logo
08 AĞUSTOS 2026

1400 yıllık hasret: İslam Ali'yi arıyor

İcmal Gençlik Derneği'nin geleneksel yaz kampında, İslam dünyası ve fikriyatına her gün bin Moğol saldırısı kıratında saldırılar düzenlendiğini belirten BTP Genel Başkan Yardımcısı Av. Ahmet Erimhan, "Lafta İslam var ama icraatta tam bir cehalet hâkim" görüşüne yer verdi

09.08.2017 00:00:00
 
SELİM AYANOĞLU / AFYONKARAHİSAR
İcmal Gençlik Derneği tarafından Afyon'da düzenlenen geleneksel yaz kampındaki oturumda konuşan BTP Genel Başkan Yardımcısı Av. Ahmet Erimhan, İslam dünyası ve fikriyatına her gün bin Moğol saldırısı kıratında saldırılar düzenlendiğini belirtti.
Oturumda, "lafta İslam var ama icraatta tam bir cehalet ve İslam düşmanlığı hakim" diyen Erimhan'ın çarpıcı konuşmasını Yeni Mesaj okurlarının dikkatine sunuyoruz:
"İslam dünyası ve fikriyatına her gün bin Moğol saldırısı kıratında saldırılar düzenleniyor. İçinden İslam geçen cümlelerin en çok kurulduğu bir dönemden geçiyoruz ama aynı anda La İlahe İllallah'ın manasını bilmeyen insanların milyonlarla ifade edildiği bir dönemden de geçiyoruz. İslam'a tuzaklar kuruluyor, İslam boğdurulmak isteniyor. Lafta İslam var ama icraatta tam bir cehalet ve İslam düşmanlığı hakim. Şekilde İslam var Özde İslam yok!
İslam sahipsiz, İslam öksüz
ve İslam İslam'ı arıyor
Bugün bir muhasebe sahnesindeyiz. Konuşuyoruz, düşünüyoruz, eleştiriyoruz, doğruyu arıyoruz, çözümü paylaşıyoruz. Bize bu vasatı sağlayan İcmal Gençliğine, İcmal Gençliğinin manevi babasına, bu manada hepimizin babasına, Hocama, Prof. Dr Haydar Baş'a en derin kalbi muhabbetlerimi arz ediyor siz dava arkadaşlarımı da saygı ile selamlıyorum.
Kıymetli kardeşlerim,
İlk cümle olarak hemen şunu ifade edeyim ki bu konuşmanın özünü şu temel ölçü oluşturuyor:
"Hz Ali'yi ancak mü'min olan sever, Ali'ye ancak münafık olan düşman olur." (Sahihi Tirmizi)
"Biz Ensar, Müslümanları, münafıkları Ali b. Ebu Talip'i sevip sevmeyişlerinden tanırdık." (Ebu Saidi Hudri).
" Allah'ım Aliyi seveni sev, O'na düşman olana düşman ol." (Hz. Muhammed (s.a.a)
 İşte bu konuşmanın amacı, ruhu, istikameti, yönelişi tamamen buna matuftur. Hz Ali'yi sevmek ve sevdirmek!
 Hocamızdan öğrendiğimiz ve Hocamızın buyurdukları gibi, Cenab-ı Hak her şeyden evvel bize Hz. Ali'ye hayırlı bir evlad olabilmeyi nasip etsin!
Kıymetli kardeşlerim,
Veda Hutbesi, Gadir-i Hum ve Gadir-i Hum'dan 2 ay 13 gün sonra Cenabı Peygamber ahirete rıhlet ediyorlar. Ehl-i Beyt'in evinde bütün dünyayı doldurmaya yetecek bir hüzün var. Abbas, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin ve birkaç Peygamber yareni hüzünlüler, yürekleri yanıyor ama biliyorlar ki; "Muhammed (s.a.a), ancak bir peygamberdir. Ondan önce nice peygamberler geldi geçti. Ölürse yahut öldürülürse gerisingeriye mi döneceksiniz? Kim dönerse bilsin ki Allah'a hiçbir suretle zarar veremez."
Bu ölçü içinde cenazelerine sahip çıkıyorlar ve defin ile meşgul Ehl-i Beyt! Başka da hiçbir dertleri ve tasaları yok.
Aynı saatlerde Hz Ömer'i önce Medine sokaklarında görüyoruz. Diyor ki; "Münafıklardan bir takım kişiler Allah'ın Elçisi'nin öldüğünü iddia ediyorlar. Allah'ın Elçisi ölmedi. Musâ/isa b. İmran'ın kavmi arasında kırk gün göğe çıktıktan sonra kavminin yanına döndüğü gibi, Allah'ın Elçisi de yanımıza dönecek, kendisinin öldüğü haberini yayanların elleri ve ayakları kesilecektir."
Hz Ömer'in bu sözlerini nasıl anlayacağız tam olarak bilemiyoruz ama Ali İmran suresi 3. ayeti şu şekildedir:
"Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce nice peygamberler geldi geçti. Ölürse yahut öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim Dönerse bilsin ki Allah'a hiçbir surette zarar vermez ve Allah şükredenlerin karşılığını yakında verecektir." 
Hz. Ömer, Hz Peygamber'in aynı zamanda bir insan olduğunu ve ahirete rıhlet edeceklerini bilmiyor muydu? Ya da Hz. Ömer çapında birisi bunu nasıl bilemez?
Kaldı ki, Hz. Peygamber'in bir süredir hasta olduğu bir ortamda Hz. Ömer'in tavrını nasıl anlamalıyız?
Hz. Ömer, Hz. Muhammed (s.a.a)'in rıhletinden duyduğu müthiş üzüntü ile kendisinden geçerek bu sözü sarf etti diyeceğiz ama aynı Ömer'i bu kez vefat haberinden 2 saat sonra gayet sıcak bir iktidar tartışmasının içinde görüyoruz. Üstelik toplantının en aktif üyesi Hz. Ömer'dir!
İslam'ın seyrini
değiştiren toplantı
Hz. Ömer, Hz Ebubekir, Sahabe ve Ensar'dan bir grup Peygamber efendimizin rıhletinden 2 saat sonra Sakife denilen yerde toplanıyorlar. Sakife'yi çağdaş bir Sünni kaynak olan İslam Ansiklopedisi, "Sakife, İslâm tarihi ve medeniyetinin şekillenmesini etkileyen olayların başında yer alır" şeklinde tasvir ediyor.
Burada kısa bir not olarak altını çizelim: İslam tarihi ve medeniyetini şekillendiren olayların başında yer alan Sakife'den İslam Ansiklopedisi sizce kaç sayfa bahsediyor. Sadece çeyrek sayfa! 
Evet, milyonlarca sayfası olan İslam Ansiklopedisi Sakife'ye İslam tarihinin en önemli olayıdır diye itiraf ettikten sonra sadece çeyrek sayfa yer ayırıyor!
İslam tarihinin ve bugünün sansürlemekten, unutturmaktan hiçbir zaman vazgeçmediği Sakife'de Hz. Ebubekir ve Ömer'in başını çektiği bir grup Ensar ve Muhacir "Hz. Muhammed (s.a.a)'in yerine kim geçecek?" sorusuna cevap üretmiş ve bunu İslam toplumuna kabul ettirmiştir!
Hz Muhammed (s.a.a)'in mübarek bedenleri daha defin edilmeden yerine kim geçecek sorusuna bir avuç insanın ürettiği cevap, İslam tarihi açısından çok ağır sonuçlara sebebiyet vermiştir.
Bunun en önemli sebebi şüphe yok ki İmamete seçilecek insanın ismi ve kimliği hususunda Hz. Allah ve Peygamber'in ne dediğinin hatırlanmamasıdır! Sakife'de maslahat ile üretilen sonuç, asırlar boyunca İslam medeniyetini inim inim inletmiştir!
Bunun üzerinde ayrıca duracağız ama şimdi soru şu: Sakife'de Hz. Ömer, Ebubekir, bir avuç Sahabi ve Ensar nasıl bir diyalog gerçekleştirdiler. Aralarında nezaket, nezafet ve ama ille de şu soru var mıydı?
"İmamet konusunda Allah ve Peygamber ne düşünüyor?"
Gadir-i Hum hutbesinin üzerinden çünkü sadece 2 ay 13 gün geçmiş ve Hz Ali'nin imametini tescilleyen çok sayıda ayet ve Hz Peygamber sözü var!
Sakife'de maalesef ne Gadir-i Hum hutbesi konuşuldu, ne de Allah'ın nasbı hatırlandı. Sakife'de yapılan diyaloglar şu şekildeydi:
Bizim kabile sizin kabileden üstündür.
Hayır, bizimki daha üstündür.
Hiç kimse bizimle boy ölçüşemez.
Ey falanlar gözlerinizi açın
Aman elinizi çabuk tutun
Bu işi başkasına kaptırmayalım
Allah'a yemin olsun ki bu işi günahkârlara yedirtmeyiz
Falanın sözünü dinlemeyin
Hilafet yularını elinize alın
Sürün onları bu şehirden
Hayır, asıl biz sizi süreceğiz bu şehirden
Allah senin canını alsın
Asıl seninkini alsın
Bütün uzuvlarını kırarım
Karın boşluğuna indiririm
Ağzına toprak doldururum
Var mı kaşınan
Var mı sürtünmek isteyen
Senin dişlerini ağzına dökerim
Aman bu hengâmede elimizi çabuk tutalım
Ey şom ağızlı
Seni Medine sokaklarında sürüklerim
Ey hasetçi
Bize bey'at ederseniz size azık veririz
Ömer, Ebubekr'i dürtükledi: Çabuk çabuk bu işi bitirelim
Ezin onu-öldürün onu
?
Sakife düzeni nasıl kuruldu?
Ehl-i Beyt definle meşgul, hüznü ile baş başa? Sakife'de ise bir grup sahabi işte bu diyaloglarla bir düzen kurdular. Gadir-i Hum'da, rıhletten çok değil sadece 2 ay 13 gün evvel son kez tescillenen Nasb, Sakife'de ortadan
kaldırıldı.
Sünni ya da Şii fark etmez kaynaklara bakın aynı şeyi görüyoruz:
Sakife'dekiler kendilerine bir iktidar elbisesi biçtiler ve bunun için maslahat isimli bir bıçak kullandılar. Kimse Hakk'ın ölçüsü nedir diye sormadı.
En fazla dediler ki "Araplar nübüvvetin ve imametin aynı ailede olmasını kabul etmez. Aksi takdirde İslam bölünür ve parçalanır!"
Zannedersiniz ki heva ve hevesleri için değil de, İslam için, Ali Efendimizin imametine karşı çıktılar! Zannedersiniz İslam'ı, Ali Efendimizi İmam ve veli tayin eden Allah'tan ve Peygamber'den daha iyi biliyorlardı. 
Peki, Sakife'dekiler Gadir-i Hum'u bilmiyorlar mı idi?
Sakife'dekiler dahil 124 bin sahabe Gadir-i Hum'a şahitlik etmişti! Evet, Sakife'dekiler Peygamber nasbını duydular ve gördüler ama sağır olmayı, görmemeyi tercih ettiler.
Peki, Gadir-i Hum'da İmam'a biat etmemişler miydi?
Hayır, İlk onlar İmam'ın elini öpmüş, biat etmişlerdi!
Peki, niye İmamın ve aslında tüm zamanlarda Müslümanların haklarını gasp ettiler ve bunu nasıl başarabildiler?
Ne yazık ki Sakife'dekiler ölüm ve kıyameti unuttular! Sakife'ye giden yolda bir sıkıyönetim düzeni kurdular. Peygamberler ölmez diyerek Hz. Peygamberin vefat haberinin yayılmasını engellediler! Peygamberler miras bırakmaz diyerek Ali Efendimizin imametini çalmanın kılıfını uydurdular. Medine'ye giriş çıkışı yasakladılar. Ardından Gadir-i Hum'u unutturmak için bütün tebliğ kanallarını, vaaz ve irşad toplantılarını ele geçirdiler. Gadir-i Hum'u gündeme getirenleri dövdüler, tecrid ettiler, hadisleri yasakladılar. İmam'ın kerpiçten evine saldırdılar. Hz Fatıma'yı yaraladılar, Hilafeti çaldılar! 
Ve yazık ki bu yol ve yönteme asırlar boyu devam ettiler. 
Kim seçilmiş; Ümeyye
ailesi mi, Ali ailesi mi?
Hz. Peygamber'in vefatından sonra adaleti Ali ailesi mi, yoksa Ümeyye ailesi mi temsil etti?
Bunun cevabı zor değil. Zor değil çünkü Hz Ali ve Ailesi seçilmiştir. Hz. Allah ve Habib'i Hz Muhammed (s.a.a) tarafından seçilmişlik! Hz Allah Ali (a.s) ve onun çocuklarını imamete seçmiştir. Bu seçilmişlik kimsenin elinde olan veya kimsenin değiştirebileceği bir şey değildir!
Aşağıda ismini vereceğimiz ayet ve hadisler Hz. Ali Efendimizin imametini açıkça ispat etmektedir:
İnzar Ayeti
Velayet Ayeti
Tebliğ Ayeti
Ulu'l Emr Ayeti
Mübahele Ayeti
Gadir-i Hum Hadisi
Menzilet Hadisi
Ümmü Selim Hadisi
İttika Hadisi
Kardeşlik Hadisi
Mescid-i Nebiy'e açılan kapıların kapatılması Hadisi
Sakaleyn Hadisi
Sefine Hitte ve Yıldız Hadisleri?
Bu ayet ve hadisler imamete kimin seçildiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu seçilmişliğe karşı laf edemeyenler İslam tarihini bir oyunla zehirlediler. Dediler ki; "Aman tarihe bakmayalım, Sakife ve onun kurduğu düzen geride kalmıştır. Bugüne taşımanın bir manası yoktur, fitne üretmeyelim!"
Oysa Sakife düzeni bütün boyutları ile son derece güncel dahası tarih boyunca da güncelliğinden hiçbir şey yitirmedi. Sakife'de kurulan "heva ve hevese İslam'ı uydurma" diyebileceğimiz ayak oyunları ile kurulan düzen bütün İslam tarihi boyunca genelleşti ve uygulama kazandı. Dolayısı ile Allah'ın muradı değil, siyasi aktörlerin heva ve hevesleri hâkim hale getirildi ve bu sebeple de deyim yerinde ise İslam belki büyüdü, irileşti, hacim kazandı ama Allah'ın rıza göstereceği gerçek bir iktidar alanı üretilemedi.
O sebeple sorunun kaynağına inmek ve buradan çıkaracağım tezlerle İslam'ın siyasal alanını yeniden dizayn etmek zorundayız. Aksi takdirde karşımıza mevcut yıkılmakta olan İslam tablosu çıkmakta. Sağlam iplere ihtiyacımız var ve bunun adresi Hz Ali'dir. 
Hz Ali öyle Ali'dir ki onun İmametine muhalif olanlar dahi "O'nun zor anlarımızdaki yardımları olmasa halifelik yapamazdık" demektedir. Hz Ali velayetin, ilmin, siyasetin, adaletin, şecaatin, ferasetin, fedakarlığın kısaca İslam adına ne hayır, ne güzellik varsa onun kapısıdır. Dahası Allah Teâlâ öyle de bir çıta koymuştur ki o kapıya uğramadan İslam'ı kazanmak mümkün değildir.
Onun için elbette tarihe bakacağız. Tarihe bakmayıp da ne yapacağız? Tarihten dersler çıkaracağız, haklıya hakkını teslim edip haksıza haddini bildirerek adalete layık olduğumuzu ispat edeceğiz ve bu muhasebenin ardından gözyaşı ile yürek ile vicdan ile sulanmış medeniyetimizi doğru adreste inşa edeceğiz.
Birinci tespitimiz budur!
İkincisi, hiç kimse Saltanat İslam'ını, Saray İslam'ını Sünnilik diye yutturmaya kalkmasın. Bu Sünniliğe de büyük bir darbedir, İslam'ın kendisine de!
Araştırmacı Kenan Çamurcu'nun bizzat ifadeleri ile söylüyorum ki, Sakife'de öne sürülen maslahatla Hz. Ali'nin vasi tayin edilmesi gerçeğini erteleyen anlayışı entelektüel bir tartışma olmaktan çıkartıp Ali düşmanı siyasi ve dini kültüre dönüştüren Ümeyye ailesinin ve Ümeyye sarayına bağlı memurların husumetini sürdürmek zorunda değiliz. Titiz ve iyi niyetli yeni bir tarih okumasıyla Sakife'de belirlenen maslahatı terk edip bugün yeni bir siyasal kültürün temellerini atabiliriz. Bunu yapmak için mezhep değiştirmek gerekmez, "görünüşte Peygamber ailesine muhabbet ama gerçekte ve özünde husumet güden" din anlayışı ve kültürün terk edilmesi yeterlidir.
Bunu yapan birisi var, Allah'a şükür ki var! Kendi iktidarı için maslahat üretmeyen, İktidarı amaç ve araçta meşru olmak ilkesinde arayan birisi var!
Onun adı Haydar Baş. Prof Dr. Haydar Baş.
Maslahat ve maslahatsızlık
Kardeşlerim canlı tanığıyım o nedenle yeri geldiği için paylaşıyorum:
Prof. Dr. Haydar Baş'a da geldiler. Dünyayı yönetenler, Türkiye'ye Başbakan atayacaklar 1997 yılında geldiler. Ve benim başında bulunduğum heyete dediler ki; "Bu ülkeye Başbakan arıyoruz. Haydar Hoca'yı Washington'a götürelim, kitaplarını İngilizceye çevirelim. Ne sıkıntınız varsa giderelim."
Bu cazip teklif karşısında Prof Dr Haydar Baş şöyle düşünebilirdi:
"Bu ülkede iktidar olmanın yolu Washington'dan geçiyor. Mecburuz bu adamlarla iş tutmaya. Önce iktidar olayım. Nasıl olsa bana yanlış yaptıramazlar. Projelerimizi hayata geçirmek için başka yol da yok!"
Hocamın cevabı bu olmadı. Maslahata tevessül etmedi. Hz. Al'nin izinde bir insan olduğunu şu sözlerle ispat etti:
"Benim satılacak vatanım, verilecek imanım yok"!
Aynı adamların bugünkü iktidar katlarına gittiklerini yazmayan kalmadı. Dilipak'lar, Ali Bulaçlar vs.
Bizzat o kalemlerden aktarıyorum.
Sarıyer/Büyükdere'de Amerikan elçiliğinden 3 kişi geldiler ve dediler ki;
"1- Biz sizi iktidara taşıyalım.
 2- Size iktidarda sorun çıkaracakları opere edelim.
 3- Size gerekli finansal destekleri getirelim."
İstenenler de şunlardı:
"a- İsrail'in güvenliğini artıracaksınız, önündeki engelleri kaldıracaksınız.
 b- Büyük Ortadoğu Projesi yani sınırların değişmesine destek olacaksınız
 c- İslam'ın yeniden yorumlanmasında bize yardımcı olacaksınız."
Dahası bu ziyaretler tarih boyunca hep yapıldı. Bugünün Amerikalılarının Cahiliye döneminde de karşılıkları vardı. Bugünün Amerikalıları olan o günün Mekke müşrikleri Hz. Peygamber'e geldiler. Dediler ki "Ya Muhammed sana Mekke'nin krallığını verelim, altınlara boğalım, en zengin kızlarımızla evlendirelim ama ne olur şu davandan vazgeç."
Bu teklif yapıldığında Hz. Peygamber'in yanında 3-5 köle Müslüman'dan başka kimse yoktu! Onlar da kızgın güneşlerin altında işkencelerden geçiyordu. İslam zayıftı, Hz. Peygamber ancak amcası Hamza'nın emanlığında Mekke'ye girebiliyordu. Hz. Peygamber kendisine bu teklif yapıldığında şöyle düşünebilirdi:
"Bu tam bir altın vuruş, zaten gücümüz ortada, bunların başına kral olayım sonra da onları Müslüman ederim. Değil mi ki Peygamberim zaten, Allah beni koruyor, yanlış benden sudur
olmaz."
Ama Hz. Peygamber böyle davranmadı. Bu teklifin altında yatan, İslam'ı fesada boğacak hastalığı gördü. Maslahat ateşini o gün söndürdü ve tüm zamanlara şu mesajı verdi:
"Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz kabul etmem!"
İşte din bu kardeşlerim! Heva ve hevesimize İslam elbisesi giydirmek değil! Allah'ın muradına teslim olmak! Bütün gayretimizi Allah'ın muradını anlamaya ve yaşamaya hasretmek. Bunun için canlardan, mallardan, tahtlardan vazgeçmek, vazgeçebilmek, yanlışa tavır almak, doğru ile bir olmak. Kendimiz Allah'a feda edebilmek."
Bu mukaddes yolda yolcu olabilmek için ya Alevi (Ali taraftarı), ya da Ümeyyeci olacağız. Ya maslahata sığınarak dünyevi iktidarımızı kuracağız ama ahiretimizi kaybedeceğiz ya da Allah'ın iradesine, nasbına ve nasbdaki örneğe sığınacağız ve kendimiz doğru İslam ve doğru liderleri seçmiş olacağız. İkisinin de dışında kalan sözde tarafsızlık tarihte Hariciliği doğurdu, günümüzde ise bugünümüzün katili olan resme sebebiyet verdi.
İmamların vasıfları nedir?
Son olarak maslahatın bir başka boyutuna da dikkat çekelim.
Nisa suresi 59. ayette Cenab-ı Hak ne buyuruyor:
"Ey iman edenler Allah'a itaate edin, Peygamber'e itaat edin bir de sizden olan emir sahiplerine de?" 
Görüldüğü üzere ulul emre itaat Allah'a, Resulü'ne itaat ile aynı kefeye konuluyor. Peki, öyleyse Allah'a itaat ile Peygamber'e itaat ile eş tutulan itaatin sahibi ulul emrin nasıl bir vasıf taşıması lazım acaba? 
Hayati soru budur!
Sünni yorum bu vasfı söylemek, hakkı teslim etmek yerine yan yollara kaçtığı için Hadis uyduruyor ve bakınız ne hale düşüyor?
"Benden sonra öyle liderler iş başına gelecekler ki; ne benim yolumda hareket edecekler ve ne de benim sünnetimi uygulayacaklar. Onların arasından öyle kişiler çıkacak ki; kalpleri insan bedenlerinde yer alan şeytanların kalpleri olacak. 
Ben, ya Resûlullah bu liderlerle karşılaşırsam benim görevim nedir? diye sorunca şöyle buyurdu: Malın yağmalansa ve sırtına kırbaç vursa bile o lidere itaat et!" 
Bakınız hakkı teslim etmek, ulul emrin kim olduğunu söylemek yerine yan yollara kaçarsanız böyle bir garabetle baş başa kalırsınız.
"Zalim, üstelik sana değil Allah'a zalim ama zalim de olsa ona itaat
edilecek!"
Oysa deseniz ki, ulul emr Peygamber'e itaatle eş tutulduğuna göre bu ulul emr, herhangi insanlar olamazlar. Herhangi insan olmamak da Allah'ın koruması altında olan, Allah'ın nasb ettiği insanlara tabii olmak demektir!
Böylece sorunu çözecek, Allah'ın rahmetine vasıl olacak ve hepimiz kurtulacağız. Ama bu teslimiyette şahsi iktidar yok, rant yok, bir soyun diğerine üstünlüğü yok, akrabayı kayırmak yok, işbirliği yok, batılla işbirliği yok. Yok yok. Ama ne var Adalet var ve Allah'ın muradı var!
İşte size maslahat ateşinin nasıl bir cinayete sebebiyet verdiğinin, ayet ile karşı karşıya gelmek zorunda kalıp ne hale düştüğümüzün bir başka açıdan ispatı kardeşlerim.
Cenab-ı Hak bizi bu hallerden
korusun."

Şiddetli karın ağrısına dikkat!


 
 
Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor.

08.08.2026 06:49:00
Murat Çorbacı
 
Şiddetli karın ağrısına dikkat!
Şiddetli karın ağrısına dikkat!

Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor. Tıp dilinde 'akut kolesistit' olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

Ne zaman harekete geçmeli

Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, "Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır" dedi. Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ.


Kadınlarda daha sık görülüyor

Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.

Yağlı yemekler azdırıyor

Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor.

232 belediye başkanı CHP’den istifa etti

YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Tüzün, ana muhalefet partisinde büyük bir kırılma yaşandığını belirterek, 232 belediye başkanının CHP'den istifa ettiğini ve büyük bölümünün yeni partiye katıldığını açıkladı. Tüzün, ağustos ayı sonuna kadar bu sayının 300'ü aşacağını öngördüklerini ifade etti

07.08.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
TBMM'de basın toplantısı düzenleyen Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün, yerel yönetimler bazında Türk siyasi tarihinin en büyük kitlesel geçiş dalgalarından birinin yaşandığını iddia etti. Özgür Özel liderliğinde CHP'den ayrılan 91 milletvekilinin kurduğu YENİ Parti saflarına, belediye başkanlarının da hızla eklenmeye başladığı belirtildi.

İstifaların kurumsal dağılımı ve 28 il detayı

Toplantıda istifa eden belediye başkanlarının kırılımını net rakamlarla paylaşan Tüzün, yerel yönetim temsilcilerinin resmi kayıt işlemlerine başladığını dile getirdi. Paylaşılan verilere göre istifa eden 232 belediye başkanının kurumsal dağılımı şu şekilde:

• Büyükşehir ilçelerine bağlı 109 ilçe belediye başkanı

• İllere bağlı 54 ilçe belediye başkanı

• Beldelere bağlı 50 belde belediye başkanı

• İl belediye başkanlığı düzeyinde başvuran 17 isim

Tüzün, yaşanan bu istifa dalgasının ardından Türkiye genelindeki 28 ilde hiç CHP'li belediye başkanı kalmadığını ileri sürdü. Bu iller arasında Aydın, Bursa, Balıkesir, Hatay, Bolu, Bilecik, Çanakkale, Kocaeli, Manisa, Samsun ve Trabzon gibi kritik büyükşehir ve merkez iller yer alıyor.

"Ay sonunda sayı 300'ü geçecek"

Büyükşehir belediye başkanlarının geçiş takvimine de değinen Tüzün, ağustos ve eylül aylarında yapılacak belediye meclis toplantılarındaki aritmetik dengelerin korunmasının önemine dikkat çekti. Meclis dengeleri gözetildiği için birçok başkanın istifasını beklettiğini söyleyen Tüzün, "Belediye başkanlarımızın bizzat tarafımı arayarak ilettikleri beyanlar doğrultusunda, ağustos ayı sonu itibarıyla istifa edenlerin sayısının 300'ü geçeceğini tahmin ediyoruz" dedi.

Büyükşehirlerde son durum ne?

Gazetecilerin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollere yönelik sorularını yanıtlayan Yaşar Tüzün, güncel durumu şu sözlerle özetledi: "İstanbul ve Ankara ile ilgili şu an için herhangi bir resmi görüşme ya da geçiş açıklaması söz konusu değil. Eskişehir, Muğla ve Tekirdağ gibi iller süreci kendi içlerinde değerlendirecek."

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçeceği iddialarını yalanlayan Tüzün, kendisinin geçmişteki başarılı çalışmalarını hatırlatarak "Biz kendisiyle YENİ Partimizde buluşmayı umut ediyoruz" açıklamasında bulundu.

CHP'li 19 il belediye başkanından 17'sinin partiye başvurduğunu belirten Tüzün, Bartın Belediye Başkanı'nın kararını haftaya açıklayacağını, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere'nin ise CHP'de kalmayı tercih ettiğini ve bu karara saygı duyduklarını vurguladı.

YENİ Parti'nin yerel yönetimlere dair temel ilkelerini ve vizyon belgesini ise önümüzdeki günlerde kapsamlı bir lansmanla kamuoyuna duyuracağı bildirildi.

Sokak ve muhalefet ayakta

TBMM Başkanlığı’na sunulan ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” ülkede tansiyonu yükseltti. Taslağın altına imza atan siyasi aktörlere yönelik sokaktaki öfke çığ gibi büyürken, muhalefet kanadından gelen sert açıklamalar ve sivil toplumun protestoları siyasetin gündemini tamamen değiştirdi

07.08.2026 15:20:00
Haber Merkezi
 
Sokak ve muhalefet ayakta
Sokak ve muhalefet ayakta
Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanan 12 maddelik yasa teklifi, toplumun geniş bir kesiminde büyük bir infiale yol açtı. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'lı milletvekillerinin ortak imzalarıyla TBMM'ye getirilen düzenlemeye karşı birçok şehirde eş zamanlı protesto gösterileri düzenleniyor.

Özellikle şehit yakınları, gazi dernekleri ve milliyetçi hassasiyeti yüksek sivil toplum kuruluşları meydanlara inerek yasanın geri çekilmesini talep ediyor. Sokaktaki vatandaşlar, örgüt suçlarına yönelik ceza ertelemesi ve adli kontrolle tahliye yollarının açılmasını "hukukun katledilmesi" olarak yorumluyor. İmza atan liderlerin ve milletvekillerinin fotoğraflarının taşındığı eylemlerde, "Gazi Meclis'te terör meşrulaştırılamaz" sloganları atılıyor.


Muhalefetten sert itiraz: "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorlar!"


Siyasi arenada yasa teklifine en sert ve tavizsiz tepki İYİ Parti'den geldi. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Meclis kürsüsünden yasa metnini imzalayan MHP lideri Devlet Bahçeli ve Cumhur İttifakı ortaklarına adeta ateş püskürdü. Dervişoğlu, yapılan hamleyi tarihi bir benzetmeyle eleştirerek şu ifadeleri kullandı:

"Yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar. Siz Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz ve ne yaptığınızın farkında bile değilsiniz. Çerçeve yasa olarak adlandırılan bu ihanet belgesini asla kabul etmeyeceğiz!"

İYİ Parti, yasa teklifinin TBMM Başkanlığı tarafından sahiplerine iade edilmesini talep ederken, Genel Kurul aşamasında her bir maddeye karşı çok sert ve kitlesel bir direnç göstereceklerinin sinyalini verdi.


Yeni Parti kanadı: "Özensiz ve kötü hazırlanmış bir metin"


Sürece dair usul ve yöntem eleştirilerini sürdüren Yeni Parti (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel de düzenlemeyi hedef aldı. Teklifin kapalı kapılar ardında, toplumsal mutabakat aranmadan ve adeta "boş kâğıda imza toplanarak" hazırlandığını belirten Özel, "Özensiz, kötü hazırlanmış bir teklif. Yaklaşımımızda bir değişiklik yok ancak sürecin yürütülüş biçimi baştan aşağı yanlıştır" diyerek iktidarın aceleci tutumuna tepki gösterdi.


İmzacıların savunması: "Terörsüz Türkiye için tarihi eşik"


Tepkilerin odağındaki AK Parti ve MHP kanadı ise eleştirileri "küresel odakların hezeyanları" olarak nitelendiriyor. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, düzenlemenin iki yıllık bir emeğin ürünü olduğunu ve bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatlarıyla şekillendiğini vurguladı. Çelik, "Bu hamle, bölgemize dönük emperyalist saldırganlığa verilmiş en büyük cevaptır" diyerek yasayı savundu.

HÜDA-PAR cephesinden ise "Türkiye'nin normalleşmesi adına bazı hususlara gözümüzü kapattık ve imzayı attık" itirafı gelirken, muhalefet kanadından ise metnin referanduma götürülerek nihai kararın millete bırakılması gerektiği çağrısını yapıyor.


11 Ağustos'a kadar yasalaştırılması hedefleniyor


Toplumsal öfke ve sokak protestoları eşliğinde Adalet Komisyonu'na gelen yasa teklifinin, iktidar bloku tarafından hızlandırılmış bir takvimle en geç 11 Ağustos Salı gününe kadar Meclis Genel Kurulu'ndan geçirilmesi planlanıyor. Ancak sokaktaki tansiyonun ve muhalefetin tırmandırdığı direncin, Meclis Genel Kurulu'ndaki görüşmeleri tarihin en gerilimli oturumlarından birine dönüştürmesine kesin gözüyle bakılıyor.


Tepkiler sokakta dalga dalga büyüyor


TBMM Başkanlığı'na sunulan ve kamuoyunda büyük bir kutuplaşmaya yol açan "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" sonrası sokağın ateşi düşmüyor. Başta büyük şehirler olmak üzere Türkiye genelinde protestoların merkezi haline gelen iller netleşirken, sivil toplum kuruluşları ve kadın hareketleri de 11 Ağustos Salı günü gerçekleşecek Genel Kurul oylamasına kadar sürdürecekleri yeni eylem planlarını yürürlüğe koydu.


Protestolar hangi illerde yoğunlaşıyor?


Yasa teklifine yönelik toplumsal öfke ve kitlesel yürüyüşler, özellikle milliyetçi hassasiyetlerin yüksek olduğu kentler ile metropollerde kritik noktalara ulaşmış durumda.

Protestoların idari merkezi konumunda olan başkentte, özellikle Güvenpark ve TBMM çevresinde şehit yakınları, gaziler ve sivil toplum örgütleri oturma eylemi ve açlık grevlerini sürdürüyor.

İstanbul Kadıköy, Beşiktaş ve Çağlayan Adliyesi önünde toplanan binlerce kişi, "hukukun üstünlüğü" vurgusuyla taslağın derhal geri çekilmesini talep ediyor.

İzmir Alsancak, Bornova ve Antalya Akdeniz Üniversitesi kampüsü çevresinde gençlik örgütleri ve sivil inisiyatiflerin düzenlediği yürüyüşlere polis müdahaleleri yaşanıyor.

Eskişehir, Kocaeli, Çanakkale, Adana, Mersin, Trabzon, Sakarya ve Bartın gibi illerde de yerel sivil toplum platformları öncülüğünde kitlesel basın açıklamaları gerçekleştiriliyor.


Sivil toplum ve kadın hareketlerinin "yeni eylem planı"


Bu arada yasa metninde yer alan "infaz erteleme mekanizmaları" ve "koşullu siyaset izinleri" gibi maddelere karşı çıkan sivil toplum, süreci kilitlemek amacıyla üç ana ayaktan oluşan çok yönlü bir eylem haritası hazırladı.

Örgütler, taslakla kurulması planlanan "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" gibi yapılarda kadınların ve toplumun geniş kesimlerinin eşit söz hakkına sahip olacağı bir güvence getirilmesini istiyor.

Sivil toplum kuruluşları, barış ve bütünleşme süreçlerinin kapalı kapılar ardında yürütülemeyeceğini savunarak Türkiye'nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1325 sayılı kararını gündeme taşıyor. Uluslararası hukuk zemininde meşruiyet arayan sivil toplum, kadınların karar alma ve izleme mekanizmalarına dahil edilmediği hiçbir yasal çerçeveyi tanımayacaklarını duyuruyor.

Eğitim-İş ve Hürriyetçi Eğitim Sen gibi büyük eğitim sendikaları, yasa teklifinin Meclis gündemine gelmesiyle birlikte eş zamanlı olarak seslerini yükseltmeye başladılar.

Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, kamuoyunda Çerçeve Yasa olarak bilinen düzenlemeye karşı net bir duruş sergilediklerini açıkladı. Sendika, örgüt liderlerine ya da üyelerine yönelik getirilebilecek olası af veya infaz erteleme girişimlerinin karşısında olduklarını vurgulayarak, "Eli kanlı terör örgütü PKK'ya ve terörist başına af getirecek her türlü girişimin karşısındayız; şehit öğretmenlerimizin aziz hatıralarının yanındayız" açıklaması yaptı.


"Çerçeve Yasa" sosyal medyayı da salladı


Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşmeleri süren 12 maddelik yasa teklifi, sosyal medya platformlarında cumhuriyet tarihinin en büyük dijital reaksiyonlarından birine sahne oluyor. Aralarında kamuoyunun yakından tanıdığı aydınlar, emekli bürokratlar ve hukukçuların yer aldığı 242 isim, yayımladıkları ortak bildiriyle sosyal medyada fitili ateşledi.

Kısa sürede yüz binlerce etkileşim alan bildiride, "Terörsüz Türkiye adı altında terör örgütü mensuplarına örtülü af getirilmesine, teröristbaşının muhatap alınmasına ve milli egemenliğin zedelenmesine Türk milleti olarak hayır diyoruz" ifadelerine yer verildi. Kampanya, "Çerçeve Yasaya Hayır" etiketleriyle kısa sürede milyonlarca kullanıcıya ulaştı.


Ekşi Sözlük ve forumlar ayakta


Sözlük platformları ve siyasi forumlarda da yasa teklifinin şifreleri masaya yatırıldı. "5 ağustos 2026 çerçeve yasanın meclise sunulması" başlığı altında binlerce yorum birikirken, kullanıcılar özellikle yasadaki "10 yıllık infaz erteleme" maddesine dikkat çekti.

Dijital analizlerde ve yorumlarda öne çıkan en büyük endişe ise "Lübnanlaşma" tehlikesi oldu. Kullanıcılar, kapalı kapılar ardında ve toplumsal mutabakat aranmadan hazırlanan bu metnin, Türkiye'yi etnik ve çoklu bir yönetim yapısına sürükleyerek kırılganlaştıracağını savunuyor. Meclis'teki partilerin "boş kağıtlara imza atarak" bu süreci yürütmesi ise dijital tabanda çok ciddi bir güvensizlik dalgası yarattı.


Milletvekillerine "istifa" çağrısı


Sosyal medyadaki öfkenin bir diğer hedefi ise taslağın altında ortak imzası bulunan milletvekilleri oldu. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'ın yanı sıra bazı CHP'li vekillerin de teklife destek verdiğinin ortaya çıkması, partilerin tabanlarında adeta deprem etkisi yarattı.

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu'nun Meclis kürsüsünden yaptığı "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz" konuşmasına ait videolar TikTok ve X platformlarında izlenme rekorları kırarken; seçmenler, kendi partilerinden imza veren milletvekillerinin hesaplarını etiketleyerek "İstifa edin" ve "O imzayı geri çekin" çağrıları yapıyor. Sosyal medyadaki bu büyük dijital ablukanın, 11 Ağustos Salı günü yapılması planlanan Genel Kurul oylamasına kadar artarak sürmesi bekleniyor.

KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı aşısının çalışmalarında ilk fazın tamamlanmak üzere olduğunu söyleyerek, "Birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisindeyiz" dedi

07.08.2026 14:20:00
İhlas Haber Ajansı
 
KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere
KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere
ERÜ bünyesinde çalışmalarına devam eden ve Turkovac'ı geliştiren Prof. Dr. Aykut Özdarendeli başkanlığındaki Aşı Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü'nde çalışmalar aralıksız devam ediyor. KKKA aşısı için çalışmalarını sürdüren ekip, aşıda ilk faz çalışmalarını tamamlamak üzere. Çalışmalar hakkında bilgiler veren ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, çalışmaların sürdüğü laboratuvarın daha kapsamlı bir hale geleceğini söyleyerek, "Çok büyük bir laboratuvara kavuşuyoruz.

Bu alanda stratejik araştırmalar yapabileceğimiz kapsamlı bir laboratuvar imkanının olması bizim için önemli. Cumhurbaşkanımızın destekleriyle bu laboratuvar imkanına sahip olabilmemiz sadece Kayseri için değil, ülkemiz ve tüm insanlık için de stratejik bir öneme sahip. Laboratuvarımızın da yıl sonu itibarıyla hazırlıklarımız bitmek üzere. İnşaatımız tamamlandı. Laboratuvarın teknik cihazlar anlamında son bağlantıları devam etmekte" dedi.

"Birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisindeyiz"

Çalışmalarına devam edilen KKKA aşısı hakkında bilgiler veren Altun, "Aykut Özdarendeli hocamız çalışmalarını sürdürüyor. Özellikle çalışmalarına Kırım Kongo Kanamalı Virüslü ateşli hastalığı dediğimiz kene ısırmasının sebep olduğu rahatsızlıkla ilgili aşı çalışmalarına devam ediyor. Birinci fazla ilgili ciddi mesafe almış durumdayız. Burada biz elimizden geldiği kadar bu aşı süreçlerini yönetirken de ulusal ve uluslararası boyutta bunun kabul edilmesi bizim için esastır.

Biz hocamıza o süreçlerini de kolaylaştırmak için destek oluyoruz. Yaz aylarına başladığımızda hep gündemimize gelen bir rahatsızlık süreci olarak durmakta ama biz bu konularda Sağlık Bakanlığımızla ve Sağlık Müdürlüğümüzle koordineli bir şekilde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Benim tahminim birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisinde olduğumuzu söylemek istiyorum" diye konuştu.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
 

07.08.2026 11:06:00
AA
 
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.

Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalayacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, günübirlik çalışma ziyareti için bu sabah Suudi Arabistan'a hareket etmişti.

Pakistan, ABD-İran savaşını sona erdirmek için arabuluculuk çalışmalarında bulunurken, Türkiye Gazze'de ateşkesin sağlanması yönünde diplomatik alanda aktif rol oynadı.

Pakistan ve Suudi Arabistan, 2025'te ortak bir savunma anlaşması imzalayacaklarını duyurmuştu.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 17 Eylül'de "Ortak Stratejik Savunma Anlaşması" imzalamıştı.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi

07.08.2026 11:01:00
Haber Merkezi
 
 Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi
 Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi.

BTP Genel Başkan Yardımcısı Emekli Albay Selim Oktay, Ankara İl Başkanı Emekli Yarbay Hüseyin Kuloğlu, Ankara İl Yönetim Kurulu Üyesi Aydın İlik, Çankaya İlçe Başkanı Mehmet Yalçın Vona, Altındağ İlçe Başkanı Bayram Güzel ve Ankara teşkilatından Ayhan Kuru'nun yer aldığı heyet, Güvenpark'ta bir araya geldiği şehit yakınları ve gazilerle görüş alışverişinde bulundu.

Ziyarette, BTP Genel Başkanı Avukat Hüseyin Baş'ın selamı, eylemcilerin sözcüsü Gazi Erdem Çerçioğlu aracılığıyla tüm şehit yakınları ve gazilere iletildi.

Görüşmede, şehit yakınları ve gazilerin dile getirdiği talepler ile "Terörsüz Türkiye" adıyla yürütülen sürece ilişkin endişeleri dinlendi. BTP heyeti, şehit aileleri ve gazilerin haklı mücadelelerinin yanında olduklarını belirterek, partinin konuya ilişkin değerlendirmelerini ve çözüm önerilerini paylaştı.



Ziyaretin ardından açıklamalarda bulunan BTP Genel Başkan Yardımcısı Emekli Albay Selim Oktay, şehit aileleri ve gazilerin haklı mücadelelerini desteklediklerini vurguladı.

Oktay, tüm şehit aileleri ve gazilere, yaşamlarının geri kalanında kimseye muhtaç olmadan onurlu bir hayat sürdürebilecekleri düzeyde maaş bağlanması gerektiğini belirterek, devletin mevcut imkânlarının bunu karşılayabilecek güçte olduğunu ifade etti.

Selim Oktay ayrıca, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin şehit aileleri ve gazilerin dile getirdiği endişeleri dikkatle dinlediklerini, Bağımsız Türkiye Partisi'nin bu konudaki duruşunu ve kararlılığını kendileriyle paylaştıklarını söyledi.

BTP heyeti, şehit yakınları ve gazilerin taleplerinin takipçisi olmaya devam edeceklerini belirterek ziyaretini tamamladı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlü savunma anlaşması imzalayacak

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi

 

07.08.2026 10:23:00
Anadolu Ajansı
 
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlü savunma anlaşması imzalayacak
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlü savunma anlaşması imzalayacak

Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün Cidde'de ortak savunma anlaşması imzalayacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, günübirlik çalışma ziyareti için bu sabah Suudi Arabistan'a hareket etmişti.

Pakistan, ABD-İran savaşını sona erdirmek için arabuluculuk çalışmalarında bulunurken, Türkiye Gazze'de ateşkesin sağlanması yönünde diplomatik alanda aktif rol oynadı.

Pakistan ve Suudi Arabistan, 2025'te ortak bir savunma anlaşması imzalayacaklarını duyurmuştu.

Avcılar Belediyesine yönelik soruşturmada 12 kişi adliyede

Avcılar Belediyesine yönelik "ihaleye fesat karıştırma" soruşturması kapsamında İstanbul merkezli 4 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 12 zanlı Küçükçekmece Adliyesi'ne sevk edildi

07.08.2026 09:04:00
AA
 
Avcılar Belediyesine yönelik soruşturmada 12 kişi adliyede
Avcılar Belediyesine yönelik soruşturmada 12 kişi adliyede

Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca, Avcılar Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğünün 2022 yılında "Avcılar İlçesi Asfalt İmalatları" ihalesinde kamu kurumlarından yaklaşık maliyet araştırması yapmaksızın yüksek teklif alarak ihalenin maliyetini yükselttiğinin belirlenmesi üzerine "ihaleye fesat karıştırma" suçundan başlatılan soruşturma devam ediyor.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından Küçükçekmece Adliyesi'ne sevk edildi.

Ne olmuştu?

Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "ihaleye fesat karıştırma" suçundan yürütülen soruşturma kapsamında Avcılar Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğünün 2022 yılında "Avcılar İlçesi Asfalt İmalatları" ihalesinde kamu kurumlarından yaklaşık maliyet araştırması yapmaksızın yüksek teklif alarak ihalenin maliyetini yükselttiği belirlenmişti.

Kamu zararının oluşmasına yol açtıkları gerekçesiyle 14 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmişti.

İstanbul, Ankara, Balıkesir ve Bitlis'te düzenlenen eş zamanlı operasyonda 12 şüpheli yakalanmıştı.

Hakkında gözaltı kararı verilen bir şüphelinin sağlık sorunları sebebiyle hastanede tedavi gördüğü, bir zanlının ise başka bir suçtan cezaevinde olduğu öğrenilmişti.

Hakkında gözaltı kararı verilen 14 isim şu şekilde:

"Yaklaşık Maliyet Komisyonu ve İhale Komisyonu Başkanı Seçkin Özcan, Yaklaşık Maliyet Komisyonu üyesi İsmail Kurtuluş, Yaklaşık Maliyet Komisyonu ve İhale Komisyonu üyesi Salman Kalmaz, Fen İşleri Müdürü ve ihale yetkilisi Nevzat Yalçın, İhale Komisyonu üyeleri Dursun Yavuz, Kemal Baki, Kemal Kenar, bazı inşaat ve asfalt firması yetkilileri Gülay Güneş, Burak Güneş, Furkan Karaca, Behçet Hırdar, Celal Hırdar, Mustafa Timur ve Yüksel Kırıcı."
 

Güvenpark'ta direniş 25. günde

Ankara Güvenpark'ta rütbeli personelle eşit özlük ve sosyal haklar talebiyle 25 gündür oturma eylemi yapan ve son 5 gündür açlık grevini sürdüren er/erbaş şehit yakınları ile malul gazileri, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ziyaret etti. Meclis gündemindeki "Çerçeve Yasa" tartışmalarının gölgesinde konuşan Özel, "Herkes 'Ben bu düzenlemelerden razıyım' diyene kadar arkanızdayız. Gözünüze bakamayacağımız hiçbir işin içinde olmayız" dedi. Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği Genel Başkanı Erdem Çerçioğlu ise "Eğer bu yasada bizi ağlatırsanız size hakkımızı helal etmiyoruz" diyerek siyasi iradeye sert bir rest çekti

06.08.2026 18:00:00
Haber Merkezi
 
Güvenpark'ta direniş 25. günde
Güvenpark'ta direniş 25. günde
Türkiye'nin 81 ilinden Ankara'ya gelerek Güvenpark'ta toplanan er şehit yakınları ile er ve erbaş statüsündeki gazilerin hak arayışı kararlılıkla devam ediyor. Rütbeli personelle aralarındaki maaş, sağlık hakları, protez kalitesi ve sosyal imkan adaletsizliklerine karşı 13 Temmuz'dan bu yana oturma eylemi yapan kitle, seslerini duyurabilmek amacıyla 4 Ağustos itibarıyla açlık grevi başlattı. Siyasi partilerin yoğun ziyaret gerçekleştirdiği alana gelen son isim, kısa süre önce CHP'den ayrılarak yeni bir siyasi hareket başlatan YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel oldu.


Özgür Özel: "Sorunlar çözülüyormuş gibi yapılması samimiyetsiz"


Güvenpark'taki eylem alanında gazilerin ve şehit ailelerinin alkışlarıyla karşılanan YENİ Parti lideri Özgür Özel, hükümetin Meclis komisyonuna getirdiği yasal düzenlemeleri sert bir dille eleştirdi. Yapılan hamlelerin bir göz boyamadan ibaret olduğunu savunan Özel, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

"Bugün burada 25 gün sonra bir kez daha birlikteyiz. Eylemin ilk başladığı gün, Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş Genel Başkanı olarak son ziyaretimi buraya gerçekleştirmiştim. Bugün ise YENİ Parti Genel Başkanı olarak yanınızdayım. 25 gün boyunca o kararlılığın gereğini yaptınız, beş gündür de açlık greviyle tepkinizi en üst düzeye çıkardınız. Biz sonuna kadar, siz sonuç alana kadar, hakkınız teslim edilene kadar yanınızdayız. Meclis komisyonunda sanki gazilerin ve şehit ailelerinin sorunları çözülüyormuş gibi bir izlenim yaratılmasını samimiyetsiz buluyoruz. Getirilen teklifler sizin taleplerinizi ve beklentilerinizi hiçbir şekilde karşılamıyor."


"Biz gözünüze bakamayacağımız işlerin içinde olmayız"


Konuşmasında Meclis Başkanlığına sunulan ve kamuoyunda büyük tartışma yaratan yeni "Çerçeve Yasa" sürecine de değinen Özel, partisi üzerinde kurulan siyasi baskılara rağmen taviz vermeyeceklerini açıkladı. Hukukçularla birlikte metin üzerinde sabaha kadar çalıştıklarını aktaran Özel, duruşunu şu sözlerle özetledi:

"Biz zor günlerden geçiyoruz. Seçilmiş kadrolarımızın darbe niteliğinde adımlarla uzaklaştırıldığı bir süreçte, bir yandan da Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren kritik bir süreç yürütülüyor. Emin olun meseleyi ve tüm hassasiyetleri en az sizin kadar yakından takip ediyoruz. İlk gün nerede duruyorsak bugün de tam olarak aynı noktadayız. Bizler şehit ailelerinin yanına varamayacağımız, gözlerinin içine bakamayacağımız hiçbir gizli ya da yanlış işin içinde olmayız. Türkiye'de terörün bitmesi, silahların tamamen susması, tek bir silahın dahi terör örgütünün elinde kalmaması ve bir daha hiçbir ocağa ateş düşmemesi için demokratik zeminde adımlar atılmasını sonuna kadar savunuyoruz."

Özel ayrıca, Türkiye genelinde hak mağduriyeti yaşayan er gazi ve şehit yakını sayısının yaklaşık 5 bin 500 kişi olduğunu belirterek, "Madem artık terör olmayacak, madem artık kan akmayacak; o halde bu vatan uğruna kolunu, bacağını, gözünü, canını vermiş bu insanlara haklarını teslim etmek devlet için hiçbir maddi yük değildir. El insaf diyerek Meclis çatısı altında sesiniz olmaya devam edeceğiz" vurgusunu yaptı.


Erdem Çerçioğlu: "Eğer bizi ağlatırsanız hakkımızı helal etmiyoruz"


Özgür Özel'in ardından söz alan Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği Genel Başkanı Erdem Çerçioğlu, siyasi partilerin getirdiği alternatif tekliflerin ve hükümetin sunduğu paketlerin mevcut yaraları sarmadığını ifade etti. Çerçioğlu, Meclis'te grubu bulunan tüm milletvekillerine doğrudan seslendiği konuşmasında şu ifadelerle isyan etti:

"Biz Cumhur İttifakı'nın meclise sunduğu kanun teklifini de komisyondaki mevcut yaklaşımları da kabul etmiyoruz. Bizim derdimiz paradan ziyade adaletle ilgilidir, rütbeli personel ile aramızdaki emsal özlük haklarımızın eşitlenmesi mücadelesidir. Er Şehit Aileleri ve Er Gaziler Platformu olarak açlık grevimize kararlılıkla devam edeceğiz. Buradan Meclis'teki tüm siyasilere açıkça haykırıyorum: Eğer bu hazırlanan çerçeve yasada şehit ailelerini ve gazileri bir kez daha boynu bükük bırakır, bizi ağlatırsanız, size de bu devlete de hakkımızı helal etmiyoruz!"

Haber kaynaklarının aktardığı bilgilere göre, Güvenpark'taki çadırlarda nöbetleşe devam eden açlık grevi eylemine Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da daha önce destek ziyaretlerinde bulunarak meclis zemininde hakların savunulacağı sözünü vermişlerdi.

Türkiye ve 7 ülkenin dışişleri bakanları, İsrail'in Gazze'de tıbbi ve sivil altyapıyı hedef alan saldırılarını ve uluslararası insani hukuk ihlallerini en güçlü şekilde kınadı

Türkiye, Mısır, Endonezya, Ürdün, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanları, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki ihlallerine ilişkin ortak açıklama yayımladı

06.08.2026 16:13:00
AA
 
 Türkiye ve 7 ülkenin dışişleri bakanları, İsrail'in Gazze'de tıbbi ve sivil altyapıyı hedef alan saldırılarını ve uluslararası insani hukuk ihlallerini en güçlü şekilde kınadı
 Türkiye ve 7 ülkenin dışişleri bakanları, İsrail'in Gazze'de tıbbi ve sivil altyapıyı hedef alan saldırılarını ve uluslararası insani hukuk ihlallerini en güçlü şekilde kınadı
Türkiye, Mısır, Endonezya, Ürdün, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanları, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki ihlallerine ilişkin ortak açıklama yayımladı.

Bakanlar, başta sağlık tesisleri ile tıbbi altyapının hedef alınması, sivil altyapıya yönelik saldırılar ve kadınlar ile çocuklar da dahil olmak üzere sivil kayıplarının devam etmesi olmak üzere, Gazze Şeridi'nde uluslararası hukukun ve uluslararası insancıl hukukun ağır bir ihlali olarak süregelen İsrail ihlallerini en güçlü şekilde kınadı ve lanetledi.

İsrail'in ihlallerinin devam etmesinin uluslararası hukukun ve Gazze Barış Planı'nın ihlali olduğunun altını çizen bakanlar, özellikle de ABD Başkanı Donald Trump'ın Filistinli grupların silahların sınırlandırılmasını da içeren yol haritasını kabul ettiğini duyurmasının ardından ihlallerin devam etmesinin, planın ikinci aşamasının uygulanmasını hedefleyen uluslararası ve bölgesel çabaları sekteye uğrattığına işaret etti.

Bakanlar, ihlallerin siyasi süreci tehdit ettiğini, çatışmaları yeniden tırmandırma ve Gazze'deki insani felaketi derinleştirme riski taşıdığını belirtti.

İsrail'in uluslararası hukuk ihlalleri
Bakanlar, sivillerin korunmasının, sağlık tesisleri ile sağlık ve insani yardım alanlarında görev yapan personelin güvenliğinin sağlanmasının ve Gazze genelinde insani yardım, tıbbi malzeme ve acil yardım malzemelerinin "derhal güvenli ve engelsiz şekilde ulaştırılmasının" hiçbir koşul altında taviz verilemeyecek ya da zayıflatılamayacak hukuki yükümlülükler" olduğunu vurguladı.

Gazze Şeridi'nde İsrail tarafından sürdürülen ihlallerin, işgal altındaki Batı Şeria'da yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen saldırılardan, yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesinden ve "işgal altındaki Kudüs'teki" mevcut statükoyu tek taraflı olarak değiştirmeyi amaçlayan uygulamalardan "bağımsız değerlendirilemeyeceğinin" altını çizen bakanlar, bu uygulamaların güç kullanarak fiili durum yaratmayı hedefleyen sistematik politikayı oluşturduğunu kaydetti.

Bunların iki devletli çözümün temelini zayıflattığını aktaran bakanlar, söz konusu faaliyetlerin Filistin halkının meşru haklarını "marjinalleştirdiğini" bildirdi.

Bakanlar bu durumun, uluslararası hukukun ve ilgili Birleşmiş Milletler (BM) kararlarının açık bir ihlalini teşkil ettiğini hatırlattı.

Bakanlar ayrıca, uluslararası topluma, özellikle de BM Güvenlik Konseyi'ne, hukuki ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmeleri ve İsrail'i uluslararası insani hukuk da dahil olmak üzere uluslararası hukuk ile BM Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı Kararı kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeye ve ciddi ihlallerden sorumlu olanları hesap vermeye zorlamak üzere; sivillerin korunmasına, anlaşmanın tam olarak uygulanması için umutların korunmasına ve kalıcı bir ateşkesin sağlanmasına katkıda bulunacak şekilde pratik ve etkili önlemler almaları yönündeki çağrılarını yineledi.

İşgal altındaki Filistin topraklarını ilhak etmeye, bu topraklar üzerinde İsrail egemenliğini dayatmaya veya Filistin halkını zorla yerinden etmeye yönelik her türlü girişimi kategorik olarak reddettiklerini vurgulayan Bakanlar, adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolunun, başkenti Doğu Kudüs olan 1967 sınırları içinde bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti'nin kurulmasını da içeren iki devletli çözümün uygulanmasına yönelik ciddi bir siyasi sürecin başlatılması olduğunu teyit etti.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.