logo
28 EYLÜL 2026

Yeni Osmanlıcılık niçin empoze ediliyor?

İcmal Gençlik Derneği'nin düzenlediği geleneksel yaz kampında eğitimci Asude Havuzlu, son dönemde sürekli empoze edilmeye çalışılan Yeni Osmanlıcılık akımının dayandığı temeller hakkında çarpıcı bir konuşma yaptı

04.08.2017 00:00:00
 
İcmal Gençlik Derneği tarafından Afyon'da düzenlenen geleneksel yaz kampındaki oturumda konuşan Asude Havuzlu, birbirinden çarpıcı konulara değindi. Yeni Osmanlıcılığın diriltilmeye çalışıldığını belirten Havuzlu, bu akımın dayandığı temellerin gerçek yüzünü deşifre etti.  
Sayın Asude Havuzlu'nun çarpıcı konuşmasını Yeni Mesaj okurlarının dikkatine sunuyoruz:
"Eskilerin bir sözü vardır, "Mazisi olmayanın âtisi de olmaz" derler. Yani geçmişini bilmeyenin geleceği de olmaz. Tarihimizi doğru bilmek ve geçmişte olan olaylardan ders çıkarmak, ibret almak geleceğe yönelik alınacak kararlarda, dostunu düşmanını, doğruyu yanlışı ayırt etmek çok önemlidir. Son dönemde halkımıza sürekli empoze edilmeye çalışılan Yeni Osmanlıcılık akımının dayandığı temelleri gelin birlikte tahlil edelim.
Burada vaktimiz sınırlı olduğu için bütün padişahların dönemlerine tek tek göz atamayacağız tabi ama birkaçından örnekler vererek ne demek istediğimizi açıklayalım. 
Önce cennet mekan vasfıyla anılan Fatih Sultan Mehmet'le başlayalım. Ünlü Kanunnamesiyle kardeş katlini meşru kılan padişahtır kendisi. Şunu da belirtmeden geçmeyelim, Fatih'ten önce de taht kavgaları vardı. Ama kardeşlerinin gözlerine mil çektirmek veya Bizans'a rehin vermek gibi yöntemlerle rakiplerini geride bırakıyorlardı. Ancak Fatih, öldürmeyi meşru hale getirdi. Yeni Osmanlıcılar bu durumu savunmak için diyorlar ki, "öyle büyük insanlar ki bu padişahlar devlet için, millet için kendi kardeşlerinden, evlatlarından bile vazgeçiyorlar. Hangimiz böyle bir fedakarlık yapabiliriz? Hangimizde var böyle bir vatan sevgisi?" 

Suçsuz insanları öldürenlerin ayetlerdeki yeri

"Kim bir insanı (suçsuz yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de suçsuz bir insanı ölümden kurtarırsa, sanki bütün insanları ölümden kurtarmış gibidir." (Maide, 5/32) "Kim bir mü'mini kasdi olarak öldürürse, o kimsenin cezası cehennemde (ebedi) kalmaktır." (Nisa, 4/93)
Allah kelamının üstüne söz söyleyecek halimiz yok. Şimdi bu ayetler varken bu kanunu haklı gösterebilir misiniz? Zira kardeş ve evlat katli öyle bir noktaya geliyor ki, kundaktaki bebekler, hatta hamile olan cariyelerin öldürülmesine kadar gidiyor; ola ki erkek bebek dünyaya getirirler diye. Örneğin 3. Mehmet tahta çıktığı gün 19 kardeşini boğdurtarak tarih sayfalarına kara bir leke bırakmıştır. Kanuni'nin, oğlu Şehzade Mustafa'yı öldürdüğü sahneler meşhur diziyi izlerken hepimizin kanını dondurdu ama birçoğumuzun bunu 500 sene sonra bir TV dizisinden öğrenmiş olmamız da trajikomik bir durumdu. Kanuni, Mustafa'nın oğlu Mehmet'i, Şehzade Beyazıt'ı ve 5 oğlunu da daha sonra boğdurtuyordu. Bu arada hanedan kanı kıymetli ve kutsal görüldüğünden boğarak öldürüyorlardı, kanları akıtılmıyordu. 

'Fatih'in annesi Ortodoks bir Hıristiyan olarak ölmüştür'

Fatih tahta çıktıktan sonra memleketi Sırbistan'a geri dönmek isteyen annesi Maria Despina'yı, Sırbistan'ın Toblica ve Glubotçitsa bölgelerini, dedesi Curac Brankoviç'e verdiğini bildiren bir fermanla Sırbistan'a gönderir. Dedesi ölünce annesini Osmanlı Ülkesine geri getirir ve Selanik'teki Küçük Ayasofya Manastırı ile çevresindeki geniş araziyi bir fermanla annesine tahsis eder.

Aslı bugün Topkapı arşivinde bulunan bu fermanda Fatih şöyle buyurmaktadır: "Bu devrin Hıristiyan kadınlarının en yücelerinden olan anam Despina Hatun, Selanik'te Küçük Ayasofya adıyla bilinen manastırı şeriat kurallarına göre satın almış. Gerekli belgesi de varmış. Ben de uygun bulup bu fermanı verdim ki manastıra sahip olsun. Dilerse satsın, dilerse bağışlasın, hiç kimse engel olmasın, bozmasın, değiştirmesin, içindekilerden vergi alınmasın. Kimse tedirgin etmesin. Bu fermanı görenler gerçek olduğuna inansın."

Bizlerin Haseki Hüma Sultan olarak bildiğimiz Maria Despina ömrünün sonuna kadar bu manastırda rahibe hayatı yaşamış ve 1487 yılında Ortadoks bir Hıristiyan olarak ölmüştür.
Fatih'in, Kayser-i Rum unvanını birçok mektubunda kullanması, üzerinde kendi silueti olan bronz madalyon bastırması -madalyon denmiş çünkü o zamana kadar sikkelerde sadece Osmanlı tuğrası bulunuyor- kendini Rum Bizans hükümdarı olarak gördüğü şeklinde yorumlanıyor. 
"Fatih'in mezarının bulunduğu Fatih Camii'nin ve türbenin inşa edildiği alanın çok önemli bir özelliği var: İstanbul'un kurucusu olduğuna ve şehre ismini verdiğine inanılan İmparator Konstantin de, 337'deki ölümünden sonra aynı yere defnedilmişti. İstanbul'da inşa edilmiş ilk Hıristiyan mabedi olan Havariler Kilisesi, bugün Fatih Camii'nin olduğu alanda bulunuyordu. Fetih sırasında kilise harap haldeydi. Fatih, kendi ismini taşıyacak olan caminin, kilisenin yerine inşa edilmesini, öldüğünde de camiin avlusuna defnedilmeyi istedi. Hükümdarın arzusunun sebebi hâlâ tartışılıyor ama en kuvvetli görüş, Fatih'in kendisini "Osmanlı hükümdarı" değil, "Roma İmparatoru" olarak görmesi ve "Yeni Roma" olan Bizans'ın kurucusu Konstantin ile aynı yerde yatma arzusu ve bir yerde de kendisinin "Roma'nın son imparatoru" olduğunu ilân etmekti." diyor tarihçi Murat Bardakçı. 

'Sahte fetvayla Müslümanlar katledildi'

Gelelim Yeni Osmanlıcıların çok sevdiği diğer bir padişah Yavuz Sultan Selim'e... Babası Beyazıt döneminde 20 yıl Trabzon valiliği yapan Yavuz, doğu hakkında ciddi bilgi sahibi olmuş ve İslam ülkelerinin başına geçmeyi kafasına koymuştu. Tahta geçer geçmez de yüzünü doğuya çevirmiştir. Savaşacağı kişilerin de Müslüman olmasından dolayı tepki almamak için şeyhülislamı olan Müftü Nurettin El Hamza'ya 1512 yılında Kızılbaşlarla ilgili fetva verdirtmiştir.

Bu fetvada, Kızılbaşlar kâfir ve dinsiz olarak tanımlanmış, onları öldürmenin vacip ve farz olduğu, öldürenlerin gazi, bu yolda ölenlerin şehit olacağı söylenmiştir. Fetva'da ayrıca bu topluluğun durumu kâfirlerin halinden daha kötüdür. Bu topluluğun kestiği ve avladığı hayvanlar murdardır. İslam'ın Sultanının onlara ait kasabalardakileri bütün insanları öldürüp mallarını, miraslarını, evlatlarını alma hakkı vardır denilmekteydi.

Bilmem bu fetvalar size yakın tarihten ne hatırlatıyor. Suriye'de savaş ilk çıktığı zamanlarda oradaki Şii halk için benzer fetvalar verildiğini hepimiz hatırlıyoruz sanırım. İşte Çaldıran ve Ridaniye savaşları sonrası bu sefer Mısır'a yöneliyor Yavuz. O dönem Mısır'da aynen Anadolu'da katlettiği Kızılbaşlar gibi Türk soyundan olan Memluklular var ve himayelerinde Abbasi Halifesi bulunuyor. 
Yavuz Mısır'ı işgal ediyor ve halifelik unvanını alıyor. Fakat Arap dünyası halifeliğin bir Türk hükümdara geçmesine sıcak bakmıyorlar. Yavuz da başta Ebu Suud olmak üzere 2000 kadar Arap ulemayı İstanbul'a davet ederek, onlara maaş, mal, arazi vererek Osmanlı topraklarına yerleşmelerini sağlıyor. Bundan sonra Osmanlı Sarayı'nda bu ulemanın etkisiyle Sünni bakış açısı baskın hale geliyor. Bunun yanında Türk'üm Türkmen'im diyen Kızılbaş denip aşağılanıyor. Çünkü Türk olmak Hacı Bektaşi Veli kültüründen gelmek ve Ehl-i Beyt'i sevmek anlamına geliyordu. 

Kuyucu Mehmet Paşa Türkleri diri diri gömdü

Bu ekolü sonraki padişahlar da devam ettirdiler. Örneğin; 1. Ahmet dönemi paşalarından olan Hırvat asıllı Kuyucu Murat Paşa bu lakabını Anadolu'daki Türk halkı kuyulara doldurup diri diri gömdüğü ya da kafalarını kesip kuyulara attığı için almıştır. 158 bin insanı bu şekilde kuyulara gömdüğü rivayet edilmektedir. 
1603 yılında çıkarılan bir kanunla Ehl-i Beyt ekolünden gelen Türk Tekkeleri kapatılır ve yasaklanır. Yerine Halidi Nakşi tekkeler kurulur. Türkler saraydan ve ordudan tasfiye edilir. Bir taraftan da sarayı ele geçiren Halidi Nakşi şeyhülislamlar verdikleri fetvalarla Osmanlı'nın geri kalmasına sebep olurlar. Batı'da Rönesans yaşanırken örneğin matbaa bize onlardan 240 yıl sonra gelir. 

Nakşiler İngilizlerin lehine fetvalar veriyor

1826'da 2. Mahmut'un girişimi ile Yeniçeri ordusunun dağıtılması ve Vakayi Hayriye denilen olayın ardından başlayan iman yoklamaları ile beraber artık Tekkeler ve Dergahlar tamamen Nakşileşmiş hatta Kadiri Bektaşi kökenli olanların bazıları varlık gösterebilmek için Nakşi olduklarını söylemek zorunda kalmışlar ve zamanla dönüşmüşlerdir. Diğerleri kapatılmış, itiraz edenler ciddi işkenceler görmüş, öldürülmüşlerdir.

Kurtuluş Savaşı sürecine gelindiğinde bu Nakşi tekkelerin ve şeyhlerinin İngiliz himayesinin hayırlı olduğuna dair verdikleri fetvalar ve Kuvayi Milliye aleyhinde yaptıkları konuşmalar düşünüldüğünde Yeni Osmanlıcıların hiç sevmediği, dinsiz dedikleri Atatürk'ün 30 Kasım 1925'te Tekke ve Zaviyeleri kapatmasının ne kadar doğru bir karar olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Çünkü Atatürk aslında Ehl-i Beyt İslam'ına, Türk birliğine ve tam bağımsızlığa karşı olan tekkeleri kapatmış oldu. 

'Atatürk, Türklere itibarını iade etmiştir'

Yine 29 Ekim 1933'te 10. Yıl Nutku'nda "Ne mutlu Türk'üm diyene" derken de aslında Anadolu'daki Türk halka taa Yavuz zamanından beri maruz kaldıkları muameleyle kaybettiği itibarını iade etmiştir. Türk'üm demekten korkmayın, gurur duyun demiştir. Çünkü onun için de Türklük Hacı Bektaşi Veli'nin temellerini attığı gibi bir üst kimliktir. Türk demek Müslüman olan ve bu topraklar üzerinde yaşayan Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arnavut, Boşnak vs. ne kadar halk varsa hepsini bir ve beraber yapmak anlamı taşıyordu. 

'Bir de Abdülhamit'e bakalım'

Yeni Osmanlıcıların Atatürk'e dinsiz derken bir başka gerekçeleri de onun içki içmiş olmasıdır. Biz haşa içki içmek haram değildir demiyoruz. Ancak Yeni Osmanlıcıların sürekli anlattıkları, gençlere bir idol gibi sundukları Sultan Abdülhamit'e bir bakmak lazım. 
Cumhuriyetten daha 22 sene önce Abdülhamit'in başmabeyincisi Sarıcazade Ragıp Paşa Tekirdağ'da ilk rakı fabrikasını üstelik de dönemin şeyhülislamının onayıyla kurmuştur. İlk bira fabrikası da Abdülhamit döneminde kurulmuştur. Ne tesadüftür ki ilk şampanya fabrikası da. Ama kendisi Rom içermiş çünkü "Kur'an'da şarap diyor, bu şekerden yapılıyor" diyerek, Rom içmenin günah olmadığını söylediğini kendi torunu ifade ediyor. Bu arada Abdülhamit'in aynı zamanda İslam halifesi olduğunu unutmayalım. Ayrıca 622 yıllık imparatorluk döneminde Osmanlı'nın en çok toprak kaybettiği padişahtır. Tahtta kaldığı sürede 1 milyon 592 bin kilometrekare toprak kaybetmiştir. Yani bugünkü Türkiye'nin iki katı kadar. Koca bir imparatorluğu ağır yenilgiye uğratan, askeri olarak hiçbir başarı gösteremeyen Abdülhamit kahraman, cennetmekan ama büyük mücadeleler ve başarılarla yepyeni bir devlet kuran Atatürk cehennemlik, dinsiz. Bu reva mıdır soruyorum sizlere...

Nü resim çizen Halife!

Gelelim son halife, dedemiz diye ifade edilen Abdülmecit'e. Kendisi ressamdı. Paris'te sergi bile açmıştı. Nü resimler çizer, çıplak model kullanırdı. Hatta haremdeki kadınları sarayın bahçesindeki havuzun etrafında çıplak olarak resmettiği 'Avluda Kadınlar' isimli tablosu, 2013'te açık arttırmayla 1 milyon 600 bin liraya satıldı. Kesinlikle yanlış anlaşılmasın sanata ve sanatçıya saygımız sonsuz. İsteyen istediği resmi çizebilir, ama İslam halifesi sıfatı taşıyan bir kişinin nü resimler yapmasının yorumunu sizlere bırakıyorum. Bu halife örneklerine bakılınca 3 Mart 1922'de Atatürk'ün hilafeti kaldırmasının ne kadar isabetli olduğu da sanırız ki açıktır. 

Osmanlı'da halkın durumu

Ayrıca Osmanlı Osmanlı diyenler saraydaki ihtişama vurulanlar acaba biliyorlar mı? 1923'te Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne kalan miras neydi? Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu. Toplam 4 bin 894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, 23 lise vardı. Türkiye'nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, Darülfünun. O da bilimsellikten çok uzaktı. 
Hani Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik diyorlar ya, hani Atalarımızın mezar taşlarını okuyalım diye Osmanlıcayı ders olarak koydular ya okullara. Görüyoruz ki Harf Devriminden önce de herkes Osmanlıcayı sular seller gibi okumuyordu. Ülke nüfusu 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu. Traktör sayısı sıfırdı, karasaban vardı. Doğan her iki bebekten biri ölüyordu. Memlekette sadece 337 doktor vardı. Sadece 60 eczacı vardı ve sadece 8'i Türk'tü. Diş hekimi sıfırdı. Ortalama ömür 40 yıldı. Yani sizin anlayacağınız Osmanlı'da halkın yaşadığı hayat hiç de parlak değildi. Filmlerde izleyip hayran olduğumuz saraydaki o ihtişamlı hayattan eser yoktu. Halk ağır vergiler altında eziliyordu. Ticareti genelde gayrimüslimler yapardı ve zenginlerdi. 

'Atatürk derin İslami bilgiye sahipti'

Bütün bunları gözden geçirdiğimizde Atatürk'ün böyle bir haldeki halktan ve çökmüş bir imparatorluğun küllerinden nasıl yeniden bir cumhuriyet doğurduğuna, sanayileşme kalkınma, eğitim, sağlık, tarım gibi bir sürü alanda ülkeyi nereden nereye getirdiğine hayret etmemek, hayran olmamak imkansızken nasıl olup da ona böyle düşmanca davranılabildiğini anlamak mümkün değil. Hafızı Kelam olan, camide saatlerce Cuma hutbesi verebilecek kadar İslami bilgiye sahip bir insana dinsiz damgası vurup ona cehennemlik demek bu vatana ihanettir. 

'Geçmişi doğrularıyla yanlışlarıyla değerlendirmek lazım'

Yanlış anlaşılmasın Osmanlıyı reddetmek ya da kötülemek değil asla amacımız. Osmanlının mimaride, sanatta, askeri alanda müthiş eserleri var ve hepsiyle de gurur duyuyoruz. Ancak bizim tarih bilincinden anladığımız geçmişimizi doğrularıyla yanlışlarıyla, hatalarıyla sevaplarıyla beraber değerlendirip dersler çıkarmak, geçmişte yapılan hataları tekrarlamamak, doğru ve güzel şeyleri de alıp geliştirerek sürdürmektir.

Örneğin tarihte ilk üstün zekalılar okuludur Enderun. Birçok ülkede örnek alınmıştır. Bizim şu an üstün zekalılar eğitimine dair yaptığımız pek bir şey yok mesela. 
Ancak devşirme yöntemiyle öğrenci alması, Türk öğrenci alınmaması oradan yetişen paşaların ilerleyen zamanlarda saray entrikaları içinde yer alıp Osmanlı'nın sonunu hazırlamaları ile sonuçlanmıştır. Bizler tabi ki Osmanlı'nın devamı niteliğinde, aynı topraklarda hüküm süren bir devletiz. Dolayısıyla onların torunlarıyız. O yüzden de Osmanlı'yı çöküşe sürükleyen tehlikelerin birçoğu bizim için de geçerli. Onun için dikkatli olmalıyız. 
Örneğin Osman Gazi ve Orhan Gazi dışında hiçbir padişahın annesi Türk değildi. Hepsi farklı ülkelerden gelmiş cariyelerdi. Padişahların hareminde Türk kadın neredeyse yoktu. Bu da Osmanlı'nın sonunu hazırlayan faktörlerin başında geliyordu. Türk ve Müslüman'ın örf adet ve değerlerini bilmeyen bir anne ve devşirme lalalarla büyüyen padişahların İslami ölçülerle yetişmesini beklemek herhalde onlara haksızlık olur. 

'Osmanlı devri kapanmıştır'

Daha pek çok şey söylenebilir ama tarih bilgisi ve bilinci her vatandaşta olması gerekir ki bize her anlatılana inanmayalım. Bizi yanlış yönlendirmek isteyen herkese inanıp kanmayalım. İç ve dış kaynaklı oyunlara gelmeyelim. Bir programda Mehter marşı duyduğumuzda hepimiz duygulanıyoruz, içimiz coşuyor ama bu, Osmanlı'yı yeniden diriltmemiz gerektiği anlamına gelmez. Osmanlı devri kapanmıştır.

Onun içinden kahramanlar çıkarmaya çalışmak beyhude bir çabadır. Buna ihtiyacımız da yok. Türkiye Cumhuriyeti devletinin zaten Mustafa Kemal Atatürk gibi bir kahramanı var. Bizim sadece onu doğru tanımaya ve anlamaya ihtiyacımız var. Bugün bizler toplumda bu bilince sahip nadir insanlarız. Bu bilinci kazanmamızı sağlayan, bizi gerçek Atatürk'le buluşturan, doğru bakış açısını bize kazandıran Hoca Atatürk Prof. Dr. Haydar Baş'a bu vesileyle şükranlarımızı sunuyoruz. Bugüne kadar kafamızı karıştıran, ikileme düşmemize sebep olan her noktayı netleştirip, taşları yerine oturttuğu, geleceğe güvenle bakmamızı sağladığı için ona minnettarız. 

'Son söz Atatürk'ten olsun'

Son söz yine Atatürk'ten olsun. 1927'de Ankara'da yaptığı bir konuşmasında:
"Efendiler! Biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu gibi yapılar din ve devlet düşmanı oldukları, Selçuklu ve Osmanlı'yı bu yüzden batırdığı için yasakladık. Çok değil yüz yıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek, ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirlerine düşeceklerdir. Ayrıca unutmayın ki o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle ve vatan hainliği ile suçlamaktan geri kalmayacaktır." 
Atatürk bu konuşmayı yapalı tam 90 yıl oldu. Teşekkürler?"

SELİM AYANOĞLU / AFYONKARAHİSAR


Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü

Osmaniye'de yeğeni tarafından görev yaptığı okulda silahla vurulan öğretmen hayatını kaybetti

28.09.2026 14:11:00 / Güncelleme: 28.09.2026 14:14:16
İHA
 
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Olay, merkez Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nde yaşandı.

Okulda görev yapan Edebiyat Öğretmeni Mehmet Bilgili, ilk bilgilere göre yeğeni olan A.B. tarafından silahla vuruldu.



İhbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

Sağlık ekiplerinin kontrollerinde Bilgili'nin hayatını kaybettiği belirlendi.

Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı

Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen A.B.'nin yakalanarak gözaltına alındığını açıkladı

28.09.2026 13:44:00 / Güncelleme: 28.09.2026 13:50:04
Haber Merkezi
 
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili ilahlı saldırı sonucu ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan öğretmen tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Osmaniye Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, şüpheli A.B.'nin kısa sürede yakalanarak belirtirken saldırganın öğretmenin yeğeni olduğunu açıkladı.

Yeğeni olduğu ortaya çıktı
Valiliğin açıklamasına göre olay, 28 Eylül 2026 tarihinde meydana geldi. Merkeze bağlı Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Mehmet Bilgili, aralarında husumet bulunan yeğeni A.E. Bilgili'nin silahlı saldırısına uğradı. İhbar üzerine okula 112 Acil Sağlık ve jandarma ekipleri yönlendirildi.
Tabancayla açılan ateş sonucu ağır yaralanan öğretmen, ambulansla kaldırıldığı hastanede müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Okula giden Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, yetkililerden bilgi aldı.

Zanlının psikolojik sorunları olduğu açıklandı
Serdengeçti, gazetecilere, saldırının eğitim öğretimle alakası olmadığını söyledi.
Öğretmen ile yeğeni arasında husumet bulunduğunu dile getiren Serdengeçti, şöyle konuştu:
"Zanlı şizofren, psikiyatri bağlamında uzun yıllardır tedavisi devam ediyor. Daha önce öğretmenimizin kendisini yetiştirdiği, evlat olarak baktığına yönelik bilgiler var elimizde. Fakat son dönemlerde husumet oluşuyor, şizofreni kaynaklı çeşitli iddialardan kaynaklı bu menfur saldırıyı gerçekleştiriyor. Gerek kolluk kuvvetlerimizce gerek Cumhuriyet Başsavcılığınca aydınlatacaktır. Burada öğrenci ve eğitime dönük bir saldırı değil."
Vali Serdengeçti, saldırganın amcası olan öğretmeni hedef aldığını belirterek, "Okulumuzun bahçesinde hedef alıyor. Geçmiş olsun, başımız sağ olsun." dedi. Serdengeçti, şüphelinin yakalandığını ve olayda kullanılan ruhsatsız tabancanın ele geçirildiğini ifade ederek, "Kendisinin, öğretmene husumete dönük çeşitli iddiaları var fakat saldıran kişinin şizofreni belirtileri olduğunu biliyoruz." diye konuştu.

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

28.09.2026 13:35:00
AA
 
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un katılımıyla, 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla ilk olarak Meclis'teki Atatürk Anıtı'na saat 13.00'te çelenk konulacak, saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı okunacak.

Anıttaki törenin ardından TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanı Kurtulmuş başkanlığında saat 14.00'te açılacak.

Kurtulmuş, yapacağı sunuş konuşması sonrasında Genel Kurul'a Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı takdim edecek, ardından İstiklal Marşı okunacak. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul'a hitap edecek.

Meclis başkanlarının yasama yılı açılışı dolayısıyla geleneksel olarak verdiği resepsiyon, Kurtulmuş'un ev sahipliğinde TBMM Tören Salonu'nda saat 18.30'da gerçekleştirilecek.

Yasama yılının açılışında devlet protokolü ile davetiye gönderilen izleyiciler dışında TBMM'ye ziyaretçi kabul edilmeyecek.

Genel Kurul, yeni yasama yılının ilk mesaisini 6 Ekim'de yapacak.

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

28.09.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
Yeni Parti'nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara'da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu.

Yeni Parti'nin ilçe ön seçimleri 26-27 Eylül tarihlerinde, Türkiye genelinde kurulan sandıklarla gerçekleştirildi. 26 Ağustos tarihine kadar partiye üye olan tüm üyelerin oy kullanabildiği seçimlerde, Ankara'da da 13 ilçede sandık kuruldu. Ön seçim sonuçlarına göre Ankara'nın 13 ilçe başkanı şöyle:

Akyurt - Yalçın İpek

Altındağ - Gökhan Urun

Ayaş - Fatih Öztürk

Çankaya - Ercan Başal

Elmadağ - Mehmet Kurusakız

Etimesgut - Özgür Şahbaz

Gölbaşı - Nazım Sağlam

Keçiören - Görkem Cevahir Yıldırım

Mamak - Şeref Demirbaş

Nallıhan - Mustafa Sarıkaya

Pursaklar - Hüseyin Benek

Sincan - Önder Ağdede

Yenimahalle - Halil Alankuş

Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Trabzon'da balıkçılar, tezgahlarında yerini alan palamudu tanesi 100 ile 125 lira arasında değişen fiyatlardan satışa sunuyor

 

28.09.2026 12:20:00
Anadolu Ajansı
 
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Ortahisar ilçesindeki Moloz mevkisinde yer alan balıkçı tezgahlarında palamudun tanesi 100 ile 125 liradan satılırken, istavritin kilogramı 100, somon 200, çipura 500, levrek ise 600 liradan alıcı buluyor.

Balıkçı Ahmet Çoğalmış, AA muhabirine, vatandaşların bu sezon daha çok palamuda ilgi gösterdiğini söyledi.

Tezgahlardaki palamutların taze olduğunu belirten Çoğalmış, sıcak havanın balıkların görünümünü etkileyebildiğini ifade etti.

Çoğalmış, piyasadaki herkesin şu an taze balık sattığına dikkati çekerek, "Havalar sıcak gittiği için balıklar ezik gibi görünÜyor ama ezik değil. Havaların sıcaklığından dolayı biraz gevşek oluyor. Vatandaş bayat balık aldığını sanıyor ama öyle değil. Şu an piyasa herkes taze balık satıyor." diye konuştu.

Balıkçı Emin Avcı da bu sezon palamudun daha fazla, hamsinin ise daha az olmasını beklediklerini dile getirdi.

Hamsinin şu anda Marmara tarafından geldiğini aktaran Avcı, "Hamsi palamut gibi olmaz, az olur. Şu anda hamsi geliyor ama Marmara tarafından geliyor. Bizim yerli hamsi daha çıkmadı. Palamut olduğu zaman hamsi biraz daha az oluyor" dedi.

Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor

28.09.2026 11:30:00
Haber Merkezi
 
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor.

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor.

İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen iddianameye göre bu suçlamalar, "cumhurbaşkanına hakaret", "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" ve "suçu ve suçluyu övme" olarak sıralanıyor.

Göktaş'ın X hesabından yapılan 27 Eylül'de yapılan bir paylaşımda komedyenin yeni bir mektubu yer aldı.

Duruşmayı hatırlatarak başlayan mektupta, "88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim? İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş" ifadeleri yer aldı.

32 yaşındaki Göktaş, "kuyu tipi" olarak adlandırılan Tekirdağ Karatepe Cezaevi'nde güneş görmeyen bir hücrede tutuluyor.

Gösterisindeki ifadeleri nedeniyle 29 Haziran'da hakkında soruşturma başlatılan Göktaş, yurtdışı tatili dönüşünde 2 Temmuz'da havalimanında gözaltına alınmış ve 3 Temmuz'da tutuklanmıştı.

28 Ağustos'ta komedyen hakkında "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ve "cumhurbaşkanına hakaret" suçlamalarından tahliye kararı verilmiş ancak cezaevinden çıkmadan "suçu ve suçluyu övmek" suçlamasıyla yeniden tutuklanmıştı.

Ancak savcılık Göktaş'ın tahliye kararının kaldırılarak üzerine atılı suçlardan yeniden tutuklanmasını talep etti ve komedyenin "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ile "cumhurbaşkanına hakaret" suçlarından ayrı ayrı tutuklanmasına oy birliğiyle karar verildi.

Daltonlar isimli suç örgütünün eylemlerini övme suçu işlediği iddiasıyla mahkemeye çıkarılan Göktaş, SEGBİS ile yaptığı savunmada suçlamayı reddetmişti.

Göktaş uzun süredir sergilediği gösteriyi 24 Haziran'da YouTube'a yüklemişti.

Video üç ayda 15 milyondan fazla izlendi.

İddianamede neler var?
İddianamede Göktaş'ın "Ölü Deniz" adlı gösterisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullandığı bazı ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığı ve Cumhurbaşkanı'nın şeref ve saygınlığını zedelediği öne sürülüyor.

Savcılık ayrıca gösteride yer alan bazı bölümlerin, İslam dininin mensuplarını ve dini pratikleri konu alan ifadeler nedeniyle toplumun bir kesimini diğer kesimine karşı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği görüşünü dile getiriyor.

Bu bölümde özellikle oruç tutan canlı bombalar ve Kur'an konulu şakalar ile Göktaş'ın dalgıçlarla ilgili sözlerinin haşema giyen kadınlarla ilgili olduğu çıkarımı yer alıyor.

Bir diğer suçlama ise kamuoyunda "Daltonlar" olarak bilinen suç örgütüne ilişkin stand-up bölümüne dayanıyor.

Savcılık, bu bölümdeki ifadelerin suç örgütünün faaliyetlerini övücü ve meşrulaştırıcı nitelik taşıdığını savunarak "suçu ve suçluyu övme" suçunun oluştuğunu ileri sürüyor.

İddianamede, gösteriyle ilgili 500'den fazla CİMER başvurusu ve çok sayıda şikâyet dilekçesi verildiği belirtildi.

Söz konusu ifadelerin kamu düzeni açısından "açık ve yakın tehlike" oluşturduğu değerlendirmesi de yer aldı.

Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi

Emniyet Teşkilatı Sendikası’nın 28 Eylül’de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından “polisler greve gidiyor” iddiaları gündeme geldi

28.09.2026 10:37:00
Haber Merkezi
 
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın 28 Eylül'de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından "polisler greve gidiyor" iddiaları gündeme geldi. Emniyet Genel Müdürlüğü ise eylemin polisleri kapsamadığını açıkladı.

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), sosyal medya ve bazı haber sitelerinde yayılan "polisler 28 Eylül'de iş bırakacak" iddialarına ilişkin açıklama yaptı. EGM, iş bırakma kararı alan sendikanın üyelerinin sivil personelden oluştuğunu belirterek polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Sendika neden iş bırakma kararı aldı?

Tartışmanın başlangıcında ise Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın açıklaması bulunuyor. Sendika, 28 Eylül Pazartesi günü öğleden sonra Türkiye genelinde iş bırakma eylemi yapacağını duyurdu.

Sendika kararının gerekçeleri arasında emniyet teşkilatındaki intihar vakaları, ekonomik ve sosyal sorunlar, ağır çalışma koşulları, mobbing, emeklilikte yaşanan gelir kayıpları ve özlük haklarındaki eşitsizlikler gösterildi.

Sendika ayrıca son beş günde yedi emniyet teşkilatı mensubunun yaşamına son verdiğini, Bursa ve İstanbul'da iki teşkilat mensubunun ise intihar girişiminde bulunduğunu açıkladı. Anayasa Mahkemesi önündeki eylem sırasında emekli bir emniyet mensubunun yaşamına son vermesi de açıklamada hatırlatıldı.

"Bu tablo artık görmezden gelinemez"

Sendika, yaşananların ardından yalnızca sorunların dile getirilmesinin yeterli olmadığını belirterek eylem kararı aldığını duyurdu. Açıklamada 3600 ek gösterge, yardımcı hizmetler sınıfının sorunları, eşit işe eşit ücret ve Emniyet Meslek Kanunu gibi başlıklarda çözüm bekleyen sorunlara da dikkat çekildi.

EGM: Polisler eyleme katılmayacak

Tartışmaların "polisler bugün görev bırakacak" şeklinde yayılması üzerine EGM devreye girdi. Kurum, 28 Eylül'deki iş bırakma kararının sendika üyesi sivil personeli ilgilendirdiğini, polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların ise gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

Böylece 28 Eylül'deki iş bırakma tartışmasının, emniyet teşkilatındaki çalışma koşulları ve özlük haklarına ilişkin sorunlardan kaynaklandığı; ancak EGM'ye göre eylemin görevdeki polisleri kapsamadığı ortaya konuldu.

İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

İstanbul'da, haftanın ilk iş günü sabah saatlerinde yağışın da etkisiyle bazı bölgelerde trafik yoğunluğu oluştu

28.09.2026 09:10:00 / Güncelleme: 28.09.2026 09:35:10
AA
 
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

Anadolu Yakası'nda, D-100 kara yolunda Tuzla'da başlayan yoğunluk Avrasya Tüneli girişine kadar ulaşıyor.

TEM Otoyolu'nda Sultanbeyli'de yoğunlaşan trafik, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne kadar devam ediyor.

Otoyolda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü istikametinde, Şile Otoyolu'nda ise Altunizade'den Ümraniye'ye kadar araçlar ağır seyrediyor.

Avrupa Yakası'nda D-100 kara yolunda Haliç Köprüsü, Halıcıoğlu, Edirnekapı ve Cevizlibağ çevresinde trafik yoğunluğu yaşanıyor.

Mecidiyeköy'de yağışın da etkisiyle trafik yoğunluğu çift yönlü etkili oluyor.

TEM Otoyolu Bahçeşehir, Saadetdere ve Beylikdüzü'nde trafik ağır seyrediyor.

Öte yandan tramvay, metro, otobüs ve metrobüs duraklarında yolcu yoğunluğu yaşanıyor.

Zincirlikuyu, Cevizlibağ, Uzunçayır ve Altunizade gibi aktarma merkezlerine gelen vatandaşlar araçlara binmek için sıra bekliyor.

Metro İstanbul'un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Hava muhalefeti nedeniyle TF1 Maçka-Taşkışla Teleferik Hattı'nda seferler yapılamamaktadır." ifadesi kullanıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cep Trafik Haritası verilerine göre, kent genelindeki trafik yoğunluğu sabah saatlerinde yüzde 72'ye kadar çıktı.

Yoğunluk, Anadolu Yakası'nda yüzde 89, Avrupa Yakası'nda ise yüzde 58 olarak ölçüldü.
 

İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu

İstanbul'da gök gürültülü sağanak hayatı olumsuz etkiledi, birçok ilçede su baskınları yaşandı

28.09.2026 06:30:00
AA
 
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu
İstanbul'da gök gürültülü sağanak etkili oldu

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde kısa süreli etkili olan kuvvetli yağış nedeniyle cadde ve sokaklarda su birikintileri oluşurken bazı alt geçitleri, evleri ve iş yerlerini su bastı.

Avrupa Yakası'nda Beşiktaş, Fatih, Şişli, Bakırköy, Sultangazi, Eyüpsultan, Esenler, Küçükçekmece ve Kağıthane ilçelerinde gök gürültülü sağanak etkisini gösterdi.

Yoğun yağış nedeniyle Zincirlikuyu'daki su basan alt geçitte ekiplerin çalışmaları devam ediyor. Araç trafiğine kapatılan alt geçidin su tahliyesinin sabah saatlerine kadar süreceği öğrenildi.

Fatih'teki Zeyrek Mahallesi Eski Mutaflar Caddesi'nde bir otomobil ile kamyonet çökme sonucu meydana gelen çukura girdi. Çevredeki vatandaşlar araçları iterek, bulundukları yerden çıkardı. Yola şerit çekilerek trafiğe kapatıldı.

Eyüpsultan Merkez Mahallesi Sayfiye Sokak'ta ise binaların arasında kalan arsada yağışın etkisiyle toprak kayması yaşandı. İhbar üzerine bölgeye gelen itfaiye ve AFAD ekiplerince çevredeki binalarda yaşayan 25 kişi tahliye edildi. Bölge, şerit çekilerek emniyete alındı.

Esenler'de Mehmet Akif İnan Caddesi'nde seyir halindeki motosiklet, yağış nedeniyle sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu devrildi. Kazada sürücü ve motosiklet savrulurken, olay anı güvenlik kamerasınca kaydedildi.

Küçükçekmece Kanarya Mahallesi Çalıkuşu Sokak'ta ise bir binanın bodrum katındaki otoparkı su bastı. Vatandaşlar otoparktaki araçlarını kendi imkanlarıyla dışarı çıkardı.

Yağış aralıklarla etkisini sürdürüyor. 

İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı

İstanbul'da etkili olan sağanak nedeniyle su basan Zincirlikuyu'daki alt geçit, araç trafiğine kapatıldı

28.09.2026 00:10:00
AA
 
İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı
İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezinin (AKOM) uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde sağanak etkisini gösterdi.

Yağış nedeniyle caddelerde su birikintileri oluştu, sürücüler ve yayalar zor anlar yaşadı.

Yoğun yağış nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı. Alt geçidin araç trafiğine kapatılması nedeniyle bazı otobüsler seferlerini yapamadı.

Kağıthane'de de Güzeldere Caddesi'nde su birikintisi oluştu. Caddede ilerleyen araçlar güçlük çekti.

Beylikdüzü, Esenyurt ve Sultangazi'de de yağış aralıklarla etkisini sürdürüyor.

 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.