Christopher Nolan'ın 2008 yapımı Batman: The Dark Knight filminde bir sahne vardır. Gotham'ın umudu bir savcıdır: Harvey Dent. Dürüst, cesur, mafyanın korkulu rüyası. Halk ona "beyaz şövalye" der. Karşısında Joker vardır. Adı yok, geçmişi yok. Yüzünde bıçakla oyulmuş bir sırıtış. Parayla işi yoktur; mafyadan aldığı dolar yığınını ateşe verir. Tek derdi, medeniyetin ne kadar ince bir cila olduğunu göstermektir. Joker, Harvey'in sevdiği kadını bir patlamada öldürür. Harvey'in yüzünün yarısı yanar. Sonra hemşire kılığında hastane odasına girer, yatağın başına oturur ve fısıldar:
"Nobody panics when things go according to plan. Even if the plan is horrifying."
"Her şey plana uygun gittiğinde kimse paniğe kapılmaz. Plan korkunç olsa bile."
Joker deli değildir. İnsanı çok iyi tanır. Asıl dehşet de budur: Haklıdır.
Savaşlar çoğalıyor. Devletler arası çatışmalar iki yılda ikiden sekize çıktı; 1946'dan beri görülmemiş bir rakam. Kıyamet Saati gece yarısına 85 saniyeye geldi; tarihin en karanlık ayarı.
Açlık ortada. 645 milyon insan aç yatıyor; her 13 kişiden biri.
Pahalılık her sofrada. Fiyatlar kudurmuş, ücretler erimiş. Dünya enflasyon sarmalına giriyor.
Ekonomi borçla ayakta. Küresel borç 353 trilyon dolarla rekor kırdı. Faturayı yarının çocukları ödeyecek.
Göç bir sel. 117,8 milyon insan yurdundan kopmuş; her 70 kişiden biri. Denizde boğulan çocuklar artık bir günlük haber bile değil.
Ve öfke. Etnik milliyetçilik yükseliyor, sınırlara duvarlar örülüyor, yabancı düşmanlığı oy getiriyor. İnsanların yüzde 70'i kendinden farklı olana güvenmiyor. Kimse kimseye tahammül etmiyor.
Hepsi önceden biliniyordu. Hepsi raporlarla duyuruldu. Hepsi planın parçası. Ama kimse panik yapmıyor.
Hepimiz hissediyoruz. Kimsenin rakama ihtiyacı yok. Ama sabah kalkıp işe gidiyoruz. Haberi açıp kapatıyoruz. Savaş görüntüsünden bir yemek videosuna kayıyoruz. Başımızı önümüze eğip rutine devam ediyoruz.
1968'de iki Amerikalı psikolog, Bibb Latané ile John Darley, bu hali basit bir deneyle ölçtüler. Katılımcıları bir odaya alıp anket doldurttular, sonra havalandırmadan odaya duman vermeye başladılar. Odada tek başına olanların dörtte üçü birkaç dakika içinde kalkıp dumanı haber verdi. Yanında dumanı umursamaz görünen iki kişi oturanlarda ise bu oran yüzde 10'a düştü. Oda göz gözü görmez hale geldi, insanlar öksürmeye başladı; yine de yan masadakinin sakin yüzüne bakıp anketi doldurmaya devam ettiler.
Dünya o odadır. Duman her yerde. Herkes yanındakine bakıyor. Herkes sakin, çünkü kimse kalkmıyor. Kimse kalkmıyor, çünkü herkes sakin.
Psikolog Paul Slovic, katılımcılara açlık çeken yedi yaşındaki Rokia adlı bir kız çocuğunun fotoğrafını gösterip bağış istedi. İnsanlar yardım etti. Fotoğrafa "Rokia gibi 7 milyon çocuk açlık çekiyor" bilgisini eklediğinde ise bağışlar yarı yarıya düştü. Tek bir yüz vicdanı uyandırır; milyonlar uyutur. Çünkü büyük acılar bizi çaresiz hissettirir ve çaresizlikten kaçmanın en kolay yolu gözümüzü kaçırmaktır.
Bugün Gazze'de, Sudan'da, Yemen'de ölen on binler bir istatistiktir. Denizde boğulan binler bir istatistiktir. 645 milyon aç insan bir istatistiktir. Planın parçasıdır. Kimse panik yapmaz. Joker'in dediği tam budur: Bir belediye başkanı trajedidir. Bir kamyon dolusu asker, plandır.
Türkiye'ye bakın. Dört kişilik bir ailenin sadece karnını doyurması ayda 37.388 lira. Kira, fatura, okul eklenince 121.786 lira. Asgari ücret bunun yanından bile geçmiyor. İşçi ay sonunu değil, ayın ortasını getiremiyor. Emekli, otuz yıl, kırk yıl prim ödedi. Bugün maaşı kiraya yetmiyor. Pazar kapanırken yere düşen domatesi topluyor. Köylü, mazot pahalı, gübre pahalı, tohum pahalı. Borçla ekiyor, zararına satıyor. Ürün tarlada çürüyor, köy boşalıyor, tarla satılıyor.
Türkiye'de ekonomik krizin her geçen yıl derinleştiğini görmeyen var mı? Maaşın ayın yarısında bittiğini, emeklinin pazar filesini yarıya indirdiğini, gencin ev kurmayı hayal etmekten vazgeçtiğini? Adaletin terazisinin eğildiğini, güçlüye başka, güçsüze başka işlediğini hissetmeyen var mı? Diplomalı gençlerin işsiz kaldığını, okuduğunu anlamayan bir neslin yetiştiğini, en parlak çocuklarımızın bavullarını toplayıp gittiğini bilmeyen var mı? Herkes görüyor. Herkes konuşuyor. Kahvede, minibüste, sofrada herkes şikâyet ediyor.
Sonra sandık geliyor. Ve aynı insanlar, yıllardır kendilerine bu tabloyu yaşatan aynı siyasi yapılara, aynı refleksle oy veriyor. İktidar kanadında da muhalefet kanadında da değişen pek bir şey olmuyor. Kazanan hesap vermiyor, kaybeden istifa etmiyor. Seçmen ise partisine takım tutar gibi bağlı. Ekonomi çökse de adalet sarsılsa da, okul çürüse de forma değişmiyor. Her zam planın parçası. Her kapanan dükkân planın parçası. Her giden genç planın parçası. Açıklanıyor, bir gün konuşuluyor, unutuluyor.
Kimse panik yapmıyor.
Bayram öncesi kurbanlık hayvan pazarlarını bilirsiniz. Koyunlar sürü halinde bekler. Önündeki yürüdüğü için yürür, yanındaki sakin olduğu için sakin kalır. Birkaç metre ötede bıçak bilenir. Sürü otlamaya devam eder. Sırası gelen gider. Kalan başını eğer.
Joker'in çözümü kaostur. Kaos kurtuluş değil, felaketin başka adıdır.
Çıkış o dumanlı odadadır. Kalkanlar, sorumluluğu yanındakine havale etmeyenlerdi. Başkasının sakinliğini kendine güvence saymayanlardı.
Bu ülkede o dumanı yıllardır işaret eden bir ses var. Bağımsız Türkiye Partisi ve Genel Başkanı Hüseyin Baş, herkes başını önüne eğerken asıl yangının geçim, yozlaşma, çeteler, uyuşturucu ve hukuksuzluk olduğunu, bu ülkede masumiyetle suçluluğun yer değiştirdiğini söylüyor. Oda dumanla dolarken yerinden kalkıp "yangın var" diyen o ilk insanın cesaretiyle.
Kulak vermemiz lazım, kendimiz için değilse bile çocuklarımız için.
Plana uygun felaket, planı sorgulayan ilk insanla bozulur.
Çocukların için kalkacak mısın?
Yoksa hâlâ yan masadakinin yüzüne mi bakıyorsun?
- Plana uygun felaket / 22.09.2026
- Son gelen öder: Bir yatırımcı hikayesi / 21.09.2026
- Türkiye'nin enerji bağımsızlığı üzerine: Yirmi yıl sonrasının hesabı / 20.09.2026
- Türkiye'nin enerji bağımsızlığı üzerine: Elektriği nereden üreteceğiz? / 19.09.2026
- Türkiye'nin enerji bağımsızlığı üzerine: Enerji, elektrik demek değildir / 18.09.2026
- Muz Cumhuriyeti / 17.09.2026
- Uzayda silahlanma-6: Türkiye ne yapmalı? / 16.09.2026
- Uzayda silahlanma-5: Türkiye'nin eksikleri / 15.09.2026
- Uzayda silahlanma-4: Savaşın yeni sahibi ve bizi bekleyen tehlike / 14.09.2026
























































