusu saptanmayan hastaların yılda bir kez göz muayenesi yaptırmaları gerektiğini anlatarak, "Erken dönem retinopati bulguları tespit edildiğinde takip aralığı genellikle 6 aya indirilmektedir. İleri evre bulguların varlığında ise muayene sıklığı, hastalığın şiddetine ve klinik durumuna göre daha da artırılır" diyor. Prof. Dr. Berna Özkan, kontrol zamanı henüz gelmemiş olsa bile görme keskinliğinde azalma ve görme alanında kayıp fark edildiğinde veya şiddetli bir göz ağrısı oluştuğunda zaman kaybetmeden göz hekimine başvurmanın son derece önemli olduğunu vurguluyor.

Görme keskinliğinde artış sağlanabiliyor!

Günümüz tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada tam görme kaybının önüne geçmek mümkün olabiliyor. Diyabetik retinopati geliştiğinde, damar sızıntısına bağlı retina ödemi oluşmuşsa, göz içi enjeksiyon tedavileriyle ödem azaltılabiliyor. Bu tedavi sayesinde çoğu hastada görme keskinliğinde artış sağlanabildiğini aktaran Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, sözlerine şöyle devam ediyor: "Hastalık ilerleyip retina damarlarında tıkanmaya bağlı iskemi, yani doku tahribatı geliştiğinde ise iskemik retina alanlarına lazer fotokoagülasyon uygulanması gerekir. Daha ileri evrelerde diyabetik retinopatiye bağlı göz içi kanama, traksiyonel retina dekolmanı veya bağışıklık sistemindeki zayıflığa bağlı göz içi enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Bu durumlarda vitreoretinal cerrahiyle kanamalar temizlenebilir, retina yeniden yatıştırılabilir ve gözün bütünlüğü korunabilir."
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.