Tarih 7 Eylül 2001. Yeni Mesaj gazetesinde şu açıklama yayınlanıyordu; "Temeli Hıristiyan dini olan bu medeniyetler topluluğuna (Avrupa Birliği'ne), temeli tevhit akidesi olan Türk medeniyetinin dahil olamayacağı açıktır. Kaldı ki, kimliğimizle dahil olamayacağımız kendilerince de açıklanan bu topluluğa, benliğimizi kaybedip, onların istediği şekle girmedikçe, Hıristiyan olmadıkça ne yaparsak yapalım yine üye olamayız. Dini ve devletiyle, Türkü Türk yapan değerleriyle bir bütün olan milletimiz, Hıristiyan kimliğinde asimile olmayı kabul etmeyeceğine göre, AB hevesinden vazgeçmemiz kaçınılmazdır?
Avrupa Birliği'nin bize dayattığı şartlar, üzerimizde emelleri olan güçlerin, boşluklardan istifade ederek, ülkenin bölünmesine imkân ve zemin hazırlanmalarını kolaylaştırmaktadır."
Tarihe dikkat ettiyseniz bu açıklamanın koalisyon hükümeti döneminde yapıldığını hatırlarsınız. Prof. Dr. Haydar Baş, ülkemiz idarecilerine, siyasetine ve milletimize her daim 'AB'den asla hayır gelmeyeceğini' sebepleriyle anlatıp, örnekleriyle taa o günlerde ispat ediyordu.
O zamanki DSP, MHP, ANAP hükümeti bu gerçeklere kulak tıkadı. Kim kaybetti? Türk Milleti ve devleti.
AKP iktidar oldu ve hiçbir cumhuriyet hükümetinin, AB konusunda maddi ve maneviyatla ilgili atmaya cesaret edemedikleri adımları attılar. İtikat, toprak, ahlak dahil tavizlerin ardı arkası kesilmedi. Çıkarılan kanunları, fiiliyata geçirilen uygulamaları, övgüleri vs. biliyorsunuz.
Prof. Dr. Haydar Baş, 'ben, diyeceğimi dedim, gerisine karışmam' diyerek geri mi çekildi. Asla. Milli Ekonomi Modeli ve sosyal devlet tezlerini ortaya koydu. Bu tezler uluslararası kabul gördü, uygulandı ve uygulanıyor.
Bu milleti, bu coğrafyayı bir arada tutacak, her türlü saldırıya karşı yıkılmaz kaleler olan kültür birliği, inanç birliği, medeniyet birliği, millet, milli kimlik gibi temel öğeleri Anadolu'nun dağına, taşına, deresine ezberletti, nakşetti.
Ama ne iktidar, ne muhalefet ve ne de bu millet bu müthiş nakışı ve nakkaşı görmedi. Daha doğrusu görmek istemedi.
Geldiğimiz nokta kimliğinden kopmuş bir gençlik, hedefi sadece (çoğu geçinmek için) para kazanmak olan bir millet ortaya çıkarken AB, 467 oyla Türkiye'ye, "seni aramızda görmek istemiyoruz" restini çekti.
Bu devlete, bu millete ihanet eden, kurşun sıkan ne kadar terörist varsa hepsine kucak açtı. Her türlü yardımı yaptı. Bu militanları istediğimiz zaman da, "sizin adalet sisteminiz bozuk, veremeyiz" diyerek adeta ülkemizle hakaret babında dalga geçtiler.
En son İstanbul'da devlet aleyhine yasadışı faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle tutuklananların içinde Alman vatandaşları da vardı ve Almanya, ülkemize posta koydu; "Şu tarihe kadar vatandaşlarımı serbest bırak (yoksa)?"
Kısaca Avrupa'nın, iktidar nezdinde bu devlete ve millete topyekûn saldırdığını her gün izliyorsunuz.
Tabii ki bu Haçlı saldırılarına karşı hep beraber duracağız. Osmanlı, Sevr'i imzaladı diye Türk Milleti bunu kabul mü etti? Asla. Vatanı, bayrağı, namusu, imanı gereği Haçlıya karşı bağımsızlık mücadelesi verdi.
Şimdi AB ve ABD'ye bu kadar tavizler verildi ve bu Haçlı güçleri ülkemizi alenen tehdit ediyor. Hatta askeri müdahaleden bahsediyorlar.
Biz buna razı mı olacağız? Asla.
Ama önce herkes başını dizlerinin arasına alarak "biz ne yaptık ki bu hale düştük ve biz ne yapmadık ki, Allah bize zilleti verdi" diye düşünecek. Hidayet dileyeceğiz.
Ve Çanakkale'deki, Kurtuluş savaşındaki Türk milletinin özünü, özümüzde dirilteceğiz. Neydi o öz? Tevhidin merkezi olan Ehl-i Beyt sevgisi.
İşte bu haletiruhiyeye ulaştık mı Haçlıyı yine denize döker, çöplüklerine göndeririz?
Avrupa Birliği'nin bize dayattığı şartlar, üzerimizde emelleri olan güçlerin, boşluklardan istifade ederek, ülkenin bölünmesine imkân ve zemin hazırlanmalarını kolaylaştırmaktadır."
Tarihe dikkat ettiyseniz bu açıklamanın koalisyon hükümeti döneminde yapıldığını hatırlarsınız. Prof. Dr. Haydar Baş, ülkemiz idarecilerine, siyasetine ve milletimize her daim 'AB'den asla hayır gelmeyeceğini' sebepleriyle anlatıp, örnekleriyle taa o günlerde ispat ediyordu.
O zamanki DSP, MHP, ANAP hükümeti bu gerçeklere kulak tıkadı. Kim kaybetti? Türk Milleti ve devleti.
AKP iktidar oldu ve hiçbir cumhuriyet hükümetinin, AB konusunda maddi ve maneviyatla ilgili atmaya cesaret edemedikleri adımları attılar. İtikat, toprak, ahlak dahil tavizlerin ardı arkası kesilmedi. Çıkarılan kanunları, fiiliyata geçirilen uygulamaları, övgüleri vs. biliyorsunuz.
Prof. Dr. Haydar Baş, 'ben, diyeceğimi dedim, gerisine karışmam' diyerek geri mi çekildi. Asla. Milli Ekonomi Modeli ve sosyal devlet tezlerini ortaya koydu. Bu tezler uluslararası kabul gördü, uygulandı ve uygulanıyor.
Bu milleti, bu coğrafyayı bir arada tutacak, her türlü saldırıya karşı yıkılmaz kaleler olan kültür birliği, inanç birliği, medeniyet birliği, millet, milli kimlik gibi temel öğeleri Anadolu'nun dağına, taşına, deresine ezberletti, nakşetti.
Ama ne iktidar, ne muhalefet ve ne de bu millet bu müthiş nakışı ve nakkaşı görmedi. Daha doğrusu görmek istemedi.
Geldiğimiz nokta kimliğinden kopmuş bir gençlik, hedefi sadece (çoğu geçinmek için) para kazanmak olan bir millet ortaya çıkarken AB, 467 oyla Türkiye'ye, "seni aramızda görmek istemiyoruz" restini çekti.
Bu devlete, bu millete ihanet eden, kurşun sıkan ne kadar terörist varsa hepsine kucak açtı. Her türlü yardımı yaptı. Bu militanları istediğimiz zaman da, "sizin adalet sisteminiz bozuk, veremeyiz" diyerek adeta ülkemizle hakaret babında dalga geçtiler.
En son İstanbul'da devlet aleyhine yasadışı faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle tutuklananların içinde Alman vatandaşları da vardı ve Almanya, ülkemize posta koydu; "Şu tarihe kadar vatandaşlarımı serbest bırak (yoksa)?"
Kısaca Avrupa'nın, iktidar nezdinde bu devlete ve millete topyekûn saldırdığını her gün izliyorsunuz.
Tabii ki bu Haçlı saldırılarına karşı hep beraber duracağız. Osmanlı, Sevr'i imzaladı diye Türk Milleti bunu kabul mü etti? Asla. Vatanı, bayrağı, namusu, imanı gereği Haçlıya karşı bağımsızlık mücadelesi verdi.
Şimdi AB ve ABD'ye bu kadar tavizler verildi ve bu Haçlı güçleri ülkemizi alenen tehdit ediyor. Hatta askeri müdahaleden bahsediyorlar.
Biz buna razı mı olacağız? Asla.
Ama önce herkes başını dizlerinin arasına alarak "biz ne yaptık ki bu hale düştük ve biz ne yapmadık ki, Allah bize zilleti verdi" diye düşünecek. Hidayet dileyeceğiz.
Ve Çanakkale'deki, Kurtuluş savaşındaki Türk milletinin özünü, özümüzde dirilteceğiz. Neydi o öz? Tevhidin merkezi olan Ehl-i Beyt sevgisi.
İşte bu haletiruhiyeye ulaştık mı Haçlıyı yine denize döker, çöplüklerine göndeririz?
Akın Aydın / diğer yazıları
- Orta Çağ senyörleri, senyoraj, ABD ve MEM / 05.02.2026
- Bu ülkede ‘TÜRK’ sorunu vardır / 04.02.2026
- Mademki bu gece kader kalemleri hareket halindedir… / 02.02.2026
- Vekil maaş, asıl evlat derdinde ve Ekrem İmamoğlu / 01.02.2026
- Fener Rum Patriği durmadı, durmuyor / 31.01.2026
- ‘Barış’ adı altında Gazze’ye de çöktüler / 30.01.2026
- Abdullah Öcalan ile Mesut Barzani arasında ne fark var? / 28.01.2026
- Kralın elma hikayesi ve AKP iktidarı / 27.01.2026
- Suriye’de kim kazandı? / 26.01.2026
- Namus sadece CHP’de aranmamalı / 25.01.2026
- Bu ülkede ‘TÜRK’ sorunu vardır / 04.02.2026
- Mademki bu gece kader kalemleri hareket halindedir… / 02.02.2026
- Vekil maaş, asıl evlat derdinde ve Ekrem İmamoğlu / 01.02.2026
- Fener Rum Patriği durmadı, durmuyor / 31.01.2026
- ‘Barış’ adı altında Gazze’ye de çöktüler / 30.01.2026
- Abdullah Öcalan ile Mesut Barzani arasında ne fark var? / 28.01.2026
- Kralın elma hikayesi ve AKP iktidarı / 27.01.2026
- Suriye’de kim kazandı? / 26.01.2026
- Namus sadece CHP’de aranmamalı / 25.01.2026





















































