logo
24 HAZİRAN 2026

Zafere hasrettik... Üst üste gelince, kat be kat bahtiyar olduk

24.06.2002 00:00:00
Türk Milleti, 79 yıllık Cumhuriyet tarihinde spor, bilim, sanat, ekonomi, siyaset olsun velhasıl dünya çapında yankı yapacak bir başarıya imza atamamıştı. Ondan önce vardı tabii. Çanakkale Savaşı'nda İngiliz ve Fransızlara kök söktürmemiz, onları boyunları bükük bir şekilde geldikleri istikamete göndermemiz; Kurtuluş Savaşı'nda 7 düvele meydan okuyuşumuz... Ancak 21. asrın hemen başında gelen Dünya Kupası zaferleri farklı bir şey... Dünden bu yana dünya basınını tarıyorum. Malezya'dan Arjantin'e, Güney Afrika'dan Afrika'nın ortasındaki Malavi'ye, Peru'dan Kanada'ya, Vietnam'dan, Laos'a, Çin'den Moğolistan'a... Adını duymadığınız, adımızı duymayan her yerde Türk Milli Takımı'nın başarısı konuşuluyor. Bazıları bunu anlamayabilir. Hatta ünlü İspanyol diktatör Franco'nun kitleleri etki altına almak için seslendirdiği meşhur "Fado, Fiesta Football yani Müzik, Eğlence ve Futbol" sloganını gerekçe göstererek, Türk Milleti'nin yaşadığı bu sevinci tuhaf yorumlarla tartışmaya bile açabilir. Ama bendeniz gibi biraz dünya görmüş birisi için bu tarif edilmez bir başarıdır. Daha geçtiğimiz günlerde Çin'deydik. Çin deyip geçmeyin. Yeryüzünde yaşayan her 10 insandan 2'si, hatta daha fazlası o ülkede yaşıyor. Bunların 5'te 4'ü de batı yakasında Türkiye'nin 3 katı büyüklüğündeki verimli alanlarda hayatlarını idame ettiriyor. Türkiye, bereket versin ki, Çin ile aynı gruptaydı. Böylece 21. yüzyılın en büyük pazarlarından biri olmaya aday bu ülkede, Türkiye'nin bu ölçüde, bir çırpıda tanınması, "para gücüyle" elde edilebilecek bir şey değil. Koskoca Çin'de, Türkiye-Çin maçı öncesi acaba kaç kişi Türkiye'nin adının ne anlama geldiğini biliyordu? Ama şimdi öyle mi? Kırsal kesimlerde televizyondan, gazetelerden mahrum kitleler dışında Çin'de herkes şu anda "TORUKO"nun Türkiye olduğunu biliyor. Hem de ezbere. Milyarlık kitle bizi konuşuyor. Biz nasıl Senegal'i mercek altına aldıysak, onlar da bizi izlemeye aldılar. Gazeteler, televizyon kanalları bizden bahsediyor. İşte bu dev ülkede yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan süpermarketlerin standlarına "MADE IN TURKEY-TÜRKİYE'DE ÜRETİLMİŞTİR" mallarını yığmanın tam zamanı.

Bir de KUPA'YI kaparsak...

Ay-Yıldızlı 11'imiz, Senegal karşısında Türk futbol tarihinin en güzel oyununu sergiledi. Teknik Patronumuz Şenol Güneş, kendisini "yeteneksiz, taktik anlayışı yetersiz, karizması yok" diye eleştirenlere en güzel cevabı verdi. Senegal karşısında ekibimizi öyle bir taktikle sahaya sürdü ki, A'dan Z'ye tüm eleştirmenleri şapkasını çıkardı, önünde saygıyla durdu, durmaya da devam edecek! Bu kendini bilmez bu kalemşörler, Karadeniz'in bu güzide evladının huzurunda mantıklı eleştirilerinden değil, hakaretamiz ve küçümseyici sözlerinden ötürü özür dileyecekler! Şenol Hoca, mükemmel ve muhteşem taktik kurgusuyla, "dünya sıralamasında" 1 numara olan, 1998'de Dünya Şampiyonu, 2000'de Avrupa Şampiyonu olmuş Fransa'yı dize getiren; İsveç'i ikinci turda eze eze yenen; Danimarka ve Uruguay ile berabere kalarak kupada yenilgi yüzü görmeyen; çıktığı her karşılaşmada gol atma becerisi gösteren; bireysel yetenekleri üstün futbolculardan kurulu Senegal ekibini sahadan sildi. Adeta sıfırla çarptı. Dost-düşman herkes Şenol Hoca'nın hem rakibi oynatmayan, hem de hücum oynayan bu "taktiğini" dahiyane olarak değerlendirdi. Milli takım kazandıkça, Şenol Hoca'nın GÜNEŞ'i de bir başka ışıldıyor!

Şimdi sıra KUPA'yı kapmaya geldi. Bunu başaracak güçteyiz. Bendeniz, bu milletin içindeki "duaları reddedilmeyen" ağzı dualılara güveniyorum. Zaten Prof. Dr. Haydar Baş, "Bu iş maneviyat işidir" demedi mi? Yine Üstad Baş, önceki gün Meltem TV'de katıldığı programda bir kez daha "İnşallah kupayı alacağız. Bunun için genç, ihtiyar herkes dua etmeli" dedi.

KUPA'yı kapmanın anlamı...

Evet, som altından yapılmış o muhteşem KUPA'yı Türkiye'ye getirmenin çok büyük anlamı var. Türk milleti için çok ama çok büyük anlamı var. Bir Almanya, bir ABD, bir Fransa, bir İtalya için bu denli anlamlı değildir Dünya Kupası'nı kapmak. ABD'yi dünyada tanımayan yok. Körfez Savaşı ve Afganistan'daki operasyon gibi askeri alanlardaki başarıları; bilim alanındaki başarıları; Hollywood filmleri; McDonald's, Pepsi ve Coca Cola gibi tüketim kültürünü sembolize eden markalar; tüm bilgisayarların işletim sistemini oluşturan Microsoft Windows; NBA Basketbol Ligi; 11 Eylül saldırısı; Başkan Bush'un küresel çapta terör estirmesi; uçak gemileri; zavallı insanların üzerine bomba yağdırmalar; Irak'ta 500 bin çocuğun öldürülmesi... Keza Almanya da son 28 yıl içinde iki kez Dünya Kupası'nı (1974 ve 1990) kaptı; iki kez de final oynadı. Bu arada iki kez de Avrupa Şampiyonası'nı (1980 ve 1996) kazandı. Onları da dünya çapında meşhur eden markalar var: Mercedes, BMW gibi... İtalyanlar dünya kupalarında hep başarılı oldular. 1982'yi kazandılar; 1990'da 3. oldular; 1994'te finalde kupayı penaltılarla Brezilya'ya kaptırdılar. Ayrıca İtalyan Ligi, dünyanın dört bir köşesindeki TV kanallarında naklen ya da banttan yayınlanıyor.

Ama biz öyle miyiz? Biz Türkler, ABD gibi başkalarını ezmiyoruz, sömürmüyoruz. Yine ABD gibi "tüketim kültürünü" sembolize eden dünya markalarımız da yok. Uçak gemilerimiz ve de nükleer füzelerimiz de bulunmuyor. Basketbol ve futbol liglerimiz de bir dünya markası değil. Dünya Kupası tarihine de Almanlar, İtalyanlar ve Brezilyayılar gibi de damgamızı vurmadık. Bundan ötürü, 48 yıl aradan sonra katıldığımız bu Dünya Kupası, bizim için çok değerli... Üstelik bu dünya kupası gerçekten çok havalı. Nedenine gelince, turnuva dünya nüfusunun yarısından epey fazlasının yaşadığı Asya'da düzenleniyor. Asyalılar izlenme saatleri gece yarısına rast geldiğinden, önceki dünya kupalarına fazla ilgi göstermemişlerdi. Bu dünya kupası, bu açıdan Asya'da izlenme patlamasına yol açtı. "Hava"sı da buradan kaynaklanıyor. Asyalı futbolu sevdi ve artık futbol onun da bir parçası oldu. İşte bu nedenlerden ötürü, Türkiye'nin bu Dünya Kupası'nın kapması, dünyanın dört bir köşesinde büyük gürültü koparacaktır. Bunun manevi hazzı çok ama çok büyük. Maddi getirisi de öyle. Artık Türk işadamları dünyanın bir ucuna gittiğinde, "Türkiye'den geliyorum" dediklerinde, haritada Türkiye'nin nerede olduğunu göstermeyecekler. Görkemli tarihe, engin kültürel zenginliklere sahip ülkemizi tanıtmak için saatlerce dil dökmeyecekler. "Dünya Kupası"nı kazanan, "Şampiyon Türkiye'nin" yurttaşı olarak gidecekler... Başları dik, yürekli bir şekilde, korkusuzca... Ve bunun etkisini ilk pasaport kontrol noktasında görecekler. Görevli memur, Türk pasaportunu görünce, onun hamiline tebessüm edecek.

Elbette bu KUPA'yı kapmak, tüm sorunlarımızı da halletmeyecektir. Benzer başarıları ekonomi ve siyaset alanlarında da göstermeliyiz. Arjantin 1978 ve 1986'da Dünya Kupası'nı iki kez aldı; 1990'da ikinci oldu. Ama Arjantin'in hali ortada. Ekonomi ve siyaset alanlarında başarılı olamayınca, şimdi tüm dünya onları geçmiş dünya şampiyonluklarıyla değil de, süpermarketleri hasıl yağmaladıkları ile hatırlıyorlar! Türkiye, Dünya Kupası'nı alsa; Allah göstermesin, yeni bir ekonomik kriz dalgası Türkiye'yi vursa, bu dalga toplumsal hareketlenmelere yol açsa, "Dünya Kupası ile elde ettiğimiz olumlu imaj birkaç görüntüyle silinir, hatta "eksi"ye bile geçebiliriz. Bundan dolayı, spordaki başarılarımızı mutlaka ekonomi ve siyasetle pekiştirmeliyiz.

Kupa Türkiye'ye yakışır

Bu kupa bizim hakkımız... Bundan önce Avrupa'da düzenlenen dünya kupalarını biri hariç hep Avrupalı takımlar kazandı. 1958'te İsveç'teki kupayı, Pele'li Brezilya müzesine götürmüştü. Amerika'da düzenlenen kupaları da, Güney Amerikalı ekipler topladı. Bu kupa ise Asya'da düzenleniyor. Yarı finale çıkan Türkiye dahil 2 Avrupalı, 1 Güney Amerikalı ve 1 de Asyalı takım var. Yalnız Türkiye'mizin bariz bir özelliği öne çıkıyor burada. Türkiye, hem bir Asya, hem de bir Avrupa ülkesi. Dolayısıyla böyle bir kupa bize yakışır.
 
Recep Bahar / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.