Adalette, ekonomide, tarımda, eğitimde, sağlıkta kısaca iç ve dış politikada bırak çözüm üretmeyi artık mazeret bile üretemez hale gelen bir iktidarımız var.
Özellikle işsizlik, enflasyon, gelir adaletsizliği, yolsuzluk, kara para aklama, rüşvet, adam kayırma ve de yargı kararlarına yıllardır ekranlarda iktidar partisini savunan gazeteciler, akademisyenler, ekonomistler, hukukçular bile artık mazeret bulamıyor, kaftan biçemiyor.
Sokakta da durum aynı. Yıllardır AKP'ye oy veren insanımız da ülkenin getirildiği duruma tepkili. Sokak bile kötü gidişatı, çürümeyi ve de eleştirileri kabul etti.
Ama iktidar partisi anketlerde % 30, ittifakı ile % 37'lerde gözüküyor.
Bu tablonun sebebini geçtiğimiz hafta BTP Lideri Hüseyin Baş, 'vatandaşta bu iktidar giderse daha kötüsü gelir endişesi var' cümleleriyle özetledi.
Teşhis tamda budur! Ben İmam Hatip mezunuyum. Gerek lise arkadaşlarım ile gerek sokaktaki insanımız ile yaptığımı sohbetlerde hep bu korku var.
Bu korkunun iki ayağı olabilir. Birincisi insanımız yıllarca desteklediği, umut bağladığı anlayışa eleştirilere cevap veremediği için mazeret mantığı.
İkincisi ve asıl olanı da dini ve milli değerler üzerinden insanımıza korku aşılanması.
Sayın Baş konuşmasında bu mantığı da devre dışı bırakacak şu vurguları yaptı;
'Toplumumuzda 20 yıldan beri süregelen, 'Bu iktidar giderse daha kötü de olabilir endişesi de var' endişesi var. Biz bunu da gözlemliyoruz halk arasında bazı kesimlerde. Ama onlara da şunu söylemek istiyorum;
Değerli kardeşim! Bugün ülkede iktidar değişse, emin ol, emekli maaşı 23 bin liradan aşağı düşmez.
Asgari ücret 28 bin liradan aşağı düşmez.
İstanbul'da ortalama kira 40-45 bin liranın üstüne çıkmaz.
Yani bu iktidar ekonomik olarak bir şeyleri iyi yapıyor da o gidince daha kötü olmaz!
Zaten biz şu anda Türkiye'de halkımız ekonomik olarak gerçekten çok zor günler yaşıyor. Bundan daha zoru yok. O yüzden ekonomiye ilişkin bir reçetesi olan, bir çözüm önerisi olan siyasi iradenin peşine takılmak gerekiyor. O da Türkiye'de tek Bağımsız Türkiye Partisi' dedi.
Ben vatandaşın 'korku' listesini biraz daha genişletmek istiyorum
Hiçbir iktidar artık zinayı suç olmaktan çıkaramaz.
Artık hiçbir iktidar hem NAS ile faiz karşıtlığı yapıp, faizi tavan yaptıramaz.
Hiçbir iktidar artık başörtüsü, ezan, Ayasofya başlıklarında milleti galeyana getiremez.
Hiçbir iktidar Mescid-i Aksa, Filistin, Gazze başlıklarıyla artık oy devşiremez.
Bundan sonra hiçbir iktidar masaya oturacak terör örgütü bulamaz.
Bundan sonra hiçbir iktidar kaçıracak 'türbe' bulamaz.
Bundan sonra hiçbir iktidara, 'Ege'de adalarımız işgal edildi, neredesiniz' sorusu sorulamayacak.
Bundan sonra hiçbir iktidara, 'İsrail'e karşı laf dışında neden bir icraatınız yok' eleştirisi yapılamayacak.
Bundan sonra hiçbir iktidar bu iktidar kadar Amerikancı olamayacak.
Bundan sonra hiçbir iktidar, AB'ci olamayacak.
Bundan sonra hiçbir iktidar, Vatikan'a kutsallık atfedemeyecek, İbrahim'i dinler, dinler arası diyalog, 4 hak din vardır' cümlelerini kuramayacak.
Bundan sonraki iktidarlar döneminde Patrik Bartholomeos, 'ekümenik' (devlet başkanı) sıfatını kullanamayacak.
Bundan sonra hiçbir iktidar madenleri, enerji santrallerini, ulaştırma, haberleşme şirketlerini, yolları, köprüleri, ormanları, toprakları vs. satamayacak.
Çünkü bu iktidar her şeyi sattı. Bu da yapılamaz, denilenleri yaptı. Bu da söylenemez, denilenleri söyledi.
Nasıl bir anlayış iktidar olmalı?
Bu sorunun cevabını ta 2001 yılında Merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın gazetemizde yayımlanan yazısında şöyle cevaplandırıyordu:
'Şövenist değil Türk milliyetçisi, mandacı değil ulusal zihniyette bireyler yetiştirerek her sahada vatandaşının dayanağı olan devletimizi iç ve dış odaklara karşı küçültmek bir tarafa, daha da güçlendirmenin planlarının yapmalıyız.
Devlet olmadan milletin de olmayacağı hakikatini asla unutmamalıyız.
Küresel ekonominin patronu ABD'nin eski başkanlarından Kennedy'nin "3. Dünya ülkelerini kendinize borçlandırın ki istediğiniz gibi yönlendirebilesiniz" sözünü içinde bulunduğumuz zor şartlara uygulayarak borç kredileri karşılığı istediklerini bir kez daha inceleyelim.
Ulusal egemenliğimize yönelik daha fazla tavizlere maruz kalmadan 'borç almayı' bırakmalıyız. Ekonomi politikasını 'borç almak' üzerine oturtan bir devlet sömürge olmaya mahkumdur...
Paranın piyasalarda dönmesi ve Türk insanının emeğinin hayata geçirilmesini sağlamak amacıyla emisyonu genişletip proje mukabili faizsiz kredi verilmelidir. Bu yapılırken hayali değil, sadece verileri belirlenmiş somut projelere kaynak sağlanmalıdır…
Ülkemizin bağımsızlık ve egemenliğinin önemli göstergelerinden olan paramız, dolar karşısında hızla erimektedir.
Derhal dalgalı kur sistemi terk edilmeli, yabancı paraya özellikle dolara olan talebin önüne geçmek için piyasalarda güveni sağlayıcı önlemler alınmalıdır.
Enflasyonun düşürülmesi için devletimizin vergileri azaltılması da şarttır. İşçiden, çiftçiden, geliri 100 milyarın altındaki (o günkü rakam) kazanç sahiplerinden vergi alınmamalıdır. Büyük devletimizin buna kudreti mevcuttur.
Kendi ilim ve fikir adamlarımızı 'bir şey bilmezler' gerekçesiyle kenara atarak ithal edilen kişilerin değil, bu ülkenin değerleriyle yoğrulmuş, şartlarını bilen evlatlarımızın hazırlayacağı ekonomik modelleri hayata geçirmeliyiz.
Türk Milleti, savaş şartlarından çıkmış bir ekonomiyi öz kaynaklarına ve üretime dayalı bir politikayla 1923-1938 yılları arasında mükemmel bir noktaya getirmeyi başarmıştı.
O zamanın imkanlarıyla Kayseri'de uçak imal edip Belçika'ya ihraç eden, Mamak'ta gaz maskesi sanayii kuran bizleriz. Yaptıklarımızı bugün de başarabiliriz.
Ama Türkiye ne hikmetse menfaatine dayalı bu yolu, o tarihlerden sonra hiç hayata geçirmemiş, ekonomide durgunluğu ve iflasa sürükleyen zararlı yolu tercih etmiştir.
Zararın neresinden dönülse kârdır. Derhal milli ekonomiye dönüş, batma noktasındaki ekonomimizin kurtuluşunun tek şartıdır.' (https://www.yenimesaj.com.tr/kriz-milli-cozumlerle-asilir-H1616158.htm)
2001-2026. Baş Hocamızın reçetesi hala ortada ve başka tedavi yok.
Özellikle işsizlik, enflasyon, gelir adaletsizliği, yolsuzluk, kara para aklama, rüşvet, adam kayırma ve de yargı kararlarına yıllardır ekranlarda iktidar partisini savunan gazeteciler, akademisyenler, ekonomistler, hukukçular bile artık mazeret bulamıyor, kaftan biçemiyor.
Sokakta da durum aynı. Yıllardır AKP'ye oy veren insanımız da ülkenin getirildiği duruma tepkili. Sokak bile kötü gidişatı, çürümeyi ve de eleştirileri kabul etti.
Ama iktidar partisi anketlerde % 30, ittifakı ile % 37'lerde gözüküyor.
Bu tablonun sebebini geçtiğimiz hafta BTP Lideri Hüseyin Baş, 'vatandaşta bu iktidar giderse daha kötüsü gelir endişesi var' cümleleriyle özetledi.
Teşhis tamda budur! Ben İmam Hatip mezunuyum. Gerek lise arkadaşlarım ile gerek sokaktaki insanımız ile yaptığımı sohbetlerde hep bu korku var.
Bu korkunun iki ayağı olabilir. Birincisi insanımız yıllarca desteklediği, umut bağladığı anlayışa eleştirilere cevap veremediği için mazeret mantığı.
İkincisi ve asıl olanı da dini ve milli değerler üzerinden insanımıza korku aşılanması.
Sayın Baş konuşmasında bu mantığı da devre dışı bırakacak şu vurguları yaptı;
'Toplumumuzda 20 yıldan beri süregelen, 'Bu iktidar giderse daha kötü de olabilir endişesi de var' endişesi var. Biz bunu da gözlemliyoruz halk arasında bazı kesimlerde. Ama onlara da şunu söylemek istiyorum;
Değerli kardeşim! Bugün ülkede iktidar değişse, emin ol, emekli maaşı 23 bin liradan aşağı düşmez.
Asgari ücret 28 bin liradan aşağı düşmez.
İstanbul'da ortalama kira 40-45 bin liranın üstüne çıkmaz.
Yani bu iktidar ekonomik olarak bir şeyleri iyi yapıyor da o gidince daha kötü olmaz!
Zaten biz şu anda Türkiye'de halkımız ekonomik olarak gerçekten çok zor günler yaşıyor. Bundan daha zoru yok. O yüzden ekonomiye ilişkin bir reçetesi olan, bir çözüm önerisi olan siyasi iradenin peşine takılmak gerekiyor. O da Türkiye'de tek Bağımsız Türkiye Partisi' dedi.
Ben vatandaşın 'korku' listesini biraz daha genişletmek istiyorum
Hiçbir iktidar artık zinayı suç olmaktan çıkaramaz.
Artık hiçbir iktidar hem NAS ile faiz karşıtlığı yapıp, faizi tavan yaptıramaz.
Hiçbir iktidar artık başörtüsü, ezan, Ayasofya başlıklarında milleti galeyana getiremez.
Hiçbir iktidar Mescid-i Aksa, Filistin, Gazze başlıklarıyla artık oy devşiremez.
Bundan sonra hiçbir iktidar masaya oturacak terör örgütü bulamaz.
Bundan sonra hiçbir iktidar kaçıracak 'türbe' bulamaz.
Bundan sonra hiçbir iktidara, 'Ege'de adalarımız işgal edildi, neredesiniz' sorusu sorulamayacak.
Bundan sonra hiçbir iktidara, 'İsrail'e karşı laf dışında neden bir icraatınız yok' eleştirisi yapılamayacak.
Bundan sonra hiçbir iktidar bu iktidar kadar Amerikancı olamayacak.
Bundan sonra hiçbir iktidar, AB'ci olamayacak.
Bundan sonra hiçbir iktidar, Vatikan'a kutsallık atfedemeyecek, İbrahim'i dinler, dinler arası diyalog, 4 hak din vardır' cümlelerini kuramayacak.
Bundan sonraki iktidarlar döneminde Patrik Bartholomeos, 'ekümenik' (devlet başkanı) sıfatını kullanamayacak.
Bundan sonra hiçbir iktidar madenleri, enerji santrallerini, ulaştırma, haberleşme şirketlerini, yolları, köprüleri, ormanları, toprakları vs. satamayacak.
Çünkü bu iktidar her şeyi sattı. Bu da yapılamaz, denilenleri yaptı. Bu da söylenemez, denilenleri söyledi.
Nasıl bir anlayış iktidar olmalı?
Bu sorunun cevabını ta 2001 yılında Merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın gazetemizde yayımlanan yazısında şöyle cevaplandırıyordu:
'Şövenist değil Türk milliyetçisi, mandacı değil ulusal zihniyette bireyler yetiştirerek her sahada vatandaşının dayanağı olan devletimizi iç ve dış odaklara karşı küçültmek bir tarafa, daha da güçlendirmenin planlarının yapmalıyız.
Devlet olmadan milletin de olmayacağı hakikatini asla unutmamalıyız.
Küresel ekonominin patronu ABD'nin eski başkanlarından Kennedy'nin "3. Dünya ülkelerini kendinize borçlandırın ki istediğiniz gibi yönlendirebilesiniz" sözünü içinde bulunduğumuz zor şartlara uygulayarak borç kredileri karşılığı istediklerini bir kez daha inceleyelim.
Ulusal egemenliğimize yönelik daha fazla tavizlere maruz kalmadan 'borç almayı' bırakmalıyız. Ekonomi politikasını 'borç almak' üzerine oturtan bir devlet sömürge olmaya mahkumdur...
Paranın piyasalarda dönmesi ve Türk insanının emeğinin hayata geçirilmesini sağlamak amacıyla emisyonu genişletip proje mukabili faizsiz kredi verilmelidir. Bu yapılırken hayali değil, sadece verileri belirlenmiş somut projelere kaynak sağlanmalıdır…
Ülkemizin bağımsızlık ve egemenliğinin önemli göstergelerinden olan paramız, dolar karşısında hızla erimektedir.
Derhal dalgalı kur sistemi terk edilmeli, yabancı paraya özellikle dolara olan talebin önüne geçmek için piyasalarda güveni sağlayıcı önlemler alınmalıdır.
Enflasyonun düşürülmesi için devletimizin vergileri azaltılması da şarttır. İşçiden, çiftçiden, geliri 100 milyarın altındaki (o günkü rakam) kazanç sahiplerinden vergi alınmamalıdır. Büyük devletimizin buna kudreti mevcuttur.
Kendi ilim ve fikir adamlarımızı 'bir şey bilmezler' gerekçesiyle kenara atarak ithal edilen kişilerin değil, bu ülkenin değerleriyle yoğrulmuş, şartlarını bilen evlatlarımızın hazırlayacağı ekonomik modelleri hayata geçirmeliyiz.
Türk Milleti, savaş şartlarından çıkmış bir ekonomiyi öz kaynaklarına ve üretime dayalı bir politikayla 1923-1938 yılları arasında mükemmel bir noktaya getirmeyi başarmıştı.
O zamanın imkanlarıyla Kayseri'de uçak imal edip Belçika'ya ihraç eden, Mamak'ta gaz maskesi sanayii kuran bizleriz. Yaptıklarımızı bugün de başarabiliriz.
Ama Türkiye ne hikmetse menfaatine dayalı bu yolu, o tarihlerden sonra hiç hayata geçirmemiş, ekonomide durgunluğu ve iflasa sürükleyen zararlı yolu tercih etmiştir.
Zararın neresinden dönülse kârdır. Derhal milli ekonomiye dönüş, batma noktasındaki ekonomimizin kurtuluşunun tek şartıdır.' (https://www.yenimesaj.com.tr/kriz-milli-cozumlerle-asilir-H1616158.htm)
2001-2026. Baş Hocamızın reçetesi hala ortada ve başka tedavi yok.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Bu iktidar giderse daha kötü de olabilir endişesi / 09.09.2026
- Sayın Erdoğan’ın faiz karşıtlığı sadece meydanlarda / 07.09.2026
- Dünyada saflar netleşiyor, Türkiye nerede? / 06.09.2026
- Futbol, iktidara kalkan mı oluyor? / 05.09.2026
- İmtihan dünyasında tercihlerimizi neye ve kime göre yapıyoruz? / 04.09.2026
- Prof. Dr. Haydar Baş, Bişkek’teydi / 03.09.2026
- Rakamlarla ispatlı: PKK, AKP döneminde güçlendi! / 02.09.2026
- Emperyalizme de kapitalizme de düşman olmak zorundasınız / 31.08.2026
- Bin 625 günde ayağı kalktık / 30.08.2026
- ‘Samsun’a çıktığım gün umumî vaziyet ve manzara’ / 29.08.2026
- Sayın Erdoğan’ın faiz karşıtlığı sadece meydanlarda / 07.09.2026
- Dünyada saflar netleşiyor, Türkiye nerede? / 06.09.2026
- Futbol, iktidara kalkan mı oluyor? / 05.09.2026
- İmtihan dünyasında tercihlerimizi neye ve kime göre yapıyoruz? / 04.09.2026
- Prof. Dr. Haydar Baş, Bişkek’teydi / 03.09.2026
- Rakamlarla ispatlı: PKK, AKP döneminde güçlendi! / 02.09.2026
- Emperyalizme de kapitalizme de düşman olmak zorundasınız / 31.08.2026
- Bin 625 günde ayağı kalktık / 30.08.2026
- ‘Samsun’a çıktığım gün umumî vaziyet ve manzara’ / 29.08.2026






















































