7 Ağustos 2026'da Mekke'de imzalanan üçlü savunma anlaşmasını anlamak için, on gün öncesine, Washington'a bakmak gerekiyor.
28 Temmuz 2026'da Atlantic Council, "How to reset US-Gulf security partnerships" başlıklı bir politika notu yayımladı. Yazarları sıradan analistler değildi: Allison Minor, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nde Arap Yarımadası işleri direktörlüğü yapmıştı; Alina L. Romanowski ise Irak (2022-2024) ve Kuveyt (2020-2022) büyükelçisiydi. Yani metin, Amerikan dış politika bürokrasisinin kurumsal hafızasından çıkıyordu.
Tezleri açıktı. Çeyrek yüzyıldır ABD'nin Körfez'deki güvenlik garantörlüğü, yazılı bir taahhüde değil kasıtlı bir muğlaklığa dayanıyordu; İran savaşı bu düzenlemenin en temel varsayımlarını sarstı. Yazarlara göre Washington artık rolünü "güvenlik garantörü"nden "güvenlik entegratörü"ne çevirmeli: bölgedeki askeri varlığını azaltırken ortaklarının kendi kabiliyetlerini güçlendirmeli, benzer düşünen koalisyonlar kurmalıydı. Bu fikir yeni değildi — ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın 2023 tarihli tiyatro stratejisi bunu zaten benimsemişti — ama hiçbir karar alıcı bunun pratikte ne anlama geldiğini tarif etmemişti.
Aynı tartışmanın diğer ucunda, Amerikan "kısıtlama" (restraint) ekolünün temsilcisi Quincy Institute yer alıyor. Onlar da ABD'nin geri çekilmesini savunuyor, ama farklı bir gerekçeyle: Körfez için OSCE ya da ASEAN modelinde yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi kurulmalı, ABD bunu teşvik etmeli ama liderlik etmemeli — çünkü süreci ABD kontrol ederse bölge onu sahiplenemez. İki ekol de aynı sonuca varıyor, bölgeyi yeniden planlamayı...
Bu tartışma Washington'da sürerken, bölgede somut bir şey oluyordu.
18 Mart 2026'da Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları bir araya geldi. Arapça literatürde "el-Âliyye er-Rubâiyye", diplomatik yazışmalarda ise R4 olarak anılan mekanizma böyle doğdu. İkinci toplantı aynı ayın 29'unda Pakistan'da, üçüncüsü 18 Nisan'da Antalya'da yapıldı.
Dördüncüsü mekanizmanın eşiğiydi. 21 Haziran 2026'da Mısır'ın davetiyle Kahire'de toplanan Bedr Abdelatty, Faysal bin Ferhan, Hakan Fidan ve İshak Dar, ilk kez ortak bir bildiri yayımladılar. Bildiride 18 Haziran'da imzalanan ABD-İran "İslamabad Mutabakat Muhtırası" bölgesel gerilimi düşürme yolunda yapıcı bir adım olarak selamlandı. Bakanlar aynı gün Sisi tarafından kabul edildi ve Sisi mevcut koordinasyonun "etkin bir kurumsal çerçeveye" dönüştürülmesini önerdi; bakanlar bu önceliğe mutabık kaldıklarını belirttiler. Yine aynı gün üç bakan, ABD Başkanı'nın Arap ve Afrika işleri kıdemli danışmanı Massad Boulos ile İran, Filistin, Libya ve Sudan dosyalarını görüştü.
Beşinci toplantı 5 Ağustos 2026 Çarşamba günü, Amman'daki Kudüs bakanlar toplantısının kenarında yapıldı. Gündemde Hürmüz Boğazı'ndaki durum ve seyrüsefer serbestisi, 18 Haziran mutabakatına dönüş çağrısı ve — dikkat çekici biçimde — dörtlü çerçevenin çalışma mekanizmalarının gözden geçirilmesi, etkinliğinin artırılması ve toplantıların farklı düzeylerde düzenli hale getirilmesi vardı.
İki gün sonra, 7 Ağustos 2026 Cuma günü Mekke'de, Safa Sarayı'nda, Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzaladılar. Ortak bildiriye göre üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırı, hepsine yönelik sayılacaktı.
Ancak anlaşmanın tam metni yayımlanmadı. Süresi, onay şartları, çekilme hükümleri, coğrafi kapsamı, yeni üyelerin katılım mekanizması ve komuta-istişare yapısı hakkında kamuya açık hiçbir bilgi yok. Eylül 2025 Suudi-Pakistan anlaşması da aynı şekilde metin olarak değil bildiri olarak duyurulmuştu.
Burda bir şey daha dikkati çekiyor. Amman'daki beşinci R4 toplantısıyla Mekke'deki imza arasında iki gün var. 5 Ağustos'ta Amman'da aynı masada oturan Fidan, Faysal bin Ferhan ve İshak Dar, 7 Ağustos'ta Mekke'de imza attılar. Aynı masadaki dördüncü bakan, Mısırlı Bedr Abdelatty, Mekke'de yoktu. Bir yıllık müzakereden geçmiş, taslağı hazırlanmış bir anlaşmanın Amman'da hiç konuşulmamış olması makul görünmüyor. 21 Haziran'da R4'ün kurumsallaşmasını isteyen taraf Kahire'ydi. Kurumsallaşma iki ay sonra, askeri bir formatta ve onsuz gerçekleşti.
28 Şubat 2026'da başlayan ABD-İsrail hava saldırılarından bu yana bölgede olanları hepimiz görüyoruz. 18 Haziran'da imzalanan ABD-İran mutabakat muhtırasının bir çözüm getirmediğini, amacın ABD için süreci uzatmak ve bölgedeki yeni bir oluşum için zaman kazanmak olduğunu söyleyebiliriz.
Anlaşmanın metni er ya da geç görünecek: uluslararası bir antlaşma olarak TBMM'de onaylanması halinde tam metin Resmî Gazete'de yayımlanacak, Pakistan tarafında da parlamento süreci benzer bir kapı. O gün anlaşmanın süresini, coğrafi kapsamını, katılım protokolünü ve komuta yapısını okuduğumuzda ve sürecin nasıl ilerlediğini gördüğümüzde o "hepimizin" kimin için olduğu da ortaya çıkacak sanırım.
- Dört milyar kimden eksilecek? Bir ortalamanın ahlaki anatomisi / 06.08.2026
- Bir fikre saldırmak / 05.08.2026
- Fikir zihinde değil, ortamda tutulur / 04.08.2026
- Bir seçmenin hikâyesinden insan zihninin derinliklerine / 02.08.2026
- Uyarı var, çözüm yok: Yapay zekâ ekonomisi tartışmasında eksik kalan halka / 30.07.2026
- Uyuşukluk imal edildi / 25.07.2026
- Suyun bile fiyatı var: Suyun metalaşması / 25.05.2026
- Bir cümle gerçekten bir şey söylüyor mu? / 16.05.2026
- Anlam arayışının başarısızlığı ve linç kültürü / 22.04.2026



























































