logo
28 EYLÜL 2026

1400 yıllık hasret: İslam Ali'yi arıyor

İcmal Gençlik Derneği'nin geleneksel yaz kampında, İslam dünyası ve fikriyatına her gün bin Moğol saldırısı kıratında saldırılar düzenlendiğini belirten BTP Genel Başkan Yardımcısı Av. Ahmet Erimhan, "Lafta İslam var ama icraatta tam bir cehalet hâkim" görüşüne yer verdi

09.08.2017 00:00:00
 
SELİM AYANOĞLU / AFYONKARAHİSAR
İcmal Gençlik Derneği tarafından Afyon'da düzenlenen geleneksel yaz kampındaki oturumda konuşan BTP Genel Başkan Yardımcısı Av. Ahmet Erimhan, İslam dünyası ve fikriyatına her gün bin Moğol saldırısı kıratında saldırılar düzenlendiğini belirtti.
Oturumda, "lafta İslam var ama icraatta tam bir cehalet ve İslam düşmanlığı hakim" diyen Erimhan'ın çarpıcı konuşmasını Yeni Mesaj okurlarının dikkatine sunuyoruz:
"İslam dünyası ve fikriyatına her gün bin Moğol saldırısı kıratında saldırılar düzenleniyor. İçinden İslam geçen cümlelerin en çok kurulduğu bir dönemden geçiyoruz ama aynı anda La İlahe İllallah'ın manasını bilmeyen insanların milyonlarla ifade edildiği bir dönemden de geçiyoruz. İslam'a tuzaklar kuruluyor, İslam boğdurulmak isteniyor. Lafta İslam var ama icraatta tam bir cehalet ve İslam düşmanlığı hakim. Şekilde İslam var Özde İslam yok!
İslam sahipsiz, İslam öksüz
ve İslam İslam'ı arıyor
Bugün bir muhasebe sahnesindeyiz. Konuşuyoruz, düşünüyoruz, eleştiriyoruz, doğruyu arıyoruz, çözümü paylaşıyoruz. Bize bu vasatı sağlayan İcmal Gençliğine, İcmal Gençliğinin manevi babasına, bu manada hepimizin babasına, Hocama, Prof. Dr Haydar Baş'a en derin kalbi muhabbetlerimi arz ediyor siz dava arkadaşlarımı da saygı ile selamlıyorum.
Kıymetli kardeşlerim,
İlk cümle olarak hemen şunu ifade edeyim ki bu konuşmanın özünü şu temel ölçü oluşturuyor:
"Hz Ali'yi ancak mü'min olan sever, Ali'ye ancak münafık olan düşman olur." (Sahihi Tirmizi)
"Biz Ensar, Müslümanları, münafıkları Ali b. Ebu Talip'i sevip sevmeyişlerinden tanırdık." (Ebu Saidi Hudri).
" Allah'ım Aliyi seveni sev, O'na düşman olana düşman ol." (Hz. Muhammed (s.a.a)
 İşte bu konuşmanın amacı, ruhu, istikameti, yönelişi tamamen buna matuftur. Hz Ali'yi sevmek ve sevdirmek!
 Hocamızdan öğrendiğimiz ve Hocamızın buyurdukları gibi, Cenab-ı Hak her şeyden evvel bize Hz. Ali'ye hayırlı bir evlad olabilmeyi nasip etsin!
Kıymetli kardeşlerim,
Veda Hutbesi, Gadir-i Hum ve Gadir-i Hum'dan 2 ay 13 gün sonra Cenabı Peygamber ahirete rıhlet ediyorlar. Ehl-i Beyt'in evinde bütün dünyayı doldurmaya yetecek bir hüzün var. Abbas, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin ve birkaç Peygamber yareni hüzünlüler, yürekleri yanıyor ama biliyorlar ki; "Muhammed (s.a.a), ancak bir peygamberdir. Ondan önce nice peygamberler geldi geçti. Ölürse yahut öldürülürse gerisingeriye mi döneceksiniz? Kim dönerse bilsin ki Allah'a hiçbir suretle zarar veremez."
Bu ölçü içinde cenazelerine sahip çıkıyorlar ve defin ile meşgul Ehl-i Beyt! Başka da hiçbir dertleri ve tasaları yok.
Aynı saatlerde Hz Ömer'i önce Medine sokaklarında görüyoruz. Diyor ki; "Münafıklardan bir takım kişiler Allah'ın Elçisi'nin öldüğünü iddia ediyorlar. Allah'ın Elçisi ölmedi. Musâ/isa b. İmran'ın kavmi arasında kırk gün göğe çıktıktan sonra kavminin yanına döndüğü gibi, Allah'ın Elçisi de yanımıza dönecek, kendisinin öldüğü haberini yayanların elleri ve ayakları kesilecektir."
Hz Ömer'in bu sözlerini nasıl anlayacağız tam olarak bilemiyoruz ama Ali İmran suresi 3. ayeti şu şekildedir:
"Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce nice peygamberler geldi geçti. Ölürse yahut öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim Dönerse bilsin ki Allah'a hiçbir surette zarar vermez ve Allah şükredenlerin karşılığını yakında verecektir." 
Hz. Ömer, Hz Peygamber'in aynı zamanda bir insan olduğunu ve ahirete rıhlet edeceklerini bilmiyor muydu? Ya da Hz. Ömer çapında birisi bunu nasıl bilemez?
Kaldı ki, Hz. Peygamber'in bir süredir hasta olduğu bir ortamda Hz. Ömer'in tavrını nasıl anlamalıyız?
Hz. Ömer, Hz. Muhammed (s.a.a)'in rıhletinden duyduğu müthiş üzüntü ile kendisinden geçerek bu sözü sarf etti diyeceğiz ama aynı Ömer'i bu kez vefat haberinden 2 saat sonra gayet sıcak bir iktidar tartışmasının içinde görüyoruz. Üstelik toplantının en aktif üyesi Hz. Ömer'dir!
İslam'ın seyrini
değiştiren toplantı
Hz. Ömer, Hz Ebubekir, Sahabe ve Ensar'dan bir grup Peygamber efendimizin rıhletinden 2 saat sonra Sakife denilen yerde toplanıyorlar. Sakife'yi çağdaş bir Sünni kaynak olan İslam Ansiklopedisi, "Sakife, İslâm tarihi ve medeniyetinin şekillenmesini etkileyen olayların başında yer alır" şeklinde tasvir ediyor.
Burada kısa bir not olarak altını çizelim: İslam tarihi ve medeniyetini şekillendiren olayların başında yer alan Sakife'den İslam Ansiklopedisi sizce kaç sayfa bahsediyor. Sadece çeyrek sayfa! 
Evet, milyonlarca sayfası olan İslam Ansiklopedisi Sakife'ye İslam tarihinin en önemli olayıdır diye itiraf ettikten sonra sadece çeyrek sayfa yer ayırıyor!
İslam tarihinin ve bugünün sansürlemekten, unutturmaktan hiçbir zaman vazgeçmediği Sakife'de Hz. Ebubekir ve Ömer'in başını çektiği bir grup Ensar ve Muhacir "Hz. Muhammed (s.a.a)'in yerine kim geçecek?" sorusuna cevap üretmiş ve bunu İslam toplumuna kabul ettirmiştir!
Hz Muhammed (s.a.a)'in mübarek bedenleri daha defin edilmeden yerine kim geçecek sorusuna bir avuç insanın ürettiği cevap, İslam tarihi açısından çok ağır sonuçlara sebebiyet vermiştir.
Bunun en önemli sebebi şüphe yok ki İmamete seçilecek insanın ismi ve kimliği hususunda Hz. Allah ve Peygamber'in ne dediğinin hatırlanmamasıdır! Sakife'de maslahat ile üretilen sonuç, asırlar boyunca İslam medeniyetini inim inim inletmiştir!
Bunun üzerinde ayrıca duracağız ama şimdi soru şu: Sakife'de Hz. Ömer, Ebubekir, bir avuç Sahabi ve Ensar nasıl bir diyalog gerçekleştirdiler. Aralarında nezaket, nezafet ve ama ille de şu soru var mıydı?
"İmamet konusunda Allah ve Peygamber ne düşünüyor?"
Gadir-i Hum hutbesinin üzerinden çünkü sadece 2 ay 13 gün geçmiş ve Hz Ali'nin imametini tescilleyen çok sayıda ayet ve Hz Peygamber sözü var!
Sakife'de maalesef ne Gadir-i Hum hutbesi konuşuldu, ne de Allah'ın nasbı hatırlandı. Sakife'de yapılan diyaloglar şu şekildeydi:
Bizim kabile sizin kabileden üstündür.
Hayır, bizimki daha üstündür.
Hiç kimse bizimle boy ölçüşemez.
Ey falanlar gözlerinizi açın
Aman elinizi çabuk tutun
Bu işi başkasına kaptırmayalım
Allah'a yemin olsun ki bu işi günahkârlara yedirtmeyiz
Falanın sözünü dinlemeyin
Hilafet yularını elinize alın
Sürün onları bu şehirden
Hayır, asıl biz sizi süreceğiz bu şehirden
Allah senin canını alsın
Asıl seninkini alsın
Bütün uzuvlarını kırarım
Karın boşluğuna indiririm
Ağzına toprak doldururum
Var mı kaşınan
Var mı sürtünmek isteyen
Senin dişlerini ağzına dökerim
Aman bu hengâmede elimizi çabuk tutalım
Ey şom ağızlı
Seni Medine sokaklarında sürüklerim
Ey hasetçi
Bize bey'at ederseniz size azık veririz
Ömer, Ebubekr'i dürtükledi: Çabuk çabuk bu işi bitirelim
Ezin onu-öldürün onu
?
Sakife düzeni nasıl kuruldu?
Ehl-i Beyt definle meşgul, hüznü ile baş başa? Sakife'de ise bir grup sahabi işte bu diyaloglarla bir düzen kurdular. Gadir-i Hum'da, rıhletten çok değil sadece 2 ay 13 gün evvel son kez tescillenen Nasb, Sakife'de ortadan
kaldırıldı.
Sünni ya da Şii fark etmez kaynaklara bakın aynı şeyi görüyoruz:
Sakife'dekiler kendilerine bir iktidar elbisesi biçtiler ve bunun için maslahat isimli bir bıçak kullandılar. Kimse Hakk'ın ölçüsü nedir diye sormadı.
En fazla dediler ki "Araplar nübüvvetin ve imametin aynı ailede olmasını kabul etmez. Aksi takdirde İslam bölünür ve parçalanır!"
Zannedersiniz ki heva ve hevesleri için değil de, İslam için, Ali Efendimizin imametine karşı çıktılar! Zannedersiniz İslam'ı, Ali Efendimizi İmam ve veli tayin eden Allah'tan ve Peygamber'den daha iyi biliyorlardı. 
Peki, Sakife'dekiler Gadir-i Hum'u bilmiyorlar mı idi?
Sakife'dekiler dahil 124 bin sahabe Gadir-i Hum'a şahitlik etmişti! Evet, Sakife'dekiler Peygamber nasbını duydular ve gördüler ama sağır olmayı, görmemeyi tercih ettiler.
Peki, Gadir-i Hum'da İmam'a biat etmemişler miydi?
Hayır, İlk onlar İmam'ın elini öpmüş, biat etmişlerdi!
Peki, niye İmamın ve aslında tüm zamanlarda Müslümanların haklarını gasp ettiler ve bunu nasıl başarabildiler?
Ne yazık ki Sakife'dekiler ölüm ve kıyameti unuttular! Sakife'ye giden yolda bir sıkıyönetim düzeni kurdular. Peygamberler ölmez diyerek Hz. Peygamberin vefat haberinin yayılmasını engellediler! Peygamberler miras bırakmaz diyerek Ali Efendimizin imametini çalmanın kılıfını uydurdular. Medine'ye giriş çıkışı yasakladılar. Ardından Gadir-i Hum'u unutturmak için bütün tebliğ kanallarını, vaaz ve irşad toplantılarını ele geçirdiler. Gadir-i Hum'u gündeme getirenleri dövdüler, tecrid ettiler, hadisleri yasakladılar. İmam'ın kerpiçten evine saldırdılar. Hz Fatıma'yı yaraladılar, Hilafeti çaldılar! 
Ve yazık ki bu yol ve yönteme asırlar boyu devam ettiler. 
Kim seçilmiş; Ümeyye
ailesi mi, Ali ailesi mi?
Hz. Peygamber'in vefatından sonra adaleti Ali ailesi mi, yoksa Ümeyye ailesi mi temsil etti?
Bunun cevabı zor değil. Zor değil çünkü Hz Ali ve Ailesi seçilmiştir. Hz. Allah ve Habib'i Hz Muhammed (s.a.a) tarafından seçilmişlik! Hz Allah Ali (a.s) ve onun çocuklarını imamete seçmiştir. Bu seçilmişlik kimsenin elinde olan veya kimsenin değiştirebileceği bir şey değildir!
Aşağıda ismini vereceğimiz ayet ve hadisler Hz. Ali Efendimizin imametini açıkça ispat etmektedir:
İnzar Ayeti
Velayet Ayeti
Tebliğ Ayeti
Ulu'l Emr Ayeti
Mübahele Ayeti
Gadir-i Hum Hadisi
Menzilet Hadisi
Ümmü Selim Hadisi
İttika Hadisi
Kardeşlik Hadisi
Mescid-i Nebiy'e açılan kapıların kapatılması Hadisi
Sakaleyn Hadisi
Sefine Hitte ve Yıldız Hadisleri?
Bu ayet ve hadisler imamete kimin seçildiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu seçilmişliğe karşı laf edemeyenler İslam tarihini bir oyunla zehirlediler. Dediler ki; "Aman tarihe bakmayalım, Sakife ve onun kurduğu düzen geride kalmıştır. Bugüne taşımanın bir manası yoktur, fitne üretmeyelim!"
Oysa Sakife düzeni bütün boyutları ile son derece güncel dahası tarih boyunca da güncelliğinden hiçbir şey yitirmedi. Sakife'de kurulan "heva ve hevese İslam'ı uydurma" diyebileceğimiz ayak oyunları ile kurulan düzen bütün İslam tarihi boyunca genelleşti ve uygulama kazandı. Dolayısı ile Allah'ın muradı değil, siyasi aktörlerin heva ve hevesleri hâkim hale getirildi ve bu sebeple de deyim yerinde ise İslam belki büyüdü, irileşti, hacim kazandı ama Allah'ın rıza göstereceği gerçek bir iktidar alanı üretilemedi.
O sebeple sorunun kaynağına inmek ve buradan çıkaracağım tezlerle İslam'ın siyasal alanını yeniden dizayn etmek zorundayız. Aksi takdirde karşımıza mevcut yıkılmakta olan İslam tablosu çıkmakta. Sağlam iplere ihtiyacımız var ve bunun adresi Hz Ali'dir. 
Hz Ali öyle Ali'dir ki onun İmametine muhalif olanlar dahi "O'nun zor anlarımızdaki yardımları olmasa halifelik yapamazdık" demektedir. Hz Ali velayetin, ilmin, siyasetin, adaletin, şecaatin, ferasetin, fedakarlığın kısaca İslam adına ne hayır, ne güzellik varsa onun kapısıdır. Dahası Allah Teâlâ öyle de bir çıta koymuştur ki o kapıya uğramadan İslam'ı kazanmak mümkün değildir.
Onun için elbette tarihe bakacağız. Tarihe bakmayıp da ne yapacağız? Tarihten dersler çıkaracağız, haklıya hakkını teslim edip haksıza haddini bildirerek adalete layık olduğumuzu ispat edeceğiz ve bu muhasebenin ardından gözyaşı ile yürek ile vicdan ile sulanmış medeniyetimizi doğru adreste inşa edeceğiz.
Birinci tespitimiz budur!
İkincisi, hiç kimse Saltanat İslam'ını, Saray İslam'ını Sünnilik diye yutturmaya kalkmasın. Bu Sünniliğe de büyük bir darbedir, İslam'ın kendisine de!
Araştırmacı Kenan Çamurcu'nun bizzat ifadeleri ile söylüyorum ki, Sakife'de öne sürülen maslahatla Hz. Ali'nin vasi tayin edilmesi gerçeğini erteleyen anlayışı entelektüel bir tartışma olmaktan çıkartıp Ali düşmanı siyasi ve dini kültüre dönüştüren Ümeyye ailesinin ve Ümeyye sarayına bağlı memurların husumetini sürdürmek zorunda değiliz. Titiz ve iyi niyetli yeni bir tarih okumasıyla Sakife'de belirlenen maslahatı terk edip bugün yeni bir siyasal kültürün temellerini atabiliriz. Bunu yapmak için mezhep değiştirmek gerekmez, "görünüşte Peygamber ailesine muhabbet ama gerçekte ve özünde husumet güden" din anlayışı ve kültürün terk edilmesi yeterlidir.
Bunu yapan birisi var, Allah'a şükür ki var! Kendi iktidarı için maslahat üretmeyen, İktidarı amaç ve araçta meşru olmak ilkesinde arayan birisi var!
Onun adı Haydar Baş. Prof Dr. Haydar Baş.
Maslahat ve maslahatsızlık
Kardeşlerim canlı tanığıyım o nedenle yeri geldiği için paylaşıyorum:
Prof. Dr. Haydar Baş'a da geldiler. Dünyayı yönetenler, Türkiye'ye Başbakan atayacaklar 1997 yılında geldiler. Ve benim başında bulunduğum heyete dediler ki; "Bu ülkeye Başbakan arıyoruz. Haydar Hoca'yı Washington'a götürelim, kitaplarını İngilizceye çevirelim. Ne sıkıntınız varsa giderelim."
Bu cazip teklif karşısında Prof Dr Haydar Baş şöyle düşünebilirdi:
"Bu ülkede iktidar olmanın yolu Washington'dan geçiyor. Mecburuz bu adamlarla iş tutmaya. Önce iktidar olayım. Nasıl olsa bana yanlış yaptıramazlar. Projelerimizi hayata geçirmek için başka yol da yok!"
Hocamın cevabı bu olmadı. Maslahata tevessül etmedi. Hz. Al'nin izinde bir insan olduğunu şu sözlerle ispat etti:
"Benim satılacak vatanım, verilecek imanım yok"!
Aynı adamların bugünkü iktidar katlarına gittiklerini yazmayan kalmadı. Dilipak'lar, Ali Bulaçlar vs.
Bizzat o kalemlerden aktarıyorum.
Sarıyer/Büyükdere'de Amerikan elçiliğinden 3 kişi geldiler ve dediler ki;
"1- Biz sizi iktidara taşıyalım.
 2- Size iktidarda sorun çıkaracakları opere edelim.
 3- Size gerekli finansal destekleri getirelim."
İstenenler de şunlardı:
"a- İsrail'in güvenliğini artıracaksınız, önündeki engelleri kaldıracaksınız.
 b- Büyük Ortadoğu Projesi yani sınırların değişmesine destek olacaksınız
 c- İslam'ın yeniden yorumlanmasında bize yardımcı olacaksınız."
Dahası bu ziyaretler tarih boyunca hep yapıldı. Bugünün Amerikalılarının Cahiliye döneminde de karşılıkları vardı. Bugünün Amerikalıları olan o günün Mekke müşrikleri Hz. Peygamber'e geldiler. Dediler ki "Ya Muhammed sana Mekke'nin krallığını verelim, altınlara boğalım, en zengin kızlarımızla evlendirelim ama ne olur şu davandan vazgeç."
Bu teklif yapıldığında Hz. Peygamber'in yanında 3-5 köle Müslüman'dan başka kimse yoktu! Onlar da kızgın güneşlerin altında işkencelerden geçiyordu. İslam zayıftı, Hz. Peygamber ancak amcası Hamza'nın emanlığında Mekke'ye girebiliyordu. Hz. Peygamber kendisine bu teklif yapıldığında şöyle düşünebilirdi:
"Bu tam bir altın vuruş, zaten gücümüz ortada, bunların başına kral olayım sonra da onları Müslüman ederim. Değil mi ki Peygamberim zaten, Allah beni koruyor, yanlış benden sudur
olmaz."
Ama Hz. Peygamber böyle davranmadı. Bu teklifin altında yatan, İslam'ı fesada boğacak hastalığı gördü. Maslahat ateşini o gün söndürdü ve tüm zamanlara şu mesajı verdi:
"Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz kabul etmem!"
İşte din bu kardeşlerim! Heva ve hevesimize İslam elbisesi giydirmek değil! Allah'ın muradına teslim olmak! Bütün gayretimizi Allah'ın muradını anlamaya ve yaşamaya hasretmek. Bunun için canlardan, mallardan, tahtlardan vazgeçmek, vazgeçebilmek, yanlışa tavır almak, doğru ile bir olmak. Kendimiz Allah'a feda edebilmek."
Bu mukaddes yolda yolcu olabilmek için ya Alevi (Ali taraftarı), ya da Ümeyyeci olacağız. Ya maslahata sığınarak dünyevi iktidarımızı kuracağız ama ahiretimizi kaybedeceğiz ya da Allah'ın iradesine, nasbına ve nasbdaki örneğe sığınacağız ve kendimiz doğru İslam ve doğru liderleri seçmiş olacağız. İkisinin de dışında kalan sözde tarafsızlık tarihte Hariciliği doğurdu, günümüzde ise bugünümüzün katili olan resme sebebiyet verdi.
İmamların vasıfları nedir?
Son olarak maslahatın bir başka boyutuna da dikkat çekelim.
Nisa suresi 59. ayette Cenab-ı Hak ne buyuruyor:
"Ey iman edenler Allah'a itaate edin, Peygamber'e itaat edin bir de sizden olan emir sahiplerine de?" 
Görüldüğü üzere ulul emre itaat Allah'a, Resulü'ne itaat ile aynı kefeye konuluyor. Peki, öyleyse Allah'a itaat ile Peygamber'e itaat ile eş tutulan itaatin sahibi ulul emrin nasıl bir vasıf taşıması lazım acaba? 
Hayati soru budur!
Sünni yorum bu vasfı söylemek, hakkı teslim etmek yerine yan yollara kaçtığı için Hadis uyduruyor ve bakınız ne hale düşüyor?
"Benden sonra öyle liderler iş başına gelecekler ki; ne benim yolumda hareket edecekler ve ne de benim sünnetimi uygulayacaklar. Onların arasından öyle kişiler çıkacak ki; kalpleri insan bedenlerinde yer alan şeytanların kalpleri olacak. 
Ben, ya Resûlullah bu liderlerle karşılaşırsam benim görevim nedir? diye sorunca şöyle buyurdu: Malın yağmalansa ve sırtına kırbaç vursa bile o lidere itaat et!" 
Bakınız hakkı teslim etmek, ulul emrin kim olduğunu söylemek yerine yan yollara kaçarsanız böyle bir garabetle baş başa kalırsınız.
"Zalim, üstelik sana değil Allah'a zalim ama zalim de olsa ona itaat
edilecek!"
Oysa deseniz ki, ulul emr Peygamber'e itaatle eş tutulduğuna göre bu ulul emr, herhangi insanlar olamazlar. Herhangi insan olmamak da Allah'ın koruması altında olan, Allah'ın nasb ettiği insanlara tabii olmak demektir!
Böylece sorunu çözecek, Allah'ın rahmetine vasıl olacak ve hepimiz kurtulacağız. Ama bu teslimiyette şahsi iktidar yok, rant yok, bir soyun diğerine üstünlüğü yok, akrabayı kayırmak yok, işbirliği yok, batılla işbirliği yok. Yok yok. Ama ne var Adalet var ve Allah'ın muradı var!
İşte size maslahat ateşinin nasıl bir cinayete sebebiyet verdiğinin, ayet ile karşı karşıya gelmek zorunda kalıp ne hale düştüğümüzün bir başka açıdan ispatı kardeşlerim.
Cenab-ı Hak bizi bu hallerden
korusun."

SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”

Mehmet Şimşek, krediye ilişkin ayrıntıları “banka ve müşteri sırrı” gerekçesiyle açıklamamıştı. Şimdi soru daha da büyüyor: Devletin parası söz konusu olduğunda “sır” perdesi ne zaman kalkacak?

28.09.2026 19:40:00
Haber Merkezi
 
SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”
SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?”
Türkiye'de yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fon krizinde paraların akıbeti ve denetim tartışılırken, yıllardır kamuoyunun yanıt beklediği başka bir dosya yeniden gündemde: Ziraat Bankası'ndan Demirören Grubu'na kullandırılan yüz milyonlarca dolarlık kredi. Mehmet Şimşek, krediye ilişkin ayrıntıları "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle açıklamamıştı. Şimdi soru daha da büyüyor: Devletin parası söz konusu olduğunda "sır" perdesi ne zaman kalkacak?

Fon skandalında yüz binlerce yatırımcı bekliyor

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül 2026'da 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. SPK'nın 23 Eylül'deki açıklamasına göre söz konusu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.

Fon krizinde toplam büyüklük konusunda farklı rakamlar gündeme gelirken, tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü çeşitli hesaplamalarda 826 milyar lira ile yaklaşık 891 milyar lira arasında gösteriliyor.

Süreç yalnızca finansal kayıplar açısından değil, denetim mekanizmalarının nasıl işlediği açısından da tartışılıyor. Soruşturma kapsamında 24 Eylül itibarıyla tutuklu sayısının 26'ya yükseldiği bildirildi.

BİR TARAFTA YATIRIMCININ PARASI, DİĞER TARAFTA KAMU BANKASININ KREDİSİ

Fon krizinde yüz binlerce yatırımcı parasının ne zaman ve hangi yöntemle geri ödeneceğini beklerken, kamuoyunun yıllardır yanıt aradığı başka bir dosya da yeniden hatırlanıyor.

Demirören Grubu'nun Doğan Medya Grubu'nu satın alma sürecinde Ziraat Bankası'ndan kullandığı 800 milyon dolarlık kredi, uzun süredir tartışma konusu.

Kredinin akıbetine ilişkin TBMM'ye yöneltilen sorulara Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in verdiği yanıtta ise ayrıntılar "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle açıklanmadı.

NE OLMUŞTU?

Kredi, 2018 yılında Demirören Holding'in Doğan Medya Grubu'nu satın alması sürecinde gündeme geldi. Sayıştay raporlarına yansıyan bilgilere göre başlangıçta 800 milyon dolar olarak ifade edilen kredi, yeniden yapılandırmalar sonrasında 895,6 milyon dolarlık bir borç tutarına ulaştı ve 2022'de yüzde 4 faizle 14 yıl vadeye yayıldı.

Daha sonra Sayıştay'ın 2023 yılı incelemelerinde de borcun yapılandırmalara rağmen ödeme planına uygun şekilde ödenmediği ve 31 Aralık 2023 itibarıyla Demirören'e ilişkin borç tutarının 30 milyar 208 milyon TL'yi aştığı belirtildi.

8 Ocak 2026: CHP Parti Sözcüsü ve İzmir Milletvekili Zeynel Emre, Demirören Grubu'nun Doğan Medya Grubu'nu satın alması için Ziraat Bankası tarafından kullandırıldığı belirtilen 800 milyon dolarlık kredi konusunda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yanıtlaması istemiyle TBMM'ye soru önergesi verdi.

18 Şubat 2026: Önergeye Şimşek imzalı yazılı yanıt verildi. Yanıtta, Ziraat Bankası'nın açıklaması aktarıldı ve krediye ilişkin ayrıntıların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 73. maddesindeki "sırların saklanması" hükümleri kapsamında banka/müşteri sırrı olduğu belirtilerek paylaşılmadı.

21 Şubat 2026: Bu yanıt basına 'Demirören kredisine sır perdesi' şeklinde yansıdı.

"SIRA DEMİRÖREN BORCUNA NE ZAMAN GELECEK?"

Fon krizinde SPK'nın müdahalesiyle birlikte "Kim denetledi, riskler neden daha önce görülmedi, yatırımcıların parası nasıl korunacak?" soruları sorulurken, kamu bankası kaynaklarının kullanıldığı Demirören kredisi konusunda da benzer bir şeffaflık tartışması yaşanıyor.

Buradaki kritik fark ise şu: Fon krizinde söz konusu olan yatırımcıların özel tasarrufları, Demirören dosyasında ise kamu bankası Ziraat'ın kullandırdığı kredi.

Dolayısıyla tartışmanın merkezindeki soru yalnızca "borç ne kadar?" değil.

Kamu bankasından verilen yüz milyonlarca dolarlık kredinin bugünkü durumu nedir, ne kadarı tahsil edildi, hangi koşullarda yapılandırıldı ve kamu bu süreçte ne kadar risk üstlendi?

Mehmet Şimşek'in "banka ve müşteri sırrı" gerekçesiyle ayrıntıları açıklamaması, bu soruların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Fon krizinin ardından gözler yeniden eski dosyalara çevrilirken, "Fonlardaki paranın hesabı sorulurken, Demirören'in kamu bankasına olan borcunun hesabı ne zaman açıklanacak?" sorusu da yeniden gündeme taşınıyor.

RTÜK'ten Osmaniye'deki saldırıya yayın yasağı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Osmaniye'de bir öğretmenin okul bahçesinde öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında yayın yasağı kararı alındığını açıkladı

28.09.2026 16:34:00
İhlas Haber Ajansı
 
RTÜK'ten Osmaniye'deki saldırıya yayın yasağı
RTÜK'ten Osmaniye'deki saldırıya yayın yasağı
Olaya ilişkin RTÜK'ten yapılan açıklamada, "Osmaniye 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 28/09/2026 tarihli ve 2026/5294 D. İş sayılı kararı ile Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2026/15733 sayılı soruşturma kapsamındaki olay hakkında yayın yasağı getirilmiştir.

Karar; toplum sağlığının ve ahlakın, milli güvenliğin, kamu düzeninin ve kamu güvenliğinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi ve yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla verilmiştir. Kararda, soruşturma konusu olayla ilgili olarak her türlü haber, röportaj, eleştiri vb. yayınların, görsel ve sosyal medya ile internet ortamında yapılmasının 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca yasaklandığı belirtilmektedir.

Bu kapsamda, tüm medya hizmet sağlayıcılarının söz konusu kararın gereklerine titizlikle uyması önem arz etmektedir. Yayın yasağına aykırı yayın yapılması hâlinde, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un ilgili hükümleri uyarınca gerekli işlemler yapılacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur" ifadelerine yer verildi.

Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi

"Ölü Deniz" isimli stand-up gösterisindeki şakaları gerekçe gösterilerek 88 gündür "kuyu tipi" cezaevinde tutulan komedyen Deniz Göktaş, çıkarıldığı ilk duruşmada tahliye edildi. Mahkeme Göktaş'a toplam 1 yıl 7 ay hapis cezası verirken, hükümle birlikte serbest bırakılmasına hükmetti

28.09.2026 16:10:00
Haber Merkezi
 
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
Komedyen Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye edildi
YouTube üzerinden yayımladığı "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisi nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan ve 3 Temmuz'dan bu yana cezaevinde bulunan ünlü komedyen Deniz Göktaş, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nde ilk kez hâkim karşısına çıktı. Hakkında 12 yıl 2 aya kadar hapis cezası talep edilen davanın ilk duruşmasında mahkeme, Göktaş hakkında tahliye kararı verdi.

Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı ve salon yetersizliği nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda görülen duruşmayı siyasi parti temsilcileri, çok sayıda gazeteci, avukat ve yurttaş takip etti.

İki suçtan ceza, bir suçtan beraat

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, Deniz Göktaş'ı "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçundan 11 ay 20 gün, "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama" suçundan ise 7 ay 15 gün olmak üzere toplam 1 yıl 7 ay 5 gün hapis cezasına çarptırdı. "Daltonlar Çetesi" ile ilgili yaptığı espriler nedeniyle yöneltilen "suçu ve suçluyu övme" suçlamasından ise beraatine hükmedilen Göktaş, aldığı cezaların hükmüyle birlikte tahliye edildi.

"Cümle başına 22 gün hücrede kaldım"

Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda (kuyu tipi cezaevi) tek kişilik hücrede geçirdiği 88 günü anlatarak savunmasına başlayan Deniz Göktaş, mizahın suç sayılamayacağını vurguladı. Göktaş savunmasında şu ifadelere yer verdi:

"3 Temmuz'dan beri kuyu tipi bir cezaevinde güneş görmeden, başka hiçbir insan temasım olmadan hücredeyim. Harbiye'de kurduğum 4 cümle ile suçlanıyorum ve kurduğum cümle başına tam 22 gündür hücredeyim. Yasalar değişmedi. Değişen ne? Şaka kaldıramayan, eleştiri kaldıramayan kırılgan yöneticiler."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik kullandığı "diktatör" ifadesinin hakaret değil, siyasi bir betimleme olduğunu savunan komedyen, "Bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hicve açık olunmalıdır" dedi. İddianamedeki "oruç tutan canlı bombalar" ve "dalgıçlar (haşema)" şakalarının ise toplumsal gerginliklerin mizahi bir dille dışa vurumu olduğunu ekledi.

Adliyede yaşananları anlattı: "Zorla Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm"

Göktaş savunmasında, gözaltına alınma ve tutuklanma sürecindeki usulsüzlüklere de dikkat çekti. Yurt dışı tatilini kendi isteğiyle yarıda keserek Türkiye'ye döndüğünü belirten Göktaş, havalimanında ters kelepçeyle gözaltına alındığını söyledi. Göktaş, Çağlayan Adliyesi'nde yaşadığı ilginç bir anıyı da mahkeme salonunda paylaştı:

"Hâkimliğe çıkarılmayı beklerken bana üç kez 'Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istiyor musun?' diye soruldu. Görüşmek istemediğimi net bir şekilde söylememe rağmen emrivakiyle adliye koridorunda kendisiyle görüştürüldüm. Ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm. Kılıçdaroğlu bana 'Niye döndün, imkanım olsa bir dakika durmam burada' demeyen tek kişiydi."

88 günlük belirsiz bekleyişin ardından özgürlüğüne kavuşan Deniz Göktaş'ın tahliye kararı, adliye koridorlarında ve sosyal medyada büyük bir sevinçle karşılandı.

Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü

Osmaniye'de yeğeni tarafından görev yaptığı okulda silahla vurulan öğretmen hayatını kaybetti

28.09.2026 14:11:00 / Güncelleme: 28.09.2026 14:14:16
İHA
 
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Olay, merkez Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nde yaşandı.

Okulda görev yapan Edebiyat Öğretmeni Mehmet Bilgili, ilk bilgilere göre yeğeni olan A.B. tarafından silahla vuruldu.



İhbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

Sağlık ekiplerinin kontrollerinde Bilgili'nin hayatını kaybettiği belirlendi.

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek

28.09.2026 14:00:00
Haber Merkezi
 
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
20 milyar dolarlık büyüklüğe ve 450 binin üzerinde hesap sahibine ulaşan fon soruşturmasında tasfiye koşulları netleşiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikle 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesinin gündeme geldiği belirtildi.

Toplam büyüklüğü 20 milyar dolara ulaşan ve 450 binin üstündeki hesap sahibini doğrudan ilgilendiren fon kriziyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma giderek derinleştirilirken, kapatılan fonların tasfiyesine ilişkin koşullar da netleşmeye başladı. Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikli olarak 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesi yönünde karar çıktığı ifade ediliyor. Son üç aylık dönem başta olmak üzere soruşturmaya konu fonlardaki tüm hesap hareketleri detaylıca incelenecek. Devam eden soruşturmada tutuklu sayısı 51'e yükselirken, 46 düzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin malvarlığı ise kaçırma, değer azaltma, üçüncü kişilere devrin önlenmesi amacıyla donduruldu.

Kapsamda hangi fonlar var?
Son dönemlerde çok sayıda operasyona imza atan Adalet Bakanlığı'nın en kapsamlı soruşturmasını fonlarla ilgili sürdürülen soruşturma oluşturuyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürüttüğü fon soruşturmasında, 7 yatırım şirketine ait fonların para ve yatırımcı trafiğinin ortaya çıkarılması için Merkezi Kayıt Kuruluşuna müzekkere yazdı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen 2026/149004 sayılı fon soruşturması kapsamında 22 Eylül'de Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan fonlara ilişkin ayrıntılı yatırımcı ve işlem kayıtlarını istedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı MKK'ya yaptığı başvuruda, Pusula Finans Anonim Şirketi, Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Hedef Portföy Yönetimi A.Ş., Bulls Yatırım Menkul Değerler A.Ş., A1 Capital Menkul Değerler A.Ş., Atlas Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklığı ile Pardus Menkul Kıymetler A.Ş. ile bağlantılı fonlara ilişkin kayıtların incelenmesini istedi. TCK'nın suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ile 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürütülen soruşturmada tasfiye tarihine kadar yapılan yatırımcı bazlı tüm hareketlerin tespiti istendi.

Para hareketleri ortaya çıkarılacak
Yatırımcıların fonlardaki alım-satım işlemlerinin TL karşılıkları, mevcut hesaplardaki katılma payı değerleri, pay oranları ve benzeri nitelikteki kayıtları isteyen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, fonlardaki yatırımcı hareketlerinin dönemsel olarak ortaya çıkarılarak, para trafiğinin ayrıntılı biçimde incelenmesini hedefliyor. Savcılığın MKK'dan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek. Soruşturmaya ilişkin sosyal medya hesabından değerlendirmede bulunan Adalet Bakanı Akın Gürlek, amacın birikimlerin istismarına izin vermemek ve mağduriyetin kanunun öngördüğü koşullar çerçevesinde giderilmesinin amaçlandığını bildirdi. Bakan Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından "suç işlemek amacıyla örgüt kurma-üye olma", "nitelikli dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" ve "sermaye piyasası kanununa muhalefet" suçları kapsamında yürütülen soruşturmada, para hareketlerinin tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü aktardı.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti

28.09.2026 13:30:00
Haber Merkezi
 
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti.

AYM'nin 24 Eylül'de yayımladığı 29 Eylül Genel Kurul gündeminin ilk sırasında, E.2026/9 (Değişik İşler) numaralı dosya yer aldı. Gündemde dosyanın konusu, "Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek anılan Kanun'un 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebi" olarak belirtildi.

Süreç, Yenilik Partisi'nin itirazıyla başladı
Öztürk Yılmaz'ın genel başkanlığını yaptığı Yenilik Partisi, "Yeni Parti" adının kendi parti adıyla karıştırılabileceğini savunarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Yılmaz, "Yeni" ve "Yenilik" ifadelerinin seçmen açısından karışıklığa yol açabileceğini ve Yeni Parti isminde ayırt edici bir ek bulunmadığını ileri sürdü.

Başvurunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Eylül'de Yeni Parti'ye isim değişikliği talebi içeren bir tebligat gönderdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise parti adının belirlenmesinde mevcut içtihatların dikkate alındığını belirterek isim benzerliği iddiasına karşı çıktı.

İki seçenek konuşuluyor
Yeni Parti yetkilileri isim benzerliği olmadığını belirtmiş, "Buna rağmen aksi yönde bir karar çıkarsa küçük bir değişiklikle yola devam ederiz" mesajını vermişti.

Kulislerde "Halkın Yeni Partisi" ve "Değişim Partisi" gündeme gelen seçenekler arasında yer alıyor.

Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Trabzon'da balıkçılar, tezgahlarında yerini alan palamudu tanesi 100 ile 125 lira arasında değişen fiyatlardan satışa sunuyor

 

28.09.2026 12:20:00
Anadolu Ajansı
 
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Ortahisar ilçesindeki Moloz mevkisinde yer alan balıkçı tezgahlarında palamudun tanesi 100 ile 125 liradan satılırken, istavritin kilogramı 100, somon 200, çipura 500, levrek ise 600 liradan alıcı buluyor.

Balıkçı Ahmet Çoğalmış, AA muhabirine, vatandaşların bu sezon daha çok palamuda ilgi gösterdiğini söyledi.

Tezgahlardaki palamutların taze olduğunu belirten Çoğalmış, sıcak havanın balıkların görünümünü etkileyebildiğini ifade etti.

Çoğalmış, piyasadaki herkesin şu an taze balık sattığına dikkati çekerek, "Havalar sıcak gittiği için balıklar ezik gibi görünÜyor ama ezik değil. Havaların sıcaklığından dolayı biraz gevşek oluyor. Vatandaş bayat balık aldığını sanıyor ama öyle değil. Şu an piyasa herkes taze balık satıyor." diye konuştu.

Balıkçı Emin Avcı da bu sezon palamudun daha fazla, hamsinin ise daha az olmasını beklediklerini dile getirdi.

Hamsinin şu anda Marmara tarafından geldiğini aktaran Avcı, "Hamsi palamut gibi olmaz, az olur. Şu anda hamsi geliyor ama Marmara tarafından geliyor. Bizim yerli hamsi daha çıkmadı. Palamut olduğu zaman hamsi biraz daha az oluyor" dedi.

Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu

Gaziantep-Nurdağı kara yolunda yolcu otobüsü ile otomobilin kafa kafaya çarpıştığı feci kazada hayatını kaybeden 2'si çocuk 7 kişinin kimlikleri belirlendi. Otomobilde bulunan ve aynı aileden olan kurbanların cenazeleri otopsi işlemlerinin ardından Hatay'a gönderilirken, hastaneye kaldırılan 16 yaralıdan birinin durumunun ciddiyetini koruduğu açıklandı

28.09.2026 11:40:00 / Güncelleme: 28.09.2026 11:43:58
Haber Merkezi
 
Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu
Gaziantep’teki kazada ölen 7 kişinin kimlikleri belli oldu
Gaziantep'in Şehitkamil ilçesi kırsal Acaroba Mahallesi yakınlarında dün akşam saat 18.06'da meydana gelen, 34 HBS 100 plakalı yolcu otobüsü ile 31 AHB 98 plakalı otomobilin çarpıştığı feci kazanın bilançosu netleşti.

Hatalı sollama sonucu kontrolden çıkan otomobilin şerit ihlali yaparak otobüsün önüne kırılmasıyla gerçekleşen kazada, adli tıp kurumundaki kimlik tespit çalışmaları tamamlandı.

Aynı aileden 7 can yok oldu

Yapılan incelemelerin ardından otomobilde can veren sürücü ve yolcuların tamamının Hatay nüfusuna kayıtlı akrabalar olduğu belirlendi. Feci kazada hayatını kaybeden vatandaşların isimleri şu şekilde açıklandı:

• Gülistan Özdemir (46)

• Nisanur Özdemir (23)

• Zeynep Alin Özdemir (6 - Çocuk)

• Senem Gökşen (44)

• Atakan Gökşen (1 - Bebek)

• Fatma Balık (73)

• Gülhan Yaman (47) 

Gaziantep Adli Tıp Kurumu morgunda geceden bu yana süren otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından, 7 kişinin cenazesi ailelerine teslim edilerek defnedilmek üzere memleketleri Hatay'a uğurlandı.

1 kişinin hayati tehlikesi sürüyor

Kazanın ardından yan yatan midibüsten çıkarılarak kentteki çeşitli hastanelere sevk edilen 16 yaralının tedavisi hassasiyetle sürdürülüyor. Gaziantep Vali Yardımcısı İlker Eker, ilk saatlerde otobüsteki yolcuların büyük bölümünün hafif ve orta dereceli yaralanmalara sahip olduğunu bildirmişti.

Ancak gelişmeleri yakından takip eden İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi sosyal medya hesabından yaptığı son güncellemede, yaralılardan 1 vatandaşın sağlık durumunun ciddiyetini koruduğunu ve hayati tehlikesinin devam ettiğini duyurdu. Diğer 15 yaralının ise genel durumlarının iyi olduğu ve hayati risklerinin bulunmadığı öğrenildi.

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevlendirilen 1 Başsavcı Vekili ve 2 cumhuriyet savcısı eşliğinde, otobüs içi kameralar ve çevre güvenlik kameraları incelenerek kazayla ilgili geniş çaplı adli tahkikat sürdürülüyor.

Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor

28.09.2026 11:30:00
Haber Merkezi
 
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor.

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor.

İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen iddianameye göre bu suçlamalar, "cumhurbaşkanına hakaret", "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" ve "suçu ve suçluyu övme" olarak sıralanıyor.

Göktaş'ın X hesabından yapılan 27 Eylül'de yapılan bir paylaşımda komedyenin yeni bir mektubu yer aldı.

Duruşmayı hatırlatarak başlayan mektupta, "88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim? İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş" ifadeleri yer aldı.

32 yaşındaki Göktaş, "kuyu tipi" olarak adlandırılan Tekirdağ Karatepe Cezaevi'nde güneş görmeyen bir hücrede tutuluyor.

Gösterisindeki ifadeleri nedeniyle 29 Haziran'da hakkında soruşturma başlatılan Göktaş, yurtdışı tatili dönüşünde 2 Temmuz'da havalimanında gözaltına alınmış ve 3 Temmuz'da tutuklanmıştı.

28 Ağustos'ta komedyen hakkında "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ve "cumhurbaşkanına hakaret" suçlamalarından tahliye kararı verilmiş ancak cezaevinden çıkmadan "suçu ve suçluyu övmek" suçlamasıyla yeniden tutuklanmıştı.

Ancak savcılık Göktaş'ın tahliye kararının kaldırılarak üzerine atılı suçlardan yeniden tutuklanmasını talep etti ve komedyenin "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ile "cumhurbaşkanına hakaret" suçlarından ayrı ayrı tutuklanmasına oy birliğiyle karar verildi.

Daltonlar isimli suç örgütünün eylemlerini övme suçu işlediği iddiasıyla mahkemeye çıkarılan Göktaş, SEGBİS ile yaptığı savunmada suçlamayı reddetmişti.

Göktaş uzun süredir sergilediği gösteriyi 24 Haziran'da YouTube'a yüklemişti.

Video üç ayda 15 milyondan fazla izlendi.

İddianamede neler var?
İddianamede Göktaş'ın "Ölü Deniz" adlı gösterisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullandığı bazı ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığı ve Cumhurbaşkanı'nın şeref ve saygınlığını zedelediği öne sürülüyor.

Savcılık ayrıca gösteride yer alan bazı bölümlerin, İslam dininin mensuplarını ve dini pratikleri konu alan ifadeler nedeniyle toplumun bir kesimini diğer kesimine karşı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği görüşünü dile getiriyor.

Bu bölümde özellikle oruç tutan canlı bombalar ve Kur'an konulu şakalar ile Göktaş'ın dalgıçlarla ilgili sözlerinin haşema giyen kadınlarla ilgili olduğu çıkarımı yer alıyor.

Bir diğer suçlama ise kamuoyunda "Daltonlar" olarak bilinen suç örgütüne ilişkin stand-up bölümüne dayanıyor.

Savcılık, bu bölümdeki ifadelerin suç örgütünün faaliyetlerini övücü ve meşrulaştırıcı nitelik taşıdığını savunarak "suçu ve suçluyu övme" suçunun oluştuğunu ileri sürüyor.

İddianamede, gösteriyle ilgili 500'den fazla CİMER başvurusu ve çok sayıda şikâyet dilekçesi verildiği belirtildi.

Söz konusu ifadelerin kamu düzeni açısından "açık ve yakın tehlike" oluşturduğu değerlendirmesi de yer aldı.

Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi

Emniyet Teşkilatı Sendikası’nın 28 Eylül’de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından “polisler greve gidiyor” iddiaları gündeme geldi

28.09.2026 10:37:00
Haber Merkezi
 
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın 28 Eylül'de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından "polisler greve gidiyor" iddiaları gündeme geldi. Emniyet Genel Müdürlüğü ise eylemin polisleri kapsamadığını açıkladı.

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), sosyal medya ve bazı haber sitelerinde yayılan "polisler 28 Eylül'de iş bırakacak" iddialarına ilişkin açıklama yaptı. EGM, iş bırakma kararı alan sendikanın üyelerinin sivil personelden oluştuğunu belirterek polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Sendika neden iş bırakma kararı aldı?

Tartışmanın başlangıcında ise Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın açıklaması bulunuyor. Sendika, 28 Eylül Pazartesi günü öğleden sonra Türkiye genelinde iş bırakma eylemi yapacağını duyurdu.

Sendika kararının gerekçeleri arasında emniyet teşkilatındaki intihar vakaları, ekonomik ve sosyal sorunlar, ağır çalışma koşulları, mobbing, emeklilikte yaşanan gelir kayıpları ve özlük haklarındaki eşitsizlikler gösterildi.

Sendika ayrıca son beş günde yedi emniyet teşkilatı mensubunun yaşamına son verdiğini, Bursa ve İstanbul'da iki teşkilat mensubunun ise intihar girişiminde bulunduğunu açıkladı. Anayasa Mahkemesi önündeki eylem sırasında emekli bir emniyet mensubunun yaşamına son vermesi de açıklamada hatırlatıldı.

"Bu tablo artık görmezden gelinemez"

Sendika, yaşananların ardından yalnızca sorunların dile getirilmesinin yeterli olmadığını belirterek eylem kararı aldığını duyurdu. Açıklamada 3600 ek gösterge, yardımcı hizmetler sınıfının sorunları, eşit işe eşit ücret ve Emniyet Meslek Kanunu gibi başlıklarda çözüm bekleyen sorunlara da dikkat çekildi.

EGM: Polisler eyleme katılmayacak

Tartışmaların "polisler bugün görev bırakacak" şeklinde yayılması üzerine EGM devreye girdi. Kurum, 28 Eylül'deki iş bırakma kararının sendika üyesi sivil personeli ilgilendirdiğini, polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların ise gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

Böylece 28 Eylül'deki iş bırakma tartışmasının, emniyet teşkilatındaki çalışma koşulları ve özlük haklarına ilişkin sorunlardan kaynaklandığı; ancak EGM'ye göre eylemin görevdeki polisleri kapsamadığı ortaya konuldu.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.