İslâm ülkelerinde halklar ayaklandı, yönetimlerine karşı isyan ettiler. Bazısında isyanlar iç savaşa dönüştü, Müslümanlar birbirlerini öldürdüler, öldürüyorlar. Bu vahim olayların, o ülkelerin kendi dinamiklerinden kaynaklanmadığı, Batılı güçlerin kışkırtmasıyla gerçekleştiği kesindir. Ajan ve yerli işbirlikçileri vasıtasıyla bu olayları çıkaran Batılı güçler, isyancıların sözcülüğünü ve savunuculuğunu da yine kendileri yapıyor.
Diyorlar ki: “Halk demokrasi istiyor.”
Halkın ayaklanmasıyla, isyan ve iç savaşla yönetimler devrilmez, demokrasi gelmezse ne olur?
Ne olduğu Afganistan, Irak ve Libya’da görüldü. Masum halklar bombalandı, kan gövdeyi götürdü, gözyaşı sel oldu, ülkeler işgal edildi ve demokrasi (!) getirildi.
Batılı güçler, İslâm ülkelerinde demokrasinin yerleşmesini neden isterler? Bugüne kadar böyle bir istekleri yoktu da şimdi niçin depreşti?
Aslında, Batılıların istediği İslâm ülkelerinin tabii kaynaklarına konmak ve sömürmektir. Onu hangi düzenle sağlıyorlarsa, Batılılar için en makbul düzen odur. Acımasız, zalim bir diktatör, sömürülerine imkân verse, onu hiç utanmadan demokrasi kahramanı ilân ederler. Batılılar, böyle ikiyüzlü, böyle riyakâr ve böyle sahtekârdırlar.
Şu gerçeğin altını kalın çizgiyle çizelim: Batılılar, İslâm ülkelerinde halkın iradesinin egemen olacağı bir demokrasiyi asla istemezler. Bilirler ki, Müslüman halkın iradesi İslâm olur. Bundan dolayıdır ki, isyancılar, “İslâmi yönetim kurmayacağız” diye bangır bangır bağırıp Batılılara güvence veriyorlar.
Prof. Dr. Muhammed Hamidullah der ki: “Hükümet şekli şartlara ve halkın tercihine bağlıdır. Allah (cc) indinde devlet rejimi veya şekli tercih sebebi değildir.” İslâm âlimlerinin ortak görüşü de şudur: “İslâm’da yönetim şekli yok, yönetim ruhu vardır. Eleştirilmesi gereken yönetim şekilleri değil, egemenliğin kötüye kullanılmasıdır.”
Öyleyse, isyancıların Batılılara verdiği “İslâmi yönetim kurmayacağız” güvencesi ne anlama geliyor?
Anlam açık. Bu, “yönetimimizde İslâm’ın ruhu olmayacak, Batı medeniyetinin değerlerini egemen kılacağız” demektir. Zaten Batılıların da istediği budur. Diyorlar ki, “kişisel yaşantınızda İslâm’ı istediğiniz gibi yaşayın, fakat yönetimde medeniyet değerlerimize bağlılığınız sürsün.” O bağlılık, haliyle sömürünün sürmesini sağlayacaktır. Bu projenin adı malum, “Ilımlı İslâm” projesidir.
Söz konusu proje için ABD’li yetkililer bakınız neler söylemişler: ABD Dışişleri eski Bakanı Rice, Ilımlı İslâmcıların desteklenmesi halinde ortaya çıkabilecek durumu şu sözlerle ifade eder: “İslâm ile demokrasi arasında doğru ilişki kurabilen, her ikisine de hizmet eden kurumlar oluşturabilen, demokratik bir süreç ortaya çıkabilir.”
ABD Dışişleri eski Bakan Yardımcısı R. Holbrook da şöyle der: “ABD, 11 Eylül’den beri İslâm dünyasında ılımlı İslâm demokrasileri istiyor. İşte sadece iki örnek var, Türkiye ve Malezya.”
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda, Türklerle Arapların arasını açmak için, “Türkler İslâm’ı terk etti, gâvurlaştı” propagandasını yapan Batılılar, şimdi Araplara, Türkleri örnek gösteriyorlar. Niçin? Çünkü ılımlı İslâm projesinde model olarak Türkiye ve Malezya seçilmiş, fakat Türkiye, bu konuda hayli mesafe almış durumdadır.
Ortadoğu uzmanı Daniel Pipes, “Müslümanların ancak Batı modelini açıkça kabul etmeleri halinde kalkınabileceklerini, Batı kültüründen bir şeyler öğrenebilmek için de öncelikli olarak Batı medeniyetin üstünlüğünü kabul etmek gerektiğini” söylüyor.
Demek ki, Batılı bir modeli kabullenmekle, Batı medeniyetini kabullenmek eşanlamlıdır. Bu kadar sözden sonra, artık şu soruları sormamız şart olmuştur:
İslâm ülkelerinde isyan edenler, Batı medeniyeti için Müslüman kardeşlerinin kanını dökmüyor mu?
Medeniyetler, dinlerin vücut bulmuş şekli değil mi?
Batı medeniyeti veya onun bir modeli için ölen bir Müslüman, aynı zamanda hangi din uğruna ölmüş oluyor?
Bu soruların doğru cevaplarını bulalım, ondan sonra Ortadoğu’daki olayları değerlendirelim. Aksi halde, –Allah (cc) korusun– farkında olmadan düşman safında yer alır, Müslümanlara kılıç çekmiş oluruz.
Diyorlar ki: “Halk demokrasi istiyor.”
Halkın ayaklanmasıyla, isyan ve iç savaşla yönetimler devrilmez, demokrasi gelmezse ne olur?
Ne olduğu Afganistan, Irak ve Libya’da görüldü. Masum halklar bombalandı, kan gövdeyi götürdü, gözyaşı sel oldu, ülkeler işgal edildi ve demokrasi (!) getirildi.
Batılı güçler, İslâm ülkelerinde demokrasinin yerleşmesini neden isterler? Bugüne kadar böyle bir istekleri yoktu da şimdi niçin depreşti?
Aslında, Batılıların istediği İslâm ülkelerinin tabii kaynaklarına konmak ve sömürmektir. Onu hangi düzenle sağlıyorlarsa, Batılılar için en makbul düzen odur. Acımasız, zalim bir diktatör, sömürülerine imkân verse, onu hiç utanmadan demokrasi kahramanı ilân ederler. Batılılar, böyle ikiyüzlü, böyle riyakâr ve böyle sahtekârdırlar.
Şu gerçeğin altını kalın çizgiyle çizelim: Batılılar, İslâm ülkelerinde halkın iradesinin egemen olacağı bir demokrasiyi asla istemezler. Bilirler ki, Müslüman halkın iradesi İslâm olur. Bundan dolayıdır ki, isyancılar, “İslâmi yönetim kurmayacağız” diye bangır bangır bağırıp Batılılara güvence veriyorlar.
Prof. Dr. Muhammed Hamidullah der ki: “Hükümet şekli şartlara ve halkın tercihine bağlıdır. Allah (cc) indinde devlet rejimi veya şekli tercih sebebi değildir.” İslâm âlimlerinin ortak görüşü de şudur: “İslâm’da yönetim şekli yok, yönetim ruhu vardır. Eleştirilmesi gereken yönetim şekilleri değil, egemenliğin kötüye kullanılmasıdır.”
Öyleyse, isyancıların Batılılara verdiği “İslâmi yönetim kurmayacağız” güvencesi ne anlama geliyor?
Anlam açık. Bu, “yönetimimizde İslâm’ın ruhu olmayacak, Batı medeniyetinin değerlerini egemen kılacağız” demektir. Zaten Batılıların da istediği budur. Diyorlar ki, “kişisel yaşantınızda İslâm’ı istediğiniz gibi yaşayın, fakat yönetimde medeniyet değerlerimize bağlılığınız sürsün.” O bağlılık, haliyle sömürünün sürmesini sağlayacaktır. Bu projenin adı malum, “Ilımlı İslâm” projesidir.
Söz konusu proje için ABD’li yetkililer bakınız neler söylemişler: ABD Dışişleri eski Bakanı Rice, Ilımlı İslâmcıların desteklenmesi halinde ortaya çıkabilecek durumu şu sözlerle ifade eder: “İslâm ile demokrasi arasında doğru ilişki kurabilen, her ikisine de hizmet eden kurumlar oluşturabilen, demokratik bir süreç ortaya çıkabilir.”
ABD Dışişleri eski Bakan Yardımcısı R. Holbrook da şöyle der: “ABD, 11 Eylül’den beri İslâm dünyasında ılımlı İslâm demokrasileri istiyor. İşte sadece iki örnek var, Türkiye ve Malezya.”
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda, Türklerle Arapların arasını açmak için, “Türkler İslâm’ı terk etti, gâvurlaştı” propagandasını yapan Batılılar, şimdi Araplara, Türkleri örnek gösteriyorlar. Niçin? Çünkü ılımlı İslâm projesinde model olarak Türkiye ve Malezya seçilmiş, fakat Türkiye, bu konuda hayli mesafe almış durumdadır.
Ortadoğu uzmanı Daniel Pipes, “Müslümanların ancak Batı modelini açıkça kabul etmeleri halinde kalkınabileceklerini, Batı kültüründen bir şeyler öğrenebilmek için de öncelikli olarak Batı medeniyetin üstünlüğünü kabul etmek gerektiğini” söylüyor.
Demek ki, Batılı bir modeli kabullenmekle, Batı medeniyetini kabullenmek eşanlamlıdır. Bu kadar sözden sonra, artık şu soruları sormamız şart olmuştur:
İslâm ülkelerinde isyan edenler, Batı medeniyeti için Müslüman kardeşlerinin kanını dökmüyor mu?
Medeniyetler, dinlerin vücut bulmuş şekli değil mi?
Batı medeniyeti veya onun bir modeli için ölen bir Müslüman, aynı zamanda hangi din uğruna ölmüş oluyor?
Bu soruların doğru cevaplarını bulalım, ondan sonra Ortadoğu’daki olayları değerlendirelim. Aksi halde, –Allah (cc) korusun– farkında olmadan düşman safında yer alır, Müslümanlara kılıç çekmiş oluruz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018