Bir Vatikan projesi olan ve amacı İslam ülkelerinin halklarını Hıristiyanlaştırmak ya da en azından yapılan ve yapılacak işgallere karşı Müslümanları dirençsiz kılmak olan dinler arası diyalog faaliyetleri devam ediyor.
Son toplantı Kazakistan’ın başkenti Astana’da, “4. Semavi ve Evrensel Dinler Kongresi” adıyla yapıldı 30 farklı dinin temsilcisi burada bir araya geldi.
Bu tür diyalog toplantılarının içeriğini az çok biliyorsunuz, fakat bu seferki toplantıya Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez’in açıklamaları damgasını vurdu.
“Dinler arası diyalog olmaz” diyerek diyalogcuların kursağına taş tıkayan Sayın Görmez, konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Dinler arası diyalog olmaz, din adamları arasında diyalog olur. Yani iki farklı dinden din adamı oturup örneğin çevre ile ilgili, savaşlarla ilgili bir konuyu görüşebilir, bu diyalogdur. Ancak dinler arası diyalog olmaz. Dinler birbirini dönüştürülemez, din adamları dünya ile ilgili yaşanan sorunlarla ilgili sorunlarını tartışır.”
Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez’i yaptığı bu açıklamadan dolayı tebrik ediyoruz. Müslümanların dinler arası diyalog pençesiyle İslam’dan uzaklaştırılmaya çalışıldığı bir dönemde böyle bir açıklama gerçekten çok önemlidir.
Sayın Görmez böyle fitnenin önünü kesici bir açıklamayla Türkiye’ye yakışan bir Diyanet İşleri Başkanı olduğunu ispatlamıştır, başarıların devamını dileriz.
Sayın Görmez’in “Dinler arası diyalog olmaz”, “Dinler birbirine dönüştürülemez” açıklamalarını yaptığı ortam da çok önemli…
Aynı toplantıda İslam dünyasını Haçlı potasında eritmek isteyenler, elini ovuşturarak yaşanan süreçten “işgal” amaçlı haz duyanlar olduğu gibi, İslam dünyasının önünde gözüküp de bu şartlara uydurulmuş işgal sürecine taşımacılık yapanlar da vardı.
Örneğin Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev kapanış konuşmasında, dünyada barış ve hoşgörüye ulaşmanın tek yolunun dinler arası diyalogdan geçtiğini söyledi.
Halbuki Nazarbayev dinler arası diyalog faaliyetlerinin fiili olarak başladığı 1998 yılından bu yana dünyada yaşanan gelişmeleri hepimizden daha iyi bilmektedir.
ABD’deki ikiz kulelerin bir ABD senaryosuyla saldırıya maruz kaldığı 11 Eylül 2001 tarihinden hemen sonra ABD ve yandaşları bunu bahane ederek İslam dünyasına “crusade” yani Haçlı seferi başlatmış ve ardından da Afganistan ve Irak’ta Müslüman katliamına girişmişti.
Dinler arası diyalog o günden bu yana Müslüman halkların direnişlerinin kırılması, Haçlıların ve İsraillilerin, silahsız, masum Müslüman sivilleri toplu olarak katletmesi olarak zuhur etmiştir. Ve bu Haçlı seferleri hala devam etmektedir, Libya’da yaşananlar ortadadır ve aynı tehlike Suriye, İran ve Türkiye’nin de kapısından girmek üzeredir.
Türkiye’nin Haçlı safında Müslüman’a namlu doğrultması dinler arası diyalogun bir ürünüdür. Dinler arası diyalog her ne kadar başlangıçta dini hedefliyor gibi gözükse de asıl hedef siyasidir, işgaldir, katliamdır, kaynaklardır, topraktır.
Herkesin gözünün önüne kibrit çöpü koyarak gerçekleri görmezden geldiği ve dinler arası diyalog, diğer bir ifadeyle “Deccal” fitnesine çanak tuttuğu bir dönemde Prof. Dr. Mehmet Görmez’in “Dinler arası diyalog olmaz, “Dinler birbirine dönüştürülemez” diyerek doğruyu haykırması gerçekten takdir edilecek bir durumdur.
Son söz Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın olsun:
“Dinlerarası diyalogun asıl maksadı; millî bütünlüğü sarsmaktır, millî bütünlüğü ortadan kaldırmaktır. Diyalog çalışmaları her ne kadar dinî görülse de esas nedeni millî bütünlüğümüzü, Türk kimliğini tahrip etmektir. Dinlerarası diyalog ülkemizde dinî ve millî bütünlüğümüze öyle zararlar verecek ki, bunu hayal bile edemezsiniz. Tahribat üç aşamalı olacaktır. Önce, kalplerdeki ehl-i kitaba olan sevgisizlik kırılacak, sonra muhiplik (sevgi, muhabbet) dönemi başlayacak, daha sonra da Hıristiyanlaştırma dönemi başlayacaktır. O zaman tahribatın en hızla yayıldığı dönem olacaktır”
Son toplantı Kazakistan’ın başkenti Astana’da, “4. Semavi ve Evrensel Dinler Kongresi” adıyla yapıldı 30 farklı dinin temsilcisi burada bir araya geldi.
Bu tür diyalog toplantılarının içeriğini az çok biliyorsunuz, fakat bu seferki toplantıya Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez’in açıklamaları damgasını vurdu.
“Dinler arası diyalog olmaz” diyerek diyalogcuların kursağına taş tıkayan Sayın Görmez, konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Dinler arası diyalog olmaz, din adamları arasında diyalog olur. Yani iki farklı dinden din adamı oturup örneğin çevre ile ilgili, savaşlarla ilgili bir konuyu görüşebilir, bu diyalogdur. Ancak dinler arası diyalog olmaz. Dinler birbirini dönüştürülemez, din adamları dünya ile ilgili yaşanan sorunlarla ilgili sorunlarını tartışır.”
Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez’i yaptığı bu açıklamadan dolayı tebrik ediyoruz. Müslümanların dinler arası diyalog pençesiyle İslam’dan uzaklaştırılmaya çalışıldığı bir dönemde böyle bir açıklama gerçekten çok önemlidir.
Sayın Görmez böyle fitnenin önünü kesici bir açıklamayla Türkiye’ye yakışan bir Diyanet İşleri Başkanı olduğunu ispatlamıştır, başarıların devamını dileriz.
Sayın Görmez’in “Dinler arası diyalog olmaz”, “Dinler birbirine dönüştürülemez” açıklamalarını yaptığı ortam da çok önemli…
Aynı toplantıda İslam dünyasını Haçlı potasında eritmek isteyenler, elini ovuşturarak yaşanan süreçten “işgal” amaçlı haz duyanlar olduğu gibi, İslam dünyasının önünde gözüküp de bu şartlara uydurulmuş işgal sürecine taşımacılık yapanlar da vardı.
Örneğin Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev kapanış konuşmasında, dünyada barış ve hoşgörüye ulaşmanın tek yolunun dinler arası diyalogdan geçtiğini söyledi.
Halbuki Nazarbayev dinler arası diyalog faaliyetlerinin fiili olarak başladığı 1998 yılından bu yana dünyada yaşanan gelişmeleri hepimizden daha iyi bilmektedir.
ABD’deki ikiz kulelerin bir ABD senaryosuyla saldırıya maruz kaldığı 11 Eylül 2001 tarihinden hemen sonra ABD ve yandaşları bunu bahane ederek İslam dünyasına “crusade” yani Haçlı seferi başlatmış ve ardından da Afganistan ve Irak’ta Müslüman katliamına girişmişti.
Dinler arası diyalog o günden bu yana Müslüman halkların direnişlerinin kırılması, Haçlıların ve İsraillilerin, silahsız, masum Müslüman sivilleri toplu olarak katletmesi olarak zuhur etmiştir. Ve bu Haçlı seferleri hala devam etmektedir, Libya’da yaşananlar ortadadır ve aynı tehlike Suriye, İran ve Türkiye’nin de kapısından girmek üzeredir.
Türkiye’nin Haçlı safında Müslüman’a namlu doğrultması dinler arası diyalogun bir ürünüdür. Dinler arası diyalog her ne kadar başlangıçta dini hedefliyor gibi gözükse de asıl hedef siyasidir, işgaldir, katliamdır, kaynaklardır, topraktır.
Herkesin gözünün önüne kibrit çöpü koyarak gerçekleri görmezden geldiği ve dinler arası diyalog, diğer bir ifadeyle “Deccal” fitnesine çanak tuttuğu bir dönemde Prof. Dr. Mehmet Görmez’in “Dinler arası diyalog olmaz, “Dinler birbirine dönüştürülemez” diyerek doğruyu haykırması gerçekten takdir edilecek bir durumdur.
Son söz Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın olsun:
“Dinlerarası diyalogun asıl maksadı; millî bütünlüğü sarsmaktır, millî bütünlüğü ortadan kaldırmaktır. Diyalog çalışmaları her ne kadar dinî görülse de esas nedeni millî bütünlüğümüzü, Türk kimliğini tahrip etmektir. Dinlerarası diyalog ülkemizde dinî ve millî bütünlüğümüze öyle zararlar verecek ki, bunu hayal bile edemezsiniz. Tahribat üç aşamalı olacaktır. Önce, kalplerdeki ehl-i kitaba olan sevgisizlik kırılacak, sonra muhiplik (sevgi, muhabbet) dönemi başlayacak, daha sonra da Hıristiyanlaştırma dönemi başlayacaktır. O zaman tahribatın en hızla yayıldığı dönem olacaktır”
Murat Çabas / diğer yazıları
- BAE üzerinden kurulan İsrail tuzağı / 17.05.2026
- Kâr hırsının karanlığında sönen 301 can / 16.05.2026
- Mutlak butlan, güç hukuku ve toplumsal muhalefet / 15.05.2026
- Vergi kıskacındaki Türkiye ve özelleştirme masalı / 14.05.2026
- Heybeliada Ruhban Okulu ve "ekümenik" kuşatma / 13.05.2026
- Bayrak provokasyonları ODTÜ’yü karalamak için mi? / 12.05.2026
- Mısır uçakları ve Körfez’deki "sahte bayrak" tuzağı / 11.05.2026
- Vadedilmiş(!) toprakların kanlı sınırları / 10.05.2026
- Batı’nın ‘yenilmezlik’ zırhındaki çatlaklar / 09.05.2026
- Okul terkleri, umutsuz gençlik ve çöküşün eşiğindeki gelecek / 08.05.2026
- Kâr hırsının karanlığında sönen 301 can / 16.05.2026
- Mutlak butlan, güç hukuku ve toplumsal muhalefet / 15.05.2026
- Vergi kıskacındaki Türkiye ve özelleştirme masalı / 14.05.2026
- Heybeliada Ruhban Okulu ve "ekümenik" kuşatma / 13.05.2026
- Bayrak provokasyonları ODTÜ’yü karalamak için mi? / 12.05.2026
- Mısır uçakları ve Körfez’deki "sahte bayrak" tuzağı / 11.05.2026
- Vadedilmiş(!) toprakların kanlı sınırları / 10.05.2026
- Batı’nın ‘yenilmezlik’ zırhındaki çatlaklar / 09.05.2026
- Okul terkleri, umutsuz gençlik ve çöküşün eşiğindeki gelecek / 08.05.2026

























































