logo
26 NİSAN 2026

'Atatürk'ün hayatı cephelerde geçti'

Afyon'da düzenlenen geleneksel İcmal Gençlik Yaz Kampı'nda konuşan, gazeteci yazar Muharrem Bayraktar, "Mustafa Kemal masa başında oturmadı. Yani diplomatlıktan gelerek masa başında oturup dış politika üretmedi. Mustafa Kemal'in hayatı cephelerde geçti. Savaşmadığı gâvur kalmadı. Ve bu savaşlardan sonra geldi bir dış politika koydu ortaya" dedi.

21.08.2017 00:00:00
İcmal Gençlik Derneği tarafından Afyon'da düzenlenen geleneksel yaz kampındaki oturumda konuşan gazetemizin başyazarı Muharrem Bayraktar, "Atatürk, Balkan Savaşı'nda, Trablusgarp Savaşı'nda gitti cephede babalar gibi savaştı. Trablusgarp'ta İtalyanlarla savaştı. Bitlis cephesinde Ruslarla savaştı. Çanakkale'de İngilizlerle savaştı, Kurtuluş Savaşı'nda Yunan'la savaştı. Savaşmadığı gâvur kalmadı. Ve bu savaşlardan sonra geldi bir dış politika koydu ortaya" diye konuştu. 
Muharrem Bayraktar'ın bu önemli konuşmasından bazı bölümleri siz değerli okuyucularımızın dikkatlerine sunuyoruz:
Şimdi insanların karnının nasıl doyurulduğu ile ilgili sizlere 50-60 sene öncesine giderek bir olay anlatacağım.
Olayı anlatan kim?
Prof. Dr. Haydar Baş Bey anlatıyor bunu? Yeni Mesaj gazetesinde yazmış, 23 Haziran 2017. Burada, "dedemin cömertliği" diye başlıyor ilk cümle. Bahsettiği kişi dedesi Rasim Ağa. Ben kendisini tanıma fırsatı buldum, büyük dedem olduğu için. Rasim Ağa'ya, Çarıkçı Rasim deniliyor. Ben Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in makalesinden okuyayım. İnsanların karnı nasıl doyuyor:
"Dedemin cömertliğini unutmak mümkün değil. Bayram sabahı evi dolar, namazdan çıkanların ilk adresi olurdu. Yenilir, içilir, büyük küçük herkes bayram sevincini orada yaşar, bayramlaşırlardı. Allahümme Salli Gavze Nine diye anılan Ninem neler yapmazdı ki, bayram sabahı camiden çıkan misafirleri için. Yağlı koyun etinden hazırlanmış lahana sarmaları, pilavlar, kahvaltılıkların yanında yer alırdı. Büyük çömleklerde yoğurtlar, çorbalar ve tabi ki ninemin meşhur sütlaçları... Ve kimseye niye yedin denmez, herkes gönlünce doyana kadar yer ve dua ile kalkardı gönül sofrasından. Büyüklerin sayıldığı, küçüklerin kollandığı günlerdi geçmişimiz, şimdi bu kalmadı. Herhalde halk mahkemeleri denilen şey o günlerde dedemin uyguladığı mahkeme biçimiydi."
"Rahmetli Hüseyin Amcam" diyor yazısında Prof. Dr. Haydar Baş Bey, "Biz babamın yerini dolduramadık diye hayıflanır, benim için de, bu hoca babamın yerini dolduracak" derdi.
Yani rahmetli Hüseyin Amca, babası Rasim Ağa'dan gördüğü o uygulamayı, o insanların karnını doyurma âdetini, bugün Haydar Hoca'nın sosyal devlet diye şekillendirdiği şeyi anlatıyor. "Bu Haydar Hoca milletin karnını doyuracak" diyor.
1940'lar 1950'ler yoksulluğun ayyuka çıktığı bir ortamda Haydar Baş Hoca'nın dedelerinin o yokluk ortamında bayram namazından çıkan yüzlerce insanı doyuran bir nesilden gelen bir liderden bahsediyoruz.
Dolayısıyla millet gerçekten karnının doyurulmasını istiyorsa, bunun anahtarının kimde olduğu belli.
Atatürk'e kimler saldırıyor?
Gelelim Atatürk bahsine... Atatürk'e sövenler, durdular dindiler zannediyoruz. Dün de bir meczuptan bahsediyorlar. Şanlıurfa'da eline balta almış, Atatürk'ün büstüne saldırdı. Büstünü kırdı. Diyorlar ki: "Bir meczup Atatürk'ün büstüne saldırdı, Atatürk'e hakaret etti." Sanki bu ülkede sadece meczuplar Atatürk'e saldırıyormuş gibi bir durum var.
Sonra adamın adına baktım. Bu kimdir diye? Adamın adı Mehmet Malbora. Malbora soyadı! Şimdi bu Malbora'ya, soyadındaki Amerikan sigarasından baksam tamamen Amerika'ya oturuyor. Kim vermiş bu soyadı? Atatürk'ün soyuna sopuna sövüyorlar ya, adamın soyuna soyadına bak: Malbora. Soyadı Malbora olan adam Atatürk'ün heykeline saldırıyor.
Kadir Mısıroğlu'na bakıyorsunuz; sövenlerin başında geliyor. "Keşke Yunan gelseydi de daha iyi olurdu, Atatürk'ün yaptığı tahribatı yapmazdı" diyor. Yani gâvur gelip işgal etseydi bu ülkeyi daha iyi olurdu anlamı çıkıyor. Bir insan, bir Müslüman "gâvur bizi işgal etseydi, Müslüman'ın eline geçirmesinden daha iyi" derse bunun hükmü nedir? İlahiyatçı arkadaşlar bunun fetvasını versinler.
Sövenlerden bir tanesi de Rıza Nur? Adamın hatıratını okuduk, ben birkaç defa yazdım, sansürleyerek söyleyeyim; o tarihte, "keşke ameliyat eden birini bulsam da cinsiyet değiştirsem" diyor. Atatürk'e sövenlerden biri de bu.
Said Nursi'ye bakıyoruz? Atatürk'e "deccal" diyenlerden biri. Adam kaç sene akıl hastanesinde kalmış, şizofren raporu var. Bugün onun arkasından giden birçok insan var, Mehdi diye ilan ediyorlar. Onun talebelerinden biri FETÖ diye ülkenin başına bela oldu, hala onun hocasını kutsuyorlar, bu ayrı bela.
Bir tarih dergisinin editörü var bir de, Mustafa Armağan. Adamın geçmişte Fetullah lehine yazdığı kitaplar var. Yani Fetullah'a bugün Feto diyorsunuz, bugün onu öven insanlar çok önemli mevkilerde.
Hep merak ediyoruz, Atatürk ne yaptı? Atatürk bunların hangisinin tavuğuna kışt dedi? Hangisinin namusuna dil uzattı? Hangisinin namusunu başkasına peşkeş çekti? Hangisinin toprağını başkasına verdi? Tam tersi geldi, bunların "keşke gavur gelseydi" dediği Yunan'dan İzmir'i, Afyon'u aldı, bunları bize hediye etti.
Atatürk'ün dış politikası
Şimdi asıl konuma geleyim? Atatürk'ün dış politikası, milli dış politika nasıldı? Mustafa Kemal masa başında oturmadı. Yani diplomatlıktan gelerek masa başında oturup dış politika üretmedi. Mustafa Kemal'in hayatı cephelerde geçti. Bugün Türkiye'nin dost olduğu birçok ülke ile o günün şartlarında, Balkan Savaşı'nda, Trablusgarp Savaşı'nda gitti cephede aslanlar gibi savaştı. Trablusgarp'ta İtalyanlarla savaştı. Bitlis cephesinde Ruslarla savaştı. Çanakkale'de İngilizlerle savaştı, Kurtuluş Savaşı'nda Yunan'la savaştı. Savaşmadığı gâvur kalmadı.
Ve bu savaşlardan sonra geldi bir dış politika koydu ortaya. Yani cephede savaşarak, kanını akıtarak, kan dökerek, o tecrübenin kendisine verdiği kazanımlarla bir dış politika ortaya koydu. Ve dedi ki:
"Size dört şey tavsiye ediyorum dış politikada:
1- Komşularınızın içişlerine karışmayın.
Bugün Arap Baharı'ndan bahsediliyor. Bunlar keşke Atatürk'ün dış politikasına baksalardı: "Komşularınızın içişlerine karışmayın."
Biz bugün bırakın komşularımızın içişlerine karışmayı, ciğerine elimizi soktuk, operasyon yapıyoruz elimizle, midede bağırsakta çeviriyoruz.
2- Rusya'yı tahrik etmeyin.
Atatürk bunu 1930'larda söylüyor. Bugün bırakın biz Rusya'yı tahrik etmemeyi, uçağını düşürdük, Başbakanımız dedi ki: "Ben talimat verdim." Sen talimat verdin, bu senin 3 senene, milyarlarca dolarına mâl oldu. Rusya hala Türkiye'ye barış elini uzatmış değil, temkinli yaklaşıyor.
3- Arap ülkeleriyle tarihi-sosyal-kültürel ilişkilerinizi geliştirin fakat aralarındaki anlaşmazlıklara çok fazla müdahil olmayın.
Olursanız ne olur? Bugün Türkiye'nin başına gelenler gibi olur. Selam verecek bir tane Arap ülkesi kalmaz.
4- Batının emperyalist emellerine alet olmayın.
Yani Amerika'nın, bugün kavga ettiğimiz AB'nin emperyalist emellerine alet olmayın. Siz kalkıyorsunuz Gümrük Birliği'ne imza atıyorsunuz. Kopenhag Kriterlerine imza atıyorsunuz. Leiken Kararlarına imza atıyorsunuz. Sonra, "Ey Avrupa sen bize yanlış yaptın" diyorsunuz. Atatürk diyor ki: "Batının emperyalizminin oyununa düşmeyin." Dediği yıl 1930. Duymuyorsun bu tavsiyeyi; AB diyorsun, ABD ile anlaşma diyorsun, ondan sonra başımıza neden bunlar geldi diyorsun.
Bu 4 maddede özetlenecek Atatürk'ün dış politikasını aslında bugün Atatürk yaşasaydı şu maddeyi de ilave ederdi diye düşünüyorum. Derdi ki: "Türk düşmanı Jirnovski'ye 'Ne mutlu Türk'üm diyene' dedirten bir politika uygulayan liderin peşinden gidin." Atatürk yaşasaydı 5. dış politika düsturu bu olurdu.
Dış politikada hata yapmak, çok ciddi derecede insanın başını ağrıtır. Çok olağanüstü boyutlarda... Bugün Avrupa Birliği ile Almanya ile kavgamızı biliyorsunuz. Önce Almanya'nın şirketlerinde casusluk yaptığını iddia ettik. Almanya şu cümleyi söyledi: "Şirketlerimize pozisyonlarını düzeltmelerini, Türkiye'deki yatırımlarını gözden geçirmeleri talimatını verdik."
Tek cümle, çok sessiz sakin bağırmadan! Almanya'nın Türkiye'de yaptığı milyar dolarlık yatırımlar var. Bu açıklamanın ertesinde bizim en üst düzeyde açıklamalarımız geldi: "Ya, pardon biz öyle bir şey dememiştik ki! İletişim hatası oldu." Resmi olarak açıklama yapıyorsunuz "Alman şirketlerinde casusluk yapılıyor" ertesi gün çark ediyorsunuz, "yok efendim biz öyle bir şey demedik." Ya bu nasıl iletişim hatası? Hayatınız iletişim hatası ile mi gelecek? Topluyorsunuz Alman şirketlerinin yöneticilerini, yemek yiyorsunuz, şirinlik yapıyorsunuz. Ne diyorsunuz: "Biz sizi zaten Türk şirketi gibi görüyoruz." Böyle dış politika olmaz. Deneme yanılma ile dış politika olmaz.
Biz 1000 yıldan beri bu coğrafyadayız. Rahmetli Kazım Mirşan bunu ProtoTürkler, ÖnTürkler diyerek 5000 yıla uzatıyor. Bizim 5000 yıllık devlet tecrübemiz, dış politika tecrübemiz varken kalkıp bu tecrübesizlikleri yaşamamız lazım. Bu tecrübeyi dışişlerinde uygulayacağız, yine abi devlet, baba devlet olacağız.
Denktaş'ın devlet anlayışı
Rahmetli Rauf Denktaş ölümüne kısa bir süre kala kendisini ziyarete gelen gençlere şu konuşmayı yapıyor: "Beni yalnız bırakmadınız, en zor günlerde devamlı surette dualarınızla, mesajlarınızla, mektuplarınızla, telefonlarınızla bana moral verdiniz. Başınız daima yukarıda olsun. Hiçbir şekilde Türklüğünüzden Atatürk ilkelerinden taviz vermeyen sizler gelecek yıllarda da taviz vermeyeceksiniz. Unutmayınız ki devlet demek hürriyet demektir, kendimize hakim olmak demektir. Kimsenin boyunduruğuna girmemek, ayakta durmak demektir. Devlete sahip olmak mal sahibi olmak demektir, bunları unutmayın. Devletsiz iseniz çulsuz bir insan gibisiniz. Atatürk devlet dedi, bağımsızlık dedi, bağımsızlık benim karakterimdir dedi."
Aslında Rauf Denktaş diyor ki; ey gençler, ben size bağımsızlıktan, devletin nasıl olmasından bahsediyorum, Atatürk'ten bahsediyorum, ben size aslında Haydar Hoca'dan bahsediyorum.
Çünkü bugün bunları Haydar Baş Hocamızdan başka söyleyen yok. O'ndan başka anlatan yok.
Onun bütün konuşmalarına bakın. Bütün konuşmalarında devlet, bayrak, vatan, bağımsızlık, Ehl-i Beyt; örgü bu. Çatı böyle kuruldu. Ama başka yerlere bakın, başka konuşmaları dinleyin, başka yerlerde nasıl dalgalar geldiğini görün mideniz bulanır, tiksinirsiniz.
Kısaca; adres belli, reçete belli, bu sözlerin, bu mesajın sahibi olan Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in gölgesinde gölgelenmeye devam ettiğimiz müddetçe emin olun, toplumun da, devletin de, milletin de hiçbir sorunu kalmayacak. 

Gülistan Doku soruşturmasında Tunceli'de 2 hastane görevlisi gözaltına alındı

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında kentteki 2 hastane görevlisi gözaltına alındı

25.04.2026 05:02:00
AA
Gülistan Doku soruşturmasında Tunceli'de 2 hastane görevlisi gözaltına alındı
Gülistan Doku soruşturmasında Tunceli'de 2 hastane görevlisi gözaltına alındı

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca Gülistan Doku olayıyla ilgili başlatılan soruşturma sürüyor.

Soruşturma kapsamında, Tunceli Devlet Hastanesi bilgi işlem görevlileri B.Y. ve Y.E, gözaltına alındı.

Şüphelilerin jandarmadaki işlemleri devam ediyor.

12 zanlı tutuklanmıştı

Tunceli'de okuyan üniversite öğrencisi kızları Gülistan Doku'dan (21) 5 Ocak 2020'den itibaren haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır'dan Tunceli'ye gelerek 6 Ocak 2020'de emniyete kayıp başvurusunda bulunmuş, başlatılan arama çalışmalarından sonuç elde edilememişti.

Ulaşılan yeni bilgiler doğrultusunda Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca "kasten öldürme", "cinsel saldırı", "suç delillerinin gizlenmesi-yok edilmesi", "bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek suretiyle verileri yok etme-bozma", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "suçu bildirmeme" ve "suçluyu kayırma" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında 15 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Şüphelilerden dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel, Doku'nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok, hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir, eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Ferhat Hanedan Güven, Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, annesi Cemile Yücer ve eski polis olan üvey babası Engin Yücer ile Tuncay Sonel'in o dönem koruma polisliğini yapan Şükrü Eroğlu tutuklanmış, Uğurcan A. ile Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö. haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Soruşturmada, yurt dışında olduğu tespit edilen firari şüpheli Umut Altaş için kırmızı bülten çıkarılmıştı. 

Diyabetin atlanmaması gereken 5 belirtisi


 
Tip 2 diyabet, Türkiye'de milyonlarca insanın kabusu durumunda. Diyabetin belirtileri de aslında çok net... İşte öne çıkan beş belirti..

25.04.2026 01:10:00
MURAT ÇORBACI
Diyabetin atlanmaması gereken 5 belirtisi
Diyabetin atlanmaması gereken 5 belirtisi

Tip 2 diyabet, Türkiye'de milyonlarca insanın kabusu durumunda. Diyabetin belirtileri de aslında çok net... İşte öne çıkan beş belirti...

1. Sürekli yorgunluk: Dinlendikten sonra bile kendinizi bitkin hissediyorsunuz. Vücudunuz glikozu doğru şekilde kullanmakta zorlanıyor, bu da mevcut enerjinizi azaltıyor.

2. Aşırı susuzluk ve ağız kuruluğu: Gerçekten susuzluğunuzu gidermekte zorlandığınız için sürekli su içiyorsunuz. Bu, yüksek kan şekeriyle ilgili bir durum.

3. Sık idrara çıkma: Özellikle de geceleri. Vücudunuz fazla şekeri idrar yoluyla atmaya çalışıyor.

4. Bulanık görme: Kan şekeri seviyelerindeki dalgalanmalar, göz merceğinin şeklini geçici olarak etkileyerek görmeyi istikrarsız hale getirebilir.

5. Yaraların yavaş iyileşmesi: Küçük kesikler veya sıyrıklar daha uzun sürede iyileşiyor; bu da dolaşım ve bağışıklık sisteminin etkilendiğinin bir işaretidir.
Bu belirtiler, özellikle tip 2 diyabet söz konusu olduğunda, başlangıçta belirsiz olabilir. Bunlardan birkaçını fark ederseniz, bir sağlık uzmanına danışmanız ve kan şekerinizin ölçülmesini sağlamanız önemlidir.

Karaborsaya düşen vize randevuları el yakıyor


 
 
Son yıllarda vize başvurusu yapmak isteyen vatandaşların karşılaştığı randevu krizi, yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. 'Randevuları önceden kapatan' vize şirketleri, ülkeye göre 300-1000 Euro para talep ediyor.
 

25.04.2026 00:34:00
ABDÜLKADİR GÜNDOĞDU
Karaborsaya düşen vize randevuları el yakıyor
Karaborsaya düşen vize randevuları el yakıyor

Schengen vize randevuları resmen erişilemez hale geldi. Özellikle Türklerin rağbet gösterdiği İtalya, Almanya, Fransa ve İspanya için vize randevusu almak 'deveye hendek atlatmak'tan daha zor... Vize randevuları karaborsaya düşmüş durumda. Pek çok kişi, haftalar hatta aylar boyunca randevu sistemi üzerinden boşluk yakalayamadığını ifade ederken, aynı tarihler için sosyal medya ve çeşitli aracı kanallar üzerinden ücret karşılığında randevu temin edilebildiği belirtiliyor.


1000 Euro'ya kadar çıkabiliyor

Vize randevuları 300 ila 1000 Euro arasında değişiyor. Bu süreçte Telegram ve WhatsApp grupları, bireysel aracılar ve 'danışmanlık hizmeti' adı altında faaliyet gösteren bazı yapıların öne çıktığı belirtiliyor. Bir diğer dikkat çeken iddia ise, randevu sistemine otomatik yazılımlar (botlar) aracılığıyla erişim sağlanarak açılan kontenjanların saniyeler içinde kapatıldığı yönünde. Kullanıcılar, manuel olarak sisteme giriş yapan bireylerin bu hız karşısında şansının olmadığını savunuyor.

Öğrenci, turist ve iş dünyası mağdur

Yaşanan aksaklıklar özellikle öğrenciler, iş insanları ve turistik seyahat planı yapan vatandaşlar üzerinde ciddi etkiler yaratıyor. Eğitim başlangıç tarihlerinin kaçırılması, iptal edilen uçuş ve konaklama rezervasyonları ile iş görüşmelerinin ertelenmesi en sık karşılaşılan sonuçlar arasında yer alıyor.

Kullanıcılar nelere dikkat etmeli?

• Başvurularınızı mümkün olduğunca konsolosluk ve yetkili resmi platformlar üzerinden yapın.
• Sosyal medya üzerinden gelen yönlendirmelere temkinli yaklaşın.
• 'Garantili vize', 'kesin sonuç' gibi gerçek dışı vaatlere itibar etmeyin.
• Hizmet almayı düşündüğünüz firmaları mutlaka araştırın. Vergi kaydı, fiziksel adresi ve kullanıcı yorumlarını kontrol edin.
• Ödeme yaparken kişisel IBAN'lar yerine kurumsal ve faturalı işlemleri tercih edin.
• Ayrıca iletişim kurduğunuz hesapların doğruluğunu teyit edin ve güvenilirliği kanıtlanmamış kişi ya da kurumlarla işlem yapmaktan kaçının. 

Alzheimer’da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!


 
Alzheimer hastalığında mevcut ilaç tedavileri, hastalığın ilerleyişini durdurmaktan ziyade semptomları hafifletmekle sınırlı kaldığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, bu nedenle son yıllarda nöromodülasyon yöntemlerinin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.

25.04.2026 00:33:00
MURAT ÇORBACI
Alzheimer’da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!
Alzheimer’da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!

Alzheimer hastalığında mevcut ilaç tedavileri, hastalığın ilerleyişini durdurmaktan ziyade semptomları hafifletmekle sınırlı kaldığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, bu nedenle son yıllarda nöromodülasyon yöntemlerinin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.

Elektrik, manyetik alan, ultrason ve ışık gibi fiziksel uyarılarla beyin fonksiyonlarının düzenlenmesinin hedeflendiğini aktaran Dr. Celal Şalçini, "rTMS, tDCS ve TPS gibi non-invaziv yöntemler, bilişsel işlevleri destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatabilir. Özellikle erken dönemde uygulandığında daha etkili sonuçlar alınabileceği belirtiliyor" dedi.

Dr. Celal Şalçini, bu yöntemlerin henüz gelişim aşamasında olmakla birlikte umut vadettiğini vurguladı.

Formula 1 heyecanı Türkiye’ye dönüyor

Formula 1, 2027’den itibaren 5 yıl boyunca İstanbul Park’a dönüyor. Türkiye, efsane 8. virajıyla yeniden motor sporlarının kalbi olacak ve dünya gündemine damga vuracak 

24.04.2026 21:00:00
Haber Merkezi
Formula 1 heyecanı Türkiye’ye dönüyor
Formula 1 heyecanı Türkiye’ye dönüyor
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün Dolmabahçe Cumhurbaşkanlığı Çalışma Ofisi'nde düzenlenen "Formula 1 Türkiye GP Tanıtım Programı"nda dünyanın en prestijli motor sporları organizasyonu Formula 1'in 2027 yılından itibaren İstanbul Park'a geri döneceğini resmen açıkladı. Anlaşma, en az 5 sezon (2027-2031) sürecek ve Türkiye'yi yeniden F1 haritasının en gözde duraklarından biri haline getirecek.

Erdoğan, törende yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Türkiye'nin Formula 1 takvimine tekrar dahil edilmesini ülkemizin güçlü organizasyon kabiliyetine, modern spor ve sağlık altyapısına, son yıllarda bölgesinin 'istikrar adası' rolünü perçinlemesine ve elbette Türk milletinin misafirperverliğine duyulan büyük güvenin yeni bir işareti olarak görüyorum. Türkiye olarak bu güveni daha önce olduğu gibi yine boşa çıkarmayacak, her açıdan kusursuz bir organizasyonla yarışlara ev sahipliği yapacağız."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından 2027 Türkiye Grand Prix'i için sembolik start butonuna bastı. Etkinlik sırasında bir Formula 1 aracı, Galataport'tan başlayarak İstanbul'un tarihi yarımadasında tur attı ve Dolmabahçe'ye ulaştı. Bu görsel şov, hem İstanbulluları hem de motor sporları severleri heyecanlandırdı.

İstanbul Park'ın öyküsü

İstanbul Park, daha önce 2005-2011 yılları arasında aralıksız 7 sezon Formula 1'e ev sahipliği yapmış ve "8. viraj"ıyla (bugün hâlâ efsane olarak anılan keskin dönüş) tüm dünyada ün kazanmıştı. Pandemi döneminde 2020 ve 2021'de de takvime dönmüş, ancak 2022'den itibaren listeden çıkmıştı. Yeni anlaşmayla pist, 2027'den itibaren en az 2027-2031 arası tam 5 yıl boyunca her sezon Türkiye Grand Prix'ine ev sahipliği yapacak. Formula 1 İcra Kurulu Başkanı Stefano Domenicali ve Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA) Başkanı Mohammed Ben Sulayem'in de katıldığı törende, anlaşmanın uzun vadeli iş birliğinin başlangıcı olduğu vurgulandı.

Ekonomik ve turizm açısından

F1'in dönüşü, Türkiye için yalnızca spor açısından değil, ekonomi ve turizm bakımından da kritik öneme sahip. Her Grand Prix hafta sonu yaklaşık 100-150 bin yerli ve yabancı seyirciyi ağırlayan İstanbul Park, otel doluluklarını rekor seviyeye çıkarıyor, havayolu ve restoran sektörlerini canlandırıyor. Uluslararası yayınlarla 500 milyondan fazla kişiye ulaşan organizasyon, Türkiye'nin global imajına da önemli katkı sağlayacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Formula 1'e dönmemiz şampiyonaya çok büyük değer katacak" diyerek, Türkiye'nin organizasyon kalitesinin ve istikrarının bu kararın arkasındaki en önemli etken olduğunu belirtti. Anlaşmanın detayları (bilet fiyatları, pist iyileştirmeleri, güvenlik önlemleri) önümüzdeki günlerde Formula 1 yönetimi ve Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu tarafından açıklanacak.

Motor sporları tutkunları ve gençler için yeni dönem

F1'in dönüşü, Türkiye'deki motor sporları altyapısını da güçlendirecek. beIN Sports'un yayın haklarıyla birlikte milyonlarca Türk taraftarın ekran başına kilitleneceği organizasyon, genç pilotların yetişmesi için de yeni fırsatlar yaratacak. Geçmiş yıllarda İstanbul Park'ta kazanan isimler arasında Felipe Massa, Lewis Hamilton ve Sebastian Vettel gibi efsaneler yer almıştı; şimdi yeni nesil yıldızlar aynı pistte mücadele edecek.

Türkiye'nin F1'e dönüşü, sadece bir spor etkinliği değil; aynı zamanda ülkenin uluslararası arenadaki gücünün ve cazibesinin somut bir yansıması olarak değerlendiriliyor. 2027'de başlayacak heyecan şimdiden başladı!

BTP'den madencilere destek

BTP, Eskişehir'den gelerek Ankara'da eylem yapan Doruk maden işçilerine destek verdi. BTP Sözcüsü Lütfullah Önder burada yaptığı açıklamada, "Madencilerimizin eylemlerine destek vermek için buraya geldik. Bu konu partimizin en hassas olduğumuz konu. Çünkü maalesef özellikle 2005 yılında yapılan maden yasası değişikliği ile birlikte madenlerde devletin ve milletin payı yok denilebilecek bir noktaya getirildi" dedi 

24.04.2026 17:47:00 / Güncelleme: 24.04.2026 17:50:50
Haber Merkezi
BTP'den madencilere destek
BTP'den madencilere destek
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Eskişehir'den gelerek Ankara'da eylem yapan Doruk maden işçilerine destek verdi.

BTP Sözcüsü Lütfullah Önder başkanlığındaki BTP heyeti işçileri eylem yaptıkları yerde ziyaret etti.

Burada açıklama yapan Önder, "Biz madencilerimizin yanındayız. Sessiz kalmamaları, burada bir mücadeleye kalkışmaları, yol yürüyüp buraya gelip bir mücadele içinde olmalarını çok kıymetli görüyoruz" dedi.

BTP Sözcüsü Önder şunları söyledi:

"Bağımsız Türkiye Partisi olarak madencilerimizin eylemlerine destek vermek için buraya geldik. Onların bu haklı mücadelesinde, onların bu hak mücadelesinde yanında olmaya geldik. Bu konu Bağımsız Türkiye Partisi olarak bizim en hassas olduğumuz konu. Çünkü maalesef özellikle 2005 yılında yapılan maden yasası değişikliği ile birlikte madenlerde devletin ve milletin payı yok denilebilecek bir noktaya getirildi.

"Madenlerde devlet payı yüzde 3 ama o bile alınmıyor"

Bugün burada kömür madeninde çalışan madencilerimiz var. Devlet payı yüzde 3. Madenler aslında milletimize ait ama millet adına bu hakkı tahsil etmesi gereken devlet yüzde 3 alıyor. Bu yüzde 3'ü de almıyor. Yerin altında çalışma yapan madenciler, bu çalışma yerin altında yapıldığı gerekçesiyle yüzde 50 bu haktan da feragat ediliyor. Yetmiyor, çıkarılan madeni yine enerji tesisiyle işlendiği için değerlendirildiği için bir yüzd 50 daha bu devlet hakkından feragat ediyor. Dolayısıyla yüzde 1'ini millet adına devlet alıyor, yüzde 99'unu çıkaran firma alıyor. Ama yerin altında çalışan işçiler, yerin altında çalışan madenciler, bu haktan bırakın bu imtiyazlardan, bu teşviklerden yararlanmayı takdir edilmiş olan ücreti bile maalesef alamıyorlar.



"Hakkınıza sahip çıkmazsanız hakkınıza karşı en büyük haksızlığı siz yapmış olursunuz"

3 aylık, 5 aylık, 8 aylık ücretini alamayan, tazminat haklarını alamayan madencilerimiz burada hak mücadelesini veriyorlar. Kurucu liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş'ın çok güzel bir sözü var: Hakkınıza sahip çıkmazsanız hakkınıza karşı en büyük haksızlığı siz yapmış olursunuz. Dolayısıyla buradaki madenciler kendi haklarına sahip çıkmak üzere, haklarına haksızlık yapmamak üzere buradalar. Öncelikle bu madencilerimizin sorunları çözülsün. Madencilerimiz hakkını vermeyen firmalar karşısında ezilmesin. Buna devlet müsaade etmesin. Devlet bunun için var. Devlet zayıf durumda olanı korumak için var. Devlet güç odaklarına dur demek için var. Öncelikle bu madencilerin haklarını alma konusunda devletin inisiyatif kullanması lazım. Ama uzun vadede devlet payının, millet payının artması lazım.

"Bugün devleti yönetenler bir berberin kestiği faturaya itibar etmiyor ama.."

Bugün devleti yönetenler bir berberin kestiği faturaya itibar etmiyor. Daha fazla tıraş yaptığı gerekçesiyle berberlerden daha fazla vergi almaya çalışıyor. Ama maden firmalarından beyan usulü getirilmek suretiyle maden firmalarının beyanını yeterli kabul ediyor. Yani 'ben şu kadar kömür çıkarıyorum, şu kadar altın çıkarıyorum' şeklinde maden firmasının beyanını esas kabul edip yeterli kabul edip ona göre vergi alıyor. Bu çok ilginç bir durum. Devlet çıkarılan, millete ait olan bu madenden doğru dürüst vergi almıyor, devlet payı almıyor. Bütün bu hakları tek başına alıp kullanan firma yerin altında çalışan, canını ortaya koyarak çalışan bu madencilere temel hakları bile, takdir ettiği ücreti bile, devletin tanımış olduğu tazminatları bile maalesef vermiyor. Bu, insanımızın yoksulluğa yuvarlandığının en net fotoğraflarından bir tanesidir.

"Milletimizin gönlü bu madencilerimizle birlikte atıyor"

Biz madencilerimizin yanındayız. Sessiz kalmamaları, burada bir mücadeleye kalkışmaları, yol yürüyüp buraya gelip bir mücadele içinde olmalarını çok kıymetli görüyoruz, çok değerli görüyoruz. Milletimizin gönlü bu madencilerimizle birlikte atıyor ve haklarını söke söke alıncaya kadar da milletimizin kalbi, milletimizin gönlü bu madencilerle beraber olacaktır"

Üsküdar'da rüşvet alan 2 doktor için 12 yıl hapis istendi

Üsküdar Devlet Hastanesi'nde görev yapan ve hastalardan usulsüz şekilde para talep ettiği tespit edilmesinin ardından gözaltına alınarak tutuklanan Cem Gülçin ve Gürkan Örskıran hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. 2 doktor hakkında 4 yıldan 12 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenlendi. Doktorların toplam 305 bin 485 lira haksız kazanç elde ettiği tespit edildi

24.04.2026 15:04:00
İhlas Haber Ajansı
Üsküdar'da rüşvet alan 2 doktor için 12 yıl hapis istendi
Üsküdar'da rüşvet alan 2 doktor için 12 yıl hapis istendi
Üsküdar Devlet Hastanesi'nde görev yapan iki doktorun hastalardan usulsüz şekilde para talep ettiği tespit edildi. Edinilen bilgilere göre, Cem Gülçin ve Gürkan Örskıran isimli doktorların muayeneye gelen hastalardan ameliyat işlemleri için ek ücret istedikleri belirlendi. Şüpheliler, rüşvet suçlamasıyla gözaltına alındı. Doktorların para istediği bazı hastaların ücretleri kabul etmediği ve bunun üzerine CİMER'e bildirerek doktorları şikayet ettiği, hastanede ise bazı yetkililerin durumu emniyete bildirdiği öğrenildi. Şikayetler üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, Üroloji doktorluğu yapan 2 şahsın hastalardan ameliyat için rüşvet aldıkları belirlendi. Şüpheli doktor Gürkan Örskıran'ın hastalarından 20 ila 30 bin TL arası rüşvet aldığı, diğer doktor Cem Gülçin'in ise bin 200 ila bin 400 dolar arasında rüşvet aldığı tespit edildi.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından doktorlar hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede 2 doktor hakkında ayrı ayrı olmak üzere 4 yıldan 12 yıla kadar hapis talep edildi.

Biri kabul etti diğeri reddetti

Doktor Gürkan Örskıran savunmasında, suçlamaları kabul etmediğini hastane bünyesinde yapılan ameliyatlarda dışarıdan temin edilen herhangi bir malzeme bulunmadığını ifade etti. Doktor Cem Gülçin ise gözaltı sürecinde geçmişini düşündüğünde yaptığı şeyin etik ve ahlaklı olmadığını, talep ettiği parayı maddiyatının yeterli olmadığı için değil hırsından dolayı talep ettiğini belirtti.

12 yıla kadar hapsi talep edildi

2 doktorun, hazırlanan iddianamede "rüşvet" suçundan 4 yıldan 12 yıla kadar hapsi istendi.



Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü duruşmasında savcı görüşünü açıkladı: 3 sanık hakkında tahliye talep edildi

Aziz İhsan Aktaş davasında cumhuriyet savcısı sanıkların tutukluluk durumuna ve taleplere ilişkin görüşünü açıkladı. Savcı, 3 tutuklu sanığın tahliyesini talep etti. Duruşma sanıkların tutukluluğa ilişkin beyanları ile sürüyor

22.04.2026 13:51:00
İHA
Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü duruşmasında savcı görüşünü açıkladı: 3 sanık hakkında tahliye talep edildi
Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü duruşmasında savcı görüşünü açıkladı: 3 sanık hakkında tahliye talep edildi
Liderliğini Aziz İhsan Aktaş'ın yaptığı öne sürülen Çıkar Amaçlı Suç Örgütü tarafından tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı sanık Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı sanık Utku Caner Çaykara ve Ceyhan Belediye Başkanı sanık Kadir Aydar'ın arasında bulunduğu belediye başkanlarına rüşvet verilerek ihale süreçlerinin organize edilmesi iddiasına yönelik hazırlanan iddianame kapsamında 16'sı tutuklu 200 sanığın yargılanmasına devam edildi.

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde bulunan salonda görülen duruşmada, cumhuriyet savcısı, sanıkların tutukluluk durumu ve taleplere ilişkin görüşünü açıkladı.

Duruşma savcısı, Beşiktaş Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Çağdaş Ateşçi, Beşiktaş Belediyesi personeli Gülşah Ocak, Beşiktaş Belediyesi Destek Hizmetleri Müdürü Ferit Tutşi'nin tutuklulukla geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliyelerine karar verilmesini talep etti.

Rıza Akpolat, Kadir Aydar, Utku Caner Çaykara ve Oya Tekin'in aralarında bulunduğu diğer tutuklu sanıkların ise kuvvetli suç şüphesi, mevcut delil durumu ile üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti dolayısıyla tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini talep edildi.

Tanık dinletilmesi, tefrik ve mal varlığı tedbirlerinin kaldırılması taleplerinin mevcut delil durumu ve dosyanın geldiği aşama dikkate alınarak reddine karar verilmesi talep edildi.

Duruşma sanıkların tutukluluğa ilişkin beyanları ile sürüyor.

İstanbul için kuvvetli yağış uyarısı

Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM), İstanbul'da Balkanlar üzerinden gelen soğuk ve yağışlı havanın etkili olacağının tahmin edildiğini belirterek, beklenen kuvvetli yağış nedeniyle yaşanabilecek olumsuzluklara karşı tedbirli olunması yönünde vatandaşları uyardı

22.04.2026 13:40:00
İHA
İstanbul için kuvvetli yağış uyarısı
İstanbul için kuvvetli yağış uyarısı
AKOM'dan İstanbul ve Marmara Bölgesi için yağış uyarısı geldi. İstanbul başta olmak üzere Marmara bölgesi genelinin Balkanlar üzerinden gelen soğuk ve yağışlı havanın etkisi altına girmesinin beklendiği belirtilerek, cuma gününe kadar aralıklı yağış geçişlerinin görüleceği, sıcaklıkların 12-16 derece aralığında mevsim normallerinin altında seyretmeye devam edeceğinin tahmin edildiği ifade edildi.

Yağışların özellikle öğle saatlerinden itibaren etkisini artırarak yer yer kuvvetli şekilde görüleceğinin tahmin edildiği belirtildi. AKOM, beklenen kuvvetli yağış nedeni ile yaşanabilecek olumsuzluklara karşı tedbirli olunması yönünde vatandaşları uyardı.

Hafta sonu itibari ile çoğunlukla güneşli bir gökyüzünün hakim olacağının, sıcaklıkların 20 dereceler civarına yükseleceğinin öngörüldüğünü belirtildi.

Öte yandan İstanbul'daki barajlarda doluluk oranının ise yüzde 70,39 seviyesinde bulunduğu, barajlardaki su miktarının 611 milyon metreküp olarak ölçüldüğü kaydedildi.

Kahramanmaraş'taki saldırı ailelerin psikolojisini kötü etkiledi

Kahramanmaraş Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ekipleri, Ayser Çalık Ortaokuluna düzenlenen silahlı saldırının ardından ziyaret ettiği 2 bin 700 haneye psikososyal destek verdi

 

22.04.2026 11:51:00
Anadolu Ajansı
Kahramanmaraş'taki saldırı ailelerin psikolojisini kötü etkiledi
Kahramanmaraş'taki saldırı ailelerin psikolojisini kötü etkiledi

Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünden yapılan açıklamada, Haydar Bey Mahallesi Muhtarlığının Psikososyal Destek Ofisine dönüştürüldüğü ve Ayser Çalık Ortaokulu çevresinde yapılan çalışmalarda 2 bin 700 hanenin ziyaret edildiği belirtildi.

Taziye sürecini tamamlayan aileler için "Yas Danışmanlığı" hizmetinin sürdürüldüğüne değinilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Kahramanmaraş Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, olaydan etkilenenler ve aileleri için en az bir, ihtiyaca göre ise 3 danışmandan oluşan özel ekipler görevlendirerek düzenli izleme çalışmalarını devam ettirmektedir. Olayda yaralanan ve hastanede yatan çocukların ailelerine vardiyalı sistemle kesintisiz destek sunulurken, taburcu edilen çocuklar ise evlerinde ziyaret edilerek psikolojik iyilik halleri takip edilmektedir. Haydar Bey Mahallesi ve çevresindeki mahalleler ile Ayser Çalık Ortaokulu çevresinde yapılan çalışmalarda 2 bin 700 hane ziyaret edildi. Sahada an itibarıyla 15 ekip tarama çalışmalarını sürdürmektedir."

Ayrıca çalışmalara, Gaziantep Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünden gelen 40 uzman personelin de destek verdiği bildirildi.

Ayser Çalık Ortaokuluna 15 Nisan'da gerçekleştirilen silahlı saldırıda 1'i öğretmen, 8'i öğrenci 9 kişi hayatını kaybetmiş, 13 kişi yaralanmıştı.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.