logo
23 HAZİRAN 2026

Kâr hırsının karanlığında sönen 301 can

16.05.2026 00:00:00

13 Mayıs 2014 tarihi, Türkiye'nin kolektif hafızasına sadece bir takvim yaprağı olarak değil, yerin yüzlerce metre altında yükselen feryatların, kömür karasına karışan gözyaşlarının ve bir ülkenin vicdanında açılan derin bir yaranın adı olarak kazındı. 

Manisa'nın Soma ilçesinde, özel bir şirket tarafından işletilen kömür ocağında meydana gelen faciada; 5'i maden mühendisi toplam 301 emekçi, güvenli olmayan çalışma koşulları ve kâr hırsının kurbanı oldu. 

Aradan geçen 12 yıla rağmen, bu acı olay sadece bir "kaza" değil, neoliberal politikaların, denetimsizliğin ve insan hayatını hiçe sayan bir yönetim anlayışının sonucu olarak zihinlerdeki tazeliğini koruyor.

Bir üretim zorlaması, maliyet düşürme ve denetimsizliğin bedeli

Soma'daki facia, ne doğanın bir cilvesiydi ne de kaçınılmaz bir kader. 

Kömür damarlarının yapısı gereği kendiliğinden kızışmaya müsait olduğu, bilimsel raporlarla yıllar öncesinden biliniyordu. 

Ancak 2009 yılında maden sahasının Soma Kömürleri A.Ş.'ye devredilmesiyle birlikte, teknik gerekliliklerin yerini "ne pahasına olursa olsun üretim" anlayışı aldı. 

Başlangıçta yıllık 1,5 milyon ton üretim planlanırken, bu rakamın 5 milyon ton seviyesine zorlanması, facianın taşlarını döşeyen ana etkendi.

Eski havalandırma sistemleri ve yetersiz galeri altyapısıyla bu denli yüksek bir kapasiteye çıkılması, madencilerin hayati emniyet tedbirlerinin tamamen ihmal edilmesine yol açtı. 

Şirketin, Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) tarafından verilen alım garantisiyle pazar sorunu yaşamadan ürettiği her ton kömür, aslında işçilerin soluduğu havanın biraz daha zehirlenmesi demekti. 

Üstelik bu süreçte, dönemin siyasi figürlerinin "Avrupa'nın en güvenli ocağı" şeklindeki beyanatları, kamusal denetimin ciddiyetini yitirmesine neden oldu. 

Faciadan kısa süre önce hazırlanan "noksanlık yoktur" raporları, bugün bile sistemin nasıl körleştiğinin en somut kanıtıdır.

Madencilerin çaresizliği; tarımsızlaşma ve sendikal sessizlik

Soma faciasının toplumsal boyutuna bakıldığında, karşımıza çıkan manzara en az teknik ihmaller kadar ürkütücüdür. 

Yerin altına giren binlerce genç işçi, aslında bölgedeki tarım politikalarının çökertilmesiyle toprağından koparılan, işsiz bırakılan insanlardı. 

Tütünün ve tarımın bitirildiği bir bölgede, hayatta kalabilmek için madene girmekten başka çaresi kalmayan bu kitle, yeterli mesleki eğitimden yoksun bir şekilde en riskli alanlara sürüldü.

İşçilerin, yaşadığı tehlikeleri fark etmeleri de sonucu değiştirmedi. 

Zira seslerini duyurabilecekleri, haklarını savunacakları sendikal yapılar, işverenle organik bir bağ kurarak işçinin yanında durmak yerine sistemin dişlisi olmayı tercih etmişti. 

"Fıtrat" söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışılan bu ölümler, aslında eğitimsizliğin, örgütsüzlüğün ve yerel halkın mecburiyetlerinin bir sonucuydu. 

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın da vurguladığı gibi; bu işin fıtratında "ucuz ölümler" değil, insanı merkeze koymayan bir "zihniyet sorunu" yatmaktadır.

Adaletin kömür tozunda boğulması ve çözüm arayışı

Facia sonrası başlayan yargı süreci, ne yazık ki mağdur ailelerin acısını dindirmekten uzak kaldı. 

Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davalarda, sorumluluk zincirinin en üst halkalarına dokunulmadı. 

Şirket yöneticilerinin cezaları, mahkeme heyetlerinin değişmesi ve hukuki yorum farklılıklarıyla hafifletildi. 

Bugün gelinen noktada, 301 canın sorumluluğunu omuzlayacak tek bir tutuklu sanığın kalmamış olması, kamu vicdanını yaralayan en büyük adaletsizliktir. 

Kamu görevlileri hakkındaki soruşturmaların zamanaşımıyla düşmesi ise "hesap verilebilirlik" ilkesinin nasıl zedelendiğini göstermektedir.

Soma'dan İliç'e, Zonguldak'tan Ermenek'e uzanan bu silsilenin durdurulabilmesi için köklü bir sistem değişikliği şarttır. 

Madenlerin sadece kâr odaklı özel şirketlerin eline bırakılması yerine, Bağımsız Türkiye Partisi'nin savunduğu Milli Ekonomi Modeli çerçevesinde; devlet-millet ortaklığıyla, modern ve güvenli bir şekilde işletilmesi elzemdir. 

Milli kaynaklarımızın "peşkeş çekilmediği", insan hayatının bilançolardaki rakamlardan daha değerli olduğu bir sistem inşa edilmedikçe, yeni acıların yaşanması kaçınılmaz olacaktır. 

301 maden şehidimizin hatırasına olan en büyük borcumuz; emeğin sömürülmediği, adaletin tecelli ettiği ve güvenli yarınların kurulduğu bir Türkiye idealini gerçekleştirmektir.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.