logo
11 TEMMUZ 2026

Asıl açlık gönüllerde yaşanıyor

Bugün, dünyada ve ülkemizde bunalımın, stres ve de huzursuzluğun olduğu bilinen bir gerçek

11.07.2026 00:28:00
Haber Merkezi
 
Asıl açlık gönüllerde yaşanıyor
Asıl açlık gönüllerde yaşanıyor
Bugün, dünyada ve ülkemizde bunalımın, stres ve de huzursuzluğun olduğu bilinen bir gerçek. Teknolojik ilerlemelere, hayatı kolaylaştıran imkanların genişlemesine rağmen, insanlık stresten, bunalımdan kurtulamıyor. Bizim gençlik dönemlerimizi hatırlıyorum da, o dönemde, hep şu iddia ile ortaya çıkılıyordu:

"Eğer siz insanların ekonomik noksanlıklarını, dertlerini giderirseniz, insanlığın huzur ve sükûnet içerisinde hayatlarına devam ettiğini göreceksiniz. Bugün insanlıkta bir kaos, bir bunalım, bir stres varsa bu ekonomik açıdan aç olmalarından kaynaklanıyor. Doyum noktasına ulaşamamalarından kaynaklanıyor." İddia buydu.

Tabii bu iddia aslında o günkü insanın iddiası değildir. Materyalizmin temeline bakıldığı zaman, hayatı sadece maddeden ibaret görmesi münasebetiyle her şeyi o kulvarda değerlendirir; "huzur varsa, mutluluk varsa, saadet varsa, iktisadî imkânların mevcudiyetinden dolayı vardır.

Yoksa bunlar olmadığı için yoktur" iddiasını savunur. Ama biz, bunalımların, buhranların, streslerin çoğaldığı dönemlere, devirlere ve de bölgelere baktığımız zaman, bilakis ekonomiden mahrum olan insanların değil de, iktisadî olarak güçlü insanların çok daha fazla bunalımda olduğunu müşahede ediyoruz.







Asıl açlık gönülde yaşanıyor

Bu teze göre, dünyanın en zengin devletlerinden bir tanesi olan İsviçre'de, buhran ve bunalımın olmaması gerekirdi. Fakat dünyada en fazla intiharın veya intihara teşebbüsün görüldüğü ülkelerden biridir İsviçre.

Dünyada en fazla zenginin yaşadığı bölge Amerika'dır. Bakıyoruz ki; intihar olayları burada da oldukça fazladır. İnsan öldürmeler yine oradadır. İngiltere'ye, Fransa'ya bakıyorsunuz, durum bundan farklı değil. Buda bize gösteriyor ki; materyalizmin bu iddiası yanlıştır.

Demek ki insanın, her türlü imkâna sahip olduğu halde doymayan bir tarafı var. Açlık dediğimiz husus söz konusu ki, bu açlıktan dolayı arayışını sürdürüyor. İnsanda bitmek bilmeyen bir arayış söz konusu…







Acaba insanın bu arayışı, ekonomik midir yoksa bunun dışında bir şeyler var da, omudur? Elbette ki ekonominin insan hayatında önemli bir yeri vardır. İnsan maddeye manasıyla bir bütündür. O ne sadece maddedir, ne sadece manadır. Bu ikisinin arasında mükellef bir varlıktır. Onun için onun madde yönü de var, mana yönü de var.

Maddeten midesinin, manen de kalbinin doyması gerekiyor. Biz, Milli Ekonomi Model'imizde maddî yönünün nasıl doyacağını bütün yönleriyle ele aldık ve insanlığın hizmetine sunduk. Biz burada onun mana yönünü ele alacağız.







"Kalplerinizi ancak Allah'ın zikri doyurur"

Ayet–i kerimede Cenab–ı Hak buyuruyor ki: "Dikkat edin! Kalplerinizi ancak Allah'ın zikri doyurur." Yani, zikrettiğiniz lafızlar mana itibariyle sizi Yaratıcıya taşımıyorsa, kalbinizi doyurması mümkün değildir. Onun için Allah, "Dikkat ediniz! Kalpleriniz ancak Beni zikirle doyar" buyuruyor.

Bugün insanlığın hayatına bakıyoruz! Zikri, hayatının merkezine koymak yerine, "İslam'da zikir var mıdır, yok mudur?" gibi boş tartışmaların içine girmiştir.

İman ehli diye kabul ettiğimiz insanlar bile, kendisini Allah'a taşıyacak ubudiyetten mahrum ve uzak. Dolayısıyla İlahî beyanla apaçık belirlenmiş huzur yolundan nasiplenmemek bizi buhranların ve sıkıntıların içine yuvarlamaktadır.







"Müslüman'ız" diyoruz ama onun inceliğinden, onun zarafetinden, nezaketinden maalesef mahrumuz. O kimlikten mahrumuz. O kimlik bizim iç tabiatımızda olmayınca, bu kimliğin sahibi olan Cenab–ı Hak ile irtibatımızı kuramıyoruz. Halbuki "ruh" dediğimiz cevher sahibi ile beraber olma aşkını, sevdasını, hasretini yaşıyor.

O'ndan gelen ruh, Hakk'tan gelen ruh, O'nu bulamayınca, O'nu göremeyince, O'nu sezemeyince, O'nu yaşayamayınca artık önüne ne koyulursa koyulsun hiçbir şey ile doymuyor.







İnsan neyi aradığını bilmiyor

Netice itibariyle, bunalımlar ve buhranlar devam ediyorsa, arayışımız da isabetli değil demektir. Maddeci mantıkla hayatımızın berkemal olarak devam edeceğini zannediyoruz. Misafir odamızı dayalı döşeli hale getirdik, mutfağımızı dört dörtlük yaptık, evimiz apartman oldu, köşk oldu, saray oldu, villa oldu; her şey mutantan, mütezeyyin, mükemmel ve fakat onun içinde yaşayan insan kupkuru, içi boş, kurtlanmış ağaca dönmüş vaziyette.

Eğer insan Mutlak Gerçeği, kendi iç tabiatında bulmuşsa, yani bir ömre bedel olan zenginliği yakalamışsa, Yunus'umuzun dediği gibi,"Ballar balını buldum/Kovanım yağma olsun" der.

Yani iç tabiatında olan o hazineyi, o zenginliği bulmuşsa, niye kalkıp başka şeyle kendini oyalayacaksın ki? Evet, arayış var; doğru, ama insan neyi aradığını bilmiyor.







Allah'ı bulana kadar arayış devam eder

Bugün insanlığın aradığı Allah'tır. Neden? Çünkü O'ndan geldik ve mutlaka O'na gideceğiz. Allah, "Ben, ona ruhumdan üfledim" diyor. O'nun cevherini taşıyoruz. O'nu bulana kadar bu sevda devam eder, bu arayış devam eder. Bu arayışı bitirmek istiyorsak, bilmemiz lazım ki, bunun yolu dış tabiatımızda değil, iç tabiatımızda, kalptedir.







"Ben Allah'a yürümek istiyorum…"

Doğru! Güzel! Peki, nerede yürüyeceksin? Kalp caddesinde… O'nu şu veya bu caddeden gidip bulamazsın. Kalpten gidip, bulacaksın. Niye? İnsan, o ibadetle, o zikirle Allah'a yürüyor. Allah'a yürüdükçe O'na yaklaşıyor. Allah ile konuşuyor, sohbet ediyor, arkadaş oluyor. Bizim için mutlak örnek olan Allah'ın Sevgilisi ve Ehl–i Beyt'in hayatına baktığımızda bu halin zirvesini müşahede ediyoruz.

Kısaca, mutlu ve huzurlu bir dünya hayatının elde edilmesi ve ahiretin kazanılması, zikir ve ibadetle mutmain olmuş kalpten geçer. Allah bu konuda hepimizi muvaffak eylesin. (Prof. Dr. Haydar Baş İcmal 2012)

Siber savaşlar ve klavyelerin silaha dönüşmesi

Geleneksel savaş konsepti kabuk değiştiriyor. Artık orduların gücü sadece tanklar, füzeler ya da savaş uçaklarıyla ölçülmüyor

08.07.2026 00:20:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Siber savaşlar ve klavyelerin silaha dönüşmesi
Siber savaşlar ve klavyelerin silaha dönüşmesi
Geleneksel savaş konsepti kabuk değiştiriyor. Artık orduların gücü sadece tanklar, füzeler ya da savaş uçaklarıyla ölçülmüyor.

Günümüz dünyasında tek bir satır kod, bir ülkenin elektrik şebekesini çökertebiliyor, su kaynaklarını zehirleyebiliyor ya da nükleer tesisleri işlemez hale getirebiliyor. "Siber Savaş" olarak adlandırılan bu yeni nesil tehdit, ulus devletlerin en büyük güvenlik açığı haline gelen kritik altyapıları hedef alıyor. Klavyeler, sessiz ama yıkıcı birer kitle imha silahına dönüşmüş durumda.







Görünmez Cephe: Kritik Altyapılar Neden Hedefte?

Kritik altyapılar; enerji, ulaşım, sağlık, finans ve haberleşme gibi bir ülkenin toplumsal düzenini ve ekonomik bekasını sürdürebilmesi için hayati önem taşıyan sistemlerdir. Bu sistemlerin büyük oranda dijitalleşmesi ve endüstriyel kontrol sistemlerinin (ICS/SCADA) internete bağlı hale gelmesi, siber saldırganlar için devasa bir oyun alanı yarattı.

Uzmanlar, siber savaşların konvansiyonel savaşlardan daha tehlikeli olabileceği konusunda hemfikir. Çünkü bu savaşta:

Maliyet Düşük, Yıkım Büyük: Bir füzeyi üretmek ve fırlatmak milyonlarca dolar gerektirirken, gelişmiş bir zararlı yazılım (malware) çok daha düşük maliyetle benzer bir kaosu tetikleyebiliyor.







Faili Meçhul Saldırılar: Siber alanda saldırının arkasında kimin olduğunu kesin olarak kanıtlamak (attribution sorunu) oldukça zor. Devletler, paravan hacker gruplarını kullanarak sorumluluktan kaçabiliyor.

Fiziki Sınırların Yok Olması: Bir ülkenin kalbine saldırmak için binlerce kilometre yol kat etmek gerekmiyor; bir tıkla kıtalararası yıkım başlatılabiliyor.







Tarihten Dersler: Dijital Silahların İlk Ayak İzleri

Klavyelerin nasıl birer silaha dönüştüğünü anlamak için geçmişteki dönüm noktalarına bakmak yeterli:

Stuxnet (2010): Siber savaşın "Miladı" kabul edilen bu zararlı yazılım, İran'ın Natanz nükleer tesisindeki santrifüjleri sabote etti. İlk kez dijital bir kod, fiziki bir yıkıma yol açtı.

Ukrayna Elektrik Şebekesi Saldırısı (2015): Rus yanlısı bilgisayar korsanları, "Sandworm" saldırısıyla Ukrayna'da yüz binlerce insanı kış ortasında karanlıkta bıraktı.

Colonial Pipeline (2021): ABD'nin en büyük akaryakıt boru hattına yapılan fidye yazılımı (ransomware) saldırısı, ülkede lojistik krize ve pompalarda uzun kuyruklara neden oldu.







Türkiye Siber Savunmanın Neresinde?

Türkiye, jeopolitik konumu nedeniyle siber saldırıların en yoğun hedefi olan ülkelerden biri. Bu durum, savunma stratejilerinde radikal adımların atılmasını zorunlu kıldı.

Siber Güvenlik Başkanlığı: Türkiye, siber siber savunma ekosistemini tek bir çatı altında toplamak amacıyla adımlarını hızlandırdı.

USOM (Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi): BTK bünyesinde faaliyet gösteren USOM ve kurumlardaki SOME'ler (Siber Olaylara Müdahale Ekipleri), kritik altyapılara yönelik tehditleri 7/24 izliyor ve yerli siber istihbarat araçlarıyla engelliyor.

Yerli Yazılım Hamlesi: Savunma sanayiindeki yerlilik oranı, siber güvenlik yazılımlarına da yansıtılıyor. Kritik altyapılarda yabancı yazılımlara olan bağımlılığı azaltmak, en öncelikli milli güvenlik politikası haline gelmiş durumda.







Uzmanlar Uyarıyor: "Dijital Kıyamet" Uzak Değil

Siber güvenlik stratejistleri, gelecekteki olası bir büyük savaşın ilk olarak siber alanda başlayacağını öngörüyor. Bir ülkenin finans sisteminin kilitlenmesi, hastanelerdeki cihazların durdurulması ve sinyalizasyon sistemlerinin sabote edilmesi, konvansiyonel bir ordunun işgalini kolaylaştıracak en önemli unsurlar.

Sonuç olarak; siber güvenlik artık sadece bilgi işlem departmanlarının bir sorunu değil; bir ülkenin ulusal egemenlik ve beka meselesidir. Klavyelerin arkasındaki güçler, modern dünyanın yeni orduları olarak mevzi almaya devam ediyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.