2026'nın ilk haftası kaosla başladı
Türkiye, 2026'ya siyasi riskler, ekonomik kriz ve sosyal felaketlerle girdi. Erdoğan-Trump görüşmesi, yetersiz zamlar, kadın cinayetleri ve su krizi, hükümetin sistematik başarısızlıklarını ortaya koyuyor
06.01.2026 16:10:00
Eyüp Kabil
Eyüp Kabil





Yeni yılın ilk haftasında, siyasi gerilimler, ekonomik sıkıntılar ve sosyal krizler birbirine karışmış durumda. Maaş zamları ve enflasyon rakamları, bedelli askerlik tartışmaları ile su krizi, gündemi domine ediyor. Ancak bu gelişmeler, hükümetin iddia ettiği "pozitif göstergeler"e rağmen, halkın gerçekliğini yansıtmıyor. İncelendiğinde, bu olaylar sistematik başarısızlıkların bir yansıması gibi görünüyor.
Erdoğan-Trump görüşmesi ve Venezuela tehditleri
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesi, Türkiye'nin dış politika çıkmazını bir kez daha gözler önüne seriyor. Görüşmenin odak noktası, Trump'ın Venezuela'ya yönelik agresif planları. ABD'nin Venezuela operasyonları sonrası gelen tehditler, Türkiye'yi de hedef tahtasına oturtmuş durumda. Venezuela'nın tonlarca altının Türkiye'de saklandığı iddiaları, uluslararası baskıyı artırıyor. Hükümet, bu durumu "stratejik ortaklık" olarak pazarlasa da, eleştirmenler bunu riskli bir kumar olarak görüyor.
Trump'ın "darbe hazırlıkları" söylemleri, Türkiye'yi yeni bir jeopolitik fırtınanın ortasına sürükleyebilir. Neden mi? Çünkü Erdoğan yönetimi, iç politikayı dış tehditlerle örtbas etmeye alışkın. Bu görüşme, muhtemelen Türkiye'ye yeni yaptırımlar veya ekonomik baskılar getirecek, ancak halka "zafer" olarak anlatılacak.
Ekonomik kriz derinleşiyor
Ekonomi cephesinde ise durum içler acısı. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın gerçekleştirdiği ihaleler ve Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın Dünya Halı Fuarı'ndaki konuşması, "pozitif göstergeler"i vurgulasa da, gerçekler farklı. Memur ve emekli maaş zamları, enflasyon rakamlarının gölgesinde eriyor.
Hükümetin 2026 enflasyon hedefleri havada kalıyor. Dış ticaret ve imalat göstergeleri iyileşse de, CDS primleri hala yüksek. Bu "iyileşme" sadece kağıt üzerinde. Halk, artan hayat pahalılığıyla boğuşurken, zamlar yetersiz kalıyor.
Bedelli askerlik ücretlerindeki artış ise gençleri isyan ettiriyor; sanki askerlik bir ticari meta haline getirilmiş.
Hükümetin enflasyonu düşük gösterme çabaları, bağımsız ekonomistlerce manipülasyon olarak nitelendiriliyor. Sonuç? Orta sınıf eriyor, zengin-fakir uçurumu büyüyor.
Sosyal felaketler
Toplumsal sorunlar ise alarm verici düzeyde. 2026'nın ilk beş gününde en az dört kadın ve bir çocuk katledildi. Hükümetin kadın hakları politikaları, retorikten öteye gitmiyor; yasalar kağıt üzerinde kalıyor, uygulama sıfır. Bu cinayetler, patriyarkal yapının ve yetersiz adalet sisteminin bir ürünü.
Öte yandan, su krizi ülke genelinde yayılıyor. Baraj doluluk oranları kritik seviyelere düşmüşken, iklim değişikliği bahane edilerek altyapı ihmalleri örtbas ediliyor. Eleştirmenler, hükümetin mega projelere harcadığı milyarları, su yönetiminde kullanmadığını söylüyor. Bu kriz, sadece çevresel değil, aynı zamanda yönetimsel bir felaket.
Erdoğan-Trump görüşmesi ve Venezuela tehditleri
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesi, Türkiye'nin dış politika çıkmazını bir kez daha gözler önüne seriyor. Görüşmenin odak noktası, Trump'ın Venezuela'ya yönelik agresif planları. ABD'nin Venezuela operasyonları sonrası gelen tehditler, Türkiye'yi de hedef tahtasına oturtmuş durumda. Venezuela'nın tonlarca altının Türkiye'de saklandığı iddiaları, uluslararası baskıyı artırıyor. Hükümet, bu durumu "stratejik ortaklık" olarak pazarlasa da, eleştirmenler bunu riskli bir kumar olarak görüyor.
Trump'ın "darbe hazırlıkları" söylemleri, Türkiye'yi yeni bir jeopolitik fırtınanın ortasına sürükleyebilir. Neden mi? Çünkü Erdoğan yönetimi, iç politikayı dış tehditlerle örtbas etmeye alışkın. Bu görüşme, muhtemelen Türkiye'ye yeni yaptırımlar veya ekonomik baskılar getirecek, ancak halka "zafer" olarak anlatılacak.
Ekonomik kriz derinleşiyor
Ekonomi cephesinde ise durum içler acısı. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın gerçekleştirdiği ihaleler ve Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın Dünya Halı Fuarı'ndaki konuşması, "pozitif göstergeler"i vurgulasa da, gerçekler farklı. Memur ve emekli maaş zamları, enflasyon rakamlarının gölgesinde eriyor.
Hükümetin 2026 enflasyon hedefleri havada kalıyor. Dış ticaret ve imalat göstergeleri iyileşse de, CDS primleri hala yüksek. Bu "iyileşme" sadece kağıt üzerinde. Halk, artan hayat pahalılığıyla boğuşurken, zamlar yetersiz kalıyor.
Bedelli askerlik ücretlerindeki artış ise gençleri isyan ettiriyor; sanki askerlik bir ticari meta haline getirilmiş.
Hükümetin enflasyonu düşük gösterme çabaları, bağımsız ekonomistlerce manipülasyon olarak nitelendiriliyor. Sonuç? Orta sınıf eriyor, zengin-fakir uçurumu büyüyor.
Sosyal felaketler
Toplumsal sorunlar ise alarm verici düzeyde. 2026'nın ilk beş gününde en az dört kadın ve bir çocuk katledildi. Hükümetin kadın hakları politikaları, retorikten öteye gitmiyor; yasalar kağıt üzerinde kalıyor, uygulama sıfır. Bu cinayetler, patriyarkal yapının ve yetersiz adalet sisteminin bir ürünü.
Öte yandan, su krizi ülke genelinde yayılıyor. Baraj doluluk oranları kritik seviyelere düşmüşken, iklim değişikliği bahane edilerek altyapı ihmalleri örtbas ediliyor. Eleştirmenler, hükümetin mega projelere harcadığı milyarları, su yönetiminde kullanmadığını söylüyor. Bu kriz, sadece çevresel değil, aynı zamanda yönetimsel bir felaket.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.






























































































