logo
19 MAYIS 2026

Mutlak butlan, güç hukuku ve toplumsal muhalefet

15.05.2026 00:00:00

Türkiye'nin siyasi atmosferi, son dönemde sadece seçim sonuçları veya ekonomik krizlerle değil; bizzat adaletin mekanizması üzerine kurulan derin tartışmalarla çalkalanıyor. 

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş ve BTP Sözcüsü Lütfullah Önder'in kamuoyunda büyük yankı uyandıran tespitleri, mevcut sistemin yapısal krizlerini ve yargının bir "güç enstrümanı" haline getirilme tehlikesini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. 

Türkiye, yargı bağımsızlığı ve hukuka erişim indekslerinde hızla gerilerken, adalet artık "herkese eşit bir terazi" olmaktan çıkıp, "gücü elinde bulunduranın kılıcı" olma riskiyle karşı karşıya kalıyor.

YSK'dan HSK'ya bağımsızlık illüzyonu ve "gücün hukuku"

Lütfullah Önder'in üzerinde ısrarla durduğu ilk temel sorun, yargı kurumlarının üst yönetimindeki "tek seslilik" ve bu sesin iktidar içindeki dengelere göre şekillenmesidir. 

Özellikle Yüksek Seçim Kurulu (YSK) başkanlık seçimleri üzerinden verilen örnek, demokrasinin teminatı olan sandık güvenliğinin hangi temeller üzerine oturduğunu sorgulatıyor.

Tartışmaların odağında artık "iktidar dışı bir irade" değil, iktidar bloğu içindeki iki farklı grubun çatışması yer alıyor. 

Bu durum, adaletin nesnel bir hakikat arayışından ziyade, bürokratik bir güç paylaşımına dönüştüğünü gösteriyor.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun (HSK) yapısı, atamalar ve yargıdaki hiyerarşik düzen, bu bağımsızlık yitimini perçinleyen unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. 

Hukuk, fiile (işlenen suça) göre değil, faile (kişinin kim olduğuna) göre işlemeye başladığında; toplumda "hak tecelli etti" duygusu yerini derin bir güvensizliğe bırakıyor. 

Bugün İBB davasından casusluk davalarına kadar süregelen her tartışmanın temelinde, kararın yasalarla değil, siyasi konjonktürle alındığına dair yaygın kanaat yatmaktadır. 

Eğer adalet, sadece gücü yetenin lehine işleyen bir mekanizmaya dönüşürse, orada ne demokrasiden ne de toplumsal barıştan bahsetmek mümkün olur.

Mutlak butlan tartışması, 2017 referandumu ve hukuki tutarlılık

Siyaset gündemine bomba gibi düşen bir diğer konu ise Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) iç işleyişine yönelik "mutlak butlan" davası ve bu davanın doğurabileceği emsal kararlardır.

Lütfullah Önder, hukukçu kimliğiyle çok kritik bir mantık silsilesi kuruyor: Eğer bugün yargı, YSK'nın kesinleşmiş kararlarını yok sayarak geçmiş kongreleri "mutlak butlan" (hiç doğmamış sayılma) ile sakatlayabiliyorsa, aynı hukuki mantığın 2017 referandumu için de işletilmesi gerekir.

2017 yılındaki mühürsüz oy tartışmaları, Türk hukuk tarihinin en tartışmalı sayfalarından biridir. 

Yasal düzenlemeye açıkça aykırı olmasına rağmen mühürsüz oyların geçerli sayılması, bugünkü başkanlık sisteminin meşruiyet zeminini oluşturmuştur. 

Önder'in ifadesiyle; eğer CHP aleyhine açılan davada mahkemeler YSK üstü bir irade sergileyecekse, ana muhalefetin de 2017 referandumunu yargıya taşıyarak tüm bu süreci "mutlak butlan" ile geçersiz kılması bir zorunluluktur. 

Bu hamle, sadece bir siyasi manevra değil, 2017 sonrası atılan tüm adımların hukuki altını boşaltacak devasa bir hesaplaşmadır. 

Hukuk, bir kesim için "geçersizlik" aracı olarak kullanılıyorsa, aynı kuralın sistemin kurucu hataları için de uygulanması adalet gereğidir.

Toplumsal muhalefet ve değişimin gerçek şifresi

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın vurguladığı üzere, Türkiye'de bir değişim talebi olduğu yadsınamaz bir gerçektir. 

Ancak bu değişimin sadece "yüzlerin değişmesi" mi yoksa "zihniyetin değişmesi" mi olacağı büyük bir soru işaretidir. 

Mevcut siyasi düzlemde Cumhur İttifakı'nın oy oranının yüzde 40 bandında seyrettiği tespitiyle yola çıkan Baş, rakiplerin egale edilmesi ve toplumun manipüle edilmesi gibi risklere dikkat çekiyor.

Ancak asıl vurucu eleştiri muhalefet cephesine yöneltiliyor.

Bugün sadece iktidar değişirse basın daha özgür olabilir, daha demokratik bir hava solunabilir; fakat ekonomik modelde bir devrim yapılmadığı sürece toplumun refah seviyesinde gerçek bir sıçrama yaşanmayacaktır. 

Hem iktidarın hem de "iktidara namzet" diğer partilerin aynı neoliberal ve kapitalist yaklaşımlara sahip olması, Türkiye'yi dünya genelinde terk edilen, sömürüye dayalı bir sistemin içinde tutmaya devam etmektedir.

Adaletin tesisi sadece hukukçuların veya siyasetçilerin değil, toplumun tüm kesimlerinin —sanatçıdan sporcuya, STK'lardan sade vatandaşa kadar— ortak mücadelesiyle mümkündür. 

Ana muhalefetin bu toplumsal muhalefeti "hukuk ve demokrasi zemininde" birleştirme sorumluluğu her zamankinden daha elzemdir. 

Türkiye, ya "gücün hukukuyla" savrulmaya devam edecek ya da "hukukun gücüyle" yeniden küllerinden doğacaktır.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.