HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 18 HAZİRAN 2021, CUMA

Problem temelde

10.04.2010 00:00:00
Varlık âleminin ve hayatımızın maddi ve manevi olmak üzere iki temel unsuru vardır. İnsanda bu gerçek beden ve ruh olarak tecelli eder. Hemen her inanç, her düşünce ve her toplum bu gerçeği kabul eder. Ancak ihtilaf ve anlaşmazlık maddenin ve mananın, daha hususi manada beden ve ruhun mahiyetini anlamada, algılamada ve tarifinde başlıyor. Ve bu ihtilaf Hz. Adem'in oğulları ile başlayarak günümüze kadar devam ede gelmiştir. Kıyamete kadar da devam edecektir. O halde şöyle bir temel tespit yapmakta zaruret var. Mesele insan ve eşyada değil, mesele insanı ve eşyayı tanımada ve anlamada... Örneklemek gerekirse insan gerçeğini ele alabiliriz. Mesela ileri demokrasi ve uygarlık ülkeleri olarak kabul edilen Batı'da "insan"; "düşünen hayvan" diye tarif edilmiştir. Ama İslam, insanı "Zübde-i kâinat, halifetullah ve İnsan-ı Kamil" olarak ifade ve tarif etmiştir. Ve Batı'da insan hala, günahkâr doğar ve onun için vaftiz edilir. Bizde ise insan, tertemiz ve masum olarak doğar. İşte siyasi, ekonomik ve kültürel alanlardaki bütün ihtilafların, zıtlıkların ve tersliklerin temeli buraya dayanmaktadır. Bu gerçek hayatımızın her anı ve her noktası için geçerlidir. Yaşanan ve yaşanmakta olan her doğrunun ve her yanlışın asıl ve değişmez adresini insanın tarifinde aramak lazım. Hayatımızın maddi ve manevi bütün boyutlarıyla mahiyeti bu tarife bağlı. Ve buna bağlı olarak şekilleniyor, gelişiyor ve anlam kazanıyor. Hatta öyle zamanlar, öyle şartlar olur ki, "iki çarpı iki" bile buna göre hesap edilir ve neticelendirilir. Bütün bunlara rağmen insan ve eşyanın tarifinde anlaşamadığımız Batı ile acaba ekonomik sahada anlaşamaz mıyız? diye bir sual akla gelebilir. Öyle ya bugün bayağı iç içe, hatta sarmaş-dolaş bir vaziyetteyiz diyenlerimiz çıkabilir. Şimdi o zaman, Batı'nın insan tarifinden sonra bir de ekonomi tarifine bakalım. Batılı ekonomist ve akademisyenler ekonomiyi; "İnsan ihtiyaçlarının sınırsız, kaynakların ise sınırlı olduğu " anlayışı üzerine bina ediyor. Dolaysıyla başta Batı olmak üzere bütün dünya yüzyıllar boyu ekonomiyi bu yanlış anlayış ile yönettiler ve yönlendirdiler. Bugün dünyanın içinde bulunduğu açlık, felaket, yoksulluk, yokluk, fakirlik gerek fertler ve gerekse toplumlar arasında gelir dağılımındaki uçurumlar tamamıyla Batının eseridir. Çünkü Batı direkt veya endirekt yollarla dünyayı idare etmeye devam ediyor. Gerek kapitalist gerekse sosyalist ekonomi anlayışlarının karşısına maalesef bir karşı tez veya bir alternatif çıkmamıştır. Yani hangi sebeple olursa olsun gerek İslam âleminden ve gerekse Asya'nın ve Afrika'nın diğer kesimlerinden siyaset ve ekonomi adına kendilerine ait özgün bir görüş çıkamamıştır. Ta ki Prof. Dr. Haydar Baş "Milli Ekonomi Modeli"ni bir can simidi olarak insanlığın hizmetine, refahına ve kalkınmasına sunana kadar. Hiç şüphesiz Haydar Bey "Zübde-i kainat, halifetullah ve İnsan-ı Kamil" gerçeğinden yola çıkarak mevcut ekonominin bütün ezberlerini, tariflerini, kanun ve sistemlerini altüst ederek yeni bir bakış getiriyor. Prof. Dr. Haydar Baş'a göre ekonomi her millete göre millidir ve bunun için adı "Milli Ekonomi Modeli"dir. Tarif olarak; "Milli Ekonomi Modeli insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi ve ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olması, iç ve dış harcamaların borçlanmadan temin edilebilmesinin adı ve formülüdür" gerçeğini bütün temel unsurlarıyla ortaya kor. Diyelim ki insan tarifinde anlaşamadık. Çünkü orada inançlar söz konusu olabilir. Ayrıca sıradan ve basit bir konu da değil. Bir takım dini, tarihi değerler, anlayışlar ve ön yargılar da perdeleyici, önleyici ve engelleyici bir rol oynayabilir. Peki, ekonomideki sıkıntı nedir? Ortada elle tutulur, gözle görülür bir gerçek var. Hepimiz insanız ve hepimiz asgari ihtiyaçları aynı. Beslenmek, barınmak, korunmak, iş ve aş sahibi olmak?Ve bu dünya da zaten bunun için yaratılmış. Hz. Âdem'den bugüne kaç yüz milyar insanı besledi, baktı ve büyüttü. Dahası bundan sonra kıyamete kadar da ne kadar insanı doyuracak, giydirecek, barındıracak bilemiyoruz. Özetlemek gerekirse batının insan anlayışındaki sığlığı, darlığı ve belirsizliği onun dünya anlayışına da etki edince dünyayı yoklar ülkesi olarak görmesine ve onu sadece kendisi için sömürmesine, yağmalamasına ve talan etmesine sebep olmuştur. Oysaki Haydar Bey'in Milli Ekonomisinde bu dünya ve uygulanacak insan eksenli tüketime dayalı bir ekonomik anlayışta fakirlik suç olarak ilan ediliyor. Yağmaya, talana, çalmaya, çırpmaya gerek yok. Hele sömürgeciliğe hiç gerek yok. Her fert ve her toplum kendi ülkesinde kendi imkân ve kaynakları ile fevkalade şartlarla yaşayabilir.  Netice insan gerçeğinde doğruyu bulamayanlar "iki çarpı iki" deki doğruyu da bulamazlar. Onlara göre doğru, "iki çarpı iki"nin dört etmesi değil, onların menfaati neyi gerektiriyorsa odur.Bu pencereden bakılınca Osmanlı sonrası Afrika'yı, Asya'yı özellikle Ortadoğu'yu bütün acı gerçekleri ile görebilirsiniz.
 
Ali Gedik / diğer yazıları
Megadentist



logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.