Bundan önceki yazılarımızda, zekatın ayet-i kerimeler ile önemini yazdık. Bundan da anlaşılıyor ki, bile bile terk edilmesi büyük günahtır.
İbni Abbas (r.anhuma)'dan rivayet edildiğine göre Nebî (s.a.v) Muaz'ı Yemen'e göndermiş ve ona şu tâlimâtı vermiştir:
"Onları önce Allah'tan başka tanrı olmadığına ve benim, Allah'ın elçisi olduğuma şehâdet getirmeye davet et. Eğer bunu itiraf ile sana itaat ederlerse, Allah'ın, onlara günde beş vakit namazı farz kıldığını açıkla. Buna da itaat ederlerse, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek olan zekâtı Allah'ın farz kıldığını onlara bildir." (Buhârî, Müslim, Camiu'l Usul, c.1).
Ebû Eyyûb (r.a) demiştir ki:
Bir adam Peygamber'e (s.a.v), "Beni cennete götürecek bir amel söyle" dedi.
Resûl?i Ekrem de, "Allah'a ibadet eder, O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. Namazı kılar, zekâtı verir ve akrabanı görüp gözetirsin" buyurdu. (Buhârî, Müslim)
Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir:
Resûlullah (s.a.v) söyle buyuruyor: "Altın ve gümüşü olup da bunların zekatını vermeyenler için, mutlaka kıyamet günü bu altın ve gümüş ateşten levhalar haline getirilerek vücutları bunlarla kızartılır, yanları ve sırtları bu levhalar üzerinde dağlanır."
Yüce Allah (c.c) şöyle buyuruyor: "Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu? İşte bunlara pek acıklı bir azabı müjdele. O gün ki bunlar, üzerlerinde (yakılacak) cehennem ateşinin içinde kızdırılacak da o kimselerin alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak, 'işte bu nefisleriniz için toplayıp sakladıklarınız' (denilecek). Artık saklayıp istifçilik ettiğiniz bu nesneleri (n acısını haydi) tadın." (Tevbe: 34,35).
Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki: "Vay haline o zenginlerin ki, Kıyamet günü fakirler onlar için şöyle der: 'Bize zulmettiler de üzerlerine farz kılınan zekatlarını vermediler.'
Bunun üzerine Allah Teala da şöyle buyurur: İzzet ve celâlime yemin ederim ki, ey fakirler, size yakın olacağım, onlardan da uzaklaşacağım."
Sonra Peygamber (s.a.v) su âyeti okudu: "Mallarında dilenci ile mahrum için muayyen bir hak tanıyanlar..." (Mearic, 24,25).
Rivayet edilir ki, Resûlullah (s.a.v) Mi'rac gecesi yolculuk yaparken kızgın taşlar üzerinde zakkum ve zehirli otlar yedirmek için götürülen hayvanlar gibi sürülen, önleri ve arkaları yamalı birçok insana uğradığında, Cebrail'e (a.s) bunların kim olduğunu sorar.
Cebrail (a.s) der ki: "Bunlar, mallarının zekatını vermeyenlerdir. Allah onlara zulmetmiş değildir. Çünkü Allah kullarına asla zulmedici değildir." (Kalplerin Keşfi, İmam Gazali).
İbni Abbas (r.anhuma)'dan rivayet edildiğine göre Nebî (s.a.v) Muaz'ı Yemen'e göndermiş ve ona şu tâlimâtı vermiştir:
"Onları önce Allah'tan başka tanrı olmadığına ve benim, Allah'ın elçisi olduğuma şehâdet getirmeye davet et. Eğer bunu itiraf ile sana itaat ederlerse, Allah'ın, onlara günde beş vakit namazı farz kıldığını açıkla. Buna da itaat ederlerse, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek olan zekâtı Allah'ın farz kıldığını onlara bildir." (Buhârî, Müslim, Camiu'l Usul, c.1).
Ebû Eyyûb (r.a) demiştir ki:
Bir adam Peygamber'e (s.a.v), "Beni cennete götürecek bir amel söyle" dedi.
Resûl?i Ekrem de, "Allah'a ibadet eder, O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. Namazı kılar, zekâtı verir ve akrabanı görüp gözetirsin" buyurdu. (Buhârî, Müslim)
Ebu Hureyre'den rivayet edilmiştir:
Resûlullah (s.a.v) söyle buyuruyor: "Altın ve gümüşü olup da bunların zekatını vermeyenler için, mutlaka kıyamet günü bu altın ve gümüş ateşten levhalar haline getirilerek vücutları bunlarla kızartılır, yanları ve sırtları bu levhalar üzerinde dağlanır."
Yüce Allah (c.c) şöyle buyuruyor: "Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu? İşte bunlara pek acıklı bir azabı müjdele. O gün ki bunlar, üzerlerinde (yakılacak) cehennem ateşinin içinde kızdırılacak da o kimselerin alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak, 'işte bu nefisleriniz için toplayıp sakladıklarınız' (denilecek). Artık saklayıp istifçilik ettiğiniz bu nesneleri (n acısını haydi) tadın." (Tevbe: 34,35).
Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki: "Vay haline o zenginlerin ki, Kıyamet günü fakirler onlar için şöyle der: 'Bize zulmettiler de üzerlerine farz kılınan zekatlarını vermediler.'
Bunun üzerine Allah Teala da şöyle buyurur: İzzet ve celâlime yemin ederim ki, ey fakirler, size yakın olacağım, onlardan da uzaklaşacağım."
Sonra Peygamber (s.a.v) su âyeti okudu: "Mallarında dilenci ile mahrum için muayyen bir hak tanıyanlar..." (Mearic, 24,25).
Rivayet edilir ki, Resûlullah (s.a.v) Mi'rac gecesi yolculuk yaparken kızgın taşlar üzerinde zakkum ve zehirli otlar yedirmek için götürülen hayvanlar gibi sürülen, önleri ve arkaları yamalı birçok insana uğradığında, Cebrail'e (a.s) bunların kim olduğunu sorar.
Cebrail (a.s) der ki: "Bunlar, mallarının zekatını vermeyenlerdir. Allah onlara zulmetmiş değildir. Çünkü Allah kullarına asla zulmedici değildir." (Kalplerin Keşfi, İmam Gazali).
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Feyyaz inanç / diğer yazıları
- İnsanı bilmek insanca davranmak / 09.06.2019
- Eski Boğaziçi'nden Türkiye'ye baktım? / 30.06.2017
- Dini, menfaate alet etmek / 29.06.2017
- Çok şükür bayrama eriştik / 24.06.2017
- Elveda yâ Şehr-i Ramazan / 23.06.2017
- Zekât kimlere verilmez? / 22.06.2017
- Kadir gecesine erişmek / 21.06.2017
- Zekât kimlere verilir? / 20.06.2017
- Zekat kimlere, nelerden verilir? / 19.06.2017
- Bir hatırlatma ve sadakanın fazileti / 18.06.2017
- Eski Boğaziçi'nden Türkiye'ye baktım? / 30.06.2017
- Dini, menfaate alet etmek / 29.06.2017
- Çok şükür bayrama eriştik / 24.06.2017
- Elveda yâ Şehr-i Ramazan / 23.06.2017
- Zekât kimlere verilmez? / 22.06.2017
- Kadir gecesine erişmek / 21.06.2017
- Zekât kimlere verilir? / 20.06.2017
- Zekat kimlere, nelerden verilir? / 19.06.2017
- Bir hatırlatma ve sadakanın fazileti / 18.06.2017




























































































