Lula ile Bolsonaro arasındaki yarış, Brezilya'nın iç siyasetinin yanı sıra ABD ve Çin ile ilişkilerinin ve Latin Amerika'daki dengelerin yönünü de yakından ilgilendiriyor.
Brezilya'da sandık kuruluyor ama seçim sadece Brezilyalıları ilgilendirmiyor. Luiz Inácio Lula da Silva ile Flávio Bolsonaro arasındaki yarış, Washington ve Pekin açısından da yakından izleniyor. Bunun önemli bir nedeni var: Latin Amerika'nın en büyük ekonomisi olan Brezilya, aynı zamanda dünyanın önde gelen tarım üreticilerinden, enerji ve maden kaynakları bakımından önemli ülkelerinden biri. Çin, Brezilya'nın en büyük ticaret ortağı konumunda. ABD ise siyasi, ekonomik ve diplomatik açıdan önemli bir ortak olmayı sürdürüyor. Sandıktan çıkacak sonuç, bu ilişkilerin önceliklerini ve gelecekte nasıl yönetileceğini etkileyebilir. Daha geniş açıdan bakıldığında ise Brezilya seçimi, Latin Amerika ülkelerinin ABD ile Çin arasındaki rekabette kendi hareket alanlarını ne ölçüde koruyabilecekleri sorusunu gündeme getiriyor.
Lula'nın bilançosundan daha büyük bir soru
Lula'nın üçüncü döneminde sosyal politikalar, ekonomi ve Amazon'daki çevre politikaları öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Hayat pahalılığı ve güvenlik ise seçmenin günlük yaşamını belirleyen konular olmaya devam ediyor. Fakat bu seçimde Brezilya'nın dünyadaki konumu da tartışılıyor. Lula, ABD veya Çin arasında bir tercih yapmak yerine her iki ülkeyle de ilişkileri sürdürmeye dayanan bir dış politika çizgisini savunuyor. BRICS içindeki konumunu korurken Çin'le ekonomik ilişkileri geliştiriyor, Washington'la bağlarını da sürdürüyor. Flávio Bolsonaro ise ABD ile ilişkilerin güçlendirilmesini savunan bir yaklaşım ortaya koyuyor ve BRICS ile dolarsızlaşma tartışmalarında farklı bir çizgiye işaret ediyor.
Bu iki yaklaşımın farkı, Brezilya'nın yalnızca dış politika tercihlerini değil, ekonomik ilişkilerinin geleceğini de ilgilendiriyor. Çünkü Brezilya'nın önündeki seçenekler siyasi tercihler kadar ekonomik gerçeklerle de sınırlı.
Washington'la siyasi yakınlık, Pekin'le ekonomik bağlar
Çin'le kurulan ticari ilişkinin büyüklüğü Brezilya'nın dış politika hesabındaki en önemli unsurlardan biri. Soya fasulyesi, et, maden ve enerji ürünleri Çin pazarına ulaşan önemli ihracat kalemleri arasında bulunuyor. Bu ilişki artık yalnızca hükümetlerin aldığı kararlardan ibaret değil. Üreticilerin pazarı, ihracatçıların müşterileri ve şirketlerin yıllar içinde oluşturduğu ticari bağlantılar da bunun parçası. Bir hükümet dış politika önceliklerini değiştirebilir; ekonominin yönünü aynı hızla değiştirmek ise çok daha zor.
Washington cephesinde siyasi ve diplomatik boyut daha belirgin. ABD ile Brezilya arasında ticaret, çevre politikaları ve çeşitli ekonomik başlıklarda farklı görüşler bulunuyor. Flávio Bolsonaro'nun ABD ile ilişkilerin güçlendirilmesini savunması, seçim sonrasında iki ülke arasındaki ilişkilerin nasıl şekillenebileceği tartışmasını öne çıkarıyor. Lula'nın yaklaşımı ise mevcut dengeleri korumaya ve farklı ortaklarla ilişkileri birlikte yürütmeye dayanıyor.
Burada önemli olan, Brezilya'nın önünde basit bir "ABD mi, Çin mi?" seçeneğinin bulunmaması. Washington'la siyasi yakınlaşma bir hükümet tercihiyle hızlanabilir. Çin'le ticaretin yönünü değiştirmek ise ülkenin üretim ve ihracat yapısında çok daha kapsamlı değişiklikler gerektirir.
Brezilya'nın tercihi Latin Amerika'yı da ilgilendiriyor
Brezilya'nın önemi tam da burada ortaya çıkıyor. Meksika'dan Arjantin'e, Şili'den Peru ve Kolombiya'ya kadar bölge ülkeleri de ABD ve Çin'le farklı alanlarda ilişkilerini birlikte yürütmeye çalışıyor. Çin ticaret, altyapı, enerji ve madencilik alanlarında güçlü bir ekonomik ortak haline gelirken ABD güvenlik, yatırım, teknoloji ve tedarik zincirlerinde etkisini koruyor. Latin Amerika açısından sorun, iki ülke arasında mutlak bir tercih yapmak kadar, artan rekabetin bölge ülkelerinin kendi karar alanlarını daraltıp daraltmayacağı.
Brezilya'nın büyük iç pazarı, tarım ve enerji kapasitesi, maden kaynakları ve diplomatik ağırlığı ona bu konuda önemli bir hareket alanı sağlıyor. Bu yüzden sandıktan çıkacak hükümetin dış politika yaklaşımı, diğer Latin Amerika ülkeleri tarafından da yakından takip edilecektir. Brezilya'nın tercihi, bölge ülkelerine hangi ilişkilerin aynı anda sürdürülebileceği konusunda somut bir örnek sunabilir.
Seçimden sonra hükümet değişse bile Brezilya'nın Çin'le ticari ilişkileri, ABD ile ekonomik bağları ve ihtiyaç duyduğu dış yatırımlar bir anda ortadan kalkmayacak. Değişebilecek olan, bu ilişkilerin hangi önceliklerle yönetileceği ve Brezilya'nın iki büyük güç arasındaki rekabette kendisine ne kadar alan açabileceği.
Washington ile Pekin arasındaki rekabet büyürken Latin Amerika iki güçten birini seçmek zorunda mı? Yoksa ülkeler kendi ekonomik ve siyasi çıkarlarını koruyabilecekleri daha geniş bir hareket alanı yaratabilir mi? Brezilya seçimi, bu sorunun cevabını görmek açısından önemli bir gösterge olacak.
Cem Bürüç / diğer yazıları
- Brezilya sandığında ABD ve Çin hesabı / 06.10.2026
- Kaliningrad'dan Karadeniz'e / 02.10.2026
- İngiltere'de Avrupa tartışması: Kim ne istiyor? / 01.10.2026
- Avrupa'da savaş artık sınırda başlamıyor / 30.09.2026
- Washington'un Latin Amerika hesabı / 29.09.2026
- Berlin'de Eralp dönemi mi başlıyor ? / 26.09.2026
- Moskova Avrupa'nın kırmızı çizgisini mi test ediyor? / 25.09.2026
- ABD istedi, Danimarka kabul etti: AB Grönland'da ne yapıyor? / 24.09.2026
- Rusya neyi hedefliyor? / 23.09.2026
- AB dışarıda büyüyor, içeride çözülüyor mu? / 21.09.2026
- Kaliningrad'dan Karadeniz'e / 02.10.2026
- İngiltere'de Avrupa tartışması: Kim ne istiyor? / 01.10.2026
- Avrupa'da savaş artık sınırda başlamıyor / 30.09.2026
- Washington'un Latin Amerika hesabı / 29.09.2026
- Berlin'de Eralp dönemi mi başlıyor ? / 26.09.2026
- Moskova Avrupa'nın kırmızı çizgisini mi test ediyor? / 25.09.2026
- ABD istedi, Danimarka kabul etti: AB Grönland'da ne yapıyor? / 24.09.2026
- Rusya neyi hedefliyor? / 23.09.2026
- AB dışarıda büyüyor, içeride çözülüyor mu? / 21.09.2026


























































