‘Allah mü'minleri lanetlemez’
İmam Bâkır (a.s.) buyurdu ki: "Ayette, 'Kim bir mü'mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır' buyuruluyor. Allah mü'minleri lanetlemez"
16.04.2023 11:00:00 / Güncelleme: 16.04.2023 13:18:14





İmam Muhammed Bâkır (a.s.) şöyle buyurdu: "Yetimin malına, rüştüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü yerine getirin; çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir. Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi tartın. Bu hem daha iyidir, hem de neticesi bakımından daha güzeldir. Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü, kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur. Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma; çünkü sen ne yeri yarabilir, ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin. Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin nez- dinde sevimsizdir. İşte bunlar Rabbinin Sana vahyettiği hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilah edinme; sonra inanmış ve uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın. Leyl sûresinde ise şöyle buyurulmuştur: 'Alev alev yanan bir ateşle sizi uyardım. O ateşe ancak yalanlayıp yüz çeviren kötüler girer.' Burada kastedilen kimse müşriktir. İnşikak sûresinde ise şöyle buyurulmuştur: 'Kimin de kitabı arkasından verilirse, derhal yok olmayı isteyecek; alevli ateşe girecektir. Zira o, dünyada ailesi içinde (mal-mülk sebebiyle) şımarmıştı. O hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sandı. Oysa.' Burada da müşrik insan kastedilmiştir. Mülk sûresinde şöyle buyurulmuştur: 'Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara, 'size korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi?' diye sorarlar. Onlara şöyle cevap verirler: Evet, doğrusu bize, korkutan peygamber gelmişti; fakat biz onu yalanlamış ve Allah'ın bir şey gön derdiği yok.' Burada söz konusu edilenler de müşrikleridir. Vâkıâ sûresinde de şöyle buyurulmuştur: 'Ama yalancı sapıklardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır! Ve onun sonu cehennem atılmaktır.' Bunlar da müşriklerdir. Hakka sûresinde ise şöyle buyurulmuştur: 'Kitabı sol tarafından verilene gelince, o, 'keşke' der, 'bana kitabım verilmeseydi de, hesabımın ne olduğunu bilmeseydim! Keşke onunla her iş olup bitseydi! Malım bana hiç fayda sağlamadı.' 'Çünkü o ulu Allah'a iman etmezdi.' Burada özellikleri sıralanan kimse de müşriktir. Şuarâ sûresinde ise şöyle buyruluyor: 'Cehennemde azgınlara apaçık gösterilir. Onlara, 'Allah'tan gayrı taptıklarınız hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine olsun yardımları dokunuyor mu?' denilir. Artık onlar, o azgınlar ve iblis orduları, toptan oraya tepetaklak cehenneme atılırlar.'
İblis'in ordularından maksat, onun zürriyetinden gelen şeytanlardır. 'Bizi ancak o günahkârlar saptırdı.' Burada önder edinip, izledikleri, şirklerine tâbi oldukları müşrik önderleri kastediyorlar. Bunlar, Muhammed'in (s.a.v.) kavminden olan insanlardır; aralarında Yahudilerden ve Hıristiyanlardan kimse yoktur. Bunun kanıtı şu ayettir: 'Onlardan önce Nuh kavmi de yalanlamıştı.' 'Eyke halkı da gönderilen resûlleri yalanlamıştı.' 'Lût'un kavmi de yalanlamıştı.'
Allah, Yahudi, Hıristiyan ve onların amel ve sözlerine uyan tüm kavimleri cehenneme koyar. 'Bizi ancak o günahkârlar saptırdı.' Çünkü bizi kendi yolarına çağırdılar, böylece bizi saptırdılar. Allah'ın (Azze ve Celle) onları cehennemin yanında topladıktan sonra onlara söyledikleri şu söz de bunu doğrulamaktadır: 'Sonrakiler, öncekiler için, 'Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver' derler.' 'Her ümmet girdikçe yollarına lanet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada toplanınca.' Bir kısmı diğer bir kısmı ile ilgili olmadığını ilan ederek onlardan teberrî edecektir, bazısı diğer bazısını lanetleyecektir. Bazıları, başlarına gelen bu büyük felaketten kurtulmak ümidiyle diğer bazılarına karşı kanıt ve delille üstünlük kurmayı arzuluyor. Oysa artık sınanmanın, denenmenin ve mazeretlerinin kabul edilmesinin zamanı değildir. Kurtuluş zamanı geride kalmıştır. Bu ve benzeri ayetler Mekke döneminde inmişlerdir. Cehenneme ise müşriklerden başkası girmez.
Allah Azze ve Celle, Muhammed'e (s.a.v.) Mekke'den Medine'ye hicret etme izini verince, İslamî hayatı beş temel üzerine bina etti; bu beş temel şunlardır: Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in (s.a.v.) Allah'ın kulu ve Resûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Kâbe'ye hac ziyaretinde bulunmak, Ramazan ayında oruç tutmak. Allah, bu dönemde Peygamberine, hadleri ve miras paylaşımına ilişkin hükümleri indirdi. Allah'ın, (Azze ve Celle) işleyenlere cehennemi zorunlu kıldığı günahların neler olduğunu bildirdi. Adam öldüren kimse ile ilgili hükmü de şöyle dile getirdi: 'Kim bir mü'mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.' Allah mü'minleri lanetlemez.
Allah Azze ve Celle, başka bir yerde şöyle buyurmuştur: 'Şu muhakkak ki, Allah, kâfirleri rahmetinden kovmuş, onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır. Orada ebedî olarak kalacak, ne bir dost ne de bir yardımcı bulacaklardır.' Allah Azze ve Celle, kasten bir mü'mini öldüren kimseyi cehennem azabına çarptırıp gazap ve lanet bakımından kâfirlere dâhil etmişken ve bunların da Allah'ın Kitabında lanete uğrayanlardan olduğunu beyan etmişken, adam öldüren kimselerin durumunun Allah'ın dilemesine kaldığını nasıl söyleyebiliyorlar?"
İblis'in ordularından maksat, onun zürriyetinden gelen şeytanlardır. 'Bizi ancak o günahkârlar saptırdı.' Burada önder edinip, izledikleri, şirklerine tâbi oldukları müşrik önderleri kastediyorlar. Bunlar, Muhammed'in (s.a.v.) kavminden olan insanlardır; aralarında Yahudilerden ve Hıristiyanlardan kimse yoktur. Bunun kanıtı şu ayettir: 'Onlardan önce Nuh kavmi de yalanlamıştı.' 'Eyke halkı da gönderilen resûlleri yalanlamıştı.' 'Lût'un kavmi de yalanlamıştı.'
Allah, Yahudi, Hıristiyan ve onların amel ve sözlerine uyan tüm kavimleri cehenneme koyar. 'Bizi ancak o günahkârlar saptırdı.' Çünkü bizi kendi yolarına çağırdılar, böylece bizi saptırdılar. Allah'ın (Azze ve Celle) onları cehennemin yanında topladıktan sonra onlara söyledikleri şu söz de bunu doğrulamaktadır: 'Sonrakiler, öncekiler için, 'Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver' derler.' 'Her ümmet girdikçe yollarına lanet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada toplanınca.' Bir kısmı diğer bir kısmı ile ilgili olmadığını ilan ederek onlardan teberrî edecektir, bazısı diğer bazısını lanetleyecektir. Bazıları, başlarına gelen bu büyük felaketten kurtulmak ümidiyle diğer bazılarına karşı kanıt ve delille üstünlük kurmayı arzuluyor. Oysa artık sınanmanın, denenmenin ve mazeretlerinin kabul edilmesinin zamanı değildir. Kurtuluş zamanı geride kalmıştır. Bu ve benzeri ayetler Mekke döneminde inmişlerdir. Cehenneme ise müşriklerden başkası girmez.
Allah Azze ve Celle, Muhammed'e (s.a.v.) Mekke'den Medine'ye hicret etme izini verince, İslamî hayatı beş temel üzerine bina etti; bu beş temel şunlardır: Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in (s.a.v.) Allah'ın kulu ve Resûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Kâbe'ye hac ziyaretinde bulunmak, Ramazan ayında oruç tutmak. Allah, bu dönemde Peygamberine, hadleri ve miras paylaşımına ilişkin hükümleri indirdi. Allah'ın, (Azze ve Celle) işleyenlere cehennemi zorunlu kıldığı günahların neler olduğunu bildirdi. Adam öldüren kimse ile ilgili hükmü de şöyle dile getirdi: 'Kim bir mü'mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.' Allah mü'minleri lanetlemez.
Allah Azze ve Celle, başka bir yerde şöyle buyurmuştur: 'Şu muhakkak ki, Allah, kâfirleri rahmetinden kovmuş, onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır. Orada ebedî olarak kalacak, ne bir dost ne de bir yardımcı bulacaklardır.' Allah Azze ve Celle, kasten bir mü'mini öldüren kimseyi cehennem azabına çarptırıp gazap ve lanet bakımından kâfirlere dâhil etmişken ve bunların da Allah'ın Kitabında lanete uğrayanlardan olduğunu beyan etmişken, adam öldüren kimselerin durumunun Allah'ın dilemesine kaldığını nasıl söyleyebiliyorlar?"


















































































