HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 20 MAYIS 2022, CUMA

Beklenen ve yakışan

18.03.2007 00:00:00
Çok partili hayatımızdaki yanlışları görmeden bugün için doğru karar vermek oldukça zor olacağı benziyor. Durum şudur: "Oy verip hizmet almak" yerine her ne olursa olsun da benim partim kazansın düşüncesi bütün çözüm yollarını tıkamış, en sade seçmeni bile parti fanatizmine sürüklemiştir. Ve böylece çok partili siyasi hayatımızda "kör dövüşü" dönemi başlamıştır.Bu süreçte bir takım etiketler, yaftalar ve sloganlar düşünce ve fikir hayatımızı dar kalıpların içine hapsetmiştir. Birbirimizi sağcılık-solculuk, ilericilik-gericilik, laiklik-antilaiklik demokratlık-antidemokratlık vb. sloganlarla tanıtmaya başlamışız.Gençler, işçiler, memurlar, esnaflar, liseliler, üniversiteliler yazarlar aydınlar. Bir takım tabelaların altında kendilerine yeni devletler, yeni yurtlar edinmek için yeni mevziler yeni cepheler oluşturmaya başlamış, sözün ikaz edemediğini sloganlarla, taşlarla, sopalarla ve silahla sindirme dönemine girilmiştir. Artık taraftarı sadece kendi partisinin kazanması tatmin etmiyordu. Kendinden başkasına kazanma şansı da, hakkı da yoktu, olmamalıydı. Ülke kapanın elinde kalacakmış gibi "kurtarılmış bölgeler" ilan edilmeye başlandı.50 yıllık çok partili hayatımızla 50'den fazla iktidar geldi geçti? Ama kavga bitmedi.Hal böyle olunca insanımız ve ülkemiz adına herhangi bir hizmet verilmediği gibi bugünlere gelmek için bütün servisler eksiksiz olarak devreye sokuldu.Nedir bugünkü durumumuz? Bugün ülkede üretim durmuştur. Piyasalar kilitlenmiştir. Köylü, işçi, memur, çiftçi ve esnaf perişandır. İşsizlik had safhadadır. Özelleştirme adı altında ülke kaynakları yabancılara peşkeş çekilmekte, topraklar satılmakta, tahdit yasalarıyla milletin eli-kolu bağlanmaktadır. Tahkim ve uyum yasalarıyla da devletin egemenlik hakları zaafa uğratılmaktadır.Kültürel ve ahlakı dezenformasyonun misyonerlikle bir başka boyut kazanmasıyla doğuracağı tehlikeler ise tamamıyla yüce milletimizi ve devletimizi hedef almaktadır.Amerika'nın "Büyük Ortadoğu Projesi", Avrupa'nın "şark meselesi", İsrail'in de "Arz-ı Mev'ud" hayallerini de hesaba katarak içerde ve sınırlarımızda, bölgemizde yani Afganistan'da, Irak'ta, Filistin, Lübnan'da yaşanan olayların asıl hedefi ülkemiz, milletimiz ve devletimiz olduğu gerçeğini kim nasıl inkar edebilir.İşte ülkemiz bugün bu durumdadır. Dolayısıyla başta Sayın Recep Tayip Erdoğan hükümeti olmak üzer diğer 58 hükümeti bu noktada değerlendirmek gerekir.  Aksi takdirde aynı mantık ve aynı silsile ile gelecek olan 60. hükümet ülkemizi ve bölgemizi dönüşü olmayan bir sona doğru daha süratli bir şekilde sürüklemekten başka bir şeye yaramayacaktır.Neden!Bir defa şu gerçeği millet olarak görmek mecburiyetindeyiz? Temeli Gazi M. Kemal Atatürk tarafından "bağımsızlık" üzerine atılan Türkiye Cumhuriyeti Devleti Amerika'nın, Avrupa'nın ve İsrail'in önünde birinci öncelikle hedef ülkedir.Bilakis çok partili dönemlerde Türkiye Cumhuriyeti Devletini idareye talip olanlar hep bu güçlerle işbirliği yaparak ülkeyi yönettiler. Gerek iktidara ve gerekse muhalefete mensup milletvekilleri genel başkanlar mecliste yaptıkları yemine sadık kalmamış ve bu adı geçen güçlerle karşılıklı menfaat ilişkileri gözetilmeden her türlü siyasi, askeri, iktisadi ve kültürel işbirliğine gidilmiştir.Ve dolayısıyla bugüne kadar muhalefette veya iktidarda görev alan siyasi partilerin, onların genel başkanlarının ve milletvekillerinin hiç birisinin ülkenin ve milletin idaresi konusunda plan ve projeleri olmamıştır.Dolayısıyla varsayalım ki bu insanlar bir an olsun ülke millet yararına hizmet etmek isteseler dahi ellerinde hiçbir programları olmadığı için buna muvaffak olmaları zaten mümkün değildir.Kendilerine ait herhangi bir plan ve projesi olmayan bu partiler ve mensupları başkalarının plan ve projeleriyle yola çıkmaya kendilerini baştan mecbur etmişlerdir.  Seçim meydanlarında oy almak için halka verilen sözler ve vaatlerle Amerika'nın, Avrupa'nın, İsrail'in projeleri çalışınca faturayı kimi zaman devlete, kimi zaman askere keserek vatandaşı devlete ve askere karşı tavır almaya zorlamışlardır ki bunun ne kadar tehlikeli olduğu ortadadır. Hatta bir adım daha ileri giderek; Batılı dostlarını memnun etmek için her türlü imkanı, fırsatı ve gücü devreye koyanlar millete sıra gelince 'ne yapalım, yaptırmıyorlar ki' yalanına sığınmaya çalışmışlardır. Burada bir taşla birkaç kuş vurmanın sinsi kurnazlığı da yatıyor. Halkın nazarında devleti ve orduyu taşlamak ve ayrıca devlete, millete gerçek manada hizmet edecek devletin ve milletin bütün değerlerine, kurum ve kuruluşlarına sahip çıkacakların yolunu tıkamak gibi çirkin bir oyun yatmaktadır.Çok partili siyasi hayatımıza en büyük yanlışlardan biri de iç ve dış  siyasette eğitimde, ulaşım ve iletişimde tarımda, ticarette, sanayide, sanat ve kültürde milli ve bağımsız politikalar yerine A'dan Z'ye dışa bağımlı politikalar izlemek olmuştur.Amerika'nın, Avrupa'nın ve İsrail'in ülkemiz ve bölgemiz üzerindeki düşünceleri, emelleri bütün çıplaklığı ile acımasızlığı ve vahşeti ile her gün biraz daha hayatımıza girerken hala bu ülkeleri dost ve müttefik kabul etmek hangi devlet, hangi siyaset anlayışı ile izah edilebilir.Esef ve endişe ile belirtmek gerekir ki bugüne kadar meclise giren siyasi partiler ve onların genel başkanları bir taraftan halkı kendi etraflarında toplayıp kamplara bölmüşler, bir taraftan da adı geçen devletlerin taşeronluğuna soyunarak ülkemizi bugünkü haline getirmişler, ardından faturayı başkalarına keserek vatandaşı devlete ve orduya karşı yanlış yönlendirmişlerdir. Devlet ve ordu adına birileri yanlış yapmış da olabilir. Sorumluların yerine müesseseleri suçlamak sıradan ve basit bir taktik hatası olmadığına göre "yavuz hırsız ev sahibini bastırır" senaryosuyla karşı karşıyayız demektir.Ayrıca siyasi partilerin rekabet ve muhalefetleri herhangi bir fikir, proje, plan çerçevesinde olmadığı için yapılanlar "kör dövüşünden" öteye geçmiyor. Siyasilerin kör dövüşü medya vasıtasıyla en ücra köşelerdeki vatandaşa kadar ulaştırılınca hiç kimse bir kör dövüşünden başını kaldırıp önündeki tehlikeleri bir türlü görmeye fırsat bulamıyor.Kör dövüşünün mantığında haklılık veya haksızlıktan ziyade taraftarın bizzat kendisi ve menfaatleri, ihtisasları, kin ve nefreti, toplum ve ülke meselelerinin önüne geçtiği için hükümetler değişse de ülke ve millet yararına değişen bir şey olmuyor. Bu kör dövüşleri partili vatandaşları öylesine militan, öylesine fanatik yaptı ki hep kendisi haklı başkaları da hep haksız oldu. Partililer hep kendilerini haklı görünce biraz da bu psikoloji ile boş bardakta hep bir damla su aradılar. Bulamayınca da hayallerini su yaparak sonu gelmez bir serabın peşine düştüler.Bir türlü su ile dolduramadıkları bardağı sırf rey almak için taraflarını olduğunu iddia ettikleri  sağcılığı, solculuğu, milliyetçiliği, muhafazakarlığı, demoktratlığı, laikliği, çağdaşlığı ideolojileştirerek bardağın içine döküp döküp içmeye başladılar.Bu derece parti fanatizmi hiç şüphesiz bir taraftan sertleşmeyi ve cepheleşmeyi kaçınılmaz kılarken bir taraftan da memleket meselelerini hep geri plana itiyordu. Böylece bir taraftan meseleler çözümsüzlüğe itilirken bir taraftan da birileri bu meseleleri istedikleri gibi hallederek hedeflerine adım adım yaklaşmaya başladılar. Ülkemiz ve bölgemizle ilgili haritalar elden ele servis edilmeye başlandı. Kıbrıs, Kuzey Irak, Kerkük, Güneydoğu, sözde Ermeni Soykırımı sadece birkaç başlık.Devlete, Millete, Vatana, Orduya , Dini ve Milli Tarihi değerlere sahip çıkmak suç sayılır oldu. Durum özetle budur. Şimdi birilerinin  önünü görmesi lazım değil mi? Önyargılarından kurtulup öncelik ve ivedilikle yüce Türk Milletinin devleti ve ülkesiyle bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğü için aklımızı başımıza devşirmemiz gerekmez mi?Şimdi mesela sayın Süleyman Demirel; sadece Türkiye'nin değil, Ortadoğu,'nun da, Türk dünyasının da Avrupa'nın da, Amerika'nın da hasılı bütün dünyanın içinde bulunduğu krizleri bunalım ve buhranları günümüzde bizzat yaşayarak en iyi bilenlerden biridir. Bürokrasi ile başlayan hizmet hayatında Başbakanlık yapmış, ihtilal yaşamış, Cumhurbaşkanı olmuş, ülkemizde hayatta ikincisi olmayan tek adam. Her konuda çok rahatlıkla konuşabilecek, bilgi ve tecrübeye  sahip bir Demirel? Olanları ve bitenleri bizzat yaşayan bir insan.Bir başka örnek Sayın Erbakan? Cumhurbaşkanlığı hariç, Başbakanlık yapmış, ihtilal yaşamış, yaşıyla başıyla engin tecrübe sahibi bir insan. Sayın Erbakan da çok şeyler gördü, çok şeyler yaşadı ve çok şeylerle karşılaştı. Aynı kategoriye Türkeş'i ve Ecevit'i de koyabiliriz. Ancak onlar şimdi hayatta değiller. Bunların ardından ikinci jenerasyon olarak, Yıldırım Akbulut, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller halen aktif siyasetin dışında olsalar bile bu ülkede Başbakanlık yapmış insanlar bunlar.Başbakanlık yapmamış olsalar bile eski Meclis başkanlığı yapmış Ferruh Bozbeyli, Hüsamettin Cindoruk birinci gruptan daha az tecrübeli değiller. Elbette siyasetin duayenleri sadece bunlardan ibaret değil.Hatta siyasetin dışında da kendi sahalarında en az bunlar kadar ülkenin çetin şartlarını yaşamış kariyer ve tecrübe sahibi nice insanlarımız var.Askeri kanattan Doğan Güreş, Hüseyin Kıvrıkoğlu, İ.Hakkı Karadayı, Hilmi Özkök paşalar 12 Eylül ihtilalinin hem askeri hem sivil lideri sayın Kenan Evren?Anayasa Mahkemesi'nin, Danıştay'ın ve Yargıtay'ın hukuk otoriteleri. İş ve Finans dünyasının lokomotifleri? Hülasa siyasi, idari, hukuki, iktisadi, içtimai, askeri topyekün ilim ve fikir dünyamızın son yarım asra damgasını vuranlar, şekil ve yön verenler? Ülkemizi, bölgemizi ve dünyamızı masaya yatırsalar? Sağdan, soldan aşağıdan, yukarıdan baksalar. Herkes kendi sahasında her türlü ön yargıdan uzak dünya gerçeklerini, yaşanan ve yaşanacak bütün tehdit ve tehlikeleri göz önünde bulundurarak sadece Türk Milletinin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin milli menfaatleri doğrultusunda bir değerlendirme yapsalar? Nerede eksik, nerede yanlış ve nerede hata yaptık? Ardından "dediğim dedik" yerine, "buyurun beyler biz burada ne yapabiliriz" demek hiç mi mümkün değil. Ve yine tekrar maziye dönüp bugünlere nasıl geldiğimizi hatırlayarak, bu ülkenin geleceği üzerinde artık söylediklerimiz ve yaptıklarımızla nereye geldik ve nereye gidebiliriz, bu yer gerçekten gelinmesi gereken yer midir.Bugün hala aklımızdan geçenlerle nereye varabiliriz? Bu muhasebe, bu durum değerlendirmesi bugün yapılmayacaksa ne zaman yapılacak?Prof. Dr. Haydar Baş Bursa il kongresinde Bursalıları ayağa kaldırdı ve ? "İşte Milli Ekonomi Modeli, işte Sosyal  Devlet - Milli Devlet" dedi. Buyurun inceleyin?Asırlar öncesinden günümüze ve asırlar sonrasına uzanan bir milli köprü?Uluslar arası kongrelerde tartışıldı ve halen tartışılmaya devam ediliyor.Dolayısıyla bugün elimizde böylesine bir deha böylesine bir gerçek var. Değil sadece kaybedilen yılları geri getirmek bütün bir geleceği de kucaklamak mümkün. Hayalleri zorlananlar için elindeki bir bardak suyu içmekten daha kolay ve daha gerçek. Bütün çıplaklığı, bütün ihtirasıyla ortada duruyor. Devletle Milletin, siville askerin el ele, gönül gönül'e vererek 70 milyondan 700 milyona, 700 milyondan 7 milyar'a açılan bir kucak önümüzde?Bugün dünya barışı, güveni, huzuru aramıyor mu?  Terörden kurtulup demokrasiye ulaşmak istemiyor mu? Fukaralığa, yoksulluğa, yolsuzluğa yeter artık demiyor mu? Yüce Türk Milletinden beklenen bu değil mi. Bize yakışan bu değil mi? Netice? Batı yapacağını da, yapabileceğini de yaptı. İnsanlığın manzarası ortada? İstesek de istemesek de sıra yüce Türk Milletinde Evet hem beklenen ve hem de yakışan budur? Burada tevazu olmaz. Olursa zillet olur ve insanlığa, hatta batıya bile ihanet olur?
 
Ali Gedik / diğer yazıları
- Milli Çözüm Milli Ekonomi Modeli / 03.07.2010
- Türkiye'nin çıkmazı / 02.07.2010
- Geleceğe yürüyebilmek adına / 14.05.2010
- Bir başka gerekçe ile Milli Ekonomi Modeli / 06.05.2010
- Son olaylar üzerine / 30.04.2010
- Kararı milletin kendisi verecek / 22.04.2010
- Problem temelde / 10.04.2010
- Anayasa değişikliği üzerine / 01.04.2010
- Siyaset nedir ve siyasetçi kimdir? / 30.03.2010
- Bu bir kör dövüşü müdür? / 26.03.2010
- Çanakkale'nin düşündürdükleri / 20.03.2010
- Ermeni meselesi / 19.03.2010
- Can simidi / 16.03.2010
- Bu kavga böyle bitmez / 13.03.2010
- Söz gerçekten milletin mi? / 10.03.2010
- Terslikler dünyası / 06.03.2010
- Basın özgürlüğü üzerine / 03.03.2010
- Siyasi kavga niçin kaçınılmaz? / 02.03.2010
- Samimiyet testinde ölçü / 27.02.2010
- Samimiyet testi / 25.02.2010
- Hiç bir şey tesadüf değil / 24.02.2010
- Kuşatıcı bir "İRADE" olmadan / 28.10.2009
- ABD'nin değirmenine su taşıyanlar!.. / 24.10.2009
- Bir başka açıdan son gelişmeler / 23.10.2009
- Açılım halkaları / 18.10.2009
- Bir anketin düşündürdükleri / 29.08.2008
- Beyhude Arayışlar! Ve... / 28.08.2008
- Ülke mi, Dünya mı? / 08.08.2008
- Birlik ve Birlik ve / 01.08.2008
- Güngören'in düşündürdükleri / 29.07.2008
- Ve terör / 11.07.2008
- Yetki ve sorumluluk / 09.07.2008
- Milleti anlamak / 05.07.2008
- Çare ve çözüm / 04.07.2008
- Aklın gereği / 22.05.2008
- Egemen güçler ve taşeronlar / 14.09.2007
- Mesele çözümü Aramaksa / 02.05.2007
- Evet Haydar Baş Malatya'da idi... / 21.04.2007
- Avrupa İlim Adamları Haydar BAŞ dedi / 08.04.2007
- Bir garip tecelli / 06.04.2007
- Seçim telaşı üzerine / 22.03.2007
- Beklenen ve yakışan / 18.03.2007
- Devletler ve müesseler / 17.03.2007
- "Bu da tarihe bir not düşmek için" / 16.03.2007
- Sadece bir not düşmek / 15.03.2007
- Batılılaşma / 10.10.2004
- Yetmez mi? / 30.07.2004
- Birilerinin acelesi var, ama insanlık ölmedi / 20.06.2004
- Din ve vicdan hürriyeti başka, misyonerlik başka / 10.06.2004
- Yine bir fırsat / 09.06.2004
- Bakın, ülke ve millet kimlerin elinde! / 04.06.2004
- 29 Mayıs 1453 / 29.05.2004
- Olayların dili / 28.05.2004
- Din eğitimi ve kültürü / 14.05.2004
- Bir umut / 06.05.2004
- Irak elden gitti, Kıbrıs'a dikkat / 06.12.2003
- 11 Eylül / 12.09.2003
- Bugün Irak, ya yarın! / 06.09.2003
- Yanlış hesaplar ve Bağdat / 04.09.2003
- Amerika Irak'ta yolun neresinde? / 31.08.2003
- 'Yeni dünya düzeni' değil, 'bizim dünyamız' / 23.08.2003
- Irak'a asker göndermek / 22.08.2003
- Bağdat ve Kudüs'ün düşündürdükleri / 21.08.2003
- BTP niçin vardır? / 16.08.2003
- Herkes kendi / 18.04.2003
- Geleceği görmek / 17.04.2003
- Zoraki komşu / 16.04.2003
- Saldırıyla gelecek / 05.04.2003
- Büyüklük taslama / 03.04.2003
- Silahın demokrasi dersi / 15.01.2003
- Bilgi, kültür ve şuur / 14.01.2003
- Bir adım / 10.01.2003
- Taraf olmak / 09.01.2003
- Yine Irak üzerine / 08.01.2003
- Türkiye'den beklenen-II / 06.01.2003
- Türkiye'den beklenen / 05.01.2003
- II. Derviş dönemi mi? / 04.01.2003
- Şimdi neler olacak? / 03.01.2003
- Merhaba 2003 / 01.01.2003
- Yeni bir yıl için... / 31.12.2002
- Mantık; yutma mantığı / 30.12.2002
- Savaş çığlıkları / 28.12.2002
- Niçinler doğru cevabı bulmadıkça / 24.12.2002
- Demek ki... / 23.12.2002
- Huzuru hak etmek / 22.12.2002
- Kıbrıslı ve Dünyalı olmak / 21.12.2002
- Vuslat etkinlikleri sona erdi / 20.12.2002
- Kıbrıs'ın düşündürdükleri / 19.12.2002
- Dün Afganistan, bugün Irak, yarın...? / 18.12.2002
- 'Serap'a ray döşemek / 17.12.2002
- Kolay pazarlık / 16.12.2002
- 2004'lerin manası / 14.12.2002
- Diyalog'dan Reform'a / 13.12.2002
- Avrupalı olmak-II / 12.12.2002
- Avrupalı olmak / 11.12.2002
- Sabır, imanın yarısıdır / 25.11.2002
- Hayalleri zorlayan projeler / 20.09.2002
- Olan ülkeye oluyor.. Ama, artık... / 18.09.2002
- Seçimi çözüm olmaktan çıkarmak isteyenlere... / 06.09.2002
- Bizim önceliğimiz / 30.03.2002
- 2003 ve bir fıkra / 28.03.2002
- Asparuk Paşa haklı / 27.03.2002
- Gaziantep'ten yükselen ses / 26.03.2002
- Gözler Gaziantep'te / 23.03.2002
- Yaş onbir / 22.03.2002
- Dümensuyu / 21.03.2002
- Haydar Hoca'yı anlamak / 18.03.2002
- Trabzon-Bursa / 17.03.2002
- Tam bağımsızlık / 12.03.2002
- Doğruyu görebilmek / 06.03.2002
- Açık adres / 04.03.2002
- Batı'nın bahaneleri bitmez / 02.03.2002
- ABD ve AB / 01.03.2002
- Bayramın düşündürdükleri / 26.02.2002
- Bayramı anlayabilmek / 22.02.2002
- Özel hayat / 20.02.2002
- Biz yanlış yapmadık / 18.02.2002
- Yoldan çıkma / 17.02.2002
- Yeni bir umut / 12.02.2002
- Karne / 11.02.2002
- Takdir kimin olsun? / 05.02.2002
- Kapkaççılık / 03.02.2002
- Horoz dövüşleri / 02.02.2002
- Devlet ve millet gerçeğinin temel espirisi / 01.02.2002
- Bardağı taşıran damlalardaki zerreler... / 27.01.2002
- Sanal dünyanın zavallıları / 23.01.2002
- Tartışmalar / 22.01.2002
- Evet, asıl mesele insan meselesi / 19.01.2002
- Melek ve şeytan / 18.01.2002
- Kolejli Lara / 17.01.2002
- Bakış açısı / 13.01.2002
- Kaybolan tarih / 12.01.2002
- Bir türlü düzelememek! / 10.01.2002
- Büyük olabilmek / 09.01.2002
- Ya olduğun, ya da göründüğün gibi... / 26.12.2001
- Deprem kuşağında zayıf temeller / 24.12.2001
- Arjantin!.. / 22.12.2001
- Bir muhasebe / 19.12.2001
- Bugün bayram / 16.12.2001
- Ramazan'ı uğurlarken / 15.12.2001
- Misyonerlik faaliyetlerinin düşündürdükleri / 14.12.2001
- Kanunsuz sokaklar / 11.12.2001
- Moral değerlerin zarureti / 10.12.2001
- Yoklar listesi ve... / 09.12.2001
- Bitmeyen yanlışların da sonu gelecektir / 28.11.2001
- Amerika'nın terör mantığı... / 26.11.2001
- Yine Bağımsızlık / 14.11.2001
- Bağımsızlık / 13.11.2001
- Taşıma su zavallılığından bağımsızlık çağlayanlarına / 12.11.2001
- Bedel mi diş kirası mı? / 05.11.2001
- Derviş'in gidişatı / 04.11.2001
- Alıştıra alıştıra / 02.11.2001
- 78 yıl önce 78 yıl sonra / 30.10.2001
- Füzelerin hedef şaşırması / 29.10.2001
- Neden radikalizm yakıştırması? / 28.10.2001
- İpin ucu / 27.10.2001
- Geleneği tartışmak / 25.10.2001
- Ramazan yaklaşırken / 23.10.2001
- Tek çözüm eğitim / 22.10.2001
- Şarbon mu alırsınız, Şaron mu? / 20.10.2001
- 15 dakika / 20.10.2001
- Barışı anlamak / 17.10.2001
- İşte bunun için bağımsızlık / 16.10.2001
- Yanlış mukayese / 14.10.2001
- Zulmün acı kaderi / 10.10.2001
- Bu yıkımı nasıl becerdiniz! / 07.10.2001
- Anayasa değişiklikleri / 06.10.2001
- Amerika ve terör / 04.10.2001
- Şahsiyet olmayınca / 01.10.2001
- Toplum olabilmek / 30.09.2001
- Doların ve yolsuzlukların dili / 28.08.2001
- Bu basınla nereye? / 27.08.2001
- Batan geminin malları / 20.08.2001
- Birlik ve beraberliğimizin doğru adresleri / 19.08.2001
- Bütün bunlar tesadüf mü? / 14.08.2001
- Taraf olmak / 13.08.2001
- Kaş yapmak / 09.08.2001
- Ebesi çok olanın sonu / 08.08.2001
- Bu sadece yoksulluğun tescili değil / 06.08.2001
- Sosyal patlama üzerine / 28.07.2001
- Hadi hayırlısı / 26.07.2001
- Kuvay-ı Milliye geliyor / 25.07.2001
- Sular böyle durulmaz / 20.07.2001
- Bit yeniği mi' Papaz büyüsü mü? / 18.07.2001
- Kiracı mı oluyoruz? / 15.07.2001
- Yürüyüş devam ediyor... / 14.07.2001
- Çölaşan'a ne demeli? / 15.06.2001
- Ankara mitinginin ardından / 14.06.2001
- Tarih 10 Haziran / 12.06.2001
- Ankara buluşması / 10.06.2001
- Yalnızlık ve itilmişlik / 06.06.2001
- Benzemek ve örnek almak / 03.06.2001
- Derviş'in IMF programı üzerine / 26.05.2001
- Düğümü halk çözecek / 25.05.2001
- Bir başka açıdan mitingin düşündürdükleri / 23.05.2001
- Kuvay-ı Milliye Mitingi / 22.05.2001
- Hoş geldiniz / 20.05.2001
- Bu miting tarihî bir fırsattır / 19.05.2001
- 7 Nisan'dan 20 Mayıs'a / 17.05.2001
- Önce vatan / 16.05.2001
- Egemenlik de tartışılıyorsa... / 15.05.2001

Yeni Mesaj arşivinde 'tarihte bugün'

Yeni Mesaj Gazetesi arşivi 2001 yılına kadar eksiksiz içerikle erişime açık olup ayrıca tüm arşivde anahtar kelimelerle arama yapmak da mümkündür.

18.03.2006, 18.03.2005, 18.03.2004, 18.03.2003, 18.03.2002, 18.03.2001, 18.03.2000, 18.03.1999, 18.03.1998, 18.03.1997, 18.03.1996, 18.03.1995, 18.03.1994, 18.03.1993, 18.03.1992, 18.03.1991, 18.03.1990, 18.03.1989, 18.03.1988


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2022

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.